Yeşeriyorum

Sekiz Ege Köyü

0

Dikili’nin denizi gören dağlık bir yamacına kurulu Yahşibey size hemen kucak açan köylerden. Taş evleri, sokaklarda dolaşan inekleri, keçileri, tavukları, köy bakkalı, sünnet düğünleri ile tam köy gibi bir köy burası. Kafanızı dinleyebileceğiniz, size ilham verecek türden bir yer.

Yıllar önce Yahşibey’de kurulan ‘Emre Senan Tasarım Vakfı’ tam da bu amaca uygun bir ‘Tasarım Çalışmaları Proje Evi’ inşa etmiş. Yaz aylarında ortak çalışmalar gerçekleştirilen bu okulda kendi anlatımlarıyla ‘farklı tasarım disiplinlerinde üniversite eğitimi gören genç tasarımcılara yaratıcılıklarını kışkırtacak, birlikte eğlenerek çalışmalarını sağlayacak bir ortam’ yaratılmış.

15-30 Ağustos 2013 tarihleri arasında gerçekleşen 32. Yahşibey Tasarım Çalışmaları’nda ilk defa iki farklı disiplin bir araya geldi. Şehir Planlama ve Grafik Tasarım öğrencileri, yürütücülüğünü Ayşegül İzer ve Kevser Üstündağ’ın yaptığı ortak çalışmada bir araya geldiler. İki farklı disiplin arasında ortak bir dil yaratmayı amaçlayan çalışmanın bir diğer amacı ise ‘görünmezi görmek, görünürlük kazandırmak’tı.


Değişen ‘Büyükşehir Belediye Yasası’ sonucu mahