Dış Köşe

Dudaktan kapitalizme – Ezgi Özcan

8 Mart için genellikle kadınların emekçiliğinden, ezilmişliğine kadar birçok konuda yazı yazılacak diye tahmin ediyorum. O yazıları yazan arkadaşlara şimdiden ellerine sağlık diyorum. Ben şehirli bir kadın olarak, bulunduğum yerden dikkatimi çeken başka bir manzarayla ilgili yazmak istedim.

Birkaç ay önce, otobüs duraklarındaki reklam panolarında bir eşarp reklamına denk geldim. Reklamın hedef kitlesi hem başörtülü kadınlar hem de eşarbı aksesuar olarak kullanan kadınlardı. Neredeyse kusursuz güzellikte olan bir manken, başına eşarbı takmış, “Ey hedef kitle, özeneceğin idollerden biri benim” dercesine iddialı bakıyordu. Yalnız şöyle bir ayrıntı vardı: Manken, dudaklarını “arzulanır ve seksi” şekilde bir tutam aralık bırakmıştı.

“Peh!” dedim kendi kendime… Benim gibi baş örtüsü kullanmayan kadınları, çoğunlukla karşı cinse meyyal olarak kodlayan toplum, işte bu zıtlığı görmezden gelmişti. Kadınların gösterişsiz ve erkek bakışlarından uzak olmasını amaçlayan baş örtüsünün karizması, reklam panosundaki bir seksi dudak aralığıyla cart diye çizilivermişti. Gerçi o karizma çoktandır çizilmemiş miydi?

Etrafıma baktığımda ister istemez baş örtülü kadınlardaki değişim gözüme çarpıyor. Bu değişim iyi mi kötü mü karar veremiyorum. Belki de bu kararı vermek bana düşmez. Bilmiyorum… Ama gözüm takılıyor işte ne yapayım!

Neye mi takılıyor? Valla liste uzun…

Artık kapalı kadınlar da benim gibi “meyyal” tipler gibi dar giysiler giyiyor. Makyaj yapıyor. Piercing takıyor. Alışveriş merkezlerindeki cicili bicili iç çamaşırı mağazalarından alışveriş yapıyor. Sevgilileriyle el ele dolaşıyor; öpüşüyor. Çoğu insan kabul etmese de aktif cinsel hayatları var. Karşı cinsleriyle değil belki ama hemcinsleriyle bu konuları daha rahat konuşuyorlar. Bir kısmı feminizmle tanışmış, toplumsal ve bireysel cinsiyetiyle yüzleşmeye çalışıyor.

Sosyal hayatta daha görünür olmaya başlamaları kadınlık güdülerini harekete geçirmiş. Cinsiyetlerinin kendilerine bahşettiği çekiciliği ve dişiliği istiyorlar. Bu noktaya gelmelerinin bir diğer büyük sebebi reklam dünyası ve “kapitalizmsel” talepler tabii ki… Ama biz başı açık kadınları da bulunduğumuz noktaya getiren etkenler de benzer değil mi zaten? “Hayır! İdeolojimiz de var bi’ kere!” desek de aynı idollerden beslenmiyor muyuz artık?

Hepimiz çekici dudak aralığıyla poz veren mankenlerin haline özenmiyor muyuz bir şekilde?

Burada ideolojiler ötesi bir durum peyda oluyor. Bu manzaraya yakından bakıldığında, biz kadınlar farklı iki grup olarak görünüyoruz. Uzaktan bakıldığında ise küresel kapitalizm, yarattığı “tasarlanmış idollerle” bütün kadınları aynı arzuların peşine düşürüyor. Kadın olmanın temel şartı “arzulanırlık” şeklinde belirlenince, hayat tarzı ne kadar farklı olursa olsun “dişiliklerimiz” birbirine benzemeden duramıyor. Tüketim zincirinin biz kadınlara biçtiği misyonları, belki de dişiliğimizin doğası olarak algılayıp “Ama kadınız biz canım!” diyerek yerine getiriyoruz.

Dudaklarımızın tasarlanmış aralıkları, bize kadınlığımızı sağlıyor zannediyoruz. Kadın olarak her türlü var olma mücadelemizi bu gerçeklikten bağımsız olarak sürdüremeyiz. Başımız açık ya da kapalı…

 

 

Ezgi Özcan – Turnusol

 

Kategori: Dış Köşe