ManşetHafta SonuKöşe YazılarıYazarlar

Sudan karaya, yosundan ağaca: Ormanın evrimi -1 [1]

Öğrencilik ve asistanlık yıllarımda orman ve ormancılığın yeterince ilgi görmediği konuşulurdu. Ormancılığın, kırsal kesim hariç halktan kopuk bir meslek olduğu, kent topluluklarının ormancılık çalışmalarından haberdar olmadığı sıklıkla dile getirilirdi. Öyle ki, büyük hukukçu ve hoca Hıfzı Veldet Velidedeoğlu tam da bu konuyla ilgili olarak 1986 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde “Orman deyince okumazlar ki” başlıklı bir yazı yayımlamış ve bu açıdan Türk aydınını eleştirmişti. Bu nedenle ormancının yaptığı işi daha fazla anlatması gereği, üzerinde mutabakat sağlanmış bir görüştü. Yüksek lisans öğrenimine başladığımızda akademinin görmüş olduğu en beyefendi hocalardan biri olan Prof. Dr. Metin Özdönmez’den Ormancılıkta Halkla İlişkiler dersi almamızın altında yatan neden de buydu.

Şimdi ise durum tam tersine döndü. Yani köyde ya da kentte herkes ormanı konuşuyor. Fakat bu kez de konuşulanlar içerisinde, özellikle kentlilerin konuştuklarında pek çok yanlış bilgi var ve korkunç bir dezenformasyon yaşanıyor. Bu dezenformasyon bir yandan ormanları koruma hassasiyetinin her orman tahribi haberine koşulsuz olarak inanmaya dönüşmesiyle ilgiliyken (örneğin, yanan orman alanlarına otel yapılması haberleri) diğer yandan da, belki de daha önemli bir etken olarak hükümet ve yandaşlarınca ormanlarla ilgili her şeyin güllük gülistanlık olduğu algısı yaratmaya dönük yaklaşım ve çabaları (ağaçlandırmada çağ atladığımız ya da orman alanını artıran nadir ülkelerden olduğumuz gibi haberler) ile ilişkili.

Yani, öyle ya da böyle ormanı ve ormancılığı anlatma ihtiyacı ortadan kalkmış değil. Pek çok başka konuda (eğitim, sağlık, adalet vb.) olduğu gibi özelde ormancılık genelde ise doğa koruma konusu da birilerine yandaş ya da muhalif olmaktan çok daha derin anlamlar taşıyor. Bu yüzden fırsat buldukça bu ihtiyaca yanıt verecek yazılar yazmaya çalıştım, çalışmaya da devam edeceğim.

Hâsılı, ormanla yatıp ormanla kalktığımız bir dönem yaşıyoruz. Bu böyle de devam edecek, çünkü gezegenimizdeki yaşamın devamlılığı ormanlarla çok ama çok yakından ilişkili. Mademki bu kadar önemliler, ormanların nasıl oluştuğunu, dünya karasal alanlarını nasıl kapladığını, zaman içerisinde nasıl bir değişim geçirdiğini hiç düşündünüz mü? Gelin, isterseniz buna bir göz atalım.

Elbette ilk ormanın ortaya çıkabilmesi için önce yaşamın başlaması, yani ilk canlıların ortaya çıkması, sonra da bitkilerin evrimleşmesi gerekiyordu. Dünyanın bundan yaklaşık 4,5 milyar yıl önce ortaya çıktığını, yaşamın oluşması içinse yaklaşık 1,5 milyar yıl kadar soğuması gerektiğini biliyoruz. Yaşam bundan 3 milyar yıl önce suda başladı. İki milyar yıldan daha eski olan, son derece küçük ve basit bazı deniz canlılarının fosillerine ulaşılmış durumda.

Su, tıpkı şimdi olduğu gibi yaşam için kaçınılmaz bir zorunluluktu. Bu nedenle yaşam suda başladı. Peki, karada yaşayacak canlılar suya nasıl ulaşacaktı? Belki de yaşamın sudan karaya geçmesindeki en önemli sorun buydu? Bu sorunun çözümü için ilk adım gel-git ile sık sık su altında kalan ıslak kıyılar oldu. Bu alanları kullanan bazı su yosunları evrimleşerek kara yosunlarını oluşturdular ve kıyıları yeşil bir kadife örtü gibi örttüler. Eğrelti otlarının atası sayılabilecek bu yosunların ortaya çıkışı bundan yaklaşık 380 milyon yıl önce gerçekleşti. Fakat hâlâ aşılması gereken önemli sorunlar bulunuyordu.

