Köşe Yazıları

Siyaseti geri almak ya da EDP-Yeşiller (3- Şenlikli siyaset nedir?)

Yeşiller-EDP birleşmesinin ilan edildiği salondaki pankartlardan birinde “şenlikli” yazıyordu. Diğer pankartlarla birlikte okunduğunda yeni partinin demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, barışçı, doğayla uyumlu, emekten yana ve şenlikli olacağı ilan ediliyordu yani… Dikkatli gözlerden kaçmamış olabileceği gibi bizim gazetenin sol üstte yazan tanımlarından biri de “şenlikli”. Yani biz şenlikli bir gazeteyiz, yeni parti de öyle olmayı vadediyor. İyi ama nedir bu şenlikli? Şenlikli siyaset ne demek? Acaba bu konuda herkes aynı şeyi mi anlıyor?

İlk bakışta “şenlikli” kelimesinin sıkıcı olmayan, klişelerden uzak, eğlenmeyi de ihmal etmeyen, güleryüzlü bir siyaseti ima ettiği düşünülebilir. İklim değişikliğiyle ilgili yaptığımız eylemlere genellikle “eylemce” ismini veriyoruz. Sıkıcı ve tekdüze olmayan, renkli, danslı, müzikli bir eylem tarzını uygulamaya çalışıyoruz. Bizim gazete de asık yüzlü olmamaya gayret ediyor. Sadece siyasetten bahsetmiyor. Kişisel olanı ihmal etmiyor. Eğlenceli olanı yasak saymıyor. Tabulara eyvallah demiyor, falan. Dolayısıyla şenlikli olmak gerçekten de böyle anlaşılabilir.

Ama bu yeter mi? Şenlikli olmak, sadece güleryüzlü ve eğlenceli olmak mıdır?

Şenlikli siyasetin ne olduğunu kavramın çıkış noktasına doğru ufak bir yolculuk yaparak açıklamaya çalışacağım. Ama bundan önce yukarıdaki çağrışımların eksik olsa da yanlış olmadığını vurgulamalıyım. Yanlış değil, ama eksik… Yani nasıl demokratik olmak sadece oylama yapmaktan ibaret değilse (hatta çok fazla oylama yapmak demokrasiyi tahrip bile edebiliyorsa), tıpkı öyle. Şenlikli olmak, bir “değer” olarak ve toplumsal olana dair bir tanımlama olarak, çok daha fazla (hatta bir açıdan bambaşka) bir şeyi ima ediyor: Şenlikli olan, aslında endüstriyel olanın tam tersi.

***

Kavram Türkçeye Ivan Illich’in en ünlü kitaplarından biri olan “Tools for Conviviality”nin Ayrıntı Yayınları tarafından “Şenlikli Toplum” adıyla yayımlanmasıyla girdi. Kitap, doksanlı yıllar boyunca özgürlükçü sol ve yeşil hareketler için önemli esin kaynakları yayımlayan Ayrıntı’nın ilk kitabıydı. Çevirmen Ahmet Kot (ve herhalde yayınevi) “convivial” sözcüğünün Türkçesi olarak “şenlikli”yi icat etmişlerdi. İcat etmekte de haklıydılar, çünkü “convivial” sözcüğü de Illich’in icadı sayılırdı. Daha doğrusu İngilizce’de böyle bir sözcük vardı, ama siyaset dilinde bu tür bir kullanımı yoktu.

Illich’in bambaşka bir anlama büründürdüğü convivial sözcüğü için Webster sözlüğü “yiyip içmekle, hoşça vakit geçirmekle ilgili olan” gibi bir tanım yapıyor. Tanımda kullanılan “feast” sözcüğü Türkçeye şölen veya şenlik olarak çevrilebilir. Convivial’ın şenlikli olarak tercümesi de buradan kaynaklanıyor. Sözcüğün Latince kökü olan convivalis, convivere kökünden geliyor: -con ve -vivere. Vivere, yaşamak demek. Convivere, birlikte yaşamak olarak çevrilebilir. Sözcüğün kökeni 17. yüzyıla dayanıyor ve 18. yüzyıldan sonra (Latince’de) birlikte yaşamak, sosyalleşmek gibi anlamlarda kullanılmaya başlanmış.  Yine 17. yüzyılda Fransızcada convive (Latincede conviva) sözcüğü başkalarıyla birlikte şenlik yapan kişileri anlatan bir sıfat olarak kullanılmış.

