KadınKöşe YazılarıManşetYazarlar

2021 Türkiye’sinde kadın bütün ekonomik kıstaslarda uzak ara geride

[email protected]

8 Mart Dünya Kadınlar günü. Aslında bütün bir haftayı, ayı ve hatta yılı “Kadınlar Günü” olarak kutlasak yeridir. Kaybedilen zaman o kadar uzun ve yitirilen fırsatlar o kadar büyük ki… Ama sadece boş laflarla ve sloganlarla değil de keşke herkesin kendine düşen alanda ve konuda kadınların geride bırakılmışlığını aşma doğrultusunda hangi adımı attığını veya atmayı düşündüğünü tartışarak geçirsek o günü veya dönemi.

Bu yazıda kadınların Türk ekonomisi içerisindeki konumlarına bakacağım. Bulabildiğim göstergeler ışığında ekonominin çeşitli alanlarında kadının ne kadar var olduğunu irdeleyeceğim. Mümkün olduğunca diğer ülkelerle karşılaştırmalı bir şekilde bakacağım. Çoğu zaman sadece kendi içimizde kat ettiğimiz mesafeye bakmak yeterli olmuyor. O arada dünya nereye gitmiş, bizim göreli yerimiz nedir ona da bakmak gerekiyor. Biz birtakım adımlar atarken kimsenin eli armut toplamıyor ne de olsa!

Eğitim

Dünya genelinde kadınların ekonomide var olma yarışına hiç girememeleri veya geriden başlamaları büyük ölçüde içerisinde büyüdükleri aile ve toplumu sarmalayan kültürel ve ekonomik ortamdan kaynaklanıyor. Bunun kendini gösterdiği başat alan ise eğitim. Uluslararası örgütlerin raporlarına göre dünyada kadının göreli olarak en geride olduğu Afrika, Orta-Doğu ve Orta-Asya (AODOA) bölgelerinde bütün eğitim seviyelerinde son 30 yılda kadınlar büyük bir ilerleme gösteriyor. Artık çok daha fazla kız çocuğu okula gönderiliyor. Ama oranlar hala erkeklerin gerisinde. 

Kadınların eğitimi bakımından 2019 rakamlarına göre Türkiye’de kız çocuklarının okullaşma oranı ilköğretimde %92, ortaöğretimde %84, yüksek eğitimde ise %46. Bu oranlar Türkiye’de de son 20-30 yılda ciddi bir artış sergiliyor. Ama Türkiye’de de özellikle ortaöğretim ve yüksek eğitimde kız çocukları hala erkek çocukların gerisinde. Ayrıca bölgeler arasında her üç kategoride de büyük farklılıklar olduğunun altını çizelim.

İş gücüne katılım

Kadınların ne kadarının iş gücüne katıldığı konusu ekonomik açıdan en önemli göstergelerden birisi. Aşağıdaki grafikte yer alan OECD verilerine göre 2019 yılında Türkiye’de kadınların işgücüne katılma oranı %34,4 olarak gerçekleşti. Bu oranla Türkiye OECD ülkeleri arasında en son sırada.  Türkiye’yi takip eden ülkeler ise İtalya, Yunanistan ve Meksika. 2000 yılında % 26,6 olan oran 19 yılda yüzde 30 artmış olmakla birlikte gelinmiş olan seviye son derece yetersiz. Üstelik bu artış ekonomide büyümenin oldukça yüksek olduğu bir dönemde gerçekleşmiş durumda. 2018’den beri ekonomide yaşanan kriz ve son bir senedir ekonomiyi de çok olumsuz etkileyen Covid-19 salgını nedeniyle bu oranın yüzde 10 civarında azalarak Kasım 2020 itibarıyla %30,6’ya indiği görülüyor.

Bu rakamlara göre çalışma çağındaki kadınların sadece üçte birisi çalışıyor. Bu oranlar son derece düşük. Kadının çalışmaması sadece ekonominin bütünü açısından bir kayıp değil. Bu durum kadınların gelirini azaltmakla veya tamamen ortadan kaldırmakla kalmıyor, kadının sosyal ve kültürel anlamda gelişimini de kısıtlıyor. Ayrıca gelir bakımından eşine veya ailesine bağımlı olması kadınların özgürlüğünü kısıtlıyor. Kadının çalışma yaşamına katılmamasının çocukları üzerinde de çok boyutlu olumsuz etkileri var.

Ücret/gelir

Türkiye’de cinsiyete dayalı ücret farkının bir hayli yüksek olduğu görülüyor. DİSK-AR’ın “Çalışma Yaşamında Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği” raporuna göre, kadın ve erkekler arasında hem gelir hem de ücretler arasında ciddi farklılıklar var. Aşağıdaki tablo 2019 yılı itibarıyla erkeklerin kadınlara göre ortalama olarak %31,4 daha fazla gelir elde ettiğini gösteriyor. Bu gelir eşitsizliği meslek gruplarına göre farklılıklar gösteriyor. Örneğin kendi hesabına çalışan erkeklerin yıllık ortalama esas iş geliri 29,116 TL iken, kendi hesabına çalışan kadınların yıllık ortalama esas iş geliri 16,425 TL. Bu durumda kendi hesabına çalışan erkekler kadınlara göre %77,3 daha fazla gelir elde ediyor. Ücretli çalışanlarda bu fark biraz daha azalıyor ve %20,6 olarak gerçekleşiyor.

