Günün Manşetiİklim ve Enerji

Kendi elektriğini üretmek artık daha zor

‘Lisanssız elektrik Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklikle, bireysel tüketici veya küçük üreticilerin kendi elektrik ihtiyaçlarını yenilenebilir kaynaklarla giderebilmesi zorlaştırıldı. Değişiklik en çok fosil yakıttan enerji üreten şirketleri sevindirecek

 

2013 yılında yürürlüğe giren ‘’Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Yönetmeliği’’ düzenlemesinde kapsamlı değişiklikler yapıldı. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ardından yayımlanan yönetmelik ile, kişilerin ve kooperatifler gibi küçük üreticilerin kendi elektriklerini üretme ve ihtiyaç fazlasını da satabilme olanakları zorlaştırıldı. Güneş panelleri aracılığıyla kendi elektriklerini üretmek üzere bir araya gelen STK’lar ve bu amaçla kurulan kooperatifler tepkili: “Yönetmelik, yenilenebilir enerjiye yönelmek ve bu amaçla yatırım yapmak isteyenlerin önünü keser.”

Troya Çevre Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Oral Kaya, 2013’te çıkarılan ilk “lisanssız enerji yönetmeliği”ne göre, bireysel tüketici veya küçük tüketicilerin kendi elektrik ihtiyaçlarını üretmelerinin önünün açıldığını hatırlattı. 2016’da yenilenebilir enerji alanında çalışan STK’ların ısrarlı taleplerinin de etkisiyle yönetmeliğe kooperatiflerin de dahil edildiğini; böylece küçük üreticinin ihtiyacından fazla enerjiyi piyasaya satma olanağına kavuştuğunu kaydeden Kaya, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yönetmelik ile verilmiş bu hakkın sınırlarının çok daraltıldığını şöyle anlattı: “Yönetmelikte, izin alma koşulu şu ana kadar çağrı mektubu alanlarla sınırlandırıldı. Bu koşullara haiz sadece iki kooperatif var. Diğerleri devre dışı bırakıldı. Halen başvuru aşamasında olanlar için ne yapılacağını biz de bilmiyoruz. İzin alabilenler ise 5 megavata kadar (ortalama 500 konut) bir üretim tesisi kurabilecek.

Teşvik de yok

Kaya ayrıca bir önceki yönetmeliğin küçük üreticiyi yatırım yapmaya teşvik ettiğini; devletin de üretilen elektrik fazlasını 13 dolar/cent’ten almak üzere taahhüt verdiğini  yeni yönetmelikte bu teşviğin de kaldırıldığını belirtti: “Artık teşvik yok, üretim fazlası elektriğini günlük TEDAŞ fiyatlarından alırım diyor devlet. O da 28 kuruş civarında bir fiyat. Bu, yenilenebilir enerji yatırım kaynaklarına yönelmek isteyenlerin önünü kesecek bir uygulama”

Yeşil Düşünce Derneği’nin İklim Değişikliği ve Yenilenebilir Enerji Programı Koordinatörü Sevil Turan ise üç yıldır üzerinde çalıştıkları, enerji üretiminde kooperatifleşme sürecinin kesintiye uğramasından duydukları hayal kırıklığını şöyle ifade etti:

“2013 yönetmeliğinde, 1 megawatın altındaki üretimde lisans alma zorunluluğu kaldırılmıştı. Bir yıl sonra kooperatiflere de; alım garantisi ve kullanıcılar 100 kişinin üzerindeyse 5 megawat üretim ayrıcalıkları sağlandı. Şimdi hem 2020’ye kadar verilen alım garantisini kaldırdılar hem de ‘aynı bağlantı noktası’ zorunluluğu getirildi. Yani diyelim aynı sitede olmadığınız sürece, yan komşu olsanız bile, üretilen elektrikten yararlanma olanağınız olmayacak. Bu, kooperatifleşme önünde büyük bir engel.”

Çatı büyükse sorun yok, ya küçükse?

Yeni yönetmelikle, ticari aboneliği kolaylaştırırken mesken aboneliğini zora koştuklarını belirten Turan, arazi kullanımının da artık mümkün olamayacağını, kişi ve küçük girişimcilerin sadece çatı tipi güneş panelleriyle elektrik üretebileceğini söyledi: “Çatı alanı çok dar veya küçükse, başka bağlantı noktasına veya araziye panel kurma izni de kaldırıldığı için, pratikte verilen iznin bir anlamı kalmıyor.”

