Köşe YazılarıManşetYazarlar

[2022’nin ardından] Toplumu fakirleştiren büyüme yılı

0

[email protected]

Yeşil Gazete için üçüncü yıllık değerlendirme yazısını yazıyorum. Önceki iki yazıyı okuduğunuzda izlenen yanlış ekonomi politikaları sonucunda bugünlere adım adım nasıl geldiğimizi açık bir şekilde göreceksiniz. Aslında yazacak yeni bir şey pek yok ama bu politikaların yolaçtığı ekonomik sonuçlara ilişkin bazı yeni tespitler yapmak mümkün.

Ekonomi penceresinden bakınca 2022’ye damgasını vuran en belirgin olgu durmaksızın artan enflasyon oldu. İkincisi ücretlilerin gelirlerinin sürekli olarak erimesi nedeniyle alım güçlerinde yaşanan erozyondu. Bunun doğal sonucu ise ülkede gelir dağılımındaki bozulmanın yıl içerisinde daha da vahim noktalara gelmiş olması. Son olgu ise dünyada birçok ülkede ekonomiler daralırken Türkiye’de çok da azımsanmayacak bir büyümenin gerçekleşmesiydi. Ama öyle bir büyüme ki, toplumun çok büyük bir kısmı bu büyüme yılının sonunda daha da fakirleşti! Enflasyon ve alım gücünün düşmesi konularını yıl boyunca yazılarımda defalarca ayrıntılı olarak ele aldım. Bu yazıda “ekonomi büyürken toplumun fakirleşmesi” olgusu üzerinde durmak istiyorum[1]. Gelin konuya daha yakından bakalım.

2022 büyümesinin kaynakları

Ekonomik büyüme, bir ülkede belli bir dönemde toplam mal ve hizmet üretiminin reel anlamda artmasıdır. Bu artış sonucunda doğal olarak harcamalar ve gelirler de artar ve toplumdaki bireylerin tamamına yakını, az veya çok, bu artıştan pay alır. Dolayısıyla, büyüme toplumlar için arzulanan ve siyasilerce desteklenen bir olgudur. Oysa 2022 yılında gerçekleşen büyüme farklı bir büyüme oldu. Yılın ilk yarısında yüzde 7,6 olarak gerçekleşen büyüme üçüncü çeyrekte hız keserek yüzde 3,9’a düştü. Bu düşüşün son çeyrekte devam etmesi beklenmekle birlikte yıllık büyümenin yüzde 5,0-5,5 aralığında gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Ancak, burada bir sorun var. Bu büyüme toplumdaki bireylerin çoğunluğunun refah artışına bir katkı yapmadığı gibi var olan refah seviyelerinin bile altına düşmelerine yol açtı. Pekiyi nasıl oldu bu?

Önce büyümenin kaynağına bakalım, yani büyümenin nasıl gerçekleştiğine. 2022 büyümesinin kaynağında esas olarak yurt içi tüketim var. Üretimin önemli bir kısmı yurt içi tüketiciler için yapılmış. Bunu okuyunca haklı olarak “enflasyon ortamında reel gelirler düşerken bu kadar tüketim nasıl yapılmış” diye soracaksınız. İşte işin sırrı burada. Bu durum tamamen enflasyonun yarattığı bir sonuç. Kısaca, fiyatların her gün arttığını gören insanlar gelir durumlarına göre ev ve arabadan yağ ve şekere kadar paralarının yettiği mallara yönelerek ellerinden geldiği ölçüde sürekli artan enflasyonun fakirleştirici etkisinden kendilerini korumaya çalıştılar. Taleplerini ertelemeyip, paralarını hemen mala bağlamaya çalıştılar. Hatta ilk aylarda henüz kısıtlamalar gelmeden bankalardan düşük faizli kredi alarak mal alımında kullananlar oldu. Bu durum maliyet kaynaklı olarak artan enflasyonu talep tarafından destekleyerek daha da hızlı artmasına neden oldu. Yüksek gelir ve servete sahip olanlar açısından ise tasarruflarının erimemesi önemliydi. Bu gruplar reel getirileri negatife düşen mevduat ve bono/tahvil gibi finansal ürünlerden kaçıp döviz yanı sıra özellikle gayrımenkul, araba vb mallara yatırım yaptılar. Hiçbir finansal getirinin enflasyona yetişemediği, faiz oranlarının sürekli düşürüldüğü bir ortamda mala yatırım yapılması son derece normal bir tepki. Bunun sonucunda özellikle yılın ilk yarısında büyüme oldukça yüksek gerçekleşti. Ancak, enflasyonun tetiklediği bu iç talep yavaş yavaş azalmaya başladı ve üçüncü çeyrekte büyüme hızı düşmeye başladı. Son çeyrekte de bu eğilim sürüyor.

