Yeşeriyorum

Bir Haziran Sabahı

 

Abdullah Anar

Savaşı anlatan bir çok film izledim. Ancak gel ve gör filminde savaşın çirkin yüzü adeta savaşa isteksiz bir asker, yöresinde savaş yaşayan bir yerli gibi savaşı hissettim. Her ölüm bir yakınımın ölümü gibi idi.
Odur budur savaşı zaten desteklemezken, barış harekatlarını bile sevdiremediler bana.


Önce Elazığ’da çalıştım. Baraj inşaatında çalışırken savaşı gördüm. Biri inen biri kalkan helikopterler, sedyelerde yaralı askerler, kil ocağında çalışırken taranan Kürt ve Türk işçiler, askeri araçların üstünde gezdirilen ölü PKK militanları ve ölümün suratları dönüştürmesini gördüm. Sokakta çocuksuzluğu gördüm, bacada dumansızlığı. Terk edilen köyler gördüm.
Severim seni abi, gel el ele çözelim bu işleri diyorsun, dedi bir işçi arkadaşım. Bak dedi bu uçaklar bizim köyü bombalıyor. Bu köyde ayrılmayı reddeden anneannem ve dedem var. Onlar biz buranın çiçekleri, ağaçları gibiyiz. Bizi de kesin ama sökmeyin demişler. Ayrılmamışlar. Barajdan zarar görmeyecek bir köy ancak kendi ülkesinin uçakları tarafından bombalanarak tahrip oldu. O işçi ayrıldı ve anneannesine ve dedesine ne oldu bilemedik.
Irak’da işgalin diğer halini gördüm. Sabah gelemeyen çiçekçimizin bir patlayan otomobilin yanından
Savaşta bilemediklerimizden bildiklerimizden çok daha fazla. Savaş bildiklerimiz ile bile korkunç. Bilemediklerimiz su yüzüne çıkarsa bir utanç süreci daha başlayacaktır.
Bilemediklerimiz arasında BTR’ lerin arkasında sürüklenen genç kızlar olacak, bilemediklerimiz arasında eylem adına sembolik öldürülen iki işçi ve onların sembolik olmayan ağlayanları olacak, bilemediklerimiz arasında okul çıkışında çocuklara nefretle bakan bir subay olacak, bilemediklerimiz arasında kan olacak, nefretin nasılda hızla inşa edilebildiği olacak.
Bildiğimiz ve hep tekrarını yapmamız gereken barıştan başka şansımızın olmadığı.

Barış’a Yürüyüş
Pazar günü bu bildiğimizin hatırlanması ve hatırlatılması idi söz konusu olan. Söz konusu olan ölümleri durduracak olanın demokratik çözüm olduğu idi.
Ankara’dan gelenler olarak toplanma yerine erken gittik. 20 bin dövizi görünce bu kadar insanın gelip gelmeyeceğini merak eder oldum. Sonrasın da canı yanmış kürtleri düşününce gelirler dedim. Umarım da gelirler ve beraberce barış isteriz.
Gelenler oldu. O güzelim renkleri ile Kürt anneleri, kadınlar, erkekler. Kürtler değildi sadece gelenler elbet. Türkiye’de ölüm değil çözüm istediklerini en yüce emeğin insanın kendi olduğunu bilen insanlar gelmeye başladılar.
Daha ilk toplanma anlarımızda çoşkulu bir şekilde alana giren ‘dişe diş kana kan’ diye bağıran grup barış sesimizi kıstı ise de sonrasında halkarın kardeşliği, çözüm değil ölüm isteği alanın asıl rengi oldu.
Barış mitingleri barışın sesi olmalıdır. İntikamın değil. Bu miting öyle de oldu. Kürtler, Türkler ve kendilerini Türkiye ve dünya vatandaşı olarak tanımlayanlar artık yeter ve barış hemen şimdi istiyoruz dediler.
Bir ara kendi kendimle konuştum ve biz kime yürüyoruz dedim. Ben burda +1 veya -1 olsam ne olur dedim. Bunu özellikle intikam sloganı esnasında söyledim kendime. Sonra bu mitingi ve mitingleri biraz da bana karşı yapıyoruz ve yapıyorlar diye düşündüm. Bana bir gösterme bu miting. Kürt varlığını gösterme ve bu kirli savaşta gelinen nefret noktasını hemde en barışçı kesimi içinde olmama rağmen gösterme.
Nefret barışa giden yolu uzatıyor. Savaş her gün yeni nefretler ekiyor. Yol uzadıkça uzuyor. Bunca acımıza rağmen barış için elimizi uzatıyoruz diyen bir kürdün yazısını okudum. Bu eller son şanslar. Yürüyüşten bunu öğrendim.
Yürüdükçe barış istedim, barış istedikçe bunu öğrendim. Barış zor iş ve bu eller son şansımız.

 

 

Kategori: Yeşeriyorum