Günün Manşetiİklim KriziManşet

IPCC: Emisyonlar azaltılmazsa, yüzyıl bitmeden ağır bedeller ödeyebiliriz

IPCC’nin bugün yayımlanan raporuna göre, iklim değişikliği yüzünden okyanuslarda meydana gelen ısınmanın deniz seviyesinde olağanüstü yükselme, denizel yaşamda önemli kayıplar ve şiddetli siklonlarda artış yaşanacak. Rapor, bir an önce harekete geçilmezse, yüzyılın sonuna gelmeden çok ağır bedeller ödenebileceğine dikkat çekiyor.

Dünyanın iklim bilimi konusunda en yetkin kurumu olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli –IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC), bugün iklim değişikliğinin okyanuslar ve kriyosfere etkilerini inceleyen, ‘Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer Raporu’ başlıklı özel raporunu yayımladı. Bilim insanlarının Monaco’daki dört günlük özel oturumunun ardından açıklanan rapor; iklim değişikliğinin, gezegenin buz tabakaları, buzullar, permafrost, buz sahanlığı ve kar örtüsü gibi donmuş alanlara etkisinin yanı sıra emisyonların hızla azaltılmadığı durumda bu bölgelerde neler olabileceğini inceliyor ve son derece çarpıcı verileri içeriyor.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 195 ülke tarafından onaylanan IPCC, raporunda emisyonların hızla azaltılmadığı durumda, bu yüzyılın sonunda deniz seviyesinde yükselme, dağ buzullarında çöküş, denizel yaşamda önemli kayıplar ve şiddetli siklonlarda artış gibi sonuçlar öngörüyor.

Raporun temel bulguları şöyle: 

  • Dünya’nın okyanus, buz ve kar örtüsü iklim değişikliğine bağlı olarak değişiyor.
  • Deniz seviyesi hızla yükseliyor ve emisyonlar azaltılmazsa okyanuslar 2100 yılı itibarıyla geçen yüzyıla göre 10 kat hızlı yükselecek.
  • Emisyonların artmaya devam etmesi durumunda buzullar, kütlelerinin üçte birinden fazlasını kaybedecek. Bu durum insanların tatlı suya erişimini olumsuz etkileyecek. 2100 itibarıyla bazı dağlar üzerindeki buzulların %80’i kaybolabilir, birçok buzul ise tamamen yok olabilir.
  • Deniz yaşamı halihazırda okyanusların ısınmasından olumsuz etkileniyor. Emisyonların azaltıldığı durumda oluşan hasarı sınırlamak mümkün. Denizlerdeki sıcaklık dalgalarının %84-90’ı direk iklim değişikliğine bağlamak mümkün.
  • Okyanustaki değişim, aşırı hava olaylarını artırıyor ve emisyonlar azaltılmazsa durum daha da kötüleşecek.
  • Permafrostun çözülmesi ve kar/buz örtüsünün erimesi, küresel ısınmayı artırarak iklim değişikliğini hızlandırabilir.
  • Emisyonların hızlıca azaltılması riskleri büyük ölçüde azaltabilecekken iklim değişikliği konusunda harekete geçmemenin bedeli bu yüzyıl sonuna kadar çok ağır olabilir.

Dünya’nın okyanus, buz ve kar örtüsü iklim değişikliğine bağlı olarak değişiyor.

  • Grönland ve Antartika buz tabakası yılda 400 milyar tondan fazla suyu okyanusa bırakmak suretiyle eriyor.
  • Arktik’in karla kaplı bölgesi yaz aylarında her on yılda %13 oranında küçülüyor.
  • Okyanuslar değişiyor: Deniz suyu bir yandan oksijen kaybına uğrayıp daha asidik hale gelirken denizde yaşanan sıcaklık dalgaları iki kat daha sıklaştı, sıcaklaştı ve iki kat daha uzun sürüyor. Okyanus sıcaklığının artış hızı 20.yüzyılın sonlarından beri ikiye katlandı.
  • Denizlerdeki sıcaklık dalgalarının çok büyük bir kısmı (%84-90) insan kaynaklı iklim değişikliğine direk bağlanabilir.