Illich, sözcüğü ilk olarak 1969’da yayımlanan ve en tanınmış yapıtı olan Okulsuz Toplum’da kullandı. Okulsuz Toplum, sadece okulun ve zorunlu eğitimin eleştirildiği bir kitap olmakla kalmaz. Kitap aynı zamanda Illich’in endüstriyalizm eleştirisini derli toplu yaptığı ilk eseridir. Kitapta endüstriyel toplumdaki araçları kurumlar yelpazesi metaforuyla tanımlarken, okul, hastane, otoyollar (ve motorlu taşıtlar) gibi yelpazenin sağında yer alan, manipüle edici, tepeden inmeci, hiyerarşiye yol açan, uzmanlığı ve endüstriyel yaşam biçimini dayatan araç ve kurumları “endüstriyel” olarak; bunun karşısında yelpazenin solunda yer alır dediği bisiklet, posta, telefon (tabii cep telefonu değil, postanedeki telefon), içme suyu şebekeleri, metro hatları, semt pazarları gibi bireysel özerkliği güçlendiren, rekabetçi değil dayanışmacı araçları ise “convivial” olarak tanımlar. Okulsuz Toplum’un 1985’de Bedirhan Üstün tarafından yapılan ilk çevirisinde, kavram “canlı” olarak tercüme edilmişti. Sözcüğün Latince kökündeki “vivere”nin yaşamak anlamına gelmesi nedeniyle convivial için canlı veya yaşayan da denebilir.

Ama Illich sözcüğü conviviality diye isim şeklinde bir sonraki kitabının başlığına çıkaracak kadar merkezi bir kavram haline getirince, canlı diye tercümesi yetersiz kalacaktı elbette. Bunun için sözcüğün kökenindeki “feast- şölen, şenlik” anlamına gönderme yapan “şenlikli” sözcüğünün bulunması güzel oldu, hızla benimsendi. Ama nasıl benimsendi?

“Şenlikli” sözcüğünü sadece yiyip içmek, gülüp eğlenmek ile olan bağlantısı üzerinden anlamak, “convivial”ı hala Webster sözlüğündeki anlamıyla anlamak olur ve eksik kalır. Çünkü sözcüğün bizim bugün kullandığımız anlamı Ivan Illich’in icad ettiği anlamıdır.

Illich, Şenlikli Toplum’un girişinde şöyle diyor:

“Araçların (burada araçtan kasıt sadece aletler, makineler vb. değil, aynı zamanda bunların toplumsal örgütlenişidir – ÜŞ) sorumlu biçimde sınırlandığı modern bir toplumu adlandırmak için teknik bir terim olarak ‘şenlikli’yi seçtim. (…) İngilizce’de ‘şenlikli’nin çakırkeyif neşeliliğe yakın bir anlam taşıdığının farkındayım. (…) ‘Şenlikli’ terimini kişilere değil de, araçlara uygulamakla karışıklığı önleyeceğimi umuyorum.”

Ivan Illich, endüstriyalizmi fabrika üretimiyle, teknoloji-yoğun mal üretimiyle, ya da enerji kullanım biçimiyle değil, üretimin ve tüketimin toplumsal örgütlenişiyle ilgili bir şekilde tanımlar. Sadece mal üretiminin değil, hizmet üretiminin de (aslında özellikle hizmet ve bilgi üretiminin) endüstrileştiği tüketim toplumunun analizini yapar. Illich, yine Şenlikli Toplum’da

“herhangi bir hizmet kuruluşunun endüstrileşmesi, aşırı mal üretiminin tanıdık ikincil sonuçlarına benzeyen zararlı yan etkilere yol açıyor”

der. Şenlikli Toplum’dan bir başka alıntıyla şenlikli olanın tersini (endüstriyel olanı) daha iyi açıklayabiliriz:

“Seri üretimin daha fazla büyümesi düşmanca bir ortam yarattığında, toplum üyelerinin doğal yeteneklerini özgürce kullanmalarını engellediğinde, kişileri birbirinden koparıp yapay bir kabuğa hapsettiği, aşırı toplumsal kutuplaşmayı ve gitgide çeşitlenen uzmanlaşmayı artırarak toplum dokusunu zayıflattığında veya toplumsal değişime kanserli bir ivmeyle, mevcut davranışlara biçimsel olarak yön veren yasal, kültürel ve siyasal alışkanlıkları ortadan kaldıracak bir hıza zorladığında, toplum yok olabilir. Toplumu böylesine yok eden kurumsallaşmış çabalar hoşgörülemez. Bu noktada, bir girişime görünüşte bireylerin, şirketlerin ya da devletin sahip olmasının önemi yoktur, çünkü hiçbir işletme biçimi, böylesine köklü bir yıkımın toplumsal bir amaca hizmet etmesini sağlayamaz.”