Diğer yandan, ülkeler arası ücret eşitsizliğine ilişkin başka bir grafik Türkiye’nin kadın/erkek ücret eşitsizliğinde o kadar kötü bir durumda olmadığını gösteriyor. İMF’nin bir raporunda yayımlanan ve aşağıda verilen OECD tarafından hazırlanmış grafiğe göre 2016 yılı itibarıyla tam zamanlı ve yarım zamanlı ücretli işlerde Türkiye’de kadınlar erkeklere göre yüzde 8 daha düşük ücret almakta. Bu oran %17 civarında olan G7 ortalamasına göre bile oldukça düşük bir seviyede. Bu grafikteki rakamları esas alırsak, kadınların erkeklere göre daha düşük ücret aldığını bir kez daha tescil etmekle birlikte durumumuzun diğer ülkelere göre çok kötü olmadığını da tespit etmiş oluyoruz. Ama Türkiye’deki ücretlerin genel seviyesini düşündüğünüz zaman, bu eşitliğe yakın eşitsizliğin en alt ücret düzeylerinde gerçekleştiğini de vurgulamak yanlış olmayacak.

Finans

Kadınların ekonomik yaşamdaki etki ve ağırlığını ölçmemize yarayacak bir gösterge de finansal hesap sahipliği oranı. Ülkenin en yaygın ve kabul görmüş finansal kurumları olan bankalarda açılan mevduat hesapları yanı sıra alternatif bir finansman aracı olarak hisse senedi hesap sahipliğine de bakılabilir. Aşağıdaki grafikte çeşitli ülke gruplarında ve Türkiye’de banka mevduat hesap sahipliği oranları gösterilmekte. Diğer ülke gruplarında kadın ve erkeklerin mevduat hesabı sahiplik oranları birbirine yakın seyrederken, Türkiye’de erkeklerin banka mevduat hesabı sahiplik oranının (% 83) kadınlarınkinin (%54) bir buçuk katından fazla olduğu görülüyor. Ayrıca, erkeklerin banka mevduat hesabı sahiplik oranı üst-orta gelir grubu ülke ortalamasının oldukça üzerindeyken, bu oranın kadınlarda aynı gelir grubu ülkelerinin de altında kaldığı görülüyor.

Sermaye piyasasının bir aracı olan hisse senedi yatırımlarına bakıldığında durum biraz daha eşitsiz bir hal alıyor. 2019 rakamlarına göre 274 bin hesap ile hisse senedi yatırımcılarının yüzde 22’sini kadınlar oluşturuyor. Bu hesap sayısı ise yetişkin kadın nüfusunun ancak yüzde 1’ine tekabül ediyor. Banka hesabı sahipliğinde yüzde 54 olan oran hisse senedinde yüzde 1’e düşüyor. Ülkemizde sermaye piyasasının 1980’lerin başında kurulmuş nispeten yeni bir piyasa olması nedeniyle buradaki hesap sahipliği oranının daha düşük olması normal sayılabilir ama bu kadar büyük bir fark olmasını şaşırtıcı bir sonuç olarak yorumluyorum.

Teknoloji ve girişimcilik

Teknoloji geleceği temsil eden ve inanılmaz bir hızla büyüyen bir ekonomik sektör. “2018 Kadın Teknoloji Endeksi”ne göre, Türkiye’de teknoloji sektöründe kadın istihdam oranı %10 ile en alt sıralarda yer almaktadır. Teknoloji sektöründe kadın oranının en yüksek olduğu ülkelerde de bu oran % 30’u geçmiyor. Erkek ağırlıklı bir sektör olan teknoloji alanındaki bu düşük oran ile STEM (Fen Matematik, Mühendislik, Bilim) eğitimi arasında büyük bir bağlantı var. Üniversitelerin STEM disiplinlerinden mezun olan kadınların oranı yüzde 37’lerde olmasına rağmen eğitimini aldıkları alanlarda kariyer hayatına devam etme oranı maalesef yüzde 10’lar civarında. Bu konuda dünyanın birçok ülkesindeki görünüm de aşağı yukarı aynı şekilde.

Girişimcilik ise yine son 20 yılda çok önem kazanmış bir alan. Yeni fikirler ve ürünlerle özellikle teknoloji alanında son derece başarılı girişimciler görüyoruz. Girişimcilik, sadece bireysel bir başarı alanı olarak kalmayıp, birçok insana yeni iş alanı açması nedeniyle kadınlar açısından daha da önem kazanan bir faaliyet alanı. 2018’de ikinci kez yayınlanan Mastercard Kadın Girişimciler Endeksi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 57 ülkeyi değerlendiriyor.

