Köşe Yazıları

Ankara’nın bir ihtiyacı daha giderildi

0

Duyanlar duymuş, görenler görmüştür belki; Ankara en önemli sorununa çözüm bulundu. Evet bu sorun ne ulaşım (ki aslında bir miktar ilgisi de yok değil anlatacağım konunun bununla), ne kuraklık, ne kentsel dönüşüm, ne de kent içinde kültür yaşamının cılızlığıymış. Zaten bu konuda AVMler yardımımıza yetişiyorlar sağ olsunlar.

Ankara’nın en büyük ihtiyacı tabii ki kent kapılarıymış. Hani öyle Türkiye’nin eski kent merkezlerinde de görebileceğimiz gibi eski püskü şeyler değil, yepyeni gıcır kapılar bunlar.

Kent halkı için her zaman en iyisini bilen ve söyleyen Melih Gökçek tabii ki kentin parasını çarçur etmek istemez. Yaptığı projeler birbiri ardına öngörülü işler ne de olsa. Mesela Kızılırmak’tan getirilen su. Sonuçta sayın başkan nereden bilebilirdi ki su içerisinde tarımsal faaliyetlerden arta kalan kimyasalların, arsenik ve ağır suların yer aldığını. Hem zaten ODTÜ’nün haberi olmadan okulun laboratuvarlarında testler  yapılmış onaylar verilmiş. Boruların arızalanıp patlayacağını ya da Kızılırmak’ta bu sene olduğu gibi debi kaybı yaşanabileceğini de bilemezdi. Şimdi hepimiz insanız bir kere bunu kabul edelim, hatalar olur. Hem Gerede Çayı’ndan boru çekmek de aynı akıbete uğrayabilirdi; tabii raporları belediyede biraz dikkate alınmış olsaydı.

Ya da bugünlerde tüm Türkiye’nin paralarıyla yapılan Ankara Metro’su da onun hatası olarak kabul edilmemeli. Yani bir insana bu kadar yüklenmek yanlış, lütfen. Milyonlarca liranın nerelere gittiğini sormaksa ancak bir yöneticinin bilgeliğiyle dalga geçmek olur. Sonuçta yıllar geçti, tüneller kazıldı, paralar saçıldı ama bir binmek nasip olmadı fakat bu da öngörülü bir iş nereden bakılırsa bakılsın. Malum su az, Ankara’nın alt geçitlerinin esas amacının da ulaşım olmadığı geçtiğimiz yıllarda yağışlarda kendini gösterdi. Meğer her biri su tutma havuzlarıymış. Benim bu işte de bizim henüz anlayamadığımız ve hepimize büyük faydası dokunacak bir öngörü olduğuna hiç şüphem yok, zira bu kenti canından çok seven bir başkanımız var.

Ya da yol kenarlarına yeni kurulan  muazzam ormanlara ne demeli. ODTÜ ormanı zaten eskimişti, hem turistik de değildi. Şimdi bu yeni ağaçlar bir büyüsün, hele bir de birkaç sincap falan da salınırsa ormanın içine, mangal yeri, çizgili pijama ve olmazsa olmaz bir havuzla süslendi mi, demeyin keyfimize. Sabahları mis gibi egzoz çekerek ciğerlere koşular yapılabilir, ya da bisikletle ulaşım sağlarken ölümlerden ölüm beğenebiliriz. Birçok şehir insana nasıl ölmek istediği yönünde bu denli geniş bir seçim asla sunmaz.

Gelelim bu gelecek kuşaklara miras bırakacağımız birbirinden güzel şehir kapılarına. Kapılar diyorum çünkü Ankara gibi görkemli bir kente bir iki kapının yetmeyeceğini derhal anlayan idareciler 5 kapı birden yapmaya karar vermişler. Bu görkem karşısında da itiraz gelmeyeceği aşikar olduğu için derhal sipariş edilmiş ve ardından aylar sonra ihalesi yapılmadığı fark edilip gerekli önlemler alınmış. Proje güzel güzel olmasına ama ilk anda çok önemli bir eksiği fark ediyoruz, kapılar şehrin çıkışında değil bir kere. Yani kapıyı geçiyoruz hoop yine şehir. Sanırım kapının dışında kalan tüm mahalleler yıkılmalı ya da geçmiş yönetimlerde oraları konutlaşmaya açan hatalı yerel yönetimi suçlamalıyız. Gerçi unuttum bir an, 20 yıldır Melih Başgan şehri idare ediyor. Olsun bu ulvilik bazen hatalar da edebilir, üzerine gitmeyelim. Ama inşaat alanları tam bir görsel ziyafet, zira trafik hızı 8 şeritli ana arterlerde durma noktasına gelirken dikkatle her ayrıntıyı inceleme fırsatı yakalıyoruz; belediye çalışıyor diye bir gurur kaplıyor içimizi. Bak metro olsa hiçbirini göremez, kuzu kuzu yarım saatte şehir merkezinde olurduk, sonra da şehir merkezi sıkı fıkı ilişkilere izin verecek denli ufak olduğundan dostluğumuzu muhabbetimizi artırırdık, kızlı erkekli yine aynı metrolarla kim bilir ne sapkınlıklara yuvarlanırdık.

Bu kültür abidesi üzerinde tüm Ankaralılar adına birkaç talebim olacak. Öncelikle o sevimli mi sevimli, olmayan yanaklarını sıkıp bıyıklarını tek tek yolmak istediğimiz belediyemizin şanlı kedisini (logosunu) kapıların üzerine yerleştirmeniz, bir çay bahçesi ve kentimizin en önemli değeri olan havuzlardan en az bir adet yapmanız. Düğün salonu yapmak da bir tercih olabilir elbet. Ardından kapılara birer gişe koyup geçen 5 geçmeyenden 15 cumhuriyet altını ederinde patates almanız -ki yakında birkaç patatese işi hallederiz, ne şanlıyız tanrım- ve geceleri de cereyan yapmaması için kapıları sonuna kadar kapatıp, kilitledikten sonra bu sevimli kenti bir daha kimse görmesin diye anahtarlarını sonsuza değin kaybetmeniz.

Kapıların görselleri Yeşil Gazete’nin yayınlayabileceğinin çok üzerinde kalitede oldukları için paylaşmak doğru olmazdı. Bu sebeple özür dilerim.

Sonuçta burası bir dünya başkenti, bürokrasisine yakışır abideler inşa etmek boynumuzun borcudur.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.