Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Görünürlük çıkmazı

Mevcut siyasi atmosferde “istenmeyen hayatların” görmezden gelindiği bir eğilim var. Çocukluğumda yayınlanmış dizi ve filmleri izlediğim zaman gördüğüm sahnelere şaşırıyorum: İçki içilmesi, farklı hayatlar, farklı insanlar, farklı dertler. Ekranlarda Huysuz Virjin ve Azize vardı. Hatta yalnızca eğlence olarak değil, haber olarak karalama için dahi olsa gazetelerde translar yer alırdı. Şimdi ise yalnızca muhalifliği ile ön plana çıkan lubunyaların ve LGBTİ+ hareketine karşı itibar suikasti adına yanlı gazetelerde haberler görüyoruz, bunlarda da bizim hayatlarımıza dair hiç bir veri yok, yalnızca bir korkuluk olarak hedef gösteriliyoruz.

Görünür bir trans kadın olarak endişelerim olmasının en büyük sebebi, ne noktada arı kovanına çomak sokacağım korkusu.

Görünürlüğümüzün böylesine bir kuşatma altında silinmeye ve sansürlenmeye çalışıldığı günümüzde herhangi bir mecrada sesimizi duyurmak, derdimizi anlatmak inanılmaz kıymetli. Velakin ne kadar çok kendimizi, kimliğimizle ortaya çıkarırsak o kadar da hedef olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Her kadın düşmanı, diğerlerinin davranışlarından mesul!

Sosyal medyada aktif olmaya, her alanda trans sesleri duyurmaya çabalıyorum. Bu süreç içerisinde maruz kaldığım söylemler zorbaca beni ve benim gibi kadınları susturmak adına arttı. Ya da artmadı da işte… ben öne çıktım.

Hak mücadelesi alanında dezavantajlı bir kimliğin öznesi olarak mücadele vermek kendi üstüne bir hedef tahtası çizmek gibi. Bırakın Türkiye’de olan translarla alakalı konuları, bana İngiltere’de ya da Birleşik Devletler’de olan olayların hesabı soruluyor. Oysa, her cis, yani natrans kadın, nasıl ki diğer tüm kadınlardan mesul değilse ben de bir trans kadın olarak her trans kadından mesul değilim.

Velakin, bence her kadın düşmanı diğer kadın düşmanlarının davranışlarından mesuldür.

Çünkü kadın düşmanlığı ya da mesela transfobi, transmizojini bunlar bir kimlik değildir. Bunlar bir fikirdir, bir görüştür. Nafaka hakkına karşı çıktığın zaman burada bir kimlik değildir, bu bir eylemdir ve nafakanın kaldırılmasına karşı, aynı fikirde olduğunuz insanlarla kadınların uğrayacağı zarardan mesulsünüzdür. Fikir ortaklığında aynı şeyi, aynı yerden savunduğunuz insanlarla berabersiniz demektir bu.

‘Timsah gözyaşları’ndan fazlası gerek

Bugün sosyal medyada zorbalayıp feminist dayanışma mekanizmalarından uzaklaştırmak istedikleri trans kadınlar, sonra kendi canlarına kıydıklarında “vah vah” diye timsah gözyaşı dökerek hatırlıyorlar. Günümüzde Twitter üzerinden bir çok mağdur sesini duyurabiliyor, ancak sosyal medya üzerinden sürekli trans kadınların söylemlerine saldırarak, onları çarpıtarak ulaşabilecekleri destekten onları mahrum bırakmak da transfobik bir şiddettir.

Yine İngiltere’de olan trans düşmanı tutumlar içerisinde, sık görülen bir trend olarak, trans olmanın kendisi, kadın düşmanı olarak konumlandırılmakta. Böylelikle bu bir kimliktense, “ideolojik” olarak mizojin bir birliktelik olarak ele alınacak ve insan hakları konusunda değerlendirilmeyecektir.

Trans olmak bir kimlik tecrübesidir ve bu tecrübeyi yaşayan herkes eşit haklara sahip olmalıdır. Geçen haftaki yazılarda da bahsettiğim gibi, beden mahremiyeti başta olmak üzere önemli haklarımız çiğnenmektedir.  Transların eşit haklara ulaşmasını istemek bir yaşam ve adalet mücadelesidir.

Bunların ışığında, görünür ve söz üreten bir trans kadın olarak bir “günah keçisi”, trans bireylerin her dediği ve söylediğinin hesabının sorulabileceği nihai kişi olmak gibi bir durum söz konusu. Yıllar içerisinde aktivist çevrelerde benim söylediklerimi söyleyen, yaşadıklarımı yaşayan ve anlatan bir çok trans kadın oldu, velakin zamanla hepsinin yorulup kendilerini güvende hissettikleri alanlara çekildiğini de gözlemleyebiliyoruz.

Bir yanda görünürlüğümüz sansürlenirken diğer yanda da açtığımız her alandan yeniden dışlanmamız isteniyor. Dayanışmanın önemi işte tam da burada saklı: Etrafınızdaki trans sesleri yükseltmek, haksızlıklara karşı konuşmak gerek.

Bizler translar olarak sadece görünür olmak için bile savaş veriyor, sert kabuklar oluşturup gerek sosyal medyada gerek hak mücadelesi alanında zorbalığa göğüs geriyoruz. Natrans dostlarımız bir kez daha soruyorum, neden susuyorsunuz?

Kategori: Hafta Sonu