16. İstanbul BienaliEkolojiKültür-SanatManşet

Bienal Yedinci Kıta’da suyla ilişkimize dair

16. İstanbul Bienali’nin kamusal programı kapsamında Birbuçuk Ekoloji ve Sanat Kolektifi tarafından düzenlenen Sindirim Programı’nın ilk buluşması; “Su” 28 Eylül Cumartesi günü gerçekleşti. MSGSÜ Resim ve Heykel Müzesi Şantiyesi’nde saat 12’den itibaren başlayan sunum ve performanslar akşam 17’ye kadar sürdü. Gün boyunca iki yüzden fazla izleyiciyle buluşan “Su” programı Mercator – İstanbul Politikalar Merkezi araştırmacısı Dr. Akgün İlhan, yaşam savunucusu aktivist Sevinç Alçiçek, Çukurova Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Dadans ekibinin kurucuları Dila Yumurtacı, Melek Nur Dudu ve Merve Uzunosman, sanatçı Serkan Taycan ve ses tasarımcısı Hazal Döleneken’in sunum ve performanslarıyla gerçekleşti.

Akgün İlhan – Kısır Döngüsel Su

İlk olarak Dr. Akgün İlhan Kısır Döngüsel Su başlığı altında yaptığı sunumda, modern toplumun doğayla ve suyla olan kısır ilişkisine dair İstanbul’un su yönetiminden verdiği örneklerle yaşamı var eden ve devamı için gerekli olan doğal su döngüsünün nasıl yok edildiğini anlattı. Kentlerin su ayak izlerinin azaltılmadıkça hiçbir teknolojinin sorunları çözemeyeceğini ifade eden İlhan, su tasarrufu ve verimliliğinden başka bir yolun olmadığını söyledi.

Sevinç Alçiçek Arhavi kültürünün doğayla olan ilişkisini anlatıyor

İkinci sunumda Sevinç Alçiçek, Artvin Arhavi’de yıllardır verilmekte olan ekolojik mücadeleyi bir Arhavili olarak anlattı. Yöre insanının tarım yaparken tohumlarını yabani hayvanlardan korumak için su sesini kullandığı kadim”3’k’amangana”ya (Lazca sudan yapılma korkuluk) değinen Alçiçek günümüzde pestisit denilen tarım zehirlerinin tarımı yapılan bitki hariç tüm canlıları yok ederken, geleneksel tarımda hayvanların öldürülmesinin hiç düşünülmediğini, doğayla uyumlu bu yaşam kültürlerinin korunması gerektiğini belirtti.

Sedat Gündoğdu – Yedinci Kıtadan Sofradaki Tabağımıza: Mikroplastikler

Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Yedinci Kıtadan Sofradaki Tabağımıza: Mikroplastikler adlı sunumunda denizlerimizdeki plastik kirliliğini, bunların mikro ve nano plastiklere dönüşerek nasıl sofralarımıza ve oradan da vücutlarımıza kadar girdiğini anlattı. Plastiğin geri dönüşümünden çok tek kullanımlık plastiklerin hiç kullanılmaması için çağrıda bulunan Gündoğdu, daha az tüketmenin yolunu bulmak zorunda olduğumuzun altını çizdi.

Be Water My Friend etkinliği 3 kişiyle başladı 20 kişiyle son buldu

Su programının ilk performansı olan Be Water My Friend ise Dadans ekibinin kolaylaştırıcılığında performansı izlemeye gelmiş olan insanların da katılımıyla gerçekleşti. İlk olarak Dila Yumurtacı, Melek Nur Dudu ve Merve Uzunosman’ın su çemberi oluşturmasıyla başlayan performansa yirmiye yakın insan katılarak suyun akışkan hareketlerinde birleşti.

Serkan Taycan – Karadeniz’den Marmara’ya: İki Deniz Arası’nı Yürümek

Su’yun son sunumu Serkan Taycan’ın Karadeniz’den Marmara’ya: İki Deniz Arası’nı Yürümek başlığı altında gerçekleşti. Kanal İstanbul Projesi rotasının yüründüğü ve İstanbul’un bu rota üzerindeki doğal ve kültürel mirasını birebir yaşayarak görmeyi hedefleyen bu kolektif eylemi anlatan Taycan, Hydrolab ve güvenlik barajı gibi suya dair diğer çalışmalarından da bahsetti.

Hazal Döleneken – Natura

Su programının son etkinliği Hazal Döleneken’in Natura adlı sıra dışı biomüzik performansıydı. Bitki köklerinin suyla temasını müziğe dönüştürerek bitkilerin seslerini insan kulaklarımızla duymamızı sağlayan gösterisiyle Döleneken izleyicilere bambaşka bir dünyanın kapılarını araladı.

Tüm performans ve sunumların sonunda izleyiciler, Sindirim programının ilk buluşması olan Su’ya katkı sunan sanatçılar, akademisyenler ve aktivistlerle yaklaşık bir saatlik fikir alış verişinde bulundu.