Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

‘Çöp projeler’i geri kazanmak için İmamoğlu ne yapabilir?

‘Tıpkı Haliç Kongre Merkezi’nin altına yapılan ve gereksiz yere dünyanın parasına mal olan tünel inşaatında olduğu gibi, “Setüstü adı verilen yamaç önünde tünele ne gerek var” diye doğal olarak kimse sormadı. Çünkü ulaşımla ilgili kararlar bilimsel konulardı ve tartışılmaları mümkün değildi.’

Olan biteni kısaca şöyle bir hatırlayalım: Kabataş’ta, şehrin göbeğinde deniz, raylı sistemler, karayolu bağlantıları ile yer alan transfer merkezi bir gün buharlaşıp, ortadan kayboldu. Buradaki vapur ve deniz otobüsleri iskelesi, yer altı geçitleri, otobüs durakları kapatıldı. Yıkım ve inşaat başladı.

Bu alana yeni bir transfer merkezi planlanıyordu. Büyükşehir Belediyesi’nin hiç şüphesiz en tartışmalı projelerinden biri de Kabataş Transfer Merkezi Projesi’ydi. “Martı Projesi” olarak adlandırılan bu yeni transfer merkezinin görselleri yıllardır ortalıkta dolaşıyordu. Belediye Başkanı’nin Martı Projesi ile çevrede gerçekleşen bu dönüşümü simgesel bir mimari proje ile gösterme niyeti seziliyordu. Tıpkı bir zamanlar Sivriada’ya uygun gördüğü “Döner Semazen” heykeli gibi. Proje denize doğru uzanan ve kazıklar üzerinde gerçekleşen bir beton platform, onun uzantısı olan kollar ve martı biçimli bir ana bina ve çevresinde yer alan eklentilerden oluşuyordu. Ayrıca ana cadde tam da Setüstü adı taşıyan dik yamaç önünde gereksiz bir kararla bir battıçıktı tüneli ile yer altına alınıyordu.

Bu karardan sonra burada can çekişen trafikte insanlar başka yerlerdeki iskelelere gitmek zorunda kaldılar. Cadde daraltılarak inşaatın çevresine panolar yerleştirildi. Yaya alanları yok edildi. Bu geçen sürede yakındaki bir yere ne bir geçici iskele yerleştirildi, ne de yeni transfer merkezinin kademeli olarak bazı bölümleri işletmeye alındı. Büyükşehir Belediyesi’nin sitesinde inşaat işlerinin 2018 yılı içinde biteceği de ilan edildi. Buna karşılık projeye getirilen eleştirileri bertaraf etmek için neredeyse bölgedeki bütün devlet üniversitelerinden uzmanların yer aldığı bir inşaat panosu yerleştirildi. Bu panoda inşaatın maliyeti, süresi, ayrıntıları gibi bilgiler yer almıyordu. Mimari projeye yönelik itirazlar inşaat başladıktan sonra sona erdi.

Transfer merkezinin tamamlanmış olması gerektiği tarihte yalnızca henüz inşaatına bile başlanmamış olan tünelden ve martı biçimli transfer merkezi binasından vazgeçildiğine dair işaretler ortaya çıktı.  İnşaat kazıkların çakılması ve beton platformların tamamlanmasından sonra durdu. Uzun bir süre Büyükşehir Belediyesi sessizliğini korudu. Kamuoyuna hiç bir açıklama yapılmadı. Ancak inşaat başladıktan yaklaşık üç sene sonra, inşaatın bitmesi gereken tarihte, itirazlara konu olan transfer merkezinin uygulama projelerinin olmadığı ortaya çıktı. Projenin iptal edildiği açıklandı. Anlaşılan tünelin ve üst yapı projelerinin uygulama projelerine yeni sıra gelmişti. İnşaatın bitiş tarihinde tünelin gereksiz, masraflı ve yer aldığı trafik koşullarında uygulanmasının neredeyse imkansız olduğu bu tarihte ortaya çıkmıştı. Tüneli inşa etmek için Meclisi Mebusan Caddesi’nin denize doğru kaydırılması, bunun için de metro inşaatının bitmesi gerekiyordu. Demek ki inşaata başlandığında fizibilitesi etüd edilmiş, maliyeti araştırılmış, tamamlanmış bir uygulama projesi dahi yoktu. Bu tünelin yapımı sırasında ana caddedeki trafiğin ne olacağı bile düşünülmemişti.

