Bize gerekenler: Toprak, yağmur, güneş, rüzgar ve aşk

En son ne zaman içtiğiniz bir bardak suyun, yediğiniz bir tas çorbanın hakkını verdiğinizi düşünerek kalktınız sofradan? Doğrulttuğunuzda yorgun argın bedeninizi, altınızdaki toprağı ne zaman hissettiniz? Tepenizdeki güneş teninizi yakarken ufak bir esintiye ne zaman şükrettiniz? Yüreğiniz aşkla dolarken daha ne kadar alabilir bu kap diye ne zaman düşündünüz? Yüreğimin aşkla dolma kapasitesini öğrenemedim belki ama şükranla doğrulurken topraktan ve bakarken ayaklarımın altındaki dünyaya; esen rüzgara, öten kuşa göz yaşları ile teşekkür ederek bu kapasitenin ne kadar da büyük olduğunu fark ettim. Bir köy var uzakta. Gittim. Gördüm. Yaşadım; aşkla, her bir anı için şükran duyarak yaşadım.

O köy Çanakkale’nin bir ilçesine bağlı bir köydü. Yeşil Gazete editörlerinden Durukan’ın da dahil olduğu bir kollektif olan Ormanevi’nde geçirdim Mayıs’ın ilk haftasını. Bir derenin kenarında bakarken akıp giden suya, içine girip bir müddet sonra arınarak çıkıp yine başka bir kenardan, başka bir insan olarak akıp giden suya bakmak gibiydi bu bir hafta. Su akıp gidiyor, hayat akıp gidiyor orada yine şimdi ancak ben kıyıdayım; şehre döndüm. O sudan içtiğim bir damlanın hatırasını saklıyorum hücrelerimde şimdi.

orman3

Meradan köye bakış. Fotoğraf: Zeliha Yıldırım

Köye giden yolu kendi elleri ile açıp sıfırdan bir hayat kurmuş kollektif. Yeni bir köy hayatı; her bir anın planlı olduğu, birlikte çalışan genç insanlardan oluşan bilmediğimiz, görmediğimiz bir aile hayatı. Bugüne kadar çekirdek aileyi ailemiz bellemiştik oysa ne de büyük olabiliyormuş o aile. Başta bu aile kavramını değiştirmiş kollektif. Akraba evleri dışında bu kadar uzun bir misafirlik yaşadığımı hatırlamıyorum. Misafirlik dediğime bakmayın herkesin aynı zamanda ev sahibi aynı zamanda misafir olduğu bir ev. Gönüllünün, stajerin, kollektif üyesinin, uzun dönem gönüllünün ne yapacağı ne yapmayacağı ne şekilde katkı sunacağı yani sorumluluklarının net olarak belirlendiği bir yaşam. Eve bir şekilde dahil olmuş herkesin birlikte çalışıp birlikte sofraya oturduğu bir yaşam kısacası. Sabah 8 kahvaltısı ile başlayan akşam ezanının eşlik ettiği yemek ile tamamlanan sıradan bir çalışma günü öğrenilmiş ne kadar çok yaşam düzenini altüst ediyor bilemezsiniz.  İş başı ne demek? İş çıkışı ne demek? Hayat ne zaman başlıyor ne zaman bitiyor? Sistemin belirlediği sabah gel; çalış, akşam git; yaşa düzenini alaşağı ediyor yani.

Dünyadaki eşitsizlikten uzak, yalın, huzurlu, naif ve özgür bir yaşamın olduğu yeryüzü cennetinde bir an yaşadım. Yüreğim toprakla, güneşle, rüzgarla ve aşkla yıkandı. Döndüm yüzümü dünyaya şimdi. Daha umutlu, yeni yollar açmaya hazır olarak.  Orda bir köy var uzakta; gitmeli, görmeli, yaşamalı. O kadim köyleri genç insan elleri ile başka bir bilinç ile yeşertmeli. Belki o zaman kurtuluruz nefretlerimizden, hırslarımızdan, korkularımızdan ve bunların yerine koyarız sevgiyi, aşkı, şükran duymayı.

Yaşanan başka birçok keyif ve mutluluk var ancak ne kadar anlatılsa eksik kalacağı muhakkak, tıpkı yukarıda yazdıklarımın lafügüzaf olduğu gibi. Bir teşekkür kabilinde olsun tüm o yolu açan güzel, genç, çalışkan ellere bu sözler.

(Yeşil Gazete)