Köşe Yazıları

Türkiye'de Yeşil Hareketin Geldiği Nokta Tam da Düşündüğümüz Nokta

Bu kurban bayramında, gün gelir kendi içine uzun yollar yapmak ister insan, yeni yollar umar, umarsızca, Benim içinde böyle başladı, güneşin ışığı sahte, soğuğu ayaza çalan yollarda…

Hep merak ettiğim ama iki eveti bir türlü yan yana getiremediğimiz bir noktada idi Karlık Evi, ya ekonomik şartlar uymuyordu. Ya zaman. Arkadaşlar gel dese de olamıyordu işte. Çünkü Kapadokya’da fiyatlar uçuktur. Çoğu yabancı turist olduğu için eğer siz bir butik otelde kalmak isterseniz ki, bana göre Dünyanın en güzel butik otelleri bu bölgededir, odanızda size özel havuzdan, size özel şaraba kadar, her şey düşünülür. Yemekler natureldir. Gün batımı sıcak şarap, şarap ise zaten geleneklerdendir. Fonda aryalar çalarken gün kızıllığı şarapla bütünleşir ve sihir başlar.

Bu bayramda oldu. Evi gezerken altta yer alan sanat atölyesine daldık kızımla. Zaten burada her şey sanattı, heryerden heykeller, resimler, fotoğraflar ise eyvah galiba sanat galerisindeyim hissine kapılıyordunuz. İşte yanan şöminenin ateşleri arasında biz adını duyduğumuz ama tanışma fırsatını ilk defa yakaladığım Ekrem Kadak’la tanıştık. Türkiye’de kendi alanında en tepelerden biri… 2 uzun gece, uzun sohbetlerle kendi içimde biriken tüm öfkelerin tüm birikmişlerin yanıtını ona sorarak geçti. Onu farklı kılan 80’li yıllarda Samsun Cezaevinde uzunca bir dönem kalması, işkence görmesi, sol hareketin içine 9–10 yaşlarında girdiğini ifade etmesiydi. Hiç dolambaçsız  açıkladı. Alevi mitingini, yeni sol hareketi konuştuk çoğunlukla.

Sonra resimlere daldık, her yıl ücretsiz olarak Ankara’daki kendi atölyesinde ve Uçhisarda verdiği ücretsiz resim kurslarından bahsetti, halkla yaptığı sohbetlerden ve kaldığımız yerden.

Gelinen noktada hem fikirdik. Birçok noktada ortak paydalarımız şunlardı. Ümit sıralamış madem, Ben de sıralayalım:

  • Üretmeden, açlığı, işten atılmaları, tacizi yaşamadan ya da yakınındaki birileri yaşamıyorsa, acı içine işlemiyorsa çözümler bulamazsın.
  • Sadece konuşarak ama hiç çalışmadan, paranın nerde geldiğinin belirsiz olduğu noktadan öfkeni kusarak devrimcilik yapamazsın.
  • Özgür olmadan, devrimler yapamazsın
  • Anadolu gerçekliğini çok iyi özümseyerek ve Anadolu’da bizzat kadınların, çocukların gözlerinin içine bakarak, an’ı kaçırmadan, ten’e dokunarak adımlar atmalısın.
  • Ego’nu işin için yaparken, işinin bittiği noktada egolarını gömmelisin.
  • Geçmişin var olduğunu kabul ederek ama şablonlara sığınmadan, realiteden kaçmadan

Ülkeyi, varolan gerçekliği iyi analiz etmeden çözümler bulamazsın.

  • Bu ülkede mitingler ki anlamlıdır ama daha bireysel çıkışlara gereksinim vardır.

İşte tam da bu noktadan Gonca Eren’in hareketi anlamlıdır. Bu yazıya başlamadan önceki kimdir bu Gonca Eren diye araştırdığımda sosyalist dünya görüşüne sahip bir avukat çıktı karşıma. Eğer araştırmalarım eksik değilse herhangi bir partide görünmüyordu. En azından ben ÖDP’de hiç karşılaşmadım, hiç duymadım ismini. Solcu olup olmaması falan hiç alakadar etmedi Beni ama Bianet’e yaptığı açıklama yeterliydi. “ Yurttaş  olarak görevimi yaptım”.  Egolarından, şovlarından arınmış, çevreci olduğunu iddia etmeden yalın ve net. Öncelikle toplum sağlığı korunmalı diyor verdiği demeçte.

Bu ülkede biri çıkmış ki avukat olması bir avantajdır işi bilmektedir ama birey olarak dava açmıştır ve GDO konusunda Danıştay dur demiştir. Son yazımda Hangi bedelde tam da  buna dikkat çekmeye çalışırken, Gonca Eren, bireyin isterse neler yapabileceğinin en iyi göstergesidir. Yeter ki isteyelim. Yeter ki vazgeçmeyelim.

Özetleyecek olursak, gerçi yazı bira karmaşık başlığın özüne tam uymadan aktı ama;

Yeşil Hareket iyi gitmektedir. Eğer GDO konusunda bu kadar ısrarlı süren bir süreç olmasa ki bunda yeşil hareket çok ciddi kanımca bir misyon üstlenmiştir. Mısır Balonlarından, imza kampanyalarına kadar her adım, eminim ki bu süreçleri etkinleştirmişti. Türkiye de her ne kadar Metin Münir rezillikle ifade etse de, Nükleer olayı, 20 yıllık bir sevdanın evladıdır ve ne kadar rezil olursak o kadar iyi modunda olacaktır, Kendilerini üzse de. Bugün HES’ler için süren çalışmalar, altın aramalarına karşı süren çabalar. Her adım anlamlıdır. Dün 80’li yılların yumuşak geçiş noktası gibi duran yeşil hareket, bugün başka bir noktaya kaymaktadır. Yeşil hareket, hem birey olarak var olmakta, her yeri geldiğinde kitlesel mücadele alanlarına dönüşmektedir. Dün Eşme İnay’a destek verenler, bugün Niğde Maden Köyüne destek verebilmektedir. Tam da şairinin dediği gibi, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine gelişmektedir süreç. Bu süreçten de, mitoz bölünme yaparak sürekli bölünen sol hareketin çıkaracağı acil dersler vardır aslında. Kanımca Yeşil Hareket bugün eleştirilecek kısımları doğal olarak olsa da, en ciddi, en anlamlı muhalif duruştur. Kararlı, onurlu bir mücadele verilmektedir. Bölgesel anlamda. Belki çok iddialı ama kendini öfkeye adamış, sadece günlerini toplantılarda geçiren, sevdiğini söylediği insana randevu vererek konuşan  kimi sosyalist arkadaşların, Türkiye’de yeşil hareketten öğreneceği çok şey vardır. Çünkü yeşil hareketin, müritleri –şeyhleri yoktur. Çünkü yeşil hareketin dava uğruna birilerine öfke kusma lüksü yoktur. Bağımsızdır. Egolar-koltuklar-komisyonlar yoktur. Gizlisi saklısı yoktur. Kadını, çoluğu-çocuğu, gençi-yaşlısı olayın içindedir. Çünkü bedeli ödeyen onlardır. Kavga onlarındır. Yalındır ama bir o kadar da derindir. Asla sığ olmamıştır, olmayacaktır. 25 yıl önce başlayan bu sevdamız devam edecektir. Yeryüzü ekolojik dengelerine ulaşana dek.

Dostlukla.

Yeni Resim

Fotoğraf, kızım Destina’ya ait.10 yaşında ve kuşlara aşık. Sıkı bir ekolojist olarak yetişiyor biline.