Günün ManşetiManşetRöportajTarım-Gıda

Girit’in Hanya kentinde patronsuz bir “Yeşil Dünya” ticareti: Terra Verde

Girit’in Hanya kentinde yaklaşık 10 yıl önce “Başka bir ekonomik düzen mümkün!” diyen bir grup çiftçi bugün, hayal ettikleri düzenle işleyen bir dükkânda kendi ürünlerini tüketiciye sunuyorlar. Dükkânın ve aynı zamanda dükkânın etrafında kemikleşen ve büyüyen; çiftçiler, tüketiciler ve politik olarak bu alternatif modeli destekleyenlerden oluşan bu topluluğun ismi Terra Verde, Türkçede “yeşil dünya” anlamına geliyor. “Burada en önemli şey” diyor arıcılık yapan Antonis Papaiannakis, kısaca Pap, “Topluluk içinde bilgi ve deneyimleri paylaşmak, bunları geliştirmek ve çoğaltmak.”

Bu bir grup çiftçi, 2008 yılında bugün kent merkezinde yer alan dükkânı açıyorlar. Dükkâna girdiğinizde kendini gösteren ilk ürün, Meksikalı çiftçilerin ürettiği Zapatista kahvesi.

Dükkâna ilham veren ünlü sloganlarından “Ya Basta!” (Artık yeter!) hatırlayacağınız Meksikalı Zapatista’ların mücadelesi olmuş. Dükkâna getirdikleri ilk ürün de tam da bu sebeple alternatif dağıtım yollarından, yani ana akım ticaret aracılarından sıyrılarak buraya getirdikleri Zapatista’ların ürettikleri kahve.

Dükkânda, hemen hemen marketlerdeki her ürün var. Kuru baklagiller, şarap, makarna, un, sirke, kuruyemiş, çay gibi raf ömrü uzun ürünler çoğunlukta. Aynı zamanda birkaç meyve sebze de satılıyor. Fiyatlar ise süpermarketlerle aynı hemen hemen, hatta bazen daha ucuz. Ürünlerin çoğu çevre çiftliklerden ama aynı zamanda İtalya’dan, Meksika’dan, kuzey Yunanistan’dan alternatif kooperatif ya da üretim toplulukları, çay, kahve ve sabun gibi ürünlerini yolluyorlar. Yakınlarda üretim yapanlar ürünlerini aracısız, hatta gerçek anlamıyla “kendi elleriyle” getiriyorlar.

“Hanya’da bu dükkânı özel yapan şeylerden biri üreticilerin ürünlerini aracısız buraya getirebilmeleri. Ve ayrıca, buraya ürünlerini getiren tüm üreticiler, bu girişim bir parçası olmalılar. Mesela ben arıcılık yapıyorum. Çarşamba günleri benim dükkân günüm. Her Çarşamba akşamı 6 ile 9 arası buraya geliyorum. Bu iş için fazladan bir para almıyorum. Gündüzleri ise maaş alan arkadaşlarımız var, dükkân ile ilgileniyorlar. Her ayın ilk çarşambası ise burada bir toplantı oluyor. Dükkânla ilgili, diğer yönetimsel işlerle ilgili konular konuşuluyor. Bu toplantıya Hanya’ya yakın olan tüm üreticiler geliyorlar. Genelde 10-15 kişi oluyorlar bu toplantılarda.” diyor Pap, ve vurguluyor, “En önem verdiğimiz şey bilgi paylaşımı burada. Sürekli söyleşiler yapıyoruz. Bazen topluluk dışından uzmanlar da davet ediyoruz.”

Toplantılarda konuşulanlar yalnızca tarım ile ilgili değil: “Aynı zamanda etrafta neler olup bittiği de bu toplantılarda konuşuluyor. Hiyerarşi yok. Toplantıda konuşan bir kişi aynı zamanda öğrenen kişi de. Kararlar demokratik biçimde alınıyor. Bir karar alınırken herkese uyan bir karar almaya öncelik veriliyor. Bir karar alırken çoğunluğun hükmüne başvurmadan önce mutlaka kararın herkese uyması için uğraş veriliyor. Kazanan ya da kaybedenler olmasını istemiyoruz. Bazı zamanlar bu çok zor olabiliyor.”

Terra Verde’de topluluğundan Pap, arıcılık yapıyor.

En çok merak ettiğim konu sürdürülebilirlikti: Dükkân kendi masraflarını çıkarabiliyor mu, fiyatlar piyasanın geri kalanı ile karşılaştırıldığında yüksek mi, dükkandan alış veriş yapanlar yalnızca üst gelir gruplarından insanlar mı, çiftçiler buradan elde ettikleri geliri yeterli buluyorlar mı…

-Fiyatları nasıl belirliyorsunuz?

Burada amaç en yüksek karı elde etmek değil. İyi bir ürün satmak ve aracısız, alternatif bir ticaret sistemi için iyi bir model olabilmek.

