Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Cadı Kazanı] İkiyüzlü hayırseverlik

1994 yılında oluşturulan Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD), çevre ve kalkınmayı sürdürülebilir arazi yönetimine bağlayan, yasal olarak bağlayıcı tek uluslararası antlaşma. 2021 Ocak ayında UNCCD resmi sayfasında yer alan  basın açıklamasında şu ifadeler yer alıyordu:

“Sözleşmenin İcra Sekreteri İbrahim Thiaw, Kanada Hükümeti’nin Arazi Bozulması Tarafsızlık (LDN) Fonu’na 55 milyon Kanada doları yatırım yapacağının duyurusunu memnuniyetle karşılıyor. Fon, bozulmuş ekosistemleri eski haline getirmek ve yeşil ekonomilere uyum sağlamak için sürdürülebilir arazi yönetimi tekniklerini kullanan gelişmekte olan ülkelerde özel sektör projelerini desteklemektedir.”

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron‘un BM ve Dünya Bankası işbirliğiyle ev sahipliğinde 11 Ocak Pazartesi günü Fransa’nın Paris kentinde düzenlenen One Planet Biyoçeşitlilik Zirvesi‘nde taahhüdünü açıkladı.

Kanada yatırımının özellikle uygun bir zamanda geldiğini belirten Thiaw, sözlerine şöyle devam ediyordu:

“Finansman, düşük ve orta gelirli ülkelerdeki projeleri hedefleyen sürdürülebilir arazi yönetimi için ek kamu ve özel sektör kaynaklarından yararlanacak. Bu, Covid-19 salgınından yola çıkarak, kırsal alanlardan yeni ekonomik faaliyetlerin ve değer zincirlerinin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. LDN Fonuna yatırım yapmak, karasal ekosistemlerin ve yerel popülasyonların geri dönmesine yardımcı olmanın etkili bir yoludur.”

Rockefeller’in fonladığı arazi yönetimi

“Tek Gezegen Zirvesi”, doğayı koruma konusunda harekete geçmek için ivme oluşturmayı ve Covid-19 salgınından sonra gezegenimizi daha iyi bir şekilde yeniden inşa etme potansiyelinin altını çizmeyi amaçlıyor. 

LDN Fonu ise bir etki yatırım fonu. Fon, özel sektör tarafından uygulanan sürdürülebilir arazi yönetimi ve arazi restorasyon projeleri yoluyla arazi bozulumunun tarafsız olmasını desteklemek için kamu, özel ve filantropik (uzmanlığını veya  kaynaklarını kamu yararı gözeterek gönüllü olarak sunması yani hayırseverlik) sektörlerin kaynaklarını harmanlamayı  amaçlıyor. Bu fonun ortakları arasında Rockefeller Vakfı da var. 

Aynanın bu yüzünden bakınca Kanada alkışı hak ediyor. Ancak ‘yeni ekonomik faaliyet ve değer zinciri’  tanımlaması, aklıma nedense altın aramalarını getirdi. Çünkü aynanın öteki yüzünde, Türkiye’nin en önemli biyo çeşitliliğine sahip bin pınarlı Kaz Dağları‘nı ve Artvin‘i  altın çıkarmak için mahvedecek olan Kanadalı şirketler var. Peki Kanada hükümeti , şirketlerinin  altın aramak için, verimli toprakları, biyoçeşitliliği, siyanürle yok edeceğini, bozulmamış ekosistemi nasıl bozacağını bilmiyor mu acaba? Yoksa üç maymunu mu oynuyor? Büyük bir ikiyüzlülükle , bozulmuş ekosistemi eski haline getirme “masalını” anlatıyor bize, üstelik Birleşmiş Milletler’in övgüleriyle. Aynı Birleşmiş Milletler’in dört kuruluşu, geçmişte Kanada’yı, maden şirketlerinin yurt dışı faaliyetlerinden sorumlu tutmaya çağırmışken!

Bu masal  Türkiye dahil birçok ülkede anlatılıp duruyor:

“Bir varmış bir yokmuş,
Kanada’lı  şirketler ,dünyanın dört bir yanında
Altın aramaya başlamış.
Siyanür ekosistemi altüst etmiş, toprakları öldürmüş,
Kanada görmemiş, duymamış, konuşmamış,
Kanada az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş,
Bir de bakmış ki ; şirketleri ve ülkesi zenginleşmiş ama
Gezegenimiz fakirleşmiş..

Aaa bir de ne görsün o da aynı gemideymiş,
Anlamış ki dokundukları her şey bir gün altın olacak,
Altın, yenilmez, içilmez, pandemilere aşı olmaz
Hemen bir bilene başvurmuş,
Bilenin adı Rockefeller’miş
İki yüzlü hayırseverlikten en iyi o anlarmış….”