 ‘Emekler heba oldu’

Gelinen noktayı değerlendiren avukat Derya Nazan Ünverir de Türkiye’de şu anda yönetmeliğe uyan sadece iki kooperatif bulunduğunu söyledi: “Biri Kayseri Sanayii Sitesi kooperatifi, diğeri de Çorum’daki konut kooperatifi. Bu ikisinin dışında “çağrı alan” başka kooperatif olmadığı için, yeni düzenlemeden sadece ikisi yararlanacak. Ancak onların da dağıtım yapabileceği bir durum yok.”

Yönetmelikte “bedelsiz alım”dan bahsedildiğine vurgu yapan Ünverir, ‘kazanılmış bir hak’tan söz edilemeyeceğini, aksine bir önceki yönetmeliğe göre, kişi ve kooperatiflerin hak kaybına uğradığını belirtti. Ünverir, 2013’ten bu yana yenilenebilir kaynaklarla  kendi elektriğini üretebilmek ve  kooperatifleşebilmek için beş yıldır çok büyük çabalarla emek sarfedildiğini anlattı; “Şimdi hepsi heba olmuş gibi görünüyor” dedi. Kararname ve yönetmeliklerin Cumhurbaşkanlığı ve bakanlık tasarrufunda olduğuna da işaret eden Ünverir, meselenin hukuki değil sivil yollarla çözülebileceğini ifade etti.

 ‘İklim değişikliği mücadelesinde önemli bir kayıp’

Kaya ve Turan, son bir yılda yenilenebilir enerji alanında hızlı bir yatırım artışı görüldüğüne de dikkat çekiyor. Ancak devlet ve karar vericilerin bu artışa yanıtı, beklendiği gibi değil. Türkiye’nin yükümlülüklerine dikkat çeken Sevil Turan şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye’nin 2016 yılında imzaladığı ancak henüz onaylamadığı ve 2020 yılında Kyoto Protokülü yerine yürürlüğe girecek Paris Anlaşması kapsamında, sera gazı emisyonları azaltım politikalarına ulusal katkı beyanı sunma yükümlülüğü bulunuyor. Bu nedenle de hazırlanan plan ve politikalarda Güneş ve rüzgar enerjisinden elektrik üretiminin 2030 yılına kadar sırasıyla 10 GW ve 16 GW kapasiteye ulaşması, elektrik üretiminde ve şebekesindeki kayıp oranının 2030 yılında %15 seviyesine düşürülmesi yer alıyor. Yenilenebilir enerji üretimindeki bu hedef, Enerji ve Tabi Kaybaklar Bakanlığı 2014-2019 strateji belgesinde, 2019 yılında Rüzgarda 10 mv, güneşte 3000 mv olarak konulmuştu. Buna rağmen son çıkan mevzuat ile Paris Anlaşması’nın onaylanarak ulusal yükümlülüklerimizi, özellikle enerji politikalarında yerine getirmemiz noktasından çok uzaklaştığımızı görüyoruz. Temmuz 2018 yılında kaldırılan Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü ve kömür ve doğalgaz yatırımlarına verilen önem de bu politikaların bir uzantısı olarak karşımızda çıkıyor.”

Kaya da “Kömür ve doğalgaz şirketlerinin büyük zararları olduğunu biliyoruz. Devlet de özellikle kömürden elde edilecek enerji alanında önemli teşvik ve taahhütler veriyor. Yani, biz enerjide fosil yakıtı tercih ediyoruz, diyorlar” diye konuştu.

Mücadeleye devam

Bundan sonra yapılacaklar konusunda Turan önerilerini şöyle sıraladı:

-Kurulmuş ve ‘çağrı mektubu’ için dağıtım şirketine başvuru yapmış kooperatiflerin mevzuat değişikliğinden muaf tutulması gerekir.

-Bağlantı noktası zorunluluğu kaldırılmalı.

-Fiyat alım garantisi yeniden kooperatifler lehine kurgulanmalı.

-Kar odaklı girişimlerle kooperatifler gibi küçük üreticiler arasında ayrım yapılmalı, sadece 1 ampullük elektrik üreterek teşvik almak isteyenlerin önü kesilmeli

-Devlet, fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi yerine yenilenebilir kaynakları temel alan bir enerji politikasını hızla hayata geçirmeli; Paris Anlaşması’nı onaylayarak enerji alanında da karbon salımını azaltma hedefleri koyup en kısa sürede uygulamaya geçirmeli.

Oral Kaya da Türkiye çapında kurulmuş 45 enerji kooperatifinin katılacağı bir üretim ağı kurmaya çalıştıklarını belirterek, “Bu yönetmeliğin değiştirilmesi için topluca mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.