Okyanuslar 2100 yılı itibarıyla geçen yüzyıla göre 10 kat hızlı yükselecek.

  • Deniz seviyeleri insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının sonucu olarak şu ana kadar 16 cm yükseldi ve yükselmeye devam ediyor.
  • Emisyonların artmasıyla deniz seviyelerindeki yükselme hızlanabilir; günümüzde yılda 3,6 mm’lik bir yükselmeden söz ederken, 2100 yılında yılda 15 mm’lik bir yükselmeyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu rakam geçen yüzyılda deniz seviyesinde yaşanan yıllık yükselmenin 10 katından fazla (1,4 mm). Bu 2100 itibarıyla deniz seviyesinde 84 cm’lik bir yükselme anlamına geliyor (bu rakamın 1,1 metreye çıkma ihtimali de söz konusu). Arktik buz örtüsünün artık öngörüldüğünden daha hızlı erimesi beklendiğinden bu projeksiyon IPCC’nin 5.Değerlendirme Raporu’na göre 10 cm daha yüksek. Emisyonların hızla düşürülmesi sonucunda deniz seviyesindeki yükselme 43 cm ile sınırlanabilir; bu da kabaca aslında yarıya indirilebileceğini gösteriyor.

  • Bu yükselme oranı, yüzyılda bir görülen aşırı deniz seviyesi yüksekliklerinin bu yüzyıl sonu itibarıyla her yıl (2050 itibarıyla da birçok farklı yerde) görülmeye başlaması anlamına gelecek. Bazı ada ülkelerinin deniz seviyelerinin yükselmesi ve okyanusta yaşanacak değişimler sonucunda yaşanamaz hale gelmesi kuvvetle muhtemel.
  • Emisyonlar azaltılmazsa, deniz seviyelerindeki artış 2100 sonrasında da devam edecek. Rapor, emisyonların artması halinde 2300’de 5,4 metreye kadar bir yükselme olabileceği konusunda uyarıyor.

Buzulların erimesi tatlı suya erişimi engelleyecek

  • Eğer emisyonlar azaltılmazsa buzullar kütlelerinin 3’te 1’inden fazlasını kaybedecek; emisyonların azaltılmasıyla bu kaybın yarısı önlenebilir.
  • Emisyonlar azaltılmazsa 2100 itibarıyla bazı dağlık bölgeler üzerindeki buzulların %80’i kaybolabilir, birçok buzul ise tamamen yok olabilir.
  • Sonuç olarak, yüzyıl bitmeden dağ buzullarının sağladığı tatlı su seviyesi önce tavan yapacak sonra düşmeye başlayacak.

Okyanusların ısınması balık popülasyonunu düşürdü 

  • Deniz canlıları yaşam alanlarını yılda 5 km gibi bir hızda değiştirirken, okyanusların ısınması ve aşırı avlanma da balık popülasyonlarını düşürdü.
  • Okyanustaki değişimler yüzyıl sonuna kadar devam edecek: Emisyonlar azaltılmazsa pH seviyesi halihazırda düşen 0,1 oranına ek olarak 2100 itibarıyla 0,3 daha düşebilir. Farklı bir araştırmaya görebu okyanuslardaki asit oranının %150 artması anlamına geliyor. 2050’ye gelene kadar okyanusların üst tabakasının %80’inde oksijen kaybı meydana gelecek. Emisyonların azaltılmaması yüzyıl sonuna kadar tüm dünyada okyanuslarda yaşayan hayvanların %15 azalmasına ve balık avlama potansiyelinin %24 düşmesine yol açabilir.

