Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çevre ve sağlıkta risk iletişimi -2] Risk algısını artıran ve azaltan nedenler[1]

İnsanoğlu savaş, açlık, bulaşıcı hastalıklar, kazalar gibi çevre kaynaklı en büyük ölüm nedenlerinden kurtulabilirse genetik olarak belirlenmiş yaşa kadar yaşar. (Dünya Sağlık Örgütü)

Risk algısında öfke etkeni

Riske halkın tepkisi, genellikle bilimsel tahminlere uymaz. Risk, panikten tamamen aldırmazlığa kadar farklı algısal sonuçlara neden olabilir. Risk algısı ise hedef, cinsiyet, değerler sistemi ve risklerin sunuluş şekillerine göre değişiklik gösterir. Riske gösterilen tepkiler de risklerin özellik farklarına bağlı olarak riskin gönüllü ya da gönülsüz alınmasına, doğal ya da insan yapımı olmasına ve diğer özyapısal özelliklere göre farklı olabilir. Etkin bir şekilde risk iletişimi kurmak için bu değişikliklerin, algıların ve ön yargıların arkasındaki nedenleri anlamak önemlidir. Risk iletişiminin birinci kuralı (belki de tek kuralı): ,Algıyı, tehlike değil, öfke (Adaletsizlik duygusu) yönlendirir” kuralıdır. Öfke düşük olduğunda, genellikle önemli (yüksek) risklere bile katlanılır; öfke yüksek olduğunda ise önemsiz (düşük) risklere dahi genellikle katlanılmaz.

Risk algısı, insanların bir riskin özellikleri ve şiddeti hakkındaki öznel yargısıdır. Tehlike ve öfke tarafından oluşturulur. Sandman formülüne göre daha yüksek öfke duygusuna sahip kişiler riski daha güçlü algılarlar. Formüle göre; Algılanan Risk = Ölçülebilir Tehlike + Öfke (ya da Adaletsizlik Duygusu)’dur. İstek dışı alınmak zorunda bırakılan, endüstriyel kaynaklı (doğal olmayan); akılda kalıcı (unutulmayan),  daha önceden tanınmadık (yabancı); hızlı etkili ve yıkıcı, beş duyu ile gözlenemeyen; bireysel olarak kontrol edilemeyen, herkese eşit ve adil etkili olmayan; ahlaki değerlerle ilişkili olan; kaynakları güvenilir olmayan, sonuçları geç ortaya çıkan; daha uygun ve daha az riskli seçenekleri olan, alınması yaşamsal olmayan; iş nedenli değil genel toplumu (çocuklar, gebeler) ve gelecek nesilleri etkileyen, sonuçları geridönüşümsüz; risk altındaki bireylere görünür bir yararı olmayan, ölüme (veya hastalığa) neden olma korkusu yaratan; zararının toplumca adı bilinen kişilerde de görüldüğü ve tepkisiz (örtbas etme veya ses çıkarmama) bir süreçle kabul ettirilmeye çalışılan riskler öfkeyi, dolayısıyla algıyı arttırır.

Öfkenin yönetimi dikkatlice yapılmalıdır. Eğer tehlike yüksek ve öfke düşükse (sigara içme ve Covid-19 örneğinde olduğu gibi) insanlar uyarılmalıdır. Tehlike düşük ve öfke yüksekse (elektromanyetik alan örneğinde olduğu gibi), öfke dikkatlice yönetilmelidir, çünkü hafife al(ın)mak insanları daha da sinirlendirebilir. Zor olan ise iletişimcinin ilettiği riskle gerçek risk arasındaki mesafeyi daraltmaktır (algının riskin ağırlığına uy(gun)umlu olması). Covid-19’da somut olarak gözlendiği gibi bilim, birçok riskin bilinmezlik derecesinin ve büyüklüğünün bilinemeyeceğini iddia etmektedir. Ayrıca hiç kimse risk ile aynı derecede maruz kalmamakta ve aynı şiddetle etkilenmemektedir. Bu ve diğer nedenlerden dolayı, risk yönetimi ve iletişimi, zamanında ve doğru bilgi verme, duygudaşlık (empati), samimiyet (yetkililerin ve iletişimcilerin sözüne güvenilirlik), kamunun yetkililere güveninin sağlaması ve etkili politikalar uygulaması gibi değişkenlere dayandığından çok karmaşık bir iştir. Bu yüzden, risk iletişimi, önemli bir uzmanlık becerisi ve güvenlik ahlakını gerektiren bir uzmanlık alanıdır.

Risk ve akıl yürütme biçimleri

Risk algısı insanların ahlaki değerlerinden etkilendiği gibi onların davranışlarını da şekillendirir. Genel anlamda, psikologlar insanlarda iki tür muhakeme (usavurma-düşünme biçimi) belirlemişlerdir:

1- Basit düşünme biçimiyle akıl yürütenler: Sezgileri ile filtrelediği bilgilere basit bir akıl yürütme ile odaklanırlar.

2- Çözümleyici düşünme biçimiyle akıl yürütenler: Konuya, geniş yelpazedeki bilgiyi (istatistiksel veriler dâhil) değerlendirecek olgun bir kapasite ve bilinçli bir çözümleyici (analitik) düşünce şekliyle yaklaşırlar.

Çözümleyici düşünme biçimi, tipik bir bilimsel değerlendirme iken, Basit düşünce biçimi, birçok insan tarafından paylaşılan ortak düşünce şeklidir. Ülkemizde kimi zaman görüldüğü gibi, sıradan insanlar gibi düşünen bilim insanları da bu gruba dahil olurlar. Bu iki düşünce şekli, risk iletişiminin en büyük zorluklarından biri olan ‘Bilginin sıradan insanlar tarafından anlaşılacak şekilde yeniden biçimlendirilmesinin nasıl yapılacağı’ konusuna dikkat çeker.