-Üreticiler buradan yeterli bir gelir elde edebiliyorlar mı?

Buraya ürünlerini getiren üreticiler genellikle başka yerlere de ürünlerini satıyorlar. Üreticilerin gelirleri büyük ölçüde Terra Verde’ye dayalı değil.

-Bu dükkândan alış veriş yapanların bir profilini çizebilir misin?

Genel bir profil yok tabi ama alternatif politik görüşteki insanlar buraya geliyorlar. Ayaküstü bir yer olduğu için turistlerin de sık ziyaret ettiği bir yer oluyor. Burada gerçekleştirilen söyleşi ve toplantılar topluluğu sürekli büyümesine de yardımcı oluyor, bu şekilde satışlar da artıyor.

-Hükümetten yardım alıyor musun, ya da herhangi bir biçimde destekleniyor musunuz?

Hayır, hayır, hayır, hayır. Bizim gibi girişimlere destek veren Sosyal Kooperatif Girişimi isimli bir Avrupa Birliği programından fon alıyoruz yalnızca. Dükkânda çalışanların maaşlarının bir kısmı bu fonla ödeniyor.

-Neden bu kadar çok “Hayır” diyorsun, Pap? Anladığım kadarıyla bir “Hayır” yetmedi durumu ifade etmeye…

Çünkü devletle işimiz olsun istemiyoruz. Düşmanımız kapitalizm. Bu sebeple zaten buraya üreticileri toplamaya çalışıyoruz. Dediğim gibi, önceliğimiz alternatif bir model, bir topluluk oluşturmak.

Kötü şöhretini arkasında bırakıp çöken kooperatifler

Yunanistan’da 80’ler boyunca başa yeni gelen popülist hükümet, bir kooperatif reformu başlatıyor. Bu kooperatifler çoğunluk oyuyla çalışan, politik partilerin temsilci belirlemede çok etkili olduğu ve finansal ve kamu kaynaklarını bünyesine toplayan bu kooperatifler zamanla üretimden uzak, oldukça politikleşmiş, işe yaramaz kurumlar haline geliyorlar. Bu yüzden Yunanistan’da kooperatif deyince akla gelen ilk kelime “patronaj” oluyor. Şimdiki hükümet, yeniden gücünü üretimden alan kooperatifleşme sürecini başlattı. Bu işin, özellikle eski tecrübelerin yerleştirdiği algıdan da dolayı zor ve uzun bir yol olduğu söyleniyor.

-Kooperatifleşme alanında yenilikçiler olduğunu duydum, Pap, sen ne düşünüyorsun?

Kooperatiflerin çoğu çöktü Yunanistan’da. Ama kooperatif anlayışını diriltmeye uğraşanlar çoğalıyor bu sıralar. 80’lerde kooperatifler yukarıdan aşağıya inen bir yapılanmayla oluşturulmuştu. Şimdi bazı yenilikçiler alttan gelen ve alta giden yapılanmalar kurmak için emek gösteriyorlar.

“Öncelik, bir topluluk olmak”

-Dükkânın önünde gördüğüm bisikleti servis için mi kullanıyorsunuz?

Her diğer market gibi bizim de bir dağıtım ağımız var. Yaşlılar, evden çıkamayanlar ya da çıkmak istemeyenler için evlere servis yapıyoruz. Dağıtımı bisikletle yapıyoruz. Hem şehir içinde ara sokaklara girmek bisikletle daha kolay, hem de bisiklet doğayla uyumlu bir araç.

-Türkiye’deki en büyük problemlerden biri organik ve benzeri ürünlerin sertifikalı olup olmaması. Sertifikalandırma hizmetlerinin çiftçinin sırtına yük getirmesi en önemli sorun. Tüketiciler, sertifikaya çeşitli sebeplerden tam olarak güvenemiyorlar. Bazen çiftçiler de gereksiz bulabiliyor. Sizin ürünleriniz organik mi, sertifikalı mı, geleneksel mi?

Devletten ya da başka otoritelerden alınan sertifika ve benzeri belgelere çok önem vermiyoruz. Bunun sebebi sadece bu sertifikalandırma süreçlerinin aşırı maliyetli olması değil. Topluluk içinde güven ortamı var. Hepimiz birbirimizi tanıyoruz.

-Peki, ya biri yalan söylerse?

Öncelikle üreticileri tanımaya çalışıyoruz. Sadece bir şey satmak, ya da ürünün kalitesi değil çünkü Terra Verde’de tek amacımız. Öncelik, bir topluluk olmak burada. Günümüzün sorunu göç. Suriyeli mültecilere karşıysa biri, mesela, o kişinin ya da ürünlerinin burada işi yok.

-Aslında cevabını biliyorum ama Pap, son sorum: Terra Verde’de en çok sevdiğin şey nedir?

Yoldaşlık, patronsuzluk, alt üst ilişkisinin olmaması.

 

Röportaj: Pelin Atakan

(Yeşil Gazete)