Yeşeriyorum

İngiliz Yeşilleri Duruşmada…

Yeşillerin İngiltere’de en büyük ilerleme gösteren parti oldukları haklı olarak söylenebilir, fakat sık sık sol cenaptan şüpheyle karşılanıyorlar. Solcular bu eleştirilerinde ne kadar haklılar?
Görünüşte solda olan, 100’den fazla konsey üyesi, Avrupa parlamentosunda ve Londra Meclisinde sandalye sahibi, gelecek seçimlerde ilk parlamento üyesini koruyarak seçim sisteminde bomba etkisi yaratabilecek bir parti düşünün. Bu parti Yeşiller Partisi. Fakat, belli nedenlerden, belki kıskançlık ya da sosyal bir duyuyla, “fazlasıyla seçime dayalı, aşırı derecede beyaz, orta sınıf ve Yeterince Solcu Olmamak iddialarıyla düzenli olarak Sol Fikir Mahkemesine itiliyor. Hem de içlerinde birbirinden nefret eden hizipçilerin olmamasına rağmen.
Mahkemeye başkanlık eden hakimlerin kafasını karıştırırcasına, bu sorunlardan hiç biri yeşillere gittikçe artan sayıda destekleyici hükümler veren halk mahkemesince büyük bir mesele olarak görülmediği anlaşılıyor. Sessizce ve beklenmedik bir şekilde İngiltere ve Wales Yeşiller partisi son birkaç yılda, iklim değişikliğinin hiç olmadığı kadar artan aciliyetinin de itici gücüyle müthiş bir hızla ilerliyor. 
Solda Bir Parti?
Solcuların neden yeşillerin solda olup olmadıkları konusunda şüpheci olmalarının ardındaki en önemli nedenler biri aralarındaki bir sürü kişinin kendilerini basit olarak İngiliz soluyla ve onların muhteşem yenilgileriyle bağlantılı hissetmemeleriyle ilgili. Bu kişilerden birisi de Chris Rose, partinin ulusal seçim temsilcisi  şöyle diyor: “Pek çok yeşiller partisi üyesi kendisini solda tarif etmek istemez. Eğer kendimizi kesin olarak solda tarif edersek bu bizim için tehlikeli ve başarısız olur. Çevreden yana olan ünümüzü korumamız lazım.”  Ama Londra Meclis üyesi olan, ancak partinin solunda olmayan Darren Johnson farklı bir görüş ileri sürüyor: “Sosyalist değilim, ama kendimi progresif solda tanımlamaktan bir rahatsızlık duymuyorum. Aşırı sol değiliz- hiç olmuycaz. Fakat, biz solun ciddi bir partisiyiz ve merkez solda duran İskoçya’daki SNP ve diğer yerlerdeki İşçi Partisi örneğinde olduğu gibi koalisyonlar yapıyoruz, birlikte çalışıyoruz.”
Şüpheden öte, ister kendilerini solda görsünler ister görmesinler, Yeşiller, uygulandığında devrim yaratabilecek sürdürülebilirlik ve eşitlik manifestolarıyla diğerleri kadar radikaller. Ekonomik büyümeyi durdurmayı istemeleri emsalsiz, bundan dolayı da diğer kapitalizme inanan partiler tarafından ya da geleneksel Marksist modeldeki gibi büyümenin dünyanın çoğunluğunun elinde olması gerektiğini düşünenler tarafından saldırıya uğruyorlar. Ekonomik büyüme, ya da gelişme yerine Yeşiller ekonomik yerelliği öne çıkarıyorlar ve zenginliğin Gayri Safi Milli Hasıla yerine her şekilde herkesin refahı olacak şekilde hesaplanması gerektiğini söylüyorlar.
Ayrıca, parti politikaları çevresel konulardan çok daha öteye gitmektedir. Eğer yapabilmek ellerinde olsa, gelir vergisini daha işlevsel hale getirmeyi, KDV yerine eko-vergiler koymayı, emekli maaşını artırmayı, demiryollarını kamulaştırmayı, mültecileri ve göçmenleri kabul etmeyi, özelleştirmeyi durdurmayı, sağlık ve eğitimin özelleştirilmesini tersine döndürmeyi, reçete ücretlerini, okul ücretlerini, kimlik kartlarını kaldırmayı ve nükleer silahları ve savaşları durdurmayı planlıyorlar.
Koalisyon
İyi ya da kötü. İş seçim politikalarına gelince solcu cenaptan sızlanmalar başlar, çünkü Yeşiller geçen seçimlerden önce olduğu gibi, Respect birlikteliğine katılmayı reddedip işbirliğinden yana olmayabiliyorlar. Muhalif Darren Johnson: “Solcu gruplar tarafından onlara karşı durduğumuz için sıklıkla eleştiriliyoruz, ama onlar kendi içlerindeki koalisyonu bile sürdüremiyorlar! Eğer Respect’le koalisyon yapmış olsaydık, bu bizim içim tam bir felaket olurdu- şuanda nerde olduklarına bir bakın” diyor.

