Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Birleşmiş Milletler’in düzenlediği iklim değişikliği konferansları ne vaat ediyor?

0

Birleşmiş Milletler’in 1992’de Rio’da düzenlediği Çevre ve Gelişme Konferansı sırasında üzerinde anlaşma sağlanan üç önemli sözleşme var. İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi bu sözleşmelerin belki de en fazla gündemde kalanı. Sözleşmenin maddeleri uyarınca her senenin sonunda bir taraflar konferansı (Conference of Parties – COP) düzenleniyor.

Bu konferansların yirmi altıncısı geçen sene Birleşik Krallık’taki Glasgow şehrinde düzenlenmişti. Bu seneki konferans da Mısır’ın Sharm el-Sheikh şehrinde 6 – 18 Kasım tarihlerinde yapılacak. Bu konferanstan neler beklememiz gerektiğine bakmadan önce daha önceki 26 konferansta elde edilenlere bakmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Şekilde de kolayca görebildiğimiz gibi ilk Taraflar Konferansı’nın düzenlendiği 1995 yılından bu yana arada görülen ekonomik krizler ve pandemiyi bir kenara bırakacak olursak, atmosferdeki sera gazı oranında gözle görülebilecek bir azalma olmamış. Hatta salımların arttığı bile söylenebilir. Bu toplantılar işe yarayacak olsa geçen zaman içerisinde elde edilen sonuçların CO2 salımlarına da yansıması gerekir. Böyle bir durum var mı? Hayır. Bu toplantılar 30 senedir yapılıyor ve karbon salımları 30 senedir artmaya devam ediyor. Çünkü bu durumun arkasındaki temel nedenleri değiştirmek için yeterli çaba göstermiyoruz.

Küçük ülkeler, büyük kirleticilere karşı…

Yeterli çaba gösterilmemesini biraz da bu anlaşmaların “devletler üstü” yapısına bağlayabiliriz. “Devletler arası” anlaşmalara uyulmadığı takdirde iki tarafın da yaptırımları olabilir. Böylesi “devletler üstü” anlaşmalarda ise neredeyse tüm devletler taraf konumundadır. Özellikle de ABD gibi taraflar yan çizdiği zaman bir yaptırım uygulamak elbette söz konusu olmuyor. “Ben bu konuda çok çaba gösteriyorum” diyen ülkeler bile yeterli çaba göstermedikleri için durum gittikçe kötüye gidiyor.

Durumun ciddiyetini kavrayan ülkeler ise oldukça küçük ülkeler. Bunların arasında deniz seviyesindeki yükselme ile önümüzdeki 30 sene içerisinde toprakları yok olacak ülkeler yer alıyor. Ne var ki bu gibi ülkelerin nüfusu da 15.000-100.000 civarında. Bu ülkeler ABD, Rusya, Çin veya AB ile kıyaslandıklarında çok küçük bir nüfusu temsil ettiklerinden dolayı, ellerinden gelen her şeyi yapsalar da maalesef seslerini pek duyuramıyorlar. Siyasi karar alıcıları en fazla zorlayacak noktanın kamuoyu baskısı olması gerekiyor. Ancak bu baskı konferansların yapıldığı 30 yıl boyunca birkaç sokak gösterisinden ileri gidemiyor. Bunun arkasındaki temel sebep ise bizim bu konuya yeterince önem vermiyor olmamız.

Örneğin ülkemizde, seçim dönemlerinde veya genelde politikacılarla konuşurken çoğunluk, çoğu zaman “iklim değişikliği veya çevre sorunları benim için en önemli konudur, bu konuda ne yapıyorsunuz?” diye sormuyor. Biz,  ekonomi / işsizlik / COVID / eğitim konularında neler yapıldığını soruyoruz. “İklim değişikliği konusunda ne yapıyorsunuz?” diye soranların sayısı fazla olmadığı için de politikacıların buna verdiği önem de orantılı olarak düşük oluyor. Bu durum sadece Türkiye özelinde değil, diğer ülkelerin çoğunluğu için de geçerli.