Olasılığın algılanması

Genel olarak insanlar riski (tehlike olasılığını) doğru anlamazlar ve insanların gerçek risk olasılıklarını anlayabilmesi için basit yöntemler bulmak çok önemlidir. Toplumlarda, olasılıkla ilgili gözlenen en sık yanılgılar şunlardır:

  • Kullanılabilirlik yanılgısı: Gerçekte öyle olmasa bile daha akılda kalıcı olaylar sanki diğerlerine göre daha sık meydana geliyormuş gibi gelebilir.
  • Kendi bildiğini geçerli zannetme yanılgısı: İnsanlar olayları süzgeçten geçirerek kendi görüşlerini destekleyen olayları daha çok algılar; diğerlerini elerler.
  • Kendine fazla güvenme yanılgısı: İnsanlar kendi tahminlerinin ve ölçümlerinin, gerçek değerlerden daha doğru olduğuna inanırlar.

Bu yanılgılara sadece sıradan insanlar değil uzmanlar ve diğer profesyoneller de düşmektedir. İnsanlara olasılıkları anlamanın daha basit ve daha sezgisel yöntemlerini sağlayarak yardımcı olmak yeterli değildir. Bu yanılgıları önlemek, olasılıklarla ilgili iletişimin yeniden biçimlendirilmesini gerektirir. Olasılıkların iletişiminde sayılar yerine kelimeleri kullanmak bazen daha iyidir.

Sözcüklerin ‘değişen’ anlamı

Avrupa Komisyonu, ilaçların yan etkilerinin sınıflandırılmasında özellikle ‘çok sık’ ve ‘çok nadir’ gibi terimlerin kullanılmasını tercih etmektedir. Fakat bazı çalışmalar, bu sözcüklerin kişiler tarafından her zaman doğru algılanmadığını göstermiştir. Örneğin ‘çok nadir’, teriminin bilimsel olarak %0,01’e kadar olan riski ifade etmesi öngörülmüşken; kişilerin algılamasından elde edilen ortalama tahmin, iletilmek istenenin dört yüz katı olan %4′ tür. Bunu önlemek için, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), tabloda görülen yazılı terimleri “olasılık ölçeği”ndeki sayı aralıklarına karşılık önermiştir.

Bununla birlikte sözcükler, farklı insanlar için farklı anlamlara sahiptir. İnsanlardan “olası” kelimesi ile anlatılmak istenen risk olasılığından ne anladıkları sorulan bir çalışmada, yanıtlar yaklaşık 0 ile 1 arasında (‘hiç yoktur’ ve ‘kesin vardır’ arasında dağılmıştır) değişmiştir. Belirsiz gerçekler, tartışmalı değerler, yüksek riskli kararlar söz konusu olduğunda bilimsel fikir birliğine ulaşmak pek olası değildir. Bu nedenle risk değerlendirmesinde tek bir gerçek doğruya ihtiyaç duymayı bırakmalı, bunun yerine şeffaflığı sağlamak için çabalamalı, belirsizlik ve çoğulculuk ile yaşamayı öğrenmeliyiz.

Belirsizliklerin iletişimi için ipuçları

  • Sonuçları kolayca alma olasılığını artırmak için parçalardan ziyade ana çalışma sonuçlarının iletişimi önemlidir.
  • Sonuçların doğası ve kökeni, alınacak kararları ve daha sonraki seçimleri etkileme şekilleri (örneğin ilaçların ve aşıların yan etkileri ve alınmamalarının/yapılmamalarının sonuçları vb.) açıklanmalıdır.
  • Kesin olmayan sonuçlar, hassas bir şekilde, teknik dil kullanımından kaçınarak şekil ve grafiklerde gösterilmelidir.
  • İstatistiksel değişkenler az miktarda kullanılmalı, ondalık sayı kullanımından ve alıcının aşırı bilgi ile yüklenmesinden kaçınılmalıdır. Yüzdeler yerine sıklıklar (örn.100 kişiden 1’i) kullanılmalıdır.
  • Kendi bildiğini geçerli zannetme (örn. Duymak istediğim şeyi okurum/hatırlarım ve bana ilginç gelmeyen şeyi aklımdan silerim.) akılda tutulmalıdır.

Belirsizlikleri değerlendirirken: 1. Sorunun sınırlarını belirlenmeli; 2. Paydaşların katılımı sağlanmalı; 3. Göstergeler seçilmeli ve yeniden değerlendirilmeli: 4. Bilgi tabanının durumu değerlendirilmeli; 5. Belirsizliklerin haritalanması yapılmalı; 6. Belirsizlik verilerinin bildirimi nasıl yapılacağı önceden tasarlanıp başındaki planlamaya uygun yapılmalıdır 

Devam edecek…

Dr., Halk Sağlığı Uzmanı

*

[1] Kaynağı belirtilmeyen cümlelerde yazarın risk analizi hakkındaki bilimsel yayınları ile tıp, çevre mühendisliği derslerinden ve geniş ölçüde “Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), Çev. Ed: Eskiocak M. Sağlık ve Çevre: Risk İletişimi” (Orijinal Kaynak: Health and environment: communicating the risks, WHO Regional Office for Europe;2013) isimli yayından yararlanılmıştır. Çeviri hataları, Umur Gürsoy tarafından orijinal metne göre düzeltilmiştir.

Kategori: Hafta Sonu