Büyümenin ikinci kaynağı ise ihracat artışı oldu. TL’nin Euro ve Dolar karşısında ciddi anlamda değer kaybetmesi dikkate alındığında bu beklenen bir sonuçtu. Hatta hükümet faiz oranlarını düşürüp yeni ekonomi modelini açıklarken esas olarak ihracat artışını işaret edip bunun cari açığı da ortadan kaldıracağını iddia etmişti. Elbette böyle bir şey gerçekleşmedi çünkü ithalattaki artış, yüksek kurlara rağmen, çok daha fazla oldu. Nitekim, Ocak – Eylül 2022 döneminde ihracat artışı yüzde 17 seviyesinde kalırken ithalat artışı yüzde 40’ı geçti. Bu sonuçta Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması sonucu artan enerji fiyatları da oldukça etkili oldu. Yine de TL’nin değer kaybıyla birlikte ihracatta  belirli bir artış gerçekleşti ve bu da ülkede büyümeyi olumlu etkileyen ikinci ama çok daha zayıf unsur oldu.

Ekonomi büyürken toplum nasıl fakirleşti?

Şimdi, yukarıda sorduğumuz sorunun yanıtına odaklanma zamanı. Toplumu daha da fakirleştiren büyümenin arkasında iki gelişme var. Birincisi faiz indirimleri sonucunda döviz kurlarının artmasıyla enflasyonda başlayan maliyet kökenli büyük artışlar daha sonra talep kaynaklı fiyat artışlarıyla desteklendi. Bu iki unsurun etkisiyle enflasyonda 1990’lar Türkiye’sini anımsatan bir şekilde çok büyük artışlar yaşandı. TÜİK, İTO ve ENAG rakamlarının ortaya serdiği ve herkesin kendi özel hayatında gözlemlediği fiyat artışlarıyla yaşadığı gibi enflasyon adeta uçuşa geçerek Kasım sonu itibarıyla baz aldığınız göstergeye göre yıllık yüzde 85-170 bandında gerçekleşti. Gıda enflasyonu ise en yüksek fiyat artışlarının yaşandığı alt gruplardan birisi oldu. Dolayısıyla, enflasyon artarken yükselen iç talep bir yandan büyümeyi desteklerken, diğer yandan enflasyonun daha da yükselmesine yol açtı.

İkinci gelişme ise, enflasyon dönemlerinde her zaman ve her yerde yaşandığı gibi ücretlilerin gelirlerindeki artışın enflasyonun çok altında kalması idi. Elimizde ücretlere ilişkin kapsamlı veri seti yok. Bu nedenle asgari ücret (AÜ) rakamlarına bakarak bazı analizler yapabiliyoruz. Temmuz 2022’de yayımlanan “Hayat pahalı, emek ucuz” başlıklı yazımda belirttiğim gibi 2022 itibarıyla Avrupa’da Arnavutluk’tan sonra en düşük AÜ’e sahip ülkeyiz.  AÜ’in zaman içerisindeki seyri de şu anki durumun vehametini net bir şekilde ortaya seriyor. Daha altı yıl önce bazı AB ülkelerinden (Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan, Macaristan ve Çekya) bile daha yüksek AÜ’e sahip olan Türkiye, günümüzde Arnavutluk dışında aday ülkelerin bile gerisine düşmüş halde. Bu durum, ücretlilerin ülkenin GSYİH’ndan gittikçe azalan bir oranda pay aldığını net ve tartışmasız bir şekilde gösteriyor. Nitekim, 2022 Ocak ayında AÜ’e yapılan zam oranı yüzde 50 olmuş, bu artış şahlanmış olan enflasyon karşısında eriyince temmuz ayında ilave yüzde 30’luk bir zam daha yapılmıştı. Bu artış oranları, çarşı ve pazardaki fiyatlar karşısında çalışanların reel gelirlerinin erimesine engel olamadı. Ayrıca, çalışanın geçmişe dönük kaybını telafi etmeye yönelik olarak hesaplanan AÜ artışlarının, takip eden dönemlerin enflasyonu karşısında kısa sürede etkisini yitirdiği de malum.