  • Mercanlar özel olarak risk altında. Denizdeki sıcaklık dalgaları şimdiden büyük ölçekli mercan ölümlerine yol açıyor ve küresel ısınmayı 1,5°C’de sınırlayacak hızlı emisyon azaltımında bile tüm ılık su mercanlarında belirgin bir kayıp yaşanacak ve hatta bazı yerlerde soyları tükenecek. Kabuklu deniz canlıları ve midyeler de tehdit altında.

Okyanustaki değişim, aşırı hava olaylarını tetikliyor

  • İnsan kaynaklı emisyonların bir sonucu olarak kasırgalar şimdiden daha şiddetli yağış, daha güçlü rüzgar ve daha yüksek deniz seviyelerine sebep oluyor. Emisyonların artmasıyla birlikte bu etkilerin daha da kötüleşmesi ve fırtına dalgalarıyla özellikle deniz seviyelerindeki yükselmenin daha da artması bekleniyor.
  • Küresel ölçekte şiddetli yağış ve kuraklığa neden olan Pasifik Okyanusu’ndaki sıra dışı yüzey sıcaklıklarını betimleyen El Niño ve La Niña’nın etkilerinin çok daha ciddileşeceği düşünülüyor.
  • Gezegen çevresinde sıcaklığın dağıtılmasında ve iklimi yumuşatmada hayati rol oynayan bir okyanus akıntı sistemi olan Atlantik Meridyonel Devinim Dolaşımı’nın (AMOC) bu yüzyılda zayıflaması bekleniyor. Bu durumun da Kuzey Avrupa’daki fırtınaları artıracağı, Güney Asya ve Sahel’e (Orta Afrika) düşecek yağış miktarını azaltacağı ve Kuzey Amerika’nın kuzeydoğusunda deniz seviyelerinin yükselmesine sebep olabileceği düşünülüyor.

Permafrostun çözülmesi ve kar/buz örtüsünün erimesi, küresel ısınmayı artıracak.

  • Permafrostun çözülmesi çok büyük miktarda karbondioksit ve metan gazının atmosfere salıverilmesine yol açabilir. Emisyonların azaltılmadığı durumda, permafrost bu yüzyılın sonuna kadar onlar hatta yüzlerce milyar ton karbondioksitin açığa çıkmasına ve küresel ısınmanın hızlanmasına sebep olabilir (insanlar şu anda yılda 11 milyar ton karbon salınmasına sebep oluyor).
  • Kar ve buz örtüsünün kaybı Dünya’nın sıcağı yansıtma özelliğini de azaltarak ısınmayı artırıyor. Arktik deniz buzu her on yılda %13 küçülüyor ve küresel ısınma 2°C’yi bulursa bazı yaz mevsimlerinde tamamen yok olması bekleniyor.

Hızlı harekete geçilmezse bedeli ağır olur

  • Bugün emisyonları hızlıca düşürmemenin bedeli, bu yüzyılın ikinci yarısında çok daha belirgin hale gelebilir.
  • Ancak önceki IPCC Özel Raporları’nın (1,5°C raporu, arazi raporu ve biyoçeşitlilik raporu) ortaya koyduğu gibi bugün emisyonların hızlı bir şekilde azaltılması tüm bu riskleri azaltabilir ve gecikmenin sebep olacağı bedellerden kaçınmayı sağlayabilir.

Raporun Yönetici Özeti şu sözlerle sonlanıyor: “Bu; zamanında, iddialı, koordineli ve dayanıklı bir şekilde harekete geçmeyi önceliklendirmenin ne kadar acil olduğunun altını çiziyor.”

Türkiye için olası sonuçlar

Denizlerle çevrili bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye’de, ısınan denizler, denizel yaşamda önemli kayıplara yol açarken, deniz seviyesinin yükselmesi kıyıları aşındırıyor, kıyı bölgelerinde yer alan kentlerde su baskınları yaşanıyor ve tuzlanmaya neden oluyor. Güney Avrupa’nın ve Akdeniz havzasının iklim değişikliğinin etkilerine karşı kırılganlığı, Avrupa’nın diğer kısımlarına kıyasla daha yüksek ve bu bölgelerde yaşanacak ekonomik zararın daha fazla olması bekleniyor.

