Dış Köşe

Bir ‘İstanbul ihaneti’nin eşiğindeyiz – Aydın Engin

Tamam, reyting rekorları kıran “Peker videoları“nın sekizincisini de izledik. Ülkeye yapılan ihanetler zincirini bir mafya elebaşısının ağzından bir kez daha dinledik. Anlaşılan daha da dinleyeceğiz.

Evet ihanetler

Cezasız kalmış. Soruşturmaya bile uğramamış, uğradığında suçluları aklamayla sonuçlanmış ihanetler. Kanlı tuğların üstüne kanlı, kirli tuğlalar konmuş, hiçbir tuğla çekilmemiş, harcına kan karışmış “devlet” duvarları titizlikle ve ısrarla korunmuş…

İhanetler birbiri üstüne yığılmış ve yığılmakta…

***

Hele şu video dizisi süredursun, demlensin. Bir başka ve en az ötekiler kadar can yakıcı bir ihanet, “Peker videoları“nın gölgesinde kalmasın…

İstanbul ihaneti“nden söz ediyorum. Sürdürüleceği, vazgeçilmeyeceği gözlerimizin içine baka baka bir kez daha ilan edilen “İstanbul ihaneti“nden, Kanal İstanbul‘dan…

Baş sorumlu iki gün önce, “Çamlıca Kulesi” açılışında konuştu:

“…. Haziran ayının sonunda Kanal İstanbul’u şehrimize kazandırmak üzere temeli atıyoruz. Rahatsız olanlar var, olacaklar. Varsın olsunlar. Kanal İstanbul üzerinden 6 tane köprü göreceksiniz. Sağında ve solunda iki şehir inşa edeceğiz. İstanbul bir başka güzel olacak…”

Bugünkü İstanbul’a kanalın iki yakasında iki şehir (semt değil şehir) daha eklenecek. 83 milyonluk Türkiye’nin beşte birinin yaşadığı İstanbul’a iki şehir daha eklemek… Sonra da “İstanbul bir başka güzel olacak” diye eklemek…

Şimdi tutup buna “Bu bir ihanettir ve bu ihanetin sorumlusu da AKP Reisi’dir” diye yazsam, adım gibi eminim Saray avukatları hakaret davası açacaklar. Saray mahkemeleri de…

O yüzden yazmayacağım. Onun yerine 21 Ekim 2017’de Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesi’nde konuşan AKP Reisi’nin söylediklerini, virgülüne bile dokunmadan aktaracağım:

…Kadim şehirlerin en önemli güzelliği, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde eritmesi, özlerinden katarak yeniden yoğurmasıdır. İstanbul bu açıdan gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum…

Alıntıda siyah dizilen sözcüklere bir kez daha bakın. Ben de aynen ve sadece bunu söylüyorum:

Bu şehre ihanet etti(ler), hâlâ da ihanet ediyor(lar).

Çizgi: Tan Oral

***

Hatırlayın, bir süre önce NASA (Amerikan’nın Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) İstanbul’un uzaydan çekilmiş bir fotoğrafını “Parıldıyorsun İstanbul” başlığı ile yayımladı.

Etkileyici bir görsel şölendi. İstanbul sahiden parıldıyordu. Ancak o fotoğrafa daha dikkatle bakan gözler de vardı. Bunlardan biri, doğayı koruma hedefine kilitlenmiş bir küresel örgütün, Doğal Hayatı Koruma Vakfı‘nın (WWF) Türkiye kolu kendi sosyal medya kanalından uyardı:

İstanbul ışıldıyor ancak biz burada sınırlarına dayanmış ve onları aşmış bir şehir görüyoruz. İnsanın dokunmadığı hiçbir alanın neredeyse kalmadığı bir şehir.

O güzelim fotoğrafa farklı açıdan bakmasını bilen sorumlu bir gözün değerlendirmesi bu. Betonla sıvanmış benzersiz güzellikte bir doğa parçasından söz ediyor ve ekliyor

Sürdürülebilir bir İstanbul hayal değil. Mega projeler yerine İstanbul’un ormanlarını, sulak alanlarını, çevresindeki tarım alanlarını, yaşam destek sistemlerini korumazsak kaybederiz…”

Karadeniz‘le Marmara denizlerini birleştirecek bir kanal açmak ve o kanalın iki yakasında iki yeni şehir inşa etmek o fotoğrafta “parıldayan” İstanbul’u geri dönülemeyecek ölçüde kaybetmek değilse nedir?

