Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

‘Çevre koruma’nın klişeleri…

Günümüzde ülkemizdeki çevreciliğin temel eylemleri “ağaç dik, çöp topla, geri dönüşümü teşvik et, çevre suçuna karşı ölü taklidi yap” aktivitelerinden oluşuyor ve ne yazık ki bu popüler aktiviteler ana akım çevre STK’lerinin de temel söylemi haline gelmiş durumda. Bu aktivitelerin çözüm olma açısından miadını doldurmuş olmaları, yeni bir çevrecilik anlayışının da hâkim kılınmasını zaruri hale getiriyor. Zira bu bahsettiğimiz eylemler aynı zamanda genel olarak yeşil yıkamacılığın da temel faaliyetleri.

İşte bu yüzden sonuçlarla boğuşan pasif çevrecilikten, müdahale eden ve sorunun kaynağını ortadan kaldırmaya dayanan aktif çevreciliğe geçiş artık mecburiyet halini almıştır. Ancak günümüzde tüketim kapanına sıkışmış olan insan türü, sadece tüketici sıfatıyla anıldığı için bu durum aktif ve müdahale eden çevreci insanın yaşam şansını, bağımlı insan sayısının artmasından kaynaklı olarak oldukça azaltmıştır. Her türlü yasanın, çevreyi ve çevreciyi aforoz edip düşkünlükle suçladığını ve çevreyi de boşa sürüp giden kaynaklar manzumesi olarak gördüğünü düşünürsek, aktif çevrecilik bir zorunluluktan öte zamanın ruhuna uygun olan ve olamıyorsa da uydurulması gereken bir anlayış olarak karşımızda durmaktadır.

Hali hazırda iklim krizi kapıdayken ve süregiden altıncı büyük yok oluştan kaynaklı, binlerce canlı son nefesini veriyorken çevreye dair söylemleri sürdürülebilirlik, döngüsellik ve çöp toplayıcılık benzeri kısır aktivitelerden kurtarmak için elimizi çabuk tutmalıyız. Burada ilk taşı en günahsızın atması gerektiğini belirtmek gerekir. Yani henüz doğa korumadan bahsedip bir yandan da lastik reklamında oynamadıysanız ve de çevrecilik pozunu, etini yediğiniz canlının süs haline gelmiş kellesinin önünde vermediyseniz hala yapacak bir şeyleriniz olabilir. Ayrıca en fazla kirletenin yeşil yıkamasına da maruz kalmamışsanız henüz yapacak şeyleriniz tükenmemiştir diyebiliriz.

Aktif (ofansif) çevrecilik nedir?

Şüphesiz ağaç dikmek ya da sahil temizlemek değildir. Ya da kirleticilerin aklayıcılığını yapmak da değildir. Toplumun ekserisinin alamayacağı tüketim ürünleri alternatifleri üzerinden sürdürülebilirlik güzellemesi yapmak da değildir. Temel olarak bunlara karşı çıkmaktır. İşte bunlara kökten karşı çıkabiliyorsanız doğru yoldasınız. Ancak karşı çıkarken tutarlı alternatifleri ortaya koymak gibi de bir iddianız olmak zorundadır.

Katıldığım her etkinlikte kullandığım diş macunu örneği bunun en güzel örneği aslında. Bir üniversite ile birlikte bir şirketin girişimiyle geliştirilen ve reklamlarında da doğallık, çevrecilik, sürdürülebilirlik ve zehirsizlik gibi kavramlar kullanılarak satılan bir diş macunu söz konusu. Fiyatı oldukça yüksek! Kim için yüksek peki? Tabii ki toplumun ekseriyetini oluşturan asgari ücretli için. İşte bu gibi örnekler toplumun belli bir kesiminin çevrecilik hassasiyetleri üzerinden beslenen devasa bir “doğal, zehirsiz vb.” pazarından nemalanıyorlar. Bunun bu tarz girişimler tarafından yapılmasında bir gariplik elbette yok. Gariplik, bu tarz ürünlerin çevrecilik adına konuştuğunu iddia eden ve bu anlamda içerik üretenler tarafından reklamının yapılmasında. Tabii ki bu durum için de yargı dağıtacak değiliz. Ancak bunun bir çevrecilik söylemi olmadığının bilinmesinde fayda var. Bunun muadili olan ve çevrecilik söylemi olarak nitelenebilecek olan şey, toplumun ekserisinin kolaylıkla yapabileceği; telif, patent ve marka gibi şeylerin kıskacında olmayan uygulamaların yaygınlaştırılmasıdır. İşte bu gerçekten hem çevre hem de insan için faydalı olan modeldir.