Halk baskı kurmazsa, politikacı yapmaz

Durum böyleyken politikacılar ciddi bir baskı hissetmiyor. İnsanlar istemedikçe politikacılar kendiliklerinden bir şey yapmaz. Politikacıların yaptığı iş, halkın onlardan ne istediğine dayanır. Halk olarak biz iklim değişikliği konusunda çalışmayı bir görev olarak belirlemediğimiz sürece, politikacılar o konuda çalışıyor gibi görünseler bile diğer konularla kıyaslandığında buna pek önem veremezler. Bu konuya politikacıların daha çok önem vermesi için öncelikle bizim daha çok önem vermemiz gerekir.

Konferans öncesinde konuşulan ilginç konulardan biri de taze İngiliz Kralı 3. Charles’ın Mısır’daki toplantıya katılıp katılmayacağı. Bundan önceki 26. Konferans İskoçya’nın Glasgow şehrinde yapıldı. İngiltere hükümeti bu toplantıya çok önem verdi ve iklim değişikliği konusunda neler yapacağına dair büyük vaatlerde bulundu. Ancak, özellikle Rusya-Ukrayna kriziyle artan enerji krizi içerisinde ve Birleşik Krallık’ta başbakan olarak Boris Johnson’ın yerine Liz Truss‘ın göreve gelmesiyle Britanya hükümetinin iklim krizine bakışı oldukça değişti. Liz Truss’ın kurduğu kabinenin önemli bir kesimi “iklim değişikliği de neymiş? Bizim çok daha önemli sorunlarımız var, enerji krizi de bunun başında geliyor” diyen insanlardan oluşuyor. Bu insanların sorunu da haliyle önümüzdeki kışı geçirmek… Batı Avrupa’nın elinde kış boyu yetecek enerji yok. Özellikle Batı Avrupa’nın enerji ve endüstriyel üretimleri enerji krizinden dolayı düşmekte. Bu yüzden, o ülkeler açısından bu kış çok zor geçecek. Ekonomik açıdan bakıldığında İngiltere, geçen yıl iklim konusunda verdiği sözlerin çoğunu unutmuş durumda.

Avrupa’nın zor kışı, odağı Doğu’ya kaydırabilir

İngiltere’de bu konunun önemli bayraktarlarından biri, geçen yıl bu zamanlarda Prens Charles olan Kral Charles’tır. Prens Charles geçen seneye kadar serbestçe birçok ülkeye gidip konuşmalar yapıyor ve iklim krizi konusunda daha fazla çalışma ve çok sayıda değişiklik yapılması gerektiğini söylüyordu. Kral sorumluluğunu yüklendiğinde ise Mısır ziyareti için başbakandan bir görüş alması gerekti. Liz Truss kralın Mısır’daki iklim konferansına katılmasına pek de sıcak bakmadı, çünkü bir taraftan İngiliz hükümeti “iklim konusunda verdiğimiz sözleri tutmamız biraz zor” derken öbür tarafta kralın Mısır’a gidip “tüm dünyanın şunları yapması gerekir” demesinin ülke açısından doğru olmayacağını düşündü. Böylece prensken biraz daha rahat davranabilen Charles, kral olunca sorumlulukları arttığından dolayı bu şartlar altında Mısır’a gidemiyor.

Bu kış enerji sıkıntısıyla ilgili durum sadece İngiltere’yle sınırlı olmayacak, Almanya‘da ve Avrupa Birliği‘nin genelinde de bu davranışın benzerlerini göreceğiz. ABD zaten iklim konusunda pek atak değildi. Bu nedenle, bu toplantıda politik ağırlığın yavaş yavaş doğuya kayması beklenebilir. Bu toplantıda Çin ve Hindistan’ın öne çıkarak politikalar konusunda önderlik yapmaya başlaması şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak geçmiş 26 konferanstan edindiğimiz tecrübeler onların da çok önemli bir gelişme sağlayacak kadar katkıda bulunmayacağını gösteriyor.

 

 

Kategori: Hafta Sonu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.