* * *

Yıllar önce Sadun Aren öğretmenimiz, bencileyin ekonomi biliminden nasipsiz TİP üyesi gençlere bir “Keynes fıkrası” anlatmıştı. 20. yüzyıla damga vuran ekonomi bilgini John Maynard Keynes şöyle demiş:

– Dört beş işçinin eline kazma ve kürekler tutuşturun ve ücretlerini verip kocaman bir çukur kazdırın. Onlar aldıkları ücretle ekmek alacak, süt alacak, giysi alacak, ekonomiyi canlandıracaklar. Sonra başka dört beş işçinin eline kazma kürekler tutuşturun ve o çukuru kapatmalarını isteyin. O işçiler de alacakları ücretle ekmek alacak, süt alacak, giysi alacaklar ve ekonomiyi daha da canlandıracaklar

Anlamsızlığı pek belirgin bu öneriye şaşıran bizleri Sadun Aren gülümseyerek uyardı:

– Fıkra gerçek mi bilmiyorum. Ama burada vurgulanan saçma sapan, anlamsız, yararsız bir inşaat değil, istihdam yaratmanın öneminden söz ediliyor. Kapitalizmin hiçbir zaman ulaşamayacağı tam istihdamın önemine vurgu yapılıyor…

Büyük şirketlere muhasebeci yetiştirmek üzere kurulmuş iktisadi ve ticari bilimler akademilerinin birinden (üniversite değil yüksek okuldur onlar) mezun olan, ama 2019 Mart’ında, Haymana’daki bir mitingde “Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim, ben” diye kükreyen, 2020 Aralık’ının son günlerinde “benim alanım ekonomi” diye kostaklanan AKP Risi bu fıkrayı duydu mu bilmiyorum. Ama duyduysa bile “İnşaat yaparsan kalkınırsın” diye anlamış.

Beş büyük inşaat müteahhidi ve onların “alt müteahhitleri” ile el ele tutuşup başta İstanbul olmak üzere kentleri, kırları, dereleri, ovaları, bayırları ama bina, ama köprü, ama duble yol, ama otoyol, ama HES, ama baraj inşaatı ile heryeri betonla sıvamayı kalkınma sağlayacak, istihdamı artıracak sandığı bir ekonomi modeli icat etti. Ekonomik göstergeler bu saçma modelin işlemediğini açıkça gösteriyor ama bunlar onun umurunda değil.

Nitekim şimdi de milyonlarca ton toprağı bir yerden kaldırıp bir yere taşıyacak (Keynes fıkrasını hatırlayın) bir hafriyat (kazı) çalışmasından sonra iki yeni şehir inşa edip İstanbul’un güzelliklerine güzellik katacağına inanmış durumda.

***

Birkaç yıl sonra AKP Reisi’nin bir kez daha “İstanbul’a ihanet ettik. Ben de bundan sorumluyum” deyip demeyeceği umurumda değil, umurumuzda da olmasın.

Bize düşen İstanbul’a yönelik bu yeni saldırıyı durdurmak, yeni bir ihaneti önlemek olsa gerek. Unutmayalım ki İstanbul elden giderse Türkiye elden gitmiş olur.

Seyirci kalmak, yakınmak, sosyal medyada hınzır sataşmalarla yürek soğutmak bizim işimiz ve görevimiz ve hele ödevimiz olamaz.

Kabak tadı verse de o cümleyi yeniden kuracağım: İstanbul’a ihaneti de ancak bir kitlesel hareket önleyebilir. Şiddetten arınmış ama milyonluk kitleleri kucaklayan bir kitlesel gücün önünde hiçbir güç duramaz.

Siyasal literatürde buna “Hak arayanların birleşik gücü”, “Adaleti savunanların birleşik gücü”, “Demokrasi isteyenlerin birleşik gücü” de deniyor…

(Bu yazı ilk kez T24’te yayımlanmıştır.)

Kategori: Dış Köşe