2012: Higgs bosonu ve rasyonel düşünce

Higgs bosonu

Yeşil Gazete yazarlarından yıl sonu değerlendirmeleri istendiğinde iki sebepten ötürü biraz canım sıkıldı. Birincisi maalesef bu platforma hak ettiği ilgiyi gösteremiyorum. Yani gerçek anlamda bir Yeşil Gazete yazarı sayılmam. İkincisi, daha önceki deneyimlerimden gördüğüm benim yaptığım sene sonu değerlendirmeleri son derece iç karartıcı oluyor. Ayrıca 21 Aralık’ı da olaysız, hadi olaysız demeyelim de en azından dünya sona ermeden atlatınca kendimi biraz boşlukta hissettiğimi de itiraf etmeliyim. Neyse, Şirince güzeldi en azından.

Tüm bu tereddütlerden dolayı olacak, şu an okumakta olduğunuz yazı yayınlanmasından kısa bir süre önce yine maddelerce uğursuz olayın alt alta sıralanmasından ibaretti. Bu olayların büyük kısmını yazıdan çıkardım. Ancak, çıkarılamayacak öneme sahip birkaç olaydan bahsetmeden geçmek istemiyorum. Bunun da bir duyarlılık gösterisi veya vicdan yıkama çabası olarak algılanmayacağını umuyorum. Amaç önemli olayları dışarıda bırakmamak olduğu kadar bağlamı oturtmak. Yine de içim kararsın istemiyorum derseniz sonraki birkaç (tam olarak üç) paragrafı atlayabilirsiniz.

Benim için 2012, 28 Aralık 2011 sabahı başladı. O günlerde Açık Radyo için yine bir yıl sonu değerlendirmesi hazırlıyorduk. Epey uzun ve heyecan verici bir listeydi bu. Arap Baharı, Occupy hareketi, Indignados hareketleri henüz tazeydi. Kötü gelişmeler yine epey fazlaydı ama umut da ziyadesiyle mevcuttu. Bir önceki gün elli küsur sayfalık değerlendirme metninin kaydını bitirmiştik ki 28 Aralık sabahı Açık Radyo’daki Açık Gazete programında yayındayken Uludere’de bir kaçakçı kafilesi üzerine “bomba düştüğü” haberini aldık. Alışık olduğumuz üzere anaakım kaynaklardan haberler eksik geliyordu. İlgili kurumların hiçbirinin ağzını bıçak açmıyordu. Tırnakla kazıdıkça medya rezaletinin boyutu ortaya çıkıyordu. Olayın sabah değil gece 21:30 sularında olduğunu öğreniyorduk. 2012 Uludere’yle başladı.

Arap Baharı desek oradan da pek umut verici haberler gelmedi 2012 boyunca. Tunus artan yoksulluk ile boğuşuyor, Mısır’da devrimin yönü değişiyordu. Libya’da iç savaş akıllara durgunluk veren bir vahşetle sona eriyor ama hesaplaşma aynı vahşetle devam ediyordu. Belki de yakın olduğu için etkisini en fazla hissettiğimiz Suriye’deki kan banyosuydu. Tüm bunlar ve daha fazlası. 2012 yılı bir önceki yılın vaat ettiği umudu boğmak için elinden geleni ardına koymadı. Avrupa’da artan yoksulluk ve Yunanistan’da yükselen faşist dalgaya şahit olduk. Filistin’de yeni bir savaş çıktı. Tüm dünya otoriterizme kayıyor gibiydi. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, vb. gibi değerler sanki artık safra olarak görülüyor ve hızla atılıyordu.

En kötüsü ise gelecek nesilleri üzerine daha iyi bir dünya kuracakları altyapıdan mahrum kılmak için elimizden geleni, hatta daha fazlasını yapmaya devam ettik 2012 yılı boyunca. Doha’da yapılan 18. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı öncesinde bir çok kurum gidişatın felaket olduğuna dair rapor üzerine rapor yayımladı. Buna rağmen Doha’da hükümetler yine top çevirmeyi seçti. İklim krizini sona erdirecek bir karar çıkmadı. Dünya tufanlarla, kasırgalarla yıkılırken bir de sanki dalga geçiyormuş gibi kaya gazı, vb. gibi yeni fosil yakıtlar ayakta alkışlanıyordu…