Bir yandan başta gıda olmak üzere enflasyondaki olağan dışı yükseliş ve bunun ilave bir iç talep yaratması, diğer yandan ücret ve gelirlerdeki artışın çok sınırlı kalması ekonomi büyürken toplumu ve özellikle ücretlileri fakirleştiren bir sonuca yol açtı. Sürekli eriyen alım gücü ise ülke nüfusunun büyük kısmı için fakirleşmenin gittikçe belirginleşmesi sonucunu doğurdu.  Ayrıca, KKM gibi döviz talebine ve kur artışına karşı bir önlem olarak yürürlüğe konulan bazı uygulamalar ülkedeki gelir dağılımını daha da bozdu. Ekonominin belkemiği konumunda olan orta sınıf adeta ortadan kalktı. Böylece, ekonominin büyüdüğü bir yılda bireylerinin çoğunluğunun fakirleştiği bir ülke olduk!

Bu büyüme sürdürülebilir mi?

2022’de yaşadığımız olağanüstü yüksek enflasyon oranlarının tetiklediği iç talep artışını 2023 yılında beklemek pek mümkün değil çünkü insanların elinde bu talebi sürdürecek bir tasarruf kalmadığı gibi gelirler zorunlu giderleri, hatta onun da ancak bir kısmını karşılayacak seviyeye indi. Zaten yılın ikinci yarısında büyümede yaşanan düşüş bunu gösteriyor. Önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri dikkate alan iktidar 22 Aralık’da 2023 asgari ücretini yüzde 54,5 oranında artırdı. Yılbaşında da muhtemelen memur/emekli maaşlarında yüksek sayılabilecek bir artış yapacak. Bu artışların, toplumun yaşadığı gerçek enflasyonu karşılaması mümkün olmadığı bilinmekle birlikte yine de bu artışlar sonucunda yılın ilk birkaç ayında piyasalarda kısmi bir canlanma görülmesi muhtemel. Ancak, bunun bütün yıla yayılması olasılığı çok düşük çünkü artmaya devam edecek fiyatlar kısa bir süre sonra bu gelir artışının etkilerini tamamen ortadan kaldıracak.

İhracattaki büyümenin önünde ise iki önemli engel var. İlki, en önemli ihracat pazarımız olan AB ülkelerinde ekonomik büyümenin düşmesi, hatta bazı ülkelerde negatife dönmesi. Yani alım gücü azalan Avrupalılar artık daha az Türk ürünü talep edecekler. İkincisi ise sürekli döviz satışlarıyla ve diğer önlemlerle kurların kontrol edilmesi nedeniyle kurlardaki artışın enflasyonun altında kalması. Bunun sonucunda üretici firmaların maliyet artışları sürerken, kurlardaki artışın bunu karşılayamaz seviyeye gelmesi nedeniyle ihracata yönelik firmalarda kar marjları düştü. Dolayısıyla, bu kur politikası devam ettiği takdirde firmaların ihracat için üretim yapmaları gittikçe zorlaşacak, hatta bazı firmalar için imkansız hale gelebilecek.

“Büyürken toplumu daha da fakirleştiren” bu dönem çok büyük olasılıkla önümüzdeki yıl bitecek ve muhtemelen “daralırken toplumu fakirleştirmeyi sürdüren” yeni bir döneme adım atılacak! Bakalım seçim sonuçları bu durumu değiştirecek mi?

*

[1] Bu ifade, ünlü ekonomist Jagdish Bhagwati’nin “yoksullaştıran büyüme” kavramıyla benzerlik göstermekte. Ama Bhagwati bu kavramı dış ticaret hadlerinde olumsuz gelişmeler olduğunda ihracatçı ülkenin büyüdüğü halde daha da fakirleştiği durumlar için kullanmakta.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.