Rapora göre 2014 -2016 yılları arasında kadın girişimlerinde %10 artış olurken kadın-erkek farkı da %5 azalıyor. Rapor ülkeler bazında kadın girişimci oranı ile kadın girişimciliğini destekleyen ve zorlaştıran faktörleri karşılaştırmalı olarak ortaya koyuyor. Rapor bulguları kadın girişimciliğinin önündeki başlıca engellerin negatif kültürel tutumlar, finansal kaynaklara erişimdeki zorluklar ve iş ortamındaki genel zorluklar olduğunu gösteriyor. Bu rapora göre kadın girişimci oranının en yüksek olduğu ülkeler sırasıyla Gana (%46,6), Rusya (%34,5), Uganda (%33,8), Yeni Zelanda (%33,0), Avustralya (%32,1), Vietnam (%31,3) ve Polonya (%30,3). Türkiye ise %8,5 ile kadın girişimci oranının en düşük olduğu ülkeler arasında yer alıyor. 

Yönetim

Kadının ekonomideki yerine sadece istihdam, ücret, finansal hesap sahipliği ve girişimcilik bazında bakmak eksik olur. Çalışan kadınların işyerlerindeki konumları da önemli. Bu anlamda yöneticiler arasında kadınların oranına da bakmak istiyorum. Yöneticilik sadece ücret düzeyi veya statü açısından değil, yönetici olarak sahip olunan gücün artması ve bu güçle yapılabilecekler bakımından da önemli. Yöneticilik konumunun kazandırdığı ilave bir özgüven ve etkili bir insan ağı var. Dolayısıyla, yönetim kademelerinde kadın sayısının artması toplumda kadının etkisini geometrik olarak artırıyor. Bu artışın elbette siyasete de yansımaları söz konusu.

Yönetici pozisyonları açısından Avrupa ülkelerine göre ülkemizin durumu pek parlak değil. Yukarıdaki grafik bunu net bir şekilde ortaya seriyor. 2018 yılında Avrupa’da kadın yöneticilerin payının en yüksek olduğu ülkeler eski sosyalist blok veya İskandinav ülkeleri. Türkiye’de yöneticilerin sadece yüzde 21.9’u kadın. (Aynı yıl için TÜİK’in bulduğu rakam daha da düşük: %16.3). Eğitim, insan kaynakları ve finans gibi bazı sektörlerde bu oran biraz daha yüksek ama genel görünüm bu.

Bürokraside durum daha da vahim. Toplam kamu çalışanlarının % 39,36’sı kadın, % 60.64’ü erkek iken üst düzey yöneticilerin % 88,62’si erkek ve ancak %11,38’i ise kadın. Kadınların yönetim kurulu üyelikleri açısından Türkiye’nin durumu göreli olarak biraz daha iyi. Ama burada da çok büyük ölçüde aile şirketleri ve patronların “kız çocukları” devreye giriyor. Dolayısıyla, çok daha yaygın olması nedeniyle burada genel yönetici kadrolar içerisinde kadının payına bakmak daha sağlıklı.

Bir de bölgesel dengesizlik boyutu var

Türk ekonomisinde kadının yerinin ve etkinliğinin zaman içerisinde oldukça ilerlemiş olduğuna şüphe yok. Ama yazı başında da belirttiğim gibi bu yönde bir gelişme dünyanın her tarafında görülüyor. Türk kadınının göreli durumuna bakıldığında “niteliksel” bir sıçramadan çok uzak olduğumuz son derece açık. Türk kadını ekonomideki yeri açısından her ne kadar kültürel açıdan içerisinde bulunduğu AODOA bölgesi ülkelerine göre daha ileri durumda olsa da kendisine hedef olarak aldığı AB ülkeleriyle kıyaslandığında oldukça geride.  Birçok gösterge bunu net olarak ortaya seriyor. Kadının ekonomide geride kalması siyaset ve liderlik gibi diğer alanlardaki konumu açısından da büyük ölçüde belirleyici bir işlev görüyor.

Vurgulanması gereken diğer bir nokta ise yukarıdaki değerlendirmelerde ülke bazında ortalama rakamlarla bir analiz yaptığımız gerçeği. Türkiye’de kadının ekonomideki konumu coğrafi ve kültürel bazda değerlendirildiğinde çok çarpıcı bir farklılık gösteriyor. Kırsal alanlarda ve küçük şehir ve kasabalarda kadınların durumunun AODOA bölgesinden çok farklı olmadığını gözlemliyoruz. Ancak büyük şehirlerde ve yüksek gelir/eğitim düzeyine sahip sınırlı çevrelerde ise kadının konumunun gelişmiş ülkelerden çok farklı olmadığını, hatta bazılarına göre daha bile ileride olduğunu görüyoruz.

Dolayısıyla sadece ortalama rakamlar bazında durumumuzu iyileştirmenin ötesinde ülke içinde kadının ekonomideki konumu açısından büyük farklar yaratan bölgesel ekonomik ve kültürel uçurumları da azaltmamız gerekiyor. Zaten bu uçurumun azaltılması ortalama düzeyi de kendiliğinden yükseltecek. Konu ciddi ve yapmamız gereken çok şey var!

Kategori: Kadın