Aylak İlsu ile gezmek: “Deneyimleyemiyorsan evinde otur!”

Şehir hayatını sözde refahı için tercih ediyoruz ama refah şöyle dursun ciddi bir erozyona maruz kalıyor konfor alanlarımız. Ana akımdaki orta sınıflar bu konfor alanlarını patronlarından izin aldıkları özel günlere oldukça “her şey dâhil” hijyenik ritüellerle korumuş gibi hissetmek istiyorlar. Daha entelektüel cenahtan olanlar sinema ve tiyatrodan uzak kalmamaya çalışıyor. Gelin görün ki, küresel sistemlerin prefabrike ürettiği beyaz yakalılar, yerellerinde yeterli özgürlük motivasyonu geliştiremediği için kâinattan kopuk yaşayıp, dar alanda kısa paslaşmaya mahkûm bireylere dönüşüyor.

Oysa kimileri var ki kâinattan kopmak yerine kaideden kopmayı gözüne kestirebiliyor. Gezgin “İlsu Dirgin” onlardan biri… Nam-ı diğer “Aylak” İlsu ile kopma ve anda kalma meselesinden girip kadın, sanat ve estetikten çıktık. Haydi başlayalım.

Hayat kısa, kuşlar uçuyor

43.Ayak-İlsu-Deneyimleyemiyorsan-Evinde-Otur-Yesil-Gazete

Yeşil Gazete: Sosyal medya mecranızdaki kapak resminizden başlayalım: “Stop Working Start Travelling” (Türkçesi ile; Çalışmayı bırak gezinmeye bak) Büyük markaların insanı olma dergâhından geçtiniz. Ama artık beyaz yakalı değilsiniz. Gezi turları düzenliyor, bir yandan da gezmeye devam ediyorsunuz. Gezmeye olan tutkunuz mu sizi ofis insanı yapmaktan caydırdı? Bugüne nasıl geldiniz?

Aylak İlsu: İş hayatımı ofis dışına taşıma isteğimin seyahat etme arzumla ilgisi yok, iş hayatının dinamikleriyle ilgisi var. Üniversite yıllarından beri seyahat ediyorum, çalışıyor olmak seyahat etmeme hiçbir zaman engel olmadı. Dünyanın dört bir tarafına seyahat ettim çalışırken. Şimdi mesai saatlerine bağlı olmamanın getirdiği serbestlik sayesinde daha önce yapamadığım uzunlukta seyahatleri de yapabilir oldum sadece. O fotoğrafı Kudüs’te kaldığım hostelde çekmiştim. Hayatta kafayı işe gömmekten daha önemli şeyler olduğunu söylüyor bence o kare.

44.Aylak-İlsu-Dirgin-Deneyimleyemiyorsan-Evinde-Otur-Yesil-Gazete

YG: Söylediğiniz çok önemli. Diyorsunuz ki, gezmek için çalışmak bir engel değil. Birçok plaza insanı zaman zaman kurumsal prangalarından kurtulup kendilerini özgür hissedecekleri romantik bir yaşamın hayaline dalar. Gezmek isteyen ancak manyetik kartlarından kurtulamayanlar için plazadan sonra hayat var mı? Yöntemler neler? Sırrınız ne oldu?

: Kimsenin aklına gelmeyen, müthiş bir sırrım yok. Plaza hayatından çıkacaksanız, sahip olduğunuz hangi beceri ya da donanımın; sizi, bir şirkette çalışmak dışında, geçindireceğini bulmanız, bunu bulana kadar da yaşamanıza yetecek birikmiş paranız olması gerekiyor. Asıl sır, gelecek kaygısı duymaktan vazgeçmekte. Yaşlandığınızda başınızı nereye sokacağınız endişesini bir tarafa bırakıp, bugün ne yaşadığınıza bakmakta. Şairin dediği gibi, “hayat kısa, kuşlar uçuyor”…

 

YG: Gezmek herkes için ayrı şeyler ifade ediyor. Ama bazı yerler var ki insana “insan olan burasını bir kez olsun deneyimlemeli”, dedirttiriyor. Bugüne kadar gezmiş olduğunuz 50’den fazla ülkede “görülmesi zorunlu tutulmalı” diye düşündüğünüz yerler çıktı mı karşınıza?

