Köşe Yazıları

Anti-Parti Yeşiller ve Anti-İlkeler

Türkiye’de Yeşiller Partisi 1988-1994 yılları arasındaki macerasından sonra,parti 2008 yılında kurulduğundan bu yana, parti içi tartışmalarda da konuşulduğu üzere, umut ettiğimiz hızda olmasa da, her geçen gün büyümeye devam ediyor. Partiye dahil olmamdan bu yana yeni katılan farklı özelliklerdeki üyelerimizde ve yapılan kimi tartışmalarda, birbirini tanımayan insanların, birbirleriyle anlaşabilmesi için kurdukları dilde birleştirici olan en önemli zemin herhalde yeşil ilkelerimiz.

Partimizin olmazsa olmaz dediğimiz ve bizleri biraraya getiren ilkelerimizin ne anlama geldiğini herhalde biliyoruz. En kötüsü bir sözlükten ne anlama geldiği açılıp anlaşılabilir. Buna karşılık ilkeleri oluşturan kelimeler ve gösterdikleri anlamın her kişi tarafından farklı okunabilmesi sebebiyle kimi zaman bu kelimelerin gösterdiği anlamların sınırlarının zorlandığı zamanlarda rehber olabilmesi açısından, naçizane bir amaçla bu yazı kaleme alınmıştır. “İlkeler” hakkında yazmak bıçak sırtı bir konu olsa da yararlı olacağını umuyorum.

Yeşiller partisini gerek küresel düzeyde, gerek kendi ülkemizin konumunda ele alırken düzen partileriyle kıyaslamak hatalı olacaktır. İlkeler konusunda ise onların kendi ilkelerine karşılık bizim kendi ilkelerimizi yüceltmemiz de aynı anlamda hatalı olacaktır. İktidar, güç ve hegemonyayı lanetlemiş olan insanları biraraya getiren yeşil düşüncenin ilkelerinin daha derinde yatan başka dinamiklerden beslendiği unutulmamalıdır. Peki nedir bu derin dinamikler?

Yeşiller Partisinin ilkelerinin hepsinin esasında ilke anlayışıyla kontrast oluşturan birer anti-ilke özelliği gösterdiğini vurgulamaya çalışacağım.

Sırayla ele alırsak; dünyadaki mevcut yapı doğaya egemen olmak üzerine kuruludur. Humanizmin ilkesi olan ve yüzyıllarca övülmüş olan doğaya başat olmak ilkesi, Yeşiller’de doğaya uyum ilkesi olarak ilkeleştirilirse kanaatimce aynı hataya düşülür. Doğrusu ise; Yeşiller daha çok, doğaya egemen olma ilkesine karşıt bir anti-ilke geliştirmiş durumdadır.

Örneğin, sürdürülebilirlik dediğimiz ilkemiz temelde bir ilke olmaktan çok, mevcut düzenin vazgeçilmez ilkesi olan kalkınmacılıkla kontrast oluşturan bir anti-ilke özelliği göstermektedir. Yani kalkınma karşıtlığı.

Hep öğretildiği üzere Fransız ihtilali ve milliyetçilik rüzgarları ulusal mücadele ilkesini ortaya çıkarmışken, yeşillerin anti-ilkesi ulus ve kültür üstü değerler aracılığıyla, birey ve kişileri ötekileştirmeden, küresel mücadeleyi savunmak üzerinedir.

Hegemonya ya da erkek egemenliğin reddi ise 10.000 yıllık geleneksel ve muhafazakar ilkenin kontrastı olmaktadır. Bu ilkemiz zaten “red” üzerine kurulu olduğu için anti-ilke yanını özel olarak vurgulamaya gerek olmasa gerek. Keza belki aynı başlıkta toparlanabilecek olan şiddetin reddi de aynı anlamda bir anti-ilke özelliği göstermektedir. Ne de olsa mevcut yapıda şiddet caydırıcı amaçla kullanılabilme meşruiyetine sahiptir.

Mevcut yapının ilkeleri Anti-Parti Yeşiller ve Anti-İlkeler

1. doğaya başat olma——–doğaya uyum,

2. kalkınmacılık————–sürdürülebilirlik,

3. ulusal mücadele———–küresel mücadele,

4. hegemonya—————-erkek egemenliğinin reddi,

5. şiddetin meşruiyeti——-şiddetin reddi,

6. temsili – parlamenter demokrasi—-doğrudan demokrasi,

7. merkeziyetçilik———–yerellik,

8. mülkiyetin meşruiyeti—adil paylaşım,

9. sınırlı özgürlük—–özgür yaşam,

10. tektipleştirme—–çeşitliliğin korunması

(Parti Programı, Temel İlkeler).

