Köşe Yazıları

Suruç’tan Söke’ye, Söke’den Soma’ya 1 – Sevil Turan

0

Geçtiğimiz hafta Kobane’ye, uranyum madenleri nedeniyle radyasyon tehlikesi altındaki Söke’nin Kisir Köyü’ne, oradan da kömürün hayatı karartmaya devam ettiği Soma’nın Yırca Köyü’ne ziyarette bulundum.

İlk bakışta farklı meselelere ilişkin gibi gözüken bu ziyaretler sırasında gördüğüm, insanların mağduriyetlerini ve temel haklarını yok sayarak yapılan saldırılara karşı verdikleri mücadelenin önemi ve umuda dair ışığı doğurması oldu.

25 Eylül Perşembe günü, HDP ve birçok siyasal parti ve hareketin oluşturduğu heyet ile yaptığımız ziyarette, Kobane’deki ve sınır komşusu ve kader ortağı olan Suruç’taki savaş ortamını yaşadık. Her geçen dakika durumun değiştiği Kobane ve Suruç’taki değerlendirmeyi, orada bulunduğum iki günle kısıtlı tutmak mümkün değil.

Bu nedenle öncesiyle, bugünüyle ve yarınıyla Türkiye’nin yanı başında, sınırında süre giden bir savaş demek zor. Sınırlara sığmayan bir feryat yükselirken, insanlığın ve siyasetin tüm dillerde aynı olan gerçekliği önümüzde iken bir savaşın içindeyiz diyebiliyorum. Ancak bu savaşa ve insanlık ayıbına sadece tanık ve izleyici olmaya zorlanıyoruz. Suruç’a vardıktan sonra Alizera Köyünde heyet olarak yaptığımız basın açıklaması sırasında, arkamızda silahlar patlamaya devam ediyordu. Alizera ile yaklaşık 2 km mesafedeki Kobane’nin köylerinden birinde çıplak gözle bile görülebilen çatışma sürerken, tel örgüler savaşın gerçekliğini değiştirmiyor, sınır da oluşturmuyor.

Yaşanan durumda yine çıplak gözle görülen bir diğer durum ise eşitsiz bir savaşın devam ediyor olması. Alizera Köyü’nün hemen karşısındaki Kobane’nin köyüne kadar gelen IŞİD, ağır ve uzun menzilli silahlar ile hemen karşı tarafında cephe tutan YPG’nin bulunduğu yere saldırıyor. İlk gittiğimizde 4 kişi, ikinci gece ise 3 kişi Kobane’yi savunurken hayatını kaybetmişti.

IŞİD, Suruç ile yaklaşık 25 km sınır boyunca akraba ve kardeş olan bu köyleri ele geçirirken ne karşıdan izlenilebilir ne de sessiz kalınabilir. Bu nedenle de sınır boyunca 6 yerde nöbet noktaları oluşturulmuş durumda. Gece gündüz bekleyen insanlar, IŞİD’in saldırılarının daha ileriye taşınmasını engellemek için ayakta, IŞİD’e sınır boyunca yapılacak her türlü desteği ve IŞİD militanlarının sınır boyunca sızmasını engellemek üzere bekliyor. Ancak Türkiye hükümetinin bu duruma karşı son birkaç güne kadar sessizliğini koruması ve IŞİD’e doğrudan ve dolaylı olarak yapılan yardım iddialarını boşa çıkarabilecek hiç bir delil sunamaması yetmezmiş gibi, bu eşitsiz savaşa karşı olanların sesini de kesmeye çalışıyor. Suruç’ta geçen hafta önce nöbet tutan halka yapılan saldırı, Pazar günü de İzmir’de Kobane’deki savaşa karşı yürüyen insanların üzerine yöneldi.

Olayın insanlık boyutu ortada iken, IŞİD saldırısının ilk gerçekleştiği an sınırlara akın eden Kobanelilerin sınırda bekletilmesi vicdanları yaralıyor ve barış süreci ile tamir edilme umudu doğan kırgınlığı büyütüyor. Suruç’ta bulunduğu söylenen yaklaşık 20 bin Kobanelinin çoğunluğu akrabaların evlerinde 15-20 kişilik gruplar halinde kalırken bir kısmı da kentte Suruç Belediyesi tarafından kurulan ve yardımlarla ayakta tutulmaya çalışılan çadır kampında kalıyor.

Kamp ziyaretimizde, sığınmacıların ihtiyaçlarını gidermek için canla başla çalışan insanlar vardı. Birçok yerden gelen yardımlarla ihtiyaçlar karşılanırken bir ihtiyaçta gelen yardımların sınıflandırılması ve dağıtılması gibi konularda koordinasyonu yapacak gönüllü bir ekibin kurulması.

Yakınları IŞİD tarafından katledilen Kobanelilerle görüşmemizde en büyük istekleri evlerine dönmek iken, çocuk ve kadın pedi, ayakkabı ve kışlık çocuk giysisi gibi ihtiyaçları mevcut.