: İnsanın, “insanı” deneyimlemesi gerekiyor, bana kalırsa. Bir gün dünyada barış olacaksa, bunun yolu karşımızdakini olduğu gibi kabul edebilmekten geçiyor. Bize çok ters gelen doğruları olan insanları bile olduğundan başka biri olmaya zorlamamaktan… Böyle bakınca, bize uzak, tuhaf, değişik, ayıp, yersiz gelen her ne kadar kültür varsa, orayı deneyimlemek gerekiyor. Seyahat etmek, size bu bakış açısını kazandıramıyorsa, evinizde oturun, boşuna para harcamayın!

45.Aylak-İlsu-Dirgin-Deneyimleyemiyorsan-Evinde-Otur-Yesil-Gazete

Çileden çıktığım tek yer, kendi ülkem

YG: Ülkemizdeki cinsiyetçi şiddet birçok gezgin kadının da hayatına mal oldu. Tüm gezilerinizde kendinizi bir kadın olarak en güvende ve en az güvende hissettiğiniz ülkeler hangileriydi? Kadınlara karşı tavırları itibarıyla olumlu ya da olumsuz yönde sizi şaşırtan ülke oldu mu?

: Seyahat ederken kadın olduğum için farklı hissettiğim hiçbir durum olmadı. Aklıma bile gelmedi böyle bir şey doğrusu… Güvenlik konusunda da hiçbir sorun yaşamadım. Kadınlara karşı tavırlar itibariyle beni her daim şaşırtan ve çileden çıkartan tek yer, kendi ülkem…

YG: İstanbul’da ikamet ediyor ama içinde yaşayamıyoruz. Taşınıyor ama onunla tanışmıyoruz. İstanbul turları da düzenleyen bir gezgin için, bu durum ve bu şehir ne ifade ediyor?

: Ben İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Tüm eğitim ve iş hayatım İstanbul’da geçti. İstanbul’dan başka bir yerde de yaşamadım. Şehri çok seviyorum. Hikâyesi çok bol bir yer burası. Ancak İstanbul’da herkes koşturuyor, kimsenin hiçbir şey için vakti yok. Rahatlamak, sakinleşmek için şehirden uzaklaşıp başka bir yere seyahat etme ihtiyacı hissediyoruz. Kendi şehrimizi tanımadan başka şehirlerin hikâyelerinin peşine düşüyoruz. Oysa İstanbul’da turist olmak harika bir deneyim. Biz içinde yaşadığımız için bunu niye kaçıralım? İşte bu yüzden, bir günlüğüne İstanbul’da turist olduğumuz, sokaklarında aylak aylak yürüyüp bilmediğimiz yerleri, orada yaşayanların hikâyelerini öğrendiğimiz yürüyüş turları yapıyorum. Öğrendiğim hikâyeleri başkalarına anlatmak hoşuma gidiyor.

46.Aylak-İlsu-Dirgin-Deneyimleyemiyorsan-Evinde-Otur-Yesil-Gazete

YG: Sayfanızdaki resimlerden kadınların, kadrajınıza daha sıklıkla takılmış olduğunu hissettim. Dünyayı görmüş bir seyyahın kadın meselesine dair izlenimleri nasıldır? Şahit olduğunuz kültürlerde; kadının, en özgür, en baskı altında, en zayıf veya en kudretli oldukları hangi toplumlardı?

: Doğru hissetmişsiniz. Bilinçli olarak değil, ama içgüdüsel olarak gözümü kadınlara daha çok çeviriyorum. Kafamı en çok meşgul eden mesele, “güzellik” kavramı. Farklı kültürlerde güzelliğin nasıl ele alındığını, birine güzel gelen bir görüntünün başkası için nasıl korkunç ya da komik olabileceğini ve globalleşmenin hepimizi nasıl da aynı güzellik kalıbına tıkıştırmaya çalıştığını düşünüp duruyorum. Medyanın dayattığı “uzun boylu, beyaz tenli, çok ama çok ince bedenli” kadınlar olmaya çalışmamız doğrusu biraz acıklı bir durum. Dünyanın neresine gidersem gideyim, ister çekik gözlü, ister koyu renk derili, ister geniş kalçalı, bütün kadınların bu kalıba yaklaşabilmek için etnik özelliklerini yok sayarak efor sarf ettiğini görüyorum.

