Köşe YazılarıManşetYazarlar

Suya gem vurmak, tarihi ve doğa harikalarını sulara gömmek: Hidroelektrik santralleri

0

2022 Kasım ayı itibari ile Türkiye’de elektriğin yüzde 30,5’i hidrolik enerjiden üretilmiş olup, elektrik üretmekte kullanılan enerji kaynakları içinde hidrolik enerjinin payı ilk sırada yer aldı. Her ne kadar su gücü ile üretilen elektrik, yenilenebilir enerji kaynakları içinde yer alsa da (su miktarı azalmadan aynı kaldığı için yenilenebilir tanımına uyar) tartışmaya açık bir konu olduğu kesin.

Hidroelektrik santrallerinin kurulduğu yerlerde köklü değişimlere neden olduğu bilinen bir gerçek. Özellikle tarihi anıtlara ve doğa harikalarına ev sahipliği yapan yerlerde inşa edildikleri zaman çevreye verdikleri zarar bir hayli yıkıcı olabilmekte. Hidroelektrik santrallerinin baraj gölleri, kimi zaman bu paha biçilemez güzelliklerin üstüne bir perde çeker. Perdeyi aralayıp bakmadıkça arkada ne kaldığını her zaman bilebilmemiz mümkün değil. Türkiye’de bu bağlamda en çok konuşulan baraj, Ilısu Barajı olmuştur. Ilısu Barajı’na ev sahipliği yapan yer, aynı zamanda yaklaşık 12.000 yıllık tarihe sahip Hasankeyf’e de ev sahipliği yapmakta. Basında da bir hayli tartışılan Ilısu Barajı, en bilinen örnek olmakla birlikte maalesef tek örnek değil.

Hatıralarda kalanlar…

Babam, çocukken bizi farklı nedenlerden ötürü çok sık Maraş’a götürürdü. Göksun-Maraş Karayolu çok virajlı, dağlık bölgelerden ama inanılmaz doğal güzelliklerin içinden geçen bir yoldu. Yoldu diyorum, çünkü önce Menzelet Barajı’nın yapımı ile sonra da yolun kısaltılması amacı ile yapılan yeni yoldan dolayı hatıralarımızda kaldı. Eski yolun içinden geçtiği güzelliklerden biri de Maraş’a 29 kilometre uzaklıkta bulunan ve yolun iki yanında heybetli bir şekilde yükselen Ali Kayası’dır. Ali Kayası’na yaklaştıkça arabada içimi biraz korku, ama fazlası ile heyecan kaplardı. Bilirsiniz, küçükseniz her şey gözünüze daha heybetli görünür. Sağda olan kısmın eteklerinden Ceyhan Nehri’nin kollarından biri akar. Tam yanından geçerken kafamı ne kadar kaldırırsam kaldırayım tepeyi görmem imkansızdı.

Çocukken büyüklerimizden dinlediğimiz efsaneye göre, Hazreti Ali, atı Düldül‘ün üzerinde dağdan dağa uçarak sefer yaparmış. Küffar (Arapça müslüman olmayan kişilere verilen sıfat) ile savaşmaya giderken yolu bu kayaya düşmüş ve atının kayaya sertçe basması sonucu kayada atının ayak izleri kalmış. Yine büyüklerim, bu kayayı Hz. Ali’nin kılıcı ile vurarak ikiye ayırdığını da söylerlerdi. Velhasıl, kayalık bölgeye bu rivayetlerden esinlenerek Ali Kayası adı verilmiş. Geçenlerde birden aklıma gelen Ali Kayası’nı internette arayıp, bulunca çok heyecanlandım. Sadece bizim bildiğimizi (çocukluktan kalma akıl ve hatıralar ile) sandığım kayalar hakkında internette de yazılar karşıma çıktı ve bu yazılardan biri, kayaların yaşının 35 ya da 50 milyon yıl olduğunu belirtiyor. Resimleri görmek ise, ayrı bir heyecan! Orada öyle, yine çok heybetli ve büyüleyici şekilde duruyorlar. Aklımda kalan detayları tam tamına yansıtan resimler, siyah kayaların üstünde su yollarının bıraktığı beyaz izler… Sadece baraj gölü eksik hatıralarımda.

Ceyhan Nehri üzerinde inşa edilen Menzelet Baraj Gölü’nün 1989 yılında su tutmaya başlaması ile kayaların kaderi de değişti. 148 metre yükselikte olan kayaların, Menzelet Baraj Gölü tam dolu iken sadece 60 metresi su yüzeyinde kalmakta. Türkiye’de hesaplanan barajların ortalama ömrünün 50 yıl olduğunu düşünecek olursak (akıntı ile gelen toprak ve taşların baraj göletini hızla doldurmasından dolayı), bu kadar kısa sürede üretilecek elektrik için bu güzellikleri hapsetmeye değer mi diye sormadan edemiyor insan. Baraj gölleri, sadece tarihi ve doğal güzellikleri tahrip etmekle veya gizlemekle kalmıyor, daha başka olumsuz etkilere de sahipler. Barajların inşa edildiği yerlerde özellikle ekosisteme ve biyolojik çeşitliliğe verdikleri zararlar derinlemesine tartışılmayı hak eden konular.

Yanlış arazi kullanımına örnek: HES’ler

WWF 2022 Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, evcil olmayan hayvan popülasyonunda ortalama kayıp, 1970-2018 yılları arasında (sadece 48 yıllık bir zaman diliminden bahsediliyor) yüzde 69. Daha da önemlisi ve trajik olanı, tatlı sularda yaşayan canlı kaybının aynı zaman diliminde yüzde 83 olması. Bu gelişmelerin temelinde çok farklı sorunlar yatmakta ve yanlış arazi kullanımı bu sorunların en önemlisi olarak gösterilmekte. Barajlar da yanlış arazi kullanımına bir örnek olarak gösterilebilir.

Kısaca, hidroelektrik santralleri her ne kadar elektrik üretimine önemli ölçüde katkıda bulunsalar da neden oldukları zorunlu göçler, ekosisteme, iklime ve biyolojik çeşitliliğe verdikleri zararlar, kültürel mirasa ve doğal güzelliklere oluşturdukları tehditler açısından inşa edilmeden önce tekrar tekrar düşünülmesi ve ona göre karar verilmesi gereken bir elektrik üretimi türüdür. Bir hidroelektrik santralinden elde edilecek net fayda hesaplanırken, dışsal maliyet olarak bilinen bu maliyetlerin de mutlaka hesaplara dahil edilmesi gerekir.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.