İşte tüm bunlar ve daha fazlasından oluşan geniş ve ayrıntılı bir liste hazırlamıştım. Yazdıkça içim sıkıldı. Sonra böyle bir değerlendirme yazmanın anlamı üzerine biraz düşünme fırsatı buldum. Sadece olumsuz gelişmelerden oluşan listeler yapmak sinizmden başka bir şey değil. Aynı ezoterik grup içinde mevki koruma çabası olduğunu da düşünüyorum. Olumsuz olayların reddi daha zor çünkü. Dolayısıyla, olumsuzluğa vurgu yaparak gerçek bilgiye vakıf olunduğu yanılsaması yaratılabiliyor. Böyle bir tavrın aktivizm açısından da samimi olamayacağını düşünüyorum. Aktivizm her şeyden önce bir şeyleri değiştirmeyi hedefler çünkü. Değişim umudu taşımadan aktivizm rutinini tekrarlamak samimiyetsizlikten de öte sahtekarlığa giriyor.

Bunu söyledikten sonra yazının geri kalanında yukarıda saydığım olumsuzluklara bakıp tek tek Polyannacılık oynama niyetinde değilim. Zaten ne haddime. Ancak, yazının bundan sonrasını geride kalan yılı değil önümüzdeki yılı değerlendirmek için kullanmaya çalışacağım. Bunu yaparken de bir süredir hem araştırmacı hem de aktivist olarak iyi kötü içinde yer aldığım iklim krizi üzerinden gitmek istiyorum. Biraz da olumlu bir gelişmeden bahsedelim.

2012 iklim değişikliği felaketlerin iyice belirginleştiği bir yıl oldu. Dünyanın birçok yerinde kuraklık ve seller birbirini izledi. Türkiye de bu olaylardan nasibini aldı. Yine de 2012’de yaşadığımız iklim felaketlerinin eğer bir iyi tarafı olduysa o da iklim değişikliğinin dünya kamuoylarının gündeminde üst sıralara tırmanması oldu. Artık fosil yakıt sektörü başta olmak üzere ilgili çıkar grupları ve bu çıkar grupları ile karmaşık ilişkileri bulunan medya organları iklim krizini kolay kolay göz ardı edemeyecekler. Elbette denemeyi sürdürecekler ama insanların yaşamları, değişen iklimden giderek artan biçimde etkilenmeye devam ettikçe inandırıcılıklarını yitirecekler.

Tüm bunlara rağmen yukarıda da değindiğim gibi devletler iklim krizini durduracak adımları hala atamadılar. Aslında devletlerin bu konudaki ataleti uzun süredir çözüm bekleyenler arasında bir bastırılmışlık ve mahrumiyet duygusu yaratıyor. Hatta bazı gözlemciler ulus-devletlerin bu sorunu çözmek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını söylüyor. Gerçekten de seçim dönemlerine odaklanan hükümet ve devlet başkanlarının iklim krizinin gerektirdiği uzun vadeli kararları alması pek gerçekçi gözükmüyor. İşte bu noktada devreye başka aktörlerin girmesi için fırsat doğuyor.

İklim krizine çözüm arayan uluslararası hareket 350.org bu fırsatı değerlendirmek adına bir adım attı bile. 350 ve ortakları 2013’ün Haziran ayından başlayarak 2015’deki Birleşmiş Milletler taraflar konferansına kadar iklim krizine çözüm için siyasi irade oluşturmak adına yeni bir küresel hareket oluşturuyor. Yeşil Gazete’de bunun haberini yapmıştık. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler o habere bakabilirler. Burada daha fazla uzatmadan söylenmesi gereken ise şu: Yeni ve küresel bir hareket başlıyor. Geleceğimizi korumak adına önemli hedefleri olan bir hareket bu. Sadece bu nedenle bile 2013’e umutla bakmaya değer.

Bu yıl sonu değerlendirmesini bitirmeden önce bir önemli noktaya daha değinmek istiyorum. 2012 birçok açıdan berbat bir yıldı evet. Öte yandan, yıl içinde  Higgs bosonu denen şeyin varlığı ispat edildi. Bu şeyin ne olduğunu ben hala tam olarak bilmiyorum. Tahminen anlamam için birisinin birkaç defa tane tane anlatmasına ihtiyacım var. Zaten bu keşfi benim için önemli kılan nihai ampirik gözlem değil. Higgs’in bu parçacığın var olduğu sonucuna ampirik gözlemden çok önce rasyonel düşünce ile ulaşması. İnsanlık olarak o kadar da irrasyonel değiliz demek ki. Bir şeyleri değiştirmekten bahsetmiştim az önce. Rasyonel düşünebilmek bunun ilk şartı. Kendi uzun vadeli çıkarlarını görebilmek rasyonel düşünebilmeyi gerektiriyor çünkü.

2013 hepimize hayırlı olsun.