 

47.Aylak-İlsu-Dirgin-Deneyimleyemiyorsan-Evinde-Otur-Yesil-Gazete

YG: Çok farklı kültürleri deneyimlediniz. Folklorik ya da evrensel anlamda, müzik, tiyatro, dans, sergi, tören veya performansları, ne düzeyde görme şansınız oldu? Kültür ve sanat anlamında dünyanın şu köşesinde şu var ki diğer her şeyden daha fazla etkilenmiştim diyeceğiniz etkinlikler oldu mu?

: Gittiğim çoğu yerde bir performansa şahit olmuşumdur, ama birini öbüründen daha etkileyici bulduğumu söylemek istemem. Aksine şahit olduğum her performans bana müziğin (ve dansın) gerçek manada evrensel dil(ler) olduğunu öğretti. O yüzden keşke biraz yetenekli olsaydım da bir enstrüman çalabilseydim diyorum.

 Kuş uçmaz kervan geçmez Etiyopya’nın Omo Vadisi’nda Mursi köyünün şefi ile facebook arkadaşı olduk

YG: Hayatınızın yarısına yakınını gezerek geçirdiniz. En komik ve en hayranlık duyduğunuz iki anınızı paylaşabilir misiniz?

: Mozambik’te önümde uzanan Hint Okyanusu’na baktığım ve onlarca kambur balinanın su fışkırtıp kendisini havaya attığını gördüğüm an kadar ağzımın açık kaldığı bir an hatırlamıyorum. Komik anım ise, sanırım, Etiyopya’nın güneyindeki Omo Vadisi’nde, kuş uçmaz kervan geçmez bir bölgede ziyaret ettiğim, hala ilkel yaşam biçimlerini devam ettiren bir Mursi köyünde, köyün şefinin bana e-posta adresini vermek istemesiydi diyebilirim. Bırakın bilgisayarı, interneti; elektrik ve suyun olmadığı, cep telefonu operatörlerinin çalışmadığı, en yakın yerleşim yerinin ciple 2,5 saat mesafede olduğu, sazdan çatılmış kulübelerden ibaret bu köyde şefin bana e-posta adresini vermesi bir tarafa, bir de Facebook’tan arkadaş olduk kendisiyle.

 

YG: Bir sorumuz da Türkiye’nin güzelliklerine dair gelsin: Türkiye’de olmazsa olmaz diyeceğiniz gezi mekan veya rotaları hangileri olurdu?

: Bana göre olmazsa olmaz; İstanbul’da Ayasofya, Kapadokya ve Ege’de Mavi Tur. Bu listeye Afrodisias’ı, Bergama’yı, Zeugma mozaiklerini, Mardin’i, Ani Harabeleri’ni, Ahtamar Kilisesi’ni ve Çanakkale Boğazı’ndaki batıkları eklerim. Daha da eklenecek çok yer var, ama uzatmayayım…

 

YG: Polemikle bitirelim: Çok gezen mi? Çok okuyan mı?

: Çok okuyan çok bilir elbette ama bildiklerini deneyimlemeden bir bağlama oturtamaz, bilgiyi içselleştiremez. Öte yandan, okumadan seyahat etmek diye bir eylem olamaz bana göre. O olsa olsa gezintiye çıkmak olur, bir hava alır gelirsiniz. Bir seyahat okuyarak başlar ve okuyarak biter.

48.Aylak-İlsu-Dirgin-Deneyimleyemiyorsan-Evinde-Otur-Yesil-Gazete

İlsu Dirgin gibi profesyonel bir “aylak” ile temas sağlamış olmak, gerisinde, bir düşünme ödevi bıraktı bende… Bence hepimizin üzerine fikir mesaisi vermesi gereken bir ödev bu:

“Asıl sır, gelecek kaygısı duymaktan vazgeçmekte. Yaşlandığınızda başınızı nereye sokacağınız endişesini bir tarafa bırakıp bugün ne yaşadığınıza bakmakta.”

Sanatla ve barışla kalın…

Ek Linkler:
Aylak İlsu:
https://www.facebook.com/aylakilsu
http://www.aylakilsu.com/
Cemal Süreyya:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Cemal_S%C3%BCreya

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page