Aktif çevreciliğin ne olmadığı üzerinden verilebilecek bir diğer örnek de geri dönüşüm sektörünün çevreci bir yaklaşımmış gibi sunulması ve çevrecilik, doğa koruma, vb. alanlarda faaliyet yürüten STK’lerin bu yaklaşımı söylemlerinin merkezine oturtmalarıdır. Oysa buradan da çokça tekrarladığımız gibi geri dönüşüm eğer bir şeyin tekil çözümü olsaydı, şimdiye kadar üretilen plastiklerin sadece %9’u değil çok daha fazla miktarı dönüştürülmüş olurdu. Üstelik bu %9 içerisinde geri dönüştürülmek amacıyla ihraç edilen ancak geri dönüştürülmek yerine sağa sola terk edilen tonlarca plastik çöp de dâhil! Yani içeriği karanlık olan ve sahip olduğu iddia edilen özelliklerin de çoğunluğu bir yalandan ibaret olan bir yaklaşımın koca koca STK’ler tarafından söylemlerinin merkezine oturtulması, yapılmaması gerekenin yaygınlığını da gözler önüne sermektedir.

Niyet ve akıbet

Aktif çevreciliğin ne olmadığına dair verdiğimiz örnekler konunun ne olduğu hakkında da bir şeylerin şekillenmesine yardımcı olur. Örneğin çevre korumacılığın sektör kısmında çalışan dezavantajlı kitlenin hem sağlık hem de çalışma koşulları ve bu sektörün yarattığı tahribatın düzeyiyle ilgilenmek aktif çevreciliktir. Çöpün akıbetini merak edip bu akıbetin çevre için ne anlama geldiğini ortaya koymak da aktif çevreciliktir. Örneğin yer yer çöp toplamak da aktif çevrecilik faaliyeti olarak kabul edilebilir. Ancak bunun için öncelikli şart ise bu kirlilikte payı olanların ifşa edilmesidir. Yoksa kirleticilerden alınan destekle çevre temizliği yapmak değil kast ettiğim. Bunu yapanların çevreciliğin sahip olduğu entelektüel ve politik zeminden yoksun olduklarını ve fon müptelası proje ofisleri olduğunu söylersek yanlış yapmış olmayız. Elbette ki STK’lerin fon ve projeye ihtiyaçları var ancak bunu kirleticilerin aklayıcılığı aparatına dönüşerek yapmak, bu ihtiyacın nasıl bir ilkesizliği doğurduğunu göstermektedir.

Aktif çevrecilik için verilebilecek bir diğer örnek de müdahale eden çevreci hassasiyetlerin hâkim olduğu faaliyetlerdir. Bunun uluslararası örneklerini özellikle balina avcılığı yapan Japon gemilerinin engellenmesi faaliyetlerinde görebiliriz. Bu gemilerin engellenmesi bir tane de olsa bir balinanın kurtulmasını sağlama potansiyeline sahiptir. Benzer bir aktif çevrecilik faaliyeti ise kısa zaman önce Malezya’nın ABD menşeili çöplerin yüklendiği geminin gerisin geriye ABD’ye gönderilmesi şeklinde gerçekleşmişti. Bu da devlet düzeyinde gerçekleştirilen önemli bir çevre koruma faaliyeti olarak nitelenebilir. Benzer bir durum Tunus’ta da gerçekleşmiş ve İtalyan orjinli çöpler için çok önemli bir çevre mücadelesi başlatılmıştı. Tabii ki Malezya’nın ve Tunus’un bu kararında aksiyon alan oralı çevre gruplarının rolü büyük! Yoksa o ülkeler de bu çöplerin gelişini sevinçle karşılayan tüccarların suyuna gitmek için sessiz kalıp üstüne onlara döviz getiriyorlar diye kucak açabilirlerdi. Neyse ki olmadı!

Benzer şekilde Kazdağları‘ndaki madencilerin defedilmesinde, Mersin Karaduvar’da yapılması planlanan petrokimya tesisine karşı yürütülen hukuki mücadelede kazanılan kısmi zaferler de aktif çevreciliğin önemli örnekleridir. Yoksa sahip olduğu birkaç üstünkörü dersten elde ettiği sınırlı bilgi ve donanımla sahip olduğu unvandan hareketle büründüğü “çevreci” etiketini kullananlar gibi sessiz de kalabilir ve hatta “petrokimya tesisi çevreye zararlıdır diyemeyiz” gibi saçmalıklara da yönlenebilirlerdi. Neyse ki onlar da yapmadılar! Nitekim benzer bir tesisin yapılacağı komşu il Adana’da bu durum ziyadesiyle ikinci şekilde yürüyor. Konuyu didik didik etmesi gerekenler olaya iş sahası açılacak diye yaklaşarak hem çevrecilik alanını hem de çevrenin kendisini zehirliyorlar.

Aktif çevrecilik, ilkesellik gerektirir ve ilkesellik de entelektüel ahlakın varlığına bağlıdır. Nitekim bunların eksik olduğu bir ortamda “at izi it izine” kolayca ve bilerek karıştırılır ki bundan da en fazla çevrenin kendisi zararlı çıkar.

Kategori: Hafta Sonu