Dış Köşe

Yıkım politikaları ve ÇED değişikliği – Arif Ali Cangı

ÇED Yönetmeliği’nin atıncısı 3 Ekim 2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti, üzerinden bir yıl geçti yedincisi 25 Kasım 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Son değişiklik de kimi sözcük oyunları ve listele değişiklikleri ile  ÇED kapsamı daraltmayı çalışılıyor.

Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED), çevreye olumsuz etkileri olan yatırımların, çevresel etkilerinin en aza indirilmesi için alınması gereken önlemleri ifade eder. Türkiye ÇED ile 1993 yılında ÇED Yönetmeliğinin yürürlüğe girmesiyle tanıştı. Yönetmelik, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren defalarca değişikliğe uğradı. Onlarca kez kimi düzenlemelerinde değişikliğe gidildi, tümüyle de yedi kez değişti.

ÇED sürecini bir formaliteye dönüştüren idari uygulamaların yanı sıra mevzuatta yapılan değişiklikler korumaya yönelik değil, hep istisnaları artırmaya yönelik oldu. Son yıllarda uygulanan ekonomik politikalar sonucu yapılan yasal değişiklikler ve uygulamalarla ÇED’in korumacılığı iyice aşındırıldı.

Devamlı Hale Gelen Geçici Maddeler
İlk Yönetmelikten bu yana geçici maddelerle ÇED muafiyetleri getirildi.  Bu geçici maddeler baştan beri hep tartışma yarattı, dava konusu oldu. Davalar sonunda Yargı tarafından defalarca iptal kararları verildi, her seferinde bu kararları etkisiz hale getirecek şekilde yeniden düzenlemeler yapıldı. Yönetmelik yargı tarafından iptal edince bu kez yasa değişikliği yapıldı. 21.05.2013 tarihli yasa değişikliği ile Çevre Kanununa  eklenen Geçici 3.madde ile 23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış ve bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihte planlama aşamasını geçmiş ve ihale süreci başlamış olan veya üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesislerin ÇED kapsamı dışında tutulduğu düzenlendi. ÇED muafiyeti getiren  yasa değişikliği anamuhalefet partisinin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından kısmen iptal edildi. Yüksek Mahkeme, 03.07.2014 tarihli kararıyla yasa değişikliğinin ” “planlama aşaması geçmiş ve ihale süreci başlamış olan veya” ibaresini Anayasa’ya aykırı bulanarak iptal etti, gerekçeli karar henüz yayınlanmadı. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı olumlu bir kararmış gibi görünse de aynı zamanda ciddi sorun yaratacak içerikte Bir defa  iptal edilmeyen “üretim ve işletmeye açılma” neyi ifade ediyor, 3.Boğaz Köprü örneğinde olduğu başbakanın kurdelesini kesmesi ile işletmeye açılmış mı kabul edilecek? Diğer yandan  yine iptal edilmeyen projenin gerçekleşmesi için zorunlu olan yapı ve tesislerin ÇED kapsamı dışına çıkartılması ile yatırımın çevreye vereceği zararlar katlanarak devam edecektir. Anayasa Mahkemesinin kısa kararından çıkardığımız bu sonuçların dışında gerekçeli kararı görmeden daha fazla yorum yapmak doğru olmayabilir.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli karar henüz  yayınlanmadan Yedinci ÇED Yönetmeliğinde geçici 3.madde Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği ibareler çıkartılarak yeniden yer aldı, buna göre “23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, 29/5/2013 tarihi itibariyle üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır”. Bu istisna maddesinin yanı sıra Geçici 2. maddeye göre de  “Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin ilk yayım tarihi olan 7/2/1993 tarihinden önce üretime ve/veya işletmeye başladığı belgelenen projeler Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır”. Bu düzenlemeler ile 23 Haziran 1997’den önce kamu yatırım programına alınmış ve 29 Mayıs 2013 tarihi itibariyle üretime veya işletmeye alınmış projelerde ve zorunlu tesislerinde (çevreye olumsuz etkisi ne kadar çok olursa olsun) ÇED uygulanmayacak.

Son ÇED Yönetmeliği değişikliği kamuoyunda yoğun tepkilere neden oldu. Bu tepkileri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri “efendim ÇED kapsamı dışına çıkarmadık EK-1’den EK-2’ye aldık” şeklinde kurnazca geçiştirdiler. Konuyla ilgili olmayanların anlayamayacağı bu sözlerle bir kez daha ÇED muafiyetinin üstü örtülmeye çalışıldı.