Sudan karaya

Ormanların oluşması için yaşamın sudan karaya geçmesi gerekiyordu. Önce kara canlılarının sonra da bitkilerin evrimleşmesine ihtiyaç duyuldu. Yaşamın sudan karaya geçişi, yani ilk kara canlılarının ortaya çıkması için yaşamın başlangıcından itibaren 2,5 milyar yıl daha geçmesi gerekti.

Su, tıpkı şimdi olduğu gibi yaşam için kaçınılmaz bir zorunluluktu. Bu nedenle yaşam suda başladı. Peki, karada yaşayacak canlılar suya nasıl ulaşacaktı? Belki de yaşamın sudan karaya geçmesindeki en önemli sorun buydu? Bu sorunun çözümü için ilk adım gel-git ile sık sık su altında kalan ıslak kıyılar oldu. Bu alanları kullanan bazı su yosunları evrimleşerek kara yosunlarını oluşturdular ve kıyıları yeşil bir kadife örtü gibi örttüler. Eğrelti otlarının atası sayılabilecek bu yosunların ortaya çıkışı bundan yaklaşık 380 milyon yıl önce gerçekleşti. Fakat hâlâ aşılması gereken önemli sorunlar bulunuyordu.

Sadık yâr

Dünya karaları bir ateş topundan soğumuş kayalardan oluşmaktaydı. Kayalardaki besin maddelerini taşıyan fakat onlar kadar sert olmayan, yağışlarla gelen suyu akıtmayıp bünyesinde tutabilecek bir ortama, toprağa ihtiyaç vardı karalardaki yaşamın gelişip serpilmesi için. Gerçi soğuma, ısınma, ıslanma, kuruma gibi fiziksel etkenlerin altında kayalardan bir miktar toprak oluşuyordu ama bu o kadar yavaş ilerleyen bir süreçti ki, sırf buna kalsa bugün bile dünyada henüz ormanlar ortaya çıkmamış olabilirdi. İşte bu noktada likenler yardıma koştu.

Tek başlarına kayaların yüzeyinde ya da çatlaklarında yaşama yeteneğine sahip olmayan algler ile mantarların yaşam birliği sonucunda oluşan likenler kayaların parçalanarak toprağın oluşması sürecine büyük hız kattılar. Bakın büyük hoca Hikmet Birand bunu nasıl anlatıyor[2]:

…görüyorsun ki o yanı başındaki taşın üzerindeki liken, ta o zamanlar, dünyamızı yeşertmek, canlandırmak için soyunun sopunun üzerine aldığı göreve bak hâlâ ne kadar sadakatla devam ediyor. Bütün dağlarda tepelerde mevsimlere göre taşlar, kayalar üzerinde kâh yeşeren kâh sararan kâh koyulaşan kararan bu ince kabuklar hep likendir.”

Yeryüzünde toprak miktarı arttıkça bitkilerin evrimi için uygun koşullar da ortaya çıkmış oldu. Yaklaşık 350 milyon yıl önce, bir yandan dünya karalarının jeolojik hareketliliği devam ediyor, sıradağlar oluşuyorken diğer yandan da iklimsel çeşitlenmeyle birlikte evrim hız kazanıyordu. 300 milyon yıl önceye geldiğimizde boyu 30 metreyi bulan ilk ağaçlar oluşmuştu bile. Daha sonra, yaklaşık 290 milyon yıl önce dünya karalarının büyük bölümünü bugünkü Amazon ormanlarına benzeyen yağmur ormanları kaplamıştı. Elbette o zamanki ağaç türleri şimdiki ağaç türleri değildi. Bu ağaçlar bugünkü tohumlu bitkilerin ataları olan eğrelti ve eğreltiye benzeyen ilksel tohumlu bitkilerdi. Bu ağaçlardan oluşan bataklık ormanlarında bugünkü benzerlerinden çok daha büyük boyutlarda böcekler, kırkayaklar ve akrepler yaşamaktaydı.

İlk ormanların nasıl göründüğüne ilişkin bir illüstrasyon ve bitki fosili fotoğrafı (https://www.earthhistory.org.uk/recolonisation/vegetation-in-devonian)

Elbette ormanlar o zamandan günümüze çok büyük değişimler geçirdiler. Yazıyı uzun ve sıkıcı bir hale getirmemek için şimdilik burada bir noktalı virgül koyup, devamını bir sonraki yazıya bırakalım. Bakalım bugünkü orman formlarına gelirken neler yaşanmış.

*

[1] Bu yazıda belirtilen tarihler değişik kaynaklarda küçük de olsa farklılıklar gösterebilmektedir. O nedenle bu tarihlerin fikir vermek amacıyla kullanıldığı unutulmamalıdır.

[2] Alıç Ağacı ile Sohbetler. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019 (4. Basım), s. 16.

Kategori: Manşet