Suruç’ta yaptığımız görüşmede DBP İlçe Eş Başkanı Kamuran Yüksek, Kobane’de yaşananların ulusal meselenin ötesinde değerler meselesi olduğunu, Kobane’deki direnişin desteklenmesinin özgürlük, demokrasi ve evrensel insan haklarını desteklemek olduğunu söylüyor. Kobane’de çatışma başladığında sınıra gelen insan sayısının 20 bin civarında olduğunu ancak devletin önceden 450 binlik çadır getirmesinin, bu hazırlığın Kobane ve civarının insansızlaştırılması politikası ile bağlantısı olduğu vurgusu önemliydi. Ancak eş başkan Yüksek’in de belirttiği gibi, bizim de Kobane’ye geçmek üzere sınırda beklerken de gördüğümüz manzara Kobane’ye geri dönüşlerin başlamış olmasıydı. Kimi Suruç’ta ailesini bırakıp savaşa katılmak kimi ise YPG tarafından korunan köylerine ve evlerine gitmek üzere Murşitpınar Sınır Kapısı’ndan geçerek geri dönüyordu. Kamplarda kalanların gözyaşları içinde ifade ettiği eve dönme isteğinin insani ve politik sorumluluğunu yok sayarak hareket edilemez.

Ancak Hükümet ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dile getirilen açıklamalarda, tampon ya da güvenli bölge olarak adlandırdıkları formülü, sınır boyunca olan Kürt yerleşim yerlerini denetim altına almanın bir aracı olarak kullanmak istediklerini görüyoruz.

Kobane’nin düşmemesi ve Türkiye’nin geliştireceği politikalarının neden önemli olduğu sorusunun yanıtı da burada. İlk olarak Kobane kantonunun varlığı, bölgedeki halkın Ortadoğu’nun savaş ve şiddet ortamından çıkış için alternatif bir yapı olan Rojava ile bağlantısının garantisini sağlıyor. Rojava’da oluşturulan ve bölge için umut olan yapının korunması ve tanınmasının gerekliliği ortada iken Türkiye’nin hemen kapısında vahşet ve katliamın adı olan bir terör örgütünü görme riskini dert etmemesi ve bundan çıkar sağlamaya yönelik politikalar izlemeye devam etmesi, hükümetin içine düştüğü yanlışta ısrar ettiğinin bir göstergesidir. Diğer yandan ise, Türkiye’nin bölgede hegemonik bir güç olma sevdası ile hareket etmesi, güvenli veya tampon bölgeyi önceleyen ve Türkiye tarafından doğrudan askeri müdahale ile savaşı şiddetlendirecek politikalara yönelmesi, bölgede barış sürecinin tam tersi bir yol haritası olarak barış sürecinin selametini tehlikeye atacaktır. Türkiye’nin bölge halklarının kader ortaklığı ile barış ve demokrasi gücünü oluşturabilecek yapıları yok sayarak izleyeceği politikalar, Kürt sorununu tekrar şiddet ve çatışma zeminine çekmesinin yanında radikal islamcı IŞİD’in bölge ve Türkiye siyasetinde ve toplumsal yaşamında rol alacak şekilde önünü açacaktır.

Kobane’yi ziyaretimizde PYD Eş Başkanı Asya Abdullah ve Kobane Kantonu Bakanlar Kurulu Başkanı ile görüşmemizde moralleri yüksekti ancak uluslararası kamuoyunun direnişe desteğinin önemli olduğunu, şimdiye kadar ABD tarafından yapılan müdahalelerin Kobane çevresinde olmadığını ve bölgede IŞİD’i durdurmanın yolunun bölge halkının öz savunma hakkını koruyarak YPG ile işbirliğinden geçtiğini belirtti.

2 Ekim tezkeresi yaklaşırken savaşı değil barışı inşaa etmek için bir politikanın geliştirilmesinin gerekliliği ortada. Kobane’de yaşanan yıkımın sayılarla ifade edilmesi mümkün değil, IŞİD’in durdurulmamasının sonuçları da aynı olacak. Türkiye ve Ortadoğu halkları için çözüm Rojava’nın tanınması ve bölgede demokrasi ve barışın tesisinde rol oynayacak güçlerin desteklenmesinin gerekliğini görerek bir siyasi çözümün geliştirilmesinden geçiyor.

Yazının ikinci bölümüne geçmeden, kömüre karşı yaşam mücadelesi veren Yırca Köylülerinin isyanından alıntı bir cümle ile yazımın ilk bölümünü bitirmek istiyorum.

Soma’nın Yırca Köyü’nden bir kadın, “kömürü çıkarıp bizi nefessiz bıraktılar şimdi de ekmeğimizi elimizden alıp aç susuz bırakmak istiyorlar. Enerji lazımmış, doğudaki insanların bedava kullandıkları elektriği karşılamak için bizi bitiriyorlar. Bedeli neyse gitsin onlardan sorsunlar.” demişti.

Tel örgülerle ve ön yargılarla örülen sınırları aşmadan, insanların hak mücadelelerini kazanmaları mümkün değil. Kobane’de barışı sağlamak için Yırca’nın el uzatmasına, Yırca’daki yaşam mücadelesine de Suruç ve Kobane’den ses verilmesinden başka bir çıkış yolumuz olmayacak. Kobane’de bunun ilk aşaması onlarca otobüs ile Türkiye’nin her yerinden barış nöbeti için giden insanlarla başladı. Şimdi Yırca’daki tel örgü kenarında süren nöbete el vermekte sıra.

Sevil Turan

 

 

Sevil Turan

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.