Ama bu kadar da değil. Yeşiller şehir meclislerinde ortaklıklar, işbirliği yapıyorlar, Tory’lerle bile çalışmışlıkları var. En çekişmeli olanı Leeds şehir meclisinde Muhafazakarlarla ve Liberal Demokratlarla yapılan koalisyondu. Chris Rose pek bununla ilgilenmiyor: “ Bizim için şuanda varolan merkezdeki partilerin hiç biri bir anlam taşımıyor. Eğer durum bunu gerektiriyorsa, yani koalisyonu, kiminle çalıştığımızın gerçekten önemi yok önemli olan sonucunun ne olacağı. Sonsuza kadar yan tarafta oturamayız”. Partinin solunda olan, eşsözcü Derek Wall ise bu konularda daha hassas ve Leeds örneğinden utanç duyuyor ama merkeziyetçi olmayan bir parti olarak bunlarla yaşamayı öğrenmek zorunda olduğunu da biliyor.
Bazen istenmeyen koalisyonlar şehir meclisinden de ileri gidebilir. Geçen Kasım’da Muhafazakar Partinin lideri David Cameron “progresif bir koalisyon” için Liberal demokratlar ve Yeşillerle koalisyon yapmak istediğini açıkladı. Yeşiller kamuoyu önünde bunu reddettiler, ama daha sonrasında bu durum yeni ve beklenmedik bir problem yarattı, yeşiller biranda diğer partiler arasında oldukça popüler hale geldiler.
Güney-doğu İngiltere vekili olan ve Partinin kadın eşsözcüsü Caroline Lucas bu durumu iki tarafı kesin bir kılıca benzeterek açıklıyor. “Eğer merkezdeki partiler gerçekten daha yeşil olmaya doğru giderse, buna bizim tepkimiz sevindirici olur, ama öyle görünüyor ki bunlar laftan öteye gitmiyor. Aslında, sadece retoriği kullanıp bir şey yapmamak daha tehlikeli- kömür santralleri ve İşçi Partisi örneğinde olduğu gibi. Ama diğer yandan, Cameron çevre sorunlarıyla konuşmaya başladığında bizim oylarımızı nasıl yükseldiğine bakın, bence insanların kavrayışı gayet iyi, boş sözleri görüyorlar ve eğer gerçekten bu konular onları ilgilendiriyorsa gerçek yeşillerin peşine düşüyorlar” diyor.
Darren Johnson, Yeşiller partisinin varlığının geçen yıllar içersinde insanların çevresel konulara katkısını ciddi olarak arttırdığını düşünüyor, ama bu yeterli değil. “Biz diğer partilere politikalarını ve duruşlarını daha yeşil yapmaları için baskı yapıyoruz, ama biz sadece bir baskı grubu değiliz. Eğer bu politikaların gerçekten hayata geçmesini istiyorsanız yeşillere ihtiyacınız var, sadece hükümette olmak için değil ama bunları gündeme taşımak için.”
Seçimci
Yani mahkemeye delil olarak yeşillerin çevre konularındaki başarıları sunulabilir. Ama şimdi savcı yeni bir iddia ortaya koyuyor: “seçimci”. Chris Rose için hala bu bir sorun değil. “ Yaptığımız her şeyde en fazla seçim avantajı elde edeceğimizden emin olmalıyız. Bir sürü eylemde, gösteri de bulundum ama onlara karşı gösteri yapmaya ihtiyaç duymayacağımız insanları iktidara getirmeyi tercih ederim” diyor. 
Partinin solunda olanlardan sağlık işleri sözcüsü Stuart Jeffery bile daha fazla seçimci olmayı tercih ederim diyor. “Maidstone’da, yerelde bir sürü şey yapıyoruz, Sağlık sistemimizi kamulaştırmak adına, tamamen seçimci değiliz. Hatta yeterince seçimci olmadığımızı söyleyebilirim. Bu konuda daha sistematik ve daha hedefe yönelik çalışmalıyız.”
Muhtemelen pek çok yeşil için seçimci eleştirisinin rahatsız edici gelmemesinin bir nedeni de bu işte oldukça iyi olmalarından kaynaklanıyor. Geçen yılki yerel seçimlerde meclis üyeliği rakamlarını yüzde 20’den yüzde 110’a çıkardılar. Bu yıl, Mayıs’ta bu rakamı yüzde 10 daha artırdılar. Londra meclisinde iki sandalyeden üç sandalyeye çıktılar. Ama her şeyden öte yeşiller için en heyecan verici olanı ilk parlamento üyeleri. Yakında Norwich’te, Oxford ve Brighton’da yeşil adaylar da sandalyelerini kesinleştirecekler gibi.
Liderlik
Bu düşünce geçen sonbaharda  yeşillerin basınla ve halkla daha iyi iletişime geçmesi gerektiği tartışmasıyla ortaya çıktı. Parti içinde yapılan referandumla yüzde 73’e 27 partinin yapısının değişmesi, iki sözcüye dayalı, hiyerarşik olmayan sistemden liderlik anlayışını benimsemesi gerektiğini düşüncesi ön plana çıktı.
Bu tartışma aslında daha önce, “fundis” ( fundamentalist-köktenci) ve “realos” (realist-gerçekçi) terimleriyle 1980’lerde Alman Yeşiller Partisinin bölünmesine dayanıyor ve daha sonra benzer çelişkilerde bu terimler kullanılarak benzer tanımlar yapılıyor. “Fundi” tarafında sözcü Wall,  ve “Realo” tarafında Lucas bulunuyor. “ Liderlik sorunu aslında basit olarak bizim mesajı karşı tarafa nasıl verdiğimizle ilgili” diyor Lucas. “ Sosyal değişim hala parlamento dışında inşa edilen bir şey, ama görüşlerimizi halka yansılatacak tanınmış bir figür yani bir lider bununla uyuşmayan bir şey değil” diye ekliyor.
Ama bazıları böyle bir değişimin, tıpkı Yeşiller partisi Londra Meclis üyesi Jenny Jones’un tartışmanın en tepesine koyduğu gibi “eko”nun bir sürü ciddi ekolojik vaatlerin yerine sıkıcı “ego”nun beylik, sığ ve kariyerist İngiliz politikacının yerine geçeceğine inanıyor.
Buna karşılık Lucas’ın üzerinde ısrar ettiği nokta ise şöyle: “Yeşiller her zaman şiddetsiz doğrudan eyleme dahil olmuşlar ve bilinçlendirme çalışmaları yapmışlardır. Bu durum benim bir parlamento üyesi olmamla çatışmıyor. Parlamentoda yeşil bir milletvekilinin olması parlamento dışındaki sosyal hareketlerin ve kampanyaların etkisini artıracak bir şey. Bu inanılmaz bir değişim yaratabilir. Politik süreçte şok dalgaları yaratabilir” diyor.