Bu transfer merkezinde, Kabataş’ta birtakım düzenlemelere ihtiyaç bulunuyordu: Hızlı tramvayın son durağı, ana istasyonu ara istasyon gibi tasarlanmıştı. Peronlar dardı, yaya geçitleri yetersizdi.  İskele çıkışlarındaki yaya erişim alanları otopark olarak kullanılıyordu ve işgal altındaydı. Parkla ilişkisi işgalciler tarafından kapatılmıştı. Motor iskelesi benzin istasyonunun yanına sıkıştırılmıştı, vesaire. Bunlar kademeli olarak düzeltilebilirdi. Ayrıca gerçekleştirilecek  metro istasyonu için de bazı yeni düzenlemeler gerekliydi.

Tıpkı Haliç Kongre Merkezi’nin altına yapılan ve gereksiz yere dünyanın parasına mal olan tünel inşaatında olduğu gibi, “Setüstü adı verilen yamaç önünde tünele ne gerek var” diye doğal olarak kimse sormadı. Çünkü ulaşımla ilgili kararlar bilimsel konulardı ve tartışılmaları mümkün değildi.

Şimdi bu çöp projenin geleceği ne olacak? Hiç şüphesiz Ekrem İmamoğlu ekibinin karşısındaki en önemli sorunlardan biri her biri birer “çöp proje” olarak yarım kalmış, ya da kötü bir tesisat projesi gibi tasarlanmış, Büyükşehir Belediyesi’ni hesapsız, kitapsız yapılmış, altından kalkılması zor borçlar altına sokmuş olan bu tür projeler. İmamoğlu’nun işi bu ve bunun gibi çöp projeleri hızla bir çözüme kavuşturmak. Ne yapılabilir? Hızla bu projelerin ele alınması, gerekli düzeltmelerin yapılarak İstanbul halkının mağduriyetinin kısa bir sürede sona erdirilmesi zorunlu. Bunun için öncelikle ahbap çavuş ilişkileri ile gerçekleştirilen bu tür projelerin tümünün gözden geçirilmesi gerekiyor. Buna karşılık seçim sonrası bir taraftan yeni kadroların oluşturulması, sistemin sanki baştan yeni bir kuruluş oluşturur gibi yeniden ele alınması gibi bir zorluk var. Hiç şüphesiz Büyükşehir Belediyesi içindeki mevcut kadroların bir bölümün de daha iyi çalışır hale getirilmesi, değerlendirilmesi gerekecek.

Yerel seçimlerle birlikte gerçekleşen yönetim değişikliği çoğu zaman yöntemlerde bir değişikliğe işaret eder. Yeni yönetim sanki her şeyi yeniden kurmak gibi zor bir işin üstesinden gelmeye çalışır. Açıkça söylemek gerekirse, bürokrasinin tepesinden en alttaki otoparkçısına kadar neredeyse herkes bir önceki siyasal partinin neferidir. Bu kadrolar önceliği yandaşlara kaynak aktarmak olan proje ihaleleri ile birlikte çalışır.

Yönetimi iyileştirmek için kapalı sistemleri açık sistemlere dönüştürecek adımların atılması gerekli. Bunun bir iktidar değişiminden çok daha radikal ve zorlu bir iş olduğunu kabul etmek gerekiyor. Büyükşehir Belediyesi’nde, evet radikal bir değişime ihtiyaç var. Eski patrimonyal sistem tepeden, merkezi yönetimin altında şekilci bir bürokrasi öngörüyordu. Ulaşım projelerinde de, bu örnekte de açık olarak görüldüğü gibi, bu seksiyonlaşmış yapının ilişkisel bir yönetimsellik biçimi oluşturması, “önünü görmesi” neredeyse imkansızdı. Başka bir deyişle “kralın çıplak olduğunu” kimse söyleyemiyordu.

İmamoğlu’nun önündeki iş bu merkeziyetçi, patrimonyal yapıyı dönüştürmek. Bunun yalnızca İstanbul için değil, Türkiye için yararlı olacağı muhakkak. Bu sistemi canlandırmak için kullanılacak bir yöntem, bürokratik yapının dışında, belki disipliner yaklaşımların ötesinde bir beceri üretecek, parçaları bağlayacak, etkileşime sokacak hiç bir çıkar grubuyla, güçle ilişkisi olmayan yönetimsel bir organlaşma oluşturmak. Bu organ, Başkan’ın arkasındaki kolaylaştırıcılar olarak bir enkaz halini almış olan, çıkar gruplarının işgaline uğramış olan kamu işlevlerini canlandırabilir. Bürokratik, disipliner ve ayrıcalıklı imtiyaz gruplarının yarattığı kaos, stratejik vizyon yokluğu ancak böyle engellenebilir.

Sonuç olarak: Projelerdeki sorunlar gerçekte yönetimsellik sorununun göstergeleridir. Bu nedenle, yönetimsellik sorunu dikkate alınamadan sistem iyileştirilemez.

 

Kategori: Hafta Sonu