“EK-1’den EK-2’ye aldık” ne demek?
ÇED Yönetmeliği’nin EK-1 listesinde ÇED uygulanacak projeler, EK-2 listesinde de seçme-eleme kriterleri uygulanacak projeler yer almaktadır. İkisinin farkı, 1.listedeki projelerde ÇED sürecinin işletilmesi zorunlu olduğu halde, 2.listedekilerde ise “ÇED gereklidir” kararı verilmesi halinde süreç işletiliyor, “ÇED gerekli değildir” kararı verilmesi halinde ise inceleme yapılmıyor. Bakanlık yetkililerinin “EK-1’den EK-2’ye aldık” dedikleri, ÇED uygulaması zorunlu olan kimi projelerin, “ÇED gerekli değil” kararı ile ÇED kapsam dışına çıkartılmasıdır. Örneğin; eski yönetmelikte 2 bin konut ve üzeri toplu konut projeleri EK-1 listesinde ve ÇED zorunluyken, yeni yönetmelikte EK-1’den çıkartılıp, EK-2’de 5 yüz konut ve üzeri olan projeler seçme-elemeye tabi kılınmış. 50 hektar ve üzeri golf sahaları eski yönetmelikte ÇED’e tabi iken yeni yönetmelikte ne kadar büyük alanı kaplarsa kaplasın golf sahalarında seçme-eleme kriteri uygulanacak. 5 bin m2 ve üzeri kapalı inşaat alanı olan Alış Veriş Merkezleri (AVM) ler eski yönetmelikte ÇED zorunlu olan projeler arasında iken, yeni yönetmelikte kapalı otoparklar dâhil 50 bin m2’den az alanı olan AVM’ler ÇED’den muaf tutulmuş, 50 bin ve üzeri olanlar da seçme -elemeye tabi tutulmuş. Seçme-eleme kriterlerinin uygulanacağı pek çok proje için sınır değerler artırılarak, çevreye zararlı olabilecek pek çok faaliyete muafiyet getirilmiş.

Bunların yanı sıra;  100 km’nin altındaki demiryolu hatları, hastaneler,  spor kompleksleri,  3 milyon m3 ve üzeri malzeme çıkarılması planlanan dip taraması projeleri, arazi kullanım vasfını değiştirmeyi amaçlayan projeler tamamıyla ÇED kapsamı dışına çıkartılmış.

Kısacası, yeni ÇED yönetmeliği ile ÇED muafiyeti genişletilmiş, bir kısım projelerde de Bakanlık takdirine bırakılmış. Yeni yönetmelikle, toplu konutlar, AVM’ler, Golf sahaları  için ÇED işletilip işletilmeyeceğine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı karar verecek. İnşaatla, AVM’lerle “çılgınca” kalkınmayı önüne koyan siyasi iktidarın bakanlığı sizce “ÇED gereklidir” kararı verir mi?

Bütün bunlar “ne pahasına olursa olsun kalkınma” anlayışının ürünü olan düzenlemelerdir. Yaşam alanlarını korumayı değil, işletmeye açmayı hedefleyen bu neoliberal uygulamalar kırılgan hale gelmiş olan ekosistem üzerindeki baskıyı daha da artırmakta, kalkınma uğruna yaşamın sürdürülebirliği tehlikeye düşürülmektedir.

Bu tür koruma açığı yaratacak bu hukuksal düzenlemeler ile sonucunda ortaya çıkacak ekolojik yıkımdan nasıl korunacağız?  Bunun için, demokrasiyi geliştirmek, karar süreçlerine halkın katılımını sağlamaktan başka çıkış yolu gözükmüyor. Halkın katılımı hem ekolojinin korunmasının en önemli güvencesi, hem de demokratik toplum olmanın bir gereğidir. Gezi direnişi ile bunun somut örneği yaşandı, şiddetsiz demokratik tavırla örnekleri çoğaltmalıyız. Bunun güvencesi de yaşamı tehlikeye atan politikalara karşı büyüteceğimiz ekolojinin siyasetidir.

Arif Ali Cangı – www.t24.com.tr

Kategori: Dış Köşe