Yeşiller, 2500 yıldır övülen parlamenter ya da temsili demokrasi ilkesine, doğrudan demokrasi anti-ilkesi ile karşı durmaktadır.

Mevcut yapının övdüğü merkeziyetçilik ilkesi ise yerellik anti-ilkesi ile kontrast oluşturmaktadır.

Türkçe karşılığı açıkçası biraz muğlak kalan adil paylaşım “ilkemiz” ise, yine 10.000 yıllık meşruiyete sahip mülkiyet anlayışına karşı duran bir anti-ilke özelliği göstermektedir.

Mevcut yapı bize özgürlüğün sınırının bir başkasının özgürlük sınırına kadar olduğunu öğretmektedir. Yani esasında bu ilke öncelikle özgür olmadığımızı vurgulayan bir ilkedir. Yeşillerin özgür yaşam ilkesi ise bu ilkeye karşı bir anti-ilke özelliği göstermektedir.

Son anti-ilkemiz ise tektipleştirmenin işlevlerini öven mevcut yapının ilkesine karşıt olan, çeşitliliğin korunması…

Partimiz, ilkelerini duvara asıp önünde saygıyla, selam duran insanlardan oluşmasa gerek. Eskiden olsa övülecek bu kavrayış bizim anti-ilkelerimizden yerellik ve doğrudan demokrasi ile tersyüz edilmektedir. Doğrudan demokrasi ve yerellik anti-ilkelerimiz, birarada düşünüldüğünde ilkeli olmanın anlamını ortadan kaldırmaktadır. Dünya tarihi ilkeli olmanın rüzgarlarından çok çekti. Hala daha ilkeli olmak büyük bir erdem gibi öğretilmektedir. Oysa Yeşiller belki de anti-ilkesel bir anti-partidir.

Yeşiller sahip olduğu anti-ilkelerle ütopik ve hayalperest olarak anılmaktadır. Sıklıkla kendimizi Don Kişot’a benzetiriz ve kimi zaman ise bununla gurur duyarız. Oysa bu yazının geldiği konum itibariyla, büyük laflar eden ve büyük amaçlar peşinde koşan Don Kişot yerine, belki de Don Kişot’un büyük ideallerine giden yolda hep bir engel olarak duran Sancho Panza’ya övgü sunmanın daha önemli olduğu vurgulanabilir. Yakından bakılırsa Sancho Panza’nın ekolojik karakteri farkedilecektir.

Mevcut yapı sahip olduğu büyük insani ideallerini ve oluşturmak istediği geleceği, ilkeler aracılığıyla inşa etmeye çalışmaktadır. Anti-parti Yeşiller ise anti-ilkeleriyle bu büyük hesapların ayağına bağ olan bir savunma stratejisi geliştirmektedir. Esasında tam anlamıyla Don Kişot’a karşı Sancho Panza’yızdır. Hep söylendiği üzere Yeşiller’in bir iktidar partisi rolünü üstlenmektense, iktidarın insanı ehlileştirmesine yarayan ilkelerine karşıt, yeni bir savunma stratejisi amaçlı, anti-ilkeler geliştirmiş olması da öncelikle bu anlama gelse gerek.

Bu yazıda amaç kendi ilkelerimiz üzerine tartışırken kelime anlamları yanında karşı durduğu ilkeyi de unutmamamız gerektiği üzerineydi. Her ilkemizin temelde bir anti-ilke özelliği gösterdiği ve bu anti-ilkelerin de, mevcut yapıda övüldüğü ilke hallerinin teryüz edilmiş anlamını içinde barındırdığını vurgulamaktı. Görüldüğü üzere anti-ilkelerimiz rütin olarak bildiğimiz çoğu kavramın zıddında kalmaktadır. Yeşil anti-ilkeler öncelikle bir kültür devrimi anlamı taşımakta ve rütine karşı durmaktadır. Bu kavramları birlikte ele almadan tartışırsak sıkıntıya düşebiliriz.

Sonuç olarak ise, partimizi bir anti-parti, ilkelerimizi de anti-ilke olarak ele almak çoğu zaman yaratıcı bir rehberlik sağlayacaktır.

muhabbetle…