Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

[EYÇ’lere Öğütler-3] Bireysel ve toplumsal bir eylem biçimi: İsteme ve satın alma

Çeşitli raporlara göre nüfusumuzun %98’inin dini İslam’dır. 2017 Şubat tarihli bir başka kaynakta ise, bilimsel bir sormaca (anket) sonuçlarına göre, yurttaşların %94’ünün evinde Kur’an; %78’in Kur’an tefsiri veya meali (Türkçe çevirisi) var. Kur’an’ı okumayı bilenlerin oranı %37, ama Arap abecesiyle anlayarak okuyanların oranı sadece %5 çıkmış.

Bu verinin EYÇ (Ekolojist, Yeşil ve Çevreci) siyaseti ile iki bakımdan ilgisi var:

  • 1- Kullanmasak ya da okumasak dahi sevdiğimiz kitapları evimiz için satın alıyoruz.
  • 2- İçinde EYÇ’lerin de olduğu bu coğrafyanın sakinleri dinlemeyi; akıl değil nakil yoluyla, yani sözle anlattırmayı. okumaktan daha çok seviyoruz. Bana sorarsanız- ne okuyanımızın ne dinleyenimizin hatmetme (sonuna kadar okuma) ve sorgulama, doğrulatma alışkanlığı var.

Oysa, matbaanın icadıyla birlikte gerek mutlakiyetçi, otokratik ya da faşist gerekse demokratik rejimlerde iktidarlar, kamuoyunu etkileyen kitaplarına bol alıcı ve okuyucu bulmuş yazarlardan etkilenmiş ve daha fazla ciddiye almışlardır.  Geçmişte ve günümüzde, komünist ve faşist hükümetler dahi burjuva müesseselerini değiştirmeden ve hürriyetleri kısa dönemlerde yasaklamadan yazıyı ve sözü disiplin altına alamazlar. Kapitalist rejimler ise doğası gereği aydın kesimini ciddi olarak denetim altına almak istemezler. İsteseler de buna güçleri yetmez[1]. Tarih bunu acı deneyimlerle de olsa doğrulamıştır.

Tırnağın varsa sırtını kaşı

Önceki yazılarımda da değindiğim gibi, artık “Bak bak desinler!” eylemlerinin, 70’lerin miting ve meydan doldurma modası geçti. Çünkü artık herkes taşımalı kıtalarla miting alanlarını, her yerde doldurulabiliyor. Eylemcilerin, otobüslerin kente girişini engelleyebiliyor vb. Hans Enzensberger‘in “Her Şeye Tıpatıp Uyan ve Her Şeyi Çoktan Bilenlerin Şarkısı” şiirinde olduğu gibi “ve bunu çoktan bildiğimizi çoktan biliyoruz.”

Bunu, Sinop ve Mersin-Akkuyu Nükleer santral karşıtı mitinglerinde şahsen gördüm. EMO ve kimi sendika ve derneklerin vb. ücretsiz otobüsleri olmasa ne Sinop ne Akkuyu eylemleri yıllarca bu kadar güçlü olabilirdi. Eylemli olarak katıldığım 29. 04. 2006’daki Sinop (2006 nüfusu 197,7 bin) ve 26.06.2010’daki  Mersin’deki (2010 nüfusu 1,6 milyon) nükleer santral karşıtı en büyük çevre mitinglerinde toplananların sayısı bana ve muhtemelen polis kayıtlarına göre dört-beş bin kişiydi[2].

Sinop ve Mersin-Akkuyu eylemlerine katılacak üyeleri için İstanbul ve Ankara‘dan, örneğin Sinop 2006 mitingine başka illerden gelen eylemcilerin otobüs sayılarına bakılırsa, 45 kişilik yaklaşık on dolu otobüstü. Cumhurbaşkanı adaylığını protesto etmek için üç büyük ilde her seferinde 500 bini aşkın yurttaşın katıldığı Cumhuriyet mitingleri bile iktidar partisi AKP’nin milletvekillerinin oylarıyla Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesini engelleyecek kadar caydırıcı ve inandırıcı olmadı.

Lafla peynir gemisi nasıl yürür?

Kendimizi kandırıp kandırmadığımızı anlamanın sayılabilir, karşılaştırılabilir ve gidişatı incelenebilen eylem yapmanın en kolay (ve bireysel olarak başarılabilir)  iki yolu var: Biri, yayınların (halen bir dergimiz olmadığına göre) kitaplarımızın satış adedi (tiraj) ile görsel ya da elektronik yayıncılık yapılıyorsa da izlenme veya ziyaret ve sayfa görüntülenme oranı (reyting); ikincisi ise, EYÇ seçmen ve oylarının sayısıdır. İkincisini bir başka yazıya bırakarak bir örnek üzerinden devam edelim.

Türkiye’de nükleer santral yandaşlarının en önemli propaganda araçlarından birisi, Bernard L. Cohen‘in TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları serisinde yayımlananÇok Geç Olmadan” isimli kitabıdır. Kitap, 1984 yılı verilerine göre yazılmış olmasına rağmen ilk baskısını Ocak 1995’da ve 2500 adet yapmıştı. 01.05.1998 tarihinde yapılan 8’inci baskısı da tükenen bu kitap (Sonraki baskılarında baskı adetleri değişmedi ise) en az toplam 20 bin baskı adedine sahiptir. Bu sayının ne kadarının gerçek satışla örtüştüğünü, tirajının gerçek olup olmadığını elbette bilemeyiz. Öyle ya da böyle bu yazının temel çıkış noktası, Türkiye’de basılmış çeviri ya da telif nükleer santral karşıtı kitapların basım sayılarının ve baskı adetlerinin “Çok Geç Olmadan”ınkileri geçip geçmediğinden hareketle EYÇ’lere üçüncü öğüdümü yapmaktır.