Beyaz, Orta Sınıf Akademisyenler
Yeşiller için başka bir engel de işçi sendikaları ve odalarla kurmak istedikleri yakın ilişkide ortaya çıkıyor, onlar tarafından beyaz, orta sınıf akademisyenler olarak görülüyorlar. Yeşiller partisinin Okuma üzerine Şubat’taki bir konferansında delegelerin çoğunlukla beyaz, iyi konuşan, bir çoğunun isimlerinden önce Dr titrinin olması ve umulmayan bir şekilde büyük bir çoğunluğun karmaşık yeşil enerji teknolojileri hakkında müthiş bir kavrayışlarının olması şeklinde eleştiriler gelmişti.
Ama bu haksızlık. Buna benzer bir şeye hemen hemen bütün parti konferanslarında (Respect haricinde) ortaya çıkan bir durum ve Yeşiller normalden fazla kadın oranına sahip bir parti.
Konferanstan haricinde, Yeşiller farklı etnik gruplardan ve işçi sınıfından destek gördüklerini iddia ediyorlar. Bunun en iyi örneği, yeşillerin meclisteki 54 sandalye işgal ettikleri Güney-doğu Londa’da Lewisham bölgesi. 2002’den beri Lewisham’da konsey üyesi ve aynı zamanda Londra Meclis üyesi olan Darren Johnson, 1990’lı yılların ortalarında Lewisham’da nasıl seçim kampanyasına başladıklarını anlatıyor: “1998 itibariyle benim bölgemde yüzde 30 aldık. Bunlar Guardian okuyan orta sınıflardı, bunu temel aldık ve ondan sonra desteğimizi artırdık. Şimdiki en büyük fark, şehir konseylerinde oylarımızı artırıyoruz, bu da bölgenin dörtte biri demek. Lewisham bölgesinde işçi sınıfının ve etnik grupların desteği olmadan yüzde 50 alamazsınız.”
Bununla birlikte, Stuart Jeffery sınıfsal bir suçlamanın çok aşırıya kaçtığını düşünüyor. “Biz orta sınıf aptallar değiliz” ve devam ediyor “Bu çok çirkin bir suçlama, orta sınıf adlandırılmasındansa bir aptal olarak adlandırılmayı yeğlerim”.
Hüküm
Mahkeme salonuna geri döndüğümüzde her iki tarafta argümanlarını sunmuştu. Hakim masaya tokmağını vurdu ve kararını açıklıyor: “Değeri juri üyeleri, herhangi bir solcu için, yeşilleri ve son seçim manifestolarını okuduklarında kabul etmeleri ne karda zor olsa da, parti programının kalbinde hem bütün gezegen için hem de bütün insanlık için her türlü sömürüyü durdurmaya gönüllü oldukları açık”.
Juri kararını veremedi. Mahkemeye ara verildi. Karar sizin sevgili okuyucular.

http://www.redpepper.org.uk/Greens-on-trial
Kaynak: Red Pepper, Nisan/Mayıs 2008, sayı: 159, sayfa 36-39
çeviri Dilek Özkan

Kategori: Yeşeriyorum