Masalın bundan sonrası daha da heyecanlı, çünkü işin içine giren ana ‘kahraman’ Rockefeller Vakfı’nın yaptıkları saymakla bitmezmiş. Kahramanlık öykülerini biçimlediği, “az gelişmiş” ülkelerden biri olarak Türkiye de, taa 1950′ lerde ‘nüfus ve tarım’ politikasını uygulama ülkelerinden biri olarak, yerini almış. Günümüze yansıyan sonuçları ise, GDO ve tarım zehirleri olmuş. İlaç sektöründekileri anmıyorum bile!

Modern sömürgecilik 

Merkezi Kanada’da olan dünyanın en büyük altın madenciliği şirketi, Barrick Gold; Arjantin, Avustralya, Kanada, Şili, Dominik Cumhuriyeti, Papua Yeni Gine, Peru, Suudi Arabistan, Tanzanya, ABD ve Zambiya’da, madencilik faaliyetlerinde bulunuyor. LDN fonunun yönleneceği ülkeler arasında başı çekenin Afrika olması, yüzyıllardır Afrika kıtasının  topraklarını sömüren ,değerli madenlerini çıkarmak için topraklarını öldüren, biyo çeşitliliğini bozan batılı ülkelerin iki yüzlülüğünü getiriyor akla. Dünyadaki yeraltı zenginliklerinin %30 unu barındıran Sahra Altı Afrika’daki altı ülkenin, başta altın ve elmas olmak üzere, madenlerini talan eden şirketlerin hepsinin  yabancı olması, sömürgecilik anlayışının hala sürdüğünü gösteriyor.

Altın, platin, kömür, demir ve elmas madenlerine sahip Afrika kıtası yalnızca Kanadalı şirketlerin değil, ABD’li, Fransız hatta Çinli şirketlerin de rekabet sahası artık…

Binyıllardır oluşan ekosistem, 55 milyon Kanada dolarıyla veya on yıllardır   az gelişmiş ülkelerin tarım politikalarını yöneten Rockefeller Vakfı’nın LDN fonu destekçisi olmasıyla, tarım zehirlerinin şirketlere her yıl milyarlarca dolar kazandırmasıyla onarılır mı?

Peki ya Türkiye? 

Karar vericilerimiz iklim krizi için  boş vaatler sıralarken, bozulan toprak ve ekosistem için hala hiçbir önlem ve kararlılık yok. 

Her köşesinde taş ocağı açılan Şile‘nin ormanları can çekişiyor. Erzincan ve Tunceli illerinin %52’si, meralarının %66’sı madenlere ruhsatlı. Artvin‘in koruma alanlarının  ve tarım alanlarının %47’si, doğa alanlarının %57’si madenlere ruhsatlı….Bunlar sadece bir kaç örnek.

Torba yasalarla insanların sağlığı yerine maden şirketleri  korunuyor.

Arazi Bozulması Tarafsızlığı (LDN) temel bir hedef; ülkelerin üretken toprak kaybını durdurmak, önlemek ve tersine çevirmek için birlikte çalıştıkları uluslararası bir taahhüt. Türkiye LDN sözleşmesine “gönüllü” taraf ve üstelik  ulusal hedeflerini de açıklamış. Bu ikiyüzlülüğün adını da siz koyun!

Arılar ölürken insanlar yaşar mı? 

Adana’da arıların toplu ölümü görüntüleri yerine karar vericilerin gözünde hala altın ve dolar işaretleri var. Ekosistemimiz yok olurken, kimse ekonomik nedenler martavalı okumasın. Daha uzun yıllar birçok pandemi göreceğimiz ülkemizde insanlar binlerce ölürken, zamanında alınmamış kararların ve uygulanmamış önlemlerin sorumluluğu olmayacak mı?

Toplu arı ölümleri gibi, tarım zehirleri  daha bir çok böceğe  zarar veriyor. Dünya Sağlık Örgütü’nce glisofat gibi ,son derece tehlikeli olduğu açıklanan tarım zehirleri ülkemizde hala kullanılıyor. Almanya bu nedenle “Böcekleri Koruma Kanunu’ hazırladı, glifosat kullanımını da 2023 de sonlandıracak.

Son yirmi yılda dünyadaki böcek nüfusu %24 azaldı. Unutmayın, insanlar yok olursa, böcekler yok olmaz ama böcekler yok olursa insanlar yok olur.

*

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.” (Hannah Arendt)                                            

 

Kategori: Hafta Sonu