Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Doğaya saldığımız mikro lif miktarını azaltabilir miyiz?

Yaşantımıza şöyle bir göz attığımızda, tekstil materyallerinin hayatımızda aslında farkında olmadığımız kadar çok yer kapladığını görebiliriz. Sabah kalkarken, gece yatarken, banyo yaparken, giyinirken, otururken, yemek yerken kısacası her türlü aktivitemiz tekstil ürünleriyle bir şekilde bağlantılı. Bu durum da tekstil ürünlerinin içeriği ve etkisini daha önemli hale getiriyor. Bu durumun farkında olanlar, tekstil ürününde tercihini “daha doğal” diye nitelendirilen pamuk, keten, tencel vb. alternatiflere yönlendirirken, işin maddi külfetinin boyutu bu tercihlerin sınırlı kalmasına neden olabiliyor. Ancak doğal olarak nitelendirilen alternatiflerin de tartışmalı olduğunu belirtelim.

Tekstil ürünlerinin sadece onu kullananları etkilediğini düşünüyorsanız yanılıyor olabilirsiniz. Şöyle bir düşünürseniz, “daha doğal” alternatiflere sadece kendi sağlığınız açısından yöneldiğinizi kolaylıkla fark edeceksinizdir. Ancak bizden daha önemli bir alan daha var ki onu gözetmek inanın kendinizi gözetmekle hem eş değer hem de daha da ötesi. İşte o gözetmemiz gereken yer yaşadığımız çevre!

Çamaşır yıkamanın doğaya maliyeti

Tekstil ürünlerinin doğadaki sentetik ya da doğal lif tipteki mikroplastiklerin ana kaynaklarından biri olduğu birçok araştırmayla ortaya konulmuş. Bu kaynakların da en büyüğü çamaşır yıkama faaliyeti. Bunun ürkütücü olmasının nedeni de çamaşır yıkama suyunda tespit edilen dudak uçuklatacak miktardaki kopmuş lifler! (Bu konuda farklı bir yaklaşımla yaptığımız çalışmanın detaylarını buradan okuyabilirsiniz) İşte çamaşır yıkama esnasında kopan bu lifler kanalizasyona oradan da atık su arıtma tesislerine ulaşıyorlar. Eğer düzgün çalışan ileri düzey ve çok aşamalı bir arıtma tesisi yoksa bu liflerin çoğunluğu ya denize ya da atık su deşarjının yapıldığı diğer sucul ortama karışıyor. (Bunun nasıl olduğuna dair de şu çalışmamızı okuyabilirsiniz)

İşin özü giydiğimiz elbiselerden tutun da kullandığımız giydiğimiz çoraba kadar tüm tekstil ürünleri hem yıkanırken hem de kullanım esnasında mikro lif salıyorlar. Bu liflerin doğal ya da sentetik olması ise aslında doğa için pek de farklı bir anlama sahip değil. Sonuçta tekstil kullanımına uygun hale getirilmiş formlarıyla her iki türden lifin de doğada yeri olmamalı.

Peki, bu liflerin yıkama esnasında salımını önlemenin bir yolu var mı? Çünkü önemli olan salımı engellemek, aksi takdirde salındıktan sonra yakalamak çok da etkili bir yol değil. Şöyle düşünün, fiberler çamaşır yıkama suyuyla kanalizasyona gitti, sonra da atık su arıtma tesisine ulaştı! İşte burada arıtılsa bile o fiberler arıtma çamuruna karışacak ve o çamur da yine bir şekilde karasal ortama dâhil olacaktır. Yani aslında arıtmayla salınan fiberin sadece varış noktası değiştiriliyor. O halde sorunu kaynağında önlemek en tutarlı yol.

Bunun nasıl olması gerektiğine dair çeşitli tartışmalar olsa da her türlü girişimin değerli olduğunu belirtmekte fayda var. Gerek tekstil ürünü tasarımının değiştirilerek fiber salımını azaltmaya yönelik olsun gerekse de yıkama esnasında salınan fiberleri tutma teknolojileri olsun sorunu kaynağında önleme açısından yapılan her türlü inovasyon oldukça faydalı girişimler olarak kabul edilebilir. İşte bu girişimlerden bazılarını meraklıları ve ilgilenenler için sıralayalım.

1- Cora Topu

Cora Topu, sahip olduğu gözenekler yardımıyla suyun içerisinden geçmesine fırsat veren ancak salınan mikrolifleri tutmaya yarayan bir top. Yıkama esnasında makinanın içerisine giysilerinizle birlikte bırakacağınız bu topun salınan fiberlerin atık suya karışmasını %20-36 arasında azalttığı tespit edilmiştir. Şekil olarak ahtapot/mercan benzeri bir toptur.

2-Yıkama keseleri

İçerisinden su geçen ancak gözeneklerinin küçüklüğü nedeniyle belli boyutun üzerindeki liflerin geçmesine izin vermeyen yıkama keseleri,  salınan liflerin %55’e kadarını tutabilme yeteneğinde. 

Yıkama kesesi.

3-Dış filtrasyon cihazları

Bu cihazlar çamaşır makinasının çıkış suyuna bağlanarak kullanılan görece daha ileri önleme teknolojileri olarak düşünülebilir. Bir nevi çamaşır makinanıza küçük bir arıtma tesisi kurmak gibi. Dış filtrasyon cihazları salınan mikrolifleri %90’a kadar tutabiliyor.

Bu yöntemlerin tek başlarına etkileri sınırlı olsa da birlikte kullanımları lif tutma becerisini oldukça arttırmaktadır. Her ne kadar bu yöntemler var olsa da gerek fiyatlarının yüksekliği, gerekse de erişimlerinin kolay olmaması onların etkili bir çözüm yöntemi olmalarını kısıtlıyor diyebiliriz. Ancak buna rağmen, mikro lif salımının bir problem olarak görülmesini sağladıkları ve gelecekte ortaya konulacak yeni teknolojilere ön ayak olacakları için oldukça kıymetli yöntemlerdir. 

Kategori: Hafta Sonu