Türkçe’de, nükleer santral karşıtı olarak önemli bulduğum beş kitap var. Bunlardan Tolga Yarman‘ın Okan Üniversitesi Yayınları’dan çıkan “Geçmişte ve Bugün Nükleer Enerji Tartışması” isimli kitabı her defasında 1000 adetlik dört baskı yapmıştır (1.basım: 1995, 2. Basım: 2011, Genişletilmiş 3. Basım: Eylül 2014, 4. Basım: 2016). Korsan basımlarının da olabileceğini varsayarsak nitelik, nicelik ve kapsayıcılık açısından Türkçe’deki en önemli nükleer karşıtı yerli telif kitap tirajına ve atıf/alıntı sayısına sahiptir[3].

Baskı adedini bildiğimiz diğer üç kitaptan, yine çok önemli bir bilim insanı olan Hayrettin Kılıç‘ın 2007’de yazdığı, Bil Yayınları’ndan çıkan Nükleer Destan” isimli kitabı 3000 adet basılmış, 1000 adedi sivil toplum kuruluşları aracılığı ile dağıtılmıştır[4]. Gazeteci-yazar Filiz Yavuz‘un 2015’de yazdığı ve Can Yayınları’ndan çıkan Beni ‘Akkuyu’larda Merdivensiz Bıraktın” isimli kitabı da üç bin adet basılmıştır. Çeviri kitaplardan, benim çevirmenliğini yaptığım ve 2012’de Yeni İnsan Yayınları’ndan çıkan “Çernobil Halk Mahkemesi ise bin adet basılmıştı. Çok önemli nükleer karşıtı kitap da Martin Kohen ve Andrew McKillop‘un 2012’de yazdığı Kıyamet Makinesidir. Serap Aslanpay’ın dilimize kazandırdığı kitap İletişim Yayınları’dan 2016’da piyasaya verilmişti.

Adını andığım ve içimizden birilerinin yazdığı/dilimize çevirdiği bu kitapların baskı adedi (Yarman’ın 4. basıma giden kitabı hariç) okuyucudan ilgi görmemiş; ikinci, üçüncü vb. basımları yapıl(a)mamıştır. Bu nedenle de Türkiye’deki kaç EYÇ evinde var olduklarını bilemeyiz. Bildiğimiz şey: Hepsinin toplam baskı adedinin (yaklaşık 12 bin) Cohen’in yirmi binlik baskı sayısına ve tirajına ulaşamadığıdır.

Pınarı kurutmamak lazım

En üzücü olanı ise Türkiye EYÇ’lerinin, nükleer karşıtı dayanışmaların,  ülkemizin ilk nükleer santral yerleşkelerinin yapılacağı Sinopluların (2019’da nüfusu: 219,7 bin) ve Mersinlilerin (2019’da nüfusu: 1,8 milyon) başta Çernobil kazasının saklanan gerçeklerini anlatan Çernobil Halk Mahkemesi” olmak üzere bir-iki bin adet basılmış bu dört-beş kitabın baskılarını tüketememiş olmaları ve biri hariç piyasada hâlâ birinci basımlarının satılıyor olmasıdır.

Kitap ya da süreli yayın almanın, giderek elektronik ortamda yayınlanan şu anda alanında tek olan Yeşil Gazete ve Yeşil TV’nin vb. izlenmesinin, ziyaret ve sayfa görüntülenmesinin çoğalmasının, sayılabilir eylem olmak asıl amacı dışında bir de yazanı, yayınlayanı ve çevireni vb. teşvik etme, baskı parasını amorti ettirme, yeni yayına kaynak yaratma vb. amaçları vardır. Bu tip kitaplara ticari yayıncı bulma zorluğu ancak böyle aşılabilir. Üstelik fiyatları 20 TL’yi geçmeyen bu kitapları ülkenin her noktasından cep telefonlarınızdan dahi elektronik alışverişle adrese teslim getirtmek mümkünken.

Tekrarlarsam, iktidarları, nükleer ve fosil kaynaklara dayalı enerji ve doğal kaynakları talan eden çevre politikalarından caydırmanın ve tepki göstermenin en önemli sayılabilir, karşılaştırılabilir ve gidişatı incelenebilen eylemi, okunmasalar dahi, EYÇ yazarların kitaplarının Türkiye’deki her ekolojist, yeşil ve çevreci yurttaşın evinde bulunmasıdır.

*

[1] Meriç C., Mağaradakiler, İletişim Yayınları, 24. Baskı, 2014, İstanbul; s: 42-48.

[2] Sinop’ta ‘nükleere hayır’ mitingi.

[3] Prof. Dr. Tolga Yarman’la yapılan 01.09.2020 tarihli e-posta yazışmaları.

[4] Prof. Dr. Hayrettin Kılıç’la yapılan 01.09.2020 tarihli e-posta yazışması.

Kategori: Hafta Sonu