ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Aşı milliyetçiliği ve COVAX sisteminin iflası

Beklenildiği gibi aralık ayının son haftasından itibaren Covid-19’a karşı toplum bağışıklığını sağlamak için, acil kullanım onayı almış çeşitli aşılarla, bu aşılara ulaşabilen bazı ülkelerde aşılama başladı.

Pfizer BioNTech firmasının mRNA tipi aşısı Kanada, ABD, İngiltere ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinde, Moderna firması tarafından üretilen mRNA tipi aşı Kanada  ve ABD’de, Oxford-AstraZeneca’nın ürettiği adenovirüs tipi aşı İngiltere’de, Gamelya Enstitüsü tarafından üretilen yine adenovirüs tipi aşı ise Rusya ve Belarus’ta kullanıma girdi.

Tüm bu aşıların ortak noktaları ise geniş insan toplulukları üzerinde yürütülen faz 3 çalışmalarının ara raporlarını bilimsel olarak yayınlamaları ve Dünya Sağlık Örgütü, ABD’nin saygın bilimsel örgütü FDA, Avrupa Birliği’nin Avrupa İlaç Ajansı‘nın birinden veya birkaçından ‘acil kullanım onayı ve dağıtım izni’ almış olmaları…

Peki, bu gelişmeler aşılama yolu ile toplum bağışıklığını sağlama ve pandemiyi 2021 yılı içinde önleme anlamına geliyor mu? Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Ghebreyesus’un son basın açıklamasından bu anlama gelmediğini öğreniyoruz. Genel Direktöre göre 8 Ocak tarihi itibarıyla tüm dünyada ancak 36’sı zengin, 6’sı ise orta gelir grubunda olan 42 ülkede aşılama başladı ve bu aşılama da ağır-aksak devam ediyor. Dr. Ghebreyesus geri kalan orta gelirli ve fakir ülkelerin ‘acil kullanım onayı’ alan güvenli ve etkin bir aşıya ulaşamadığının altını çiziyor. Yani en az 6 milyar insanın yaşadığı, dünyanın büyük bir bölümünde halen aşılama yapılamıyor.

DSÖ’nün koordinasyonunda yürütülen ve tüm ülkelerin güvenli ve etkili bir aşıya ulaşmasını hedefleyen  Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı-  COVAX içindeki zengin ve orta gelirli ülkelerin, aşı firmalarıyla ilave ikili anlaşmalar yapmasına tepki gösteren DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus, ‘Bu, potansiyel olarak herkes için aşı fiyatını artırıyor ve en yoksul ve en marjinal ülkelerdeki yüksek riskli kişilerin aşı alamadığı anlamına geliyor.’ diyor… Ayrıca Ghebreyesus’un açıklamalarından bazı şirket ve ülkelerin aşıların tedarik ve teslimat sistemini ile ilgili kritik verileri DSÖ ile paylaşmadığını da anlıyoruz. Genel Direktörün ‘aşı milliyetçiliği’ olarak tanımladığı bu durum aslında vahşi kapitalizmin doğal bir sonucu…

Vahşi kapitalizmin aşırı üretim ve tüketim hırsı sonucu yarattığı ekolojik krizin bir sonucu olarak gelişen pandeminin tek çıkış yolu olarak görülen aşıya, özellikle de faz 3 ara raporunu yayınlayan ve DSÖ veya ABD ve AB’nin yetkili kuruluşlarından acil kullanım onayını alanlara, şimdilik ekolojik krizin ana nedeni olan merkez kapitalist ülkelerce el konmuş görünüyor. (DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus’un açıklamasının tamamı için tıklayın)

Aşılama başladı ama…

Diğer yandan aşılama çalışmaları başlayan 42 ülkeden ise ilginç haberler geliyor. Her şeyden önce günlük aşılama sayılarının hiç de yüksek rakamlara ulaşamadığı görülüyor. Küçücük ve dümdüz bir ülke olan İsrail’de bir ayda nüfusunun yüzde 20’sine karşılık gelen 1.800.000 kişiyi aşılarken, 56 milyonluk İngiltere ise üç haftada nüfusunun yüzde 2’sine denk gelen 1 milyon 320 bin kişiyi aşılayabildi. Pandemi nedeniyle büyük kayıplara uğrayan ABD’de de şu ana kadar nüfusunun yüzde 2.02’ne denk gelen 6 milyon 690 bin kişiyi aşılanabildi. Fransa’daki aşılama rakamları ise adeta yerlerde sürünüyor; bu ülkede şu ana kadar ilk doz aşısı yapılan kişi sayısı henüz 80.000’e ulaştı… Tüm dünyada ilk doz aşıları yapılan toplam insan sayısı sadece 23 milyon 500 bin… (Günlük aşılama sayıları için bkz)

Tablo1: Covid-19 aşılarını uygulayan ülkeler, şu ana kadar uygulanan doz sayısı ve uyguladıkları aşılar

Rakamlar 10 Ocak saat 18.00 itibarı ile www.worldindata.org sitesinden alınmıştır.

Tabii bu durumun önemli nedenleri var. Bu nedenlerin başında ise ülkelerin neredeyse bir yıldır süren ağır pandemi koşulları nedeniyle sağlık örgütlerinin ‘yorgun ve yıpranmış’ olması geliyor. Diğer önemli neden ise lojistik sorunlar… Özellikle DSÖ, ABD ve AB’den acil kullanım onayı alan ilk aşı olan Pfizer-BioNTech tarafından üretilen mRNA aşısının  -70ºC’de depolanması gerekliliği; zengin ülkeleri bile başta depolama ve dağıtım olmak üzere; alt yapı açısından zorluyor.

Üstelik bu aşı için son birkaç gündür bu duruma anaflaktik şok (herhangi bir alerjenle karşılaşma durumunda vücudun alerjik tepki vermesi)  tehlikesi de eklendi. 6 Ocak tarihinde ABD’nin saygın bilimsel kuruluşu Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi (CDC-Centres for Disease Control and Prevention) yayınladığı bir bildiriyle şu ana kadar ABD’de yapılan 1.893.360 ilk doz Pfizer-BioNTech aşısından sonra 21 anaflaksi vakasının  (bir milyon kişi başına 11.1 olgu)  görüldüğünü belirterek; aşılanan kişilerin 30 dakika kadar sağlık kurumunda gözlem altında tutulmasını önerdi. Bu durumun aşılama çalışmalarını daha da yavaşlatması kaçınılmaz…  Daha şimdiden 2021 yılının da pandemi gölgesinde; maske, mesafe, el yıkama ile geçeceği; zenginler yavaş da olsa aşılanırken; orta gelirli ve yoksul ülkelerdeki bağışıklamanın 2022 yılına sarkacağı hemen hemen belli oldu.

Çinli Sinovac firmasının ürettiği aşının ilk teslimatı olan 3 milyon doz Türkiye’ye ulaştı, ancak aşılamalara henüz başlanmadı.

Türkiye’de durum

Ülkemize gelince; henüz hiç aşı yapmadık. Pandemi sürecini yönetemeyen, açıkladıkları günlük vaka sayılarına bile kimseyi inandıramayanların şimdiden aşılamayı da yönetemeyecekleri o kadar belli ki…  Faz 3 ara raporunu yayınlamamış, daha üretildiği ülkede bile ‘acil kullanım onayı’ alamamış ve üretildiği ülke de dahil olmak üzere dünyanın hiçbir ülkesinde yaygın kullanıma girmemiş bir aşının insanımıza uygulanacağı görülüyor; o da yeterli sayıda temin edilebilirse (tablo1)…

Üstelik günde bir milyon kişiye aşı yapılacağı gibi ‘iddia’ var; ortada. Buna inananlar, inanmış gibi yapanlar var. Gözden kaçırılan diğer bir önemli nokta ise 60 yaş ve üstündeki vatandaşlarımızın durumu… Sinovac Firması tarafından üretilen bu aşı faz 3 çalışmaları sırasında 60 yaş ve üstü kimseye uygulanmadı,yani 60 yaş ve üstü vatandaşlarımızda aşının güvenilirliği ve etkinliği konusunda elimizde bir ön bilgi kırıntısı bile yok.

Kimse itiraf etmiyor ama işin doğrusu DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus’un sözlerinde gizli… Hangi ülkeler grubu içinde olduğumuzu hala anlamadınız mı?

Kategori: Manşet