Illich’in şenlikli kavramını tanımlarken söylediği gibi, modern öncesi dönemlerden ya da modernitenin (kısmen de olsa) etki alanı dışında kalmış bir toplum biçiminden söz etmiyoruz. Şenlikli olan, doğrudan modern topluma dairdir, ama endüstriyel yıkıcılığın sınırlanması becerisinin gösterildiği anlamına gelir. Illich şöyle diyor:

“Hem çok modern olan, hem de endüstrinin egemenliği altında olmayan, gelecekteki topluma ilişkin bir kuram formüle edebilmek için, doğal ölçek ve sınırları tanımak gerekir. Makinelerin, ancak belli sınırlar içinde kölelerin yerini alabildiğini, bu sınırların ötesindeyse yeni bir köleliğe yol açacağını kabul etmemiz gerek. Eğitim, ancak belli sınırlar içinde kişilerin insan ürünü bir çevreye uymasını sağlayabilir; bu sınırların ötesinde evrensel okul binası, hastane koğuşu ya da hapishane vardır. Siyasetin, enerji ya da bilgi girdilerinin eşitliğinden çok, azami endüstriyel verimin dağıtımıyla ilgilenmesi de, ancak belli sınırlar içinde gerçekleşebilir. Bu sınırlar bir kez tanınınca, kişiler, araçlar ve yeni bir ortak yaşam arasındaki üçlü ilişkiyi eklemlendirmek mümkündür. Modern teknolojilerin, yöneticilerden çok siyasal açıdan birbiriyle ilişkili bireylere hizmet ettiği böyle bir topluma ben ‘şenlikli’ diyeceğim.”

Illich’in sonraki yapıtlarında derinleştirdiği kuramında, toplumsal kutuplaşma, bürokratik ve teknokratik hegamonya, büyük ve karmaşık araçların kuşattığı bir toplumda bireysel özerkliğin kaybedilmesi gibi endüstriyel sistemin belirleyici yanları ve yan etkileri eleştirilir. Aşırı planlanmış, aşırı programlanmış, her şeyin seri ve tek tip üretildiği, teknolojinin bağımlılık halini aldığı, tüketim köleleştirdiği ve tek tipleştirdiği için birbirinden ayırdedilemeyen bireylerden müteşekkil bir toplum bugün bize hiç yabancı gelmiyor. Illich bu eleştiriyi 40 yıl önce yaptığında, hala bir geri dönüş şansı olduğunu söylüyor ve bunun için de ‘öngörülemez’ olana bel bağlıyordu:

“Endüstriyel yenilikler planlı, anlamsız ve muhafazakardır. Şenlikli araçların yenilenmesi ise, onları kullanan kişiler kadar yaratıcı, canlı ve öngörülemez olacaktır.”

***

Şenlikli bir siyasetten bahsedeceksek, önce aynen bu şekilde “yaratıcı, canlı ve öngörülemez” olanı benimseyerek yola çıkmamız gerekiyor. Şenlikli siyaset için her şeyin kontrol atında olduğu, planlandığı, iplerin gevşetilmediği, liderlerin, bir bilenlerin, her şeyi bilenlerin, siyaset bürokrasisinin ve suyuna gidilmesi gereken bir kitle fikrinin hakim olduğu klasik siyaset anlayışına karşı çıkmak, bireysel özerkliğin kolektif heyecanla birleştiği, insanların kendi toplumsal varoluşlarıyla bağlantılı bir şekilde politik süreçlere katıldığı, denediği, yanıldığı, tartışarak, öğrenerek, sorgulayarak siyasetin ne olduğunu keşfettiği türden, öngörülemez olana açık, şenlikli bir politikanın arayışı içinde olmak gerekiyor.

Şenlikli politika, tıpkı Ivan Illich’in şenlikli araçları gibi öncelikle “tek”, vazgeçilmez ve alternatifsiz olmayı reddeder. Kendisinin (örgütün, partinin, politikanın…) en doğruyu bilen, yekpare bir özne olmadığını bilir. Çoğulculuğun bir eklemlenmeden çok, bir birlikte varoluş olduğunu, bunun da canlılığı artırdığını kabul eder. Şenlikli siyaset, klasik politikanın donuk profesyonelizmi karşısında, canlı bir aktivizmdir. Bu tür bir canlı aktivizm tek başına yapılamaz. Uzmanlığı yücelterek, birilerini idolleştirerek, icazet arayarak, öndekini takip ederek, kendine bir bürokrasi yaratarak başarılamaz. Ancak hep birlikte düşünerek, yaratarak, kutlayarak, topluma yukarıdan dayatılan beklentileri değil, hep birlikte yeşertilen umudu besleyerek hayal edilebilir. Bu da bürokratizmin ölçen, biçen, planlayan, eksiğin ve fazlanın hoş görülmediği asık suratlı sıkıcılığının karşısına, aynen doğadaki gibi kendi kendini yaratan ve tam da bu sayede gülümseyen, eğlenen, paylaşan ve dayanışan bir yaratıcılık çıkarır.

Şenlik işte budur.

Kendini şenlikli bir siyaset içinde hayal edebilenlerle de, bana sorarsanız, her yere gidilir.

 

Notlar: Ivan Illich’den alıntılar Şenlikli Toplum’un Ayrıntı yayınlarından 1989’da yayımlanan 2. baskısından alınmıştır. Sözcüğün kökenine dair etimolojik bilgiler için bkz. Online Etymology Dictionary. Ivan Illich’in hayatı ve düşünceleri hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler, Ivan Illich hakkında yazdığım bazı yazılara bloğumdaki Ivan Illich bölümünden ulaşabilirler.