Oslo Üniversitesi araştırmacılarından Dr. Yeliz A. Yılmaz IPCC raporunun Türkiye için olası etkilerini şöyle değerlendirdi:

“Türkiye’nin kıyı kesimleri yükselen su seviyeleri nedeniyle risk altındayken, iç ve dağlık kesimleri ise azalma eğiliminde olan kar örtüsü nedeniyle iklim değişikliğinin etkileri ile yüzleşebilir. Dağlarda tutulan kar ve buz örtüsü bahar döneminde eriyerek nehirleri besler ve ekosistemler için hayati önem taşır. Öngörülen sıcaklık artışı ve yağış rejimindeki düzensizlikler sebebiyle, yarı kurak bölgelerdeki tarımsal sulama uygulamaları için su temininde problemler yaşanabilir. Keza hidroelektrik üretiminin de bu değişkenlikten etkilenmesi kaçınılmazdır. Su kaynaklarının azalması özellikle Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerindeki sınıraşan suların diğer ülkelerle paylaşılması ile alakalı geçmiştekilere benzer potansiyel anlaşmazlıkların çözümünü daha da zorlaştırabilir. Bu kötüye giden tabloyu değiştirmenin yolu ise fosil yakıt kullanımını durdurmak, emisyonları hızla azaltmak, az tüketmek ve sürdürülebilir kalkınma modellerini uygulamaktan geçiyor.”

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Dr. Noyan Yılmaz  da deniz ve kıyı bölgelerin yüksek karbon tutma potansiyeline vurgu yaptı:

 “Denizler, tuz bataklıkları, deniz çayırları, su basar ormanlar, dalyanlar ve benzeri mavi karbon ekosistemleri olarak adlandırılan kıyısal alanlar, atmosferdeki karbonu tutma ve saklama konusunda ormanlardan 40 kat daha hızlılar. İklim değişikliğine sanayileşme ve yapılaşma baskısı da eklenince bu alanların özelliklerini yitirmesi başka birçok soruna davetiye çıkarıyor.

İklim değişikliğiyle denizlerin daha sıcak ve asidik hale gelmesi; derin deşarj, aşırı gübre kullanımı, kıyı erozyonu gibi etkilerle birleşince Marmara Denizi başta olmak üzere denizlerimizde oksijen hızla azalıyor. Isınma ayrıca istilacı türlerin yayılımını hızlandırıyor. Akdeniz ve Güney Ege kıyılarımızda istilacı türler ekonomik olarak önemli yerel türlerimizin yerini çoktan aldı. Ekosistemdeki bozulma aşırı balıkçılık ile birleştiğinde balıklardan boşalan alanı denizanası türlerinin doldurduğunu görüyoruz ve bu geri dönüşü oldukça zor olan bir değişim. Günümüzde artık bu kadar bilimsel kanıt sunulmuşken iklim değişikliğini sınırlamak için fosil yakıtların kullanımını azaltmayı değil, bir adım ötesine geçerek iklimdeki bozulmayı yavaşlatmak için ne gibi önlemler almamız gerektiğini konuşuyor olmamız lazım.”

Rapor hakkında

  • Rapor, hükümetlerin iklim değişikliğinin okyanuslara ve kriyosfere (gezegenin tüm donmuş alanları; buz tabakaları, dağ buzulları, permafrost, buz sahanlığı ve kar örtüsü gibi) etkileri üzerine bir rapor talep etmeleri üzerine hazırlandı.
  • 36 farklı ülkeden 104 yazar ve yayımcının katkısıyla yaklaşık 7000 bilimsel çalışma değerlendirildi.
  • IPCC’nin 6.Değerlendirme Raporu döngüsünde hazırlanan üç özel raporun sonuncusu. Yeni Değerlendirme Raporları 2021’de yayımlanacak.