Ahmet Atıl AşıcıYeşeriyorum

Yeşiller Partisi’nin Yeşil Yeni Düzen’le İmtihanı!

Devin Bahçeci’nin 4 Ocak 2010 tarihinde Yeşil Gazete’de yayınlanan “Yeşil Ekonomi: Yeni bir Truva Atı” yazısını ilgiyle okudum. Okurken gördüğüm kimi yanlış anlamaları not etmek üzere bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Öncelikle Devin’in başlangıçta kapitalizm hakkında yaptığı tüm eleştirilere katıldığımı ifade edeyim. Ekolojik yıkım kapitalist üretim biçiminin bir sonucu, bundan kimsenin şüphesi olamaz. Ekolojik yıkımın ilk hissedilmeye başladığı yıllarda ortaya atılan “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramının da içinin ne kadar boş olduğu Devin’in de bahsettiği gibi ortada.

Devin yazısında Yeşil Ekonomi (YE) /Yeşil Yeni Düzen (YYD) kavramlarını Sürdürülebilir Kalkınma ile aynı düzlemde alıyor ki bence yazısındaki en temel eksiklik burada.

Öncelikle YE/YYD çok yeni iki kavram ve her kesim kendince yorumlamayı tercih ediyor. Çokuluslu bir şirket yeşil ekonomiden, yeşil yatırımlardan bahsederken (örneğin Shell), bunu bir kılıf olarak kullanmakta. Bir hakla ilişkiler çabası, ya da bizim deyimimizle “yeşil badanacılık” yapmakta. Bir diğer önemli aktör olan hükümetler ise, ekolojik yıkımın tetiklediği artan toplumsal  baskıyı göğüslemenin bir yolu olarak görmeyi tercih ediyor. Bu anlamda Devin’in kavrama ilişkin Yeşil Keynesçilik suçlaması anlaşılır hale geliyor. Nasıl 1929 ve ardından gelen yıkım Yeni Düzen politikalarıyla, yani devletin altyapı yatırımlarıyla, aşıldıysa, 2008 yılında patlak veren küresel kriz de yine devlet desteği ile aşılabilir. Bir farkla ki, 1929 da ekolojik bir kriz yoktu, daha doğrusu hissedilmeye başlanmamıştı. Bu sebeple, her yatırım değil, yeşil yatırımlar ön plana çıkmaya başladı. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımdan, enerji verimliliğine, organik tarıma kadar sayısı kim raporlarda 18’i bulan alanda yapılacak yatırımların hem düşmüş olan ekonomik büyümeyi tekrar dirilteceği, artan işsizliğe bir çare olurken ekolojik dengeye olan baskıyı da hafifleteceği düşünülüyor. Hükümet ve iş çevreleri tarafından YYD, görüldüğü gibi hayat tarzını, kapitalist üretim biçimini dert edinmiyor. Eskiden petrolle çalışan arabaları atıp, elektrikle çalışan arabalara bindiğimizde, daha enerji etkin evlerde oturduğumuzda, daha tasarruflu ampul ve elektrikli alet kullandığımızda bir sorun kalmayacakmış gibi sunulmaya çalışılıyor. Oysa ki, son 15-20 yıl içerisinde hayatımıza giren ve girmeye devam eden yeni aletleri düşündüğümüzde, toplum olarak daha enerji etkin ama çok daha fazla aletle yaşamaya başladığımızı göreceğiz. Sistem kaşıkla verdiği tasarrufu kepçe kepçe israfla geri almakta. Ancak sistemin hükümetleri ve iş çevrelerinden başka ne beklenebilir ki!

Yeşiller Partisi içerisindeki tartışmalarımızdan anladığım üzere, Devin dahil parti üyelerimizin bir kısmı, YYD’i bu şekilde algılamakta. Hayat tarzına, üretim biçimine dair tek söz etmeden yapılan bu tür uygulamalara farklı bir tepki beklemek de imkansız galiba. Ama, zaten böyle bir niyeti var mıydı diye sormak gerekiyor. Bence yok! Yenilenebilir enerjiye, ekonomiyi daha düşük karbon düzeyine taşıma konularına yaptığı vurgular bir “makas değişimi”ni çağrıştırmıyor değil ancak yukarda değindiğim alanlardaki “utangaç” duruşu, alternatif bir ekonomik sistem olamayacağını açıkça ortaya koyuyor.

Peki, sürdürülebilir kalkınma gibi alternatif bir kalkınma modeli değilse, nedir YYD? Benim anladığım biçimiyle, bir ekonomik birim olan devletin ekolojik ve ekonomik krize karşı nasıl müdahale etmesi gerektiğini anlatan bir yol haritası: Şöyle ki hükümetler her yıl harcama ve gelirlerini özetleyen planlar açıklarlar ki biz buna hükümet bütçesi diyoruz. O yıl içerisinde devlet ne kadar yatırım yapacak, bu giderleri ne tür vergilerle karşılayacak vesaire. Yeni Düzen’e yapılan atıf da ekonomik sisteme kamunun yatırımlarıyla müdahalesi bağlamında anlam kazanıyor zaten. Sürdürülebilir Kalkınma, açık açık devletin yatırım yapması gerekir diye bir önerme getirmezken, (Yeşil) Yeni Düzen özellikle kamu yatırımları ve teşviklerine vurgu yapmakta. İş çevreleri ve toplumun baskısıyla (düşen talep, artan işsizlik, hayat pahalılığı) sonucunda devletler ekonomiye yatırımlarıyla daha fazla müdahale etmek durumunda kalıyorlar. Bildiğimiz gibi Türkiye de, yaklaşık büyüklüğü 35 milyar dolar olan 5 paket açıkladı. Bu para 2-3 yıl içerisinde harcanacak bir para. Vergilerimizden toplanan paralar belirlenen alanlara istihdam ve üretim artışı yapsın diye aktarılacak. YYD’i benim anladığım biçimi tam da bu noktada anlam kazanıyor. YYD, hükümetlerin nasıl olsa gözden çıkardığı muazzam miktardaki paranın ekolojik dengeye daha duyarlı alanlara harcanmasını öngörmekte. Enerji üretimine destek verecekse hükümet, bu termik değil de rüzgar gülünden sağlansın diyor mesela. İnşaat sektörüne destek verilecekse, bunu, varolan binaların enerji yalıtımları, ve daha enerji-etkin binalar inşa etmeleri şartıyla ver diyor. Ulaştırma sektörüne destek vereceksen, arabalardan çok toplu taşımaya ve demiryollarına öncelik tanınması gerektiği biçiminde uyarıyor hükümetleri.

YYD, kapitalizme alternatif bir üretim biçimi önerisi getirmiyor, bu anlamda Devin’in Truva Atı eleştirisini o kadar da haketmiyor kanımca. Sadece hükümetlere, “bak, kriz dolayısıyla bu kadar para harcamayı düşünüyorsun, oraya değil de şuraya harca” diye yol gösteriyor o kadar. Gösterdiği o yol elbetteki Cennet’in kapısı (ekolojik temellere dayalı bir toplum) değil, ama bu müdahale olmaksızın hükümetlerin eski bildik alanlara yapacağı yatırım ve teşviklerin bizi çıkaracağı kapı gün gibi ortada! İklim değişikliği senaryoları, şu yıla kadar şu kadar salınım indirimi yapılması, yoksa artık herşey için çok geç kalınacağı öngörülerinden hepimizin haberi var.

Bu bağlamda Yeşiller Partisi üyeleri olarak bir nevi “yesinler birbirlerini” tavrına benzettiğim biçimde “YYD’de neymiş, yeni bir Truva atı herhalde” demek bana pek doğru gelmiyor. Yeşil hareketin nispeten güçlü olduğu kimi ülkelerde kurtarma paketleri o oranda yeşil yatırımlar içeriyor. Termik santrale değil, yenilenebilir enerjiye yatırım yapılıyor, yeni gökdelenler, denizi doldurarak palmiye adalar yerine depreme karşı güvenli, daha az enerjiyle ısınan-soğuyan evler inşa ediliyor.

Eğer bu para bütçeden bir şekilde harcanacaksa Yeşiller olarak sessiz kalamayız. YYD, çokuluslu şirketlerin ve onların temsilcisi uluslar arası örgütlerin “Sürdürülebilir Kalkınma” gibi ağzımıza çalmaya çalıştığı bir parmak bal değil. Aksine, uzun vadede birtakım köklü değişiklikler yapmamıza olanak sağlayacak  kısa vadeli bir araç.

Eğer Truva atı olarak değerlendirilecekse, bugün Yeşiller Partisi’nin düzenlediği, “Plastik Torbaya Hayır, Termik Santrallere Hayır” gibi birçok kampanya da yine aynı nedenden suçlanmış olmayacak mı? Pazarlarda file, bez torba kampanyası düzenleyeceğimize, yine eskiden olduğu gibi, oturup üretim biçimine, tüketim toplumuna olan eleştirilerimize devam edelim, zira bu kampanyadaki biçimiyle bez torba da bir diğer Truva Atı olmaz mı?

Ahmet Atıl Aşıcı

Yeşiller Partisi Üyesi