Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Asansörde diyet kitabı okuyanlar kulübü

2002 yılından beri değişik etkinliklerle kutlanan, farkındalık yaratmayı amaçlayan Avrupa Hareketlilik Haftası bu yıl 16-22 Eylül tarihlerini kapsadı. Bu senenin teması “Herkes için sıfır emisyonlu (salımlı; salınım değil salım) hareketlilik” idi.

Neden hareketlilik haftası

Özellikle kentler, insanları hareketlilik açısından çok daha kısıtlı bir yaşam tarzına itiyor. Otomobil sahiplik oranı sürekli artıyor. Motorlu araç yolları en ücra köşelere kadar uzanıyor. Geçenlerde Kefken-Kerpe tarafına bir hafta sonu kaçamağı yapmıştım. Pembe Kayalar, Kefken’in en meşhur noktalarından. Tepesine kadar yol gidiyor. İnsanlar otomobilleriyle kayaların üstünde mangallı piknik yapıyordu. Asansör, yürüyen merdiven, yürüyen yol gibi teknolojik araçlar hareketliliğin önünde büyük engeller oluşturuyor. İstanbul’da, insanlar yürüyen merdivenlerde, bırakın çıkışları inişlerde bile sabit durmayı, kılını kıpırdatmamayı tercih ediyor.

Avrupa Hareketlilik Haftası hem insan sağlığı hem de gezegenin sağlığı açısından sürdürülebilir kentsel ulaşım politikalarını; yürüme, bisiklet ve toplu taşımaya dayalı kent içi ulaşım pratiklerini geliştirmeyi amaçlıyor. Elbette bu iş bir haftayla sınırlı kalmamalı. Bir haftanın amacı farkındalık yaratmak. Yılın geri kalanında da yaşama uyarlamak. Peki, bizde durum ne?

Bir ileri iki geri

İstanbul’da yaşayan birisi olarak gözlemlerim İstanbul’dan: 31 Mart-23 Haziran seçimlerinden sonra haklı olarak çok umutlandık. Ve yine haklı olarak büyük beklentiler içine girdik. O ya da bu parti ya da kişiden çok 25 yıllık sorunlu bir anlayışın dışına çıkma umuduydu bu. Haklı beklentilerimiz bizi haksız bir eleştiri noktasına getirmemeli ebette. Henüz her şey daha çok yeni ve eminim ki belirli projeleri yaşama geçirme koşulları çok uygun değil ama kişisel olarak ben durumdan yine de çok memnun değilim. Yaya ve bisiklet dostu bir kent yaratma konusunda umut verici bir adım henüz göremedim.

Salgın döneminde, yaşadığım bölge olan Kızıltoprak civarında yapılan bisiklet yolu, muhtemelen esnafın şikayetiyle kısa sürede iptal edildi. Şimdi, bisiklet yolu olan yerde gün boyu araçlar park ediyor, park yasağı olmasına rağmen. Vapur hariç diğer toplu taşıma araçlarında belirli saatlerde bisiklet yasağı var. Bu yasağı kaldırmanın ne gibi bir zorluğu olabilir, bilmiyorum. Veya metrolarda yine bisikletler için asansör yasağının anlamı ne? Bu yasağı koyan ya da devam ettirenler bir defa olsun bir bisikleti yüzlerce basamak indirip çıkarmayı denediler mi hiç?

Bu kadar basit sorunları çözmek bile bu kadar zorluk çıkarıyorsa, metrolarda bir vagonun sürekli ve yalnızca bisikletlilere ayrılması, metrobüs ve otobüslerde yalnızca bisikletlilere özel seferlerin yapılması gibi radikal dönüşümler için nasıl umut taşıyabiliriz? Peki ya Adaları dolduran motorlu araçlar nedeniyle sokaklara asılan bisiklet giremez levhalarına ne diyeceğiz?

Yürümeyi unutan bir nesil

Evrim sürecinde insanı insan yapan dönemeçlerden biri de bipedalizme geçiştir. İki ayak üzerinde hareket etmeyi ifade etmek amacıyla kullanılan bipedalizm insanda anatomik ve sosyal pek çok değişimin kök nedeni oldu. Günümüz insanı için yürümek, koşmakla birlikte bipedalizmin ana göstergesi. Fakat sanırım koşmayı çoktan unuttuk, yürümeyi de unutmak üzereyiz.

Adını herkesin bildiği bir elektrikli scooter uygulaması var, dalga dalga yayılıyor. Gencecik insanlar, su gibi kızlar ve oğlanlar bu araçların üzerinde adım atmadan oraya buraya gidip geliyorlar. Yürümeyi unutuyorlar. Yaşamı unutuyorlar. Neden? Daha hızlı gitmek için mi? Yürümek yavaştır çünkü. Oysa bir yerden bir yere daha hızlı gitmek ne anlama gelir ki? Frédéric Gros “Yürümenin Felsefesi”[1] adlı kitabında şöyle söylüyor:

Hızın zaman kazandırdığı bir yanılsamadır. Hesap ilk bakışta kolaydır: Yapacaklarını üç saat yerine iki saatte yapıp bir saat kazan. Fakat bu, günün her saati birbirine eşitmişçesine yapılan soyut bir hesaplamadır.

Bilakis zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir. Böylece zaman daha çabuk geçer ve iki saatlik bir telaş, günü kısaltır. Bölümlere ayrılmış her dakika lime lime olur, çatlayana kadar dolar. Bir saatin içine yığınla şey istiflersiniz.

Yavaş yavaş yürüdüğünüz günlerse çok uzundur… Yavaşlık saniyelerin, bozuk bir musluktan pıt pıt düşen su damlaları gibi teker teker, damla damla aktığı o noktada zamanla hemhal olmaktır.”

Diyet kitaplarından fitness salonlarına insanlık dramı

Doğal hareket fırsatlarını ıskalayan insan doğal olmayan şekillere dönüştükçe, çözümü hep yanlış yerlerde aradı. Kimse alınmasın, gücenmesin; sözünü ettiğim insan özel olarak sen, ben ya da o değil, genel olarak hepimiziz. Diyet kitaplarını tarumar ettik, fitness salonlarında, bir deney maymunu gibi yürüyen bantların üstünde debelendik. Sonra da bir kilometre uzaklıktaki evimize konforlu otomobilimizin koltuğunda seyahat ettik.

Hayır, ben yapmadım diyenlere sözüm yok. Diğerlerine hoş geldiniz diyorum Asansörde Diyet Kitabı Okuyanlar Kulübü’ne.

*

[1] Kolektif Kitap, 2017. ISBN:978-605-5029-64-7 (Çeviren: Albina Ulutaşlı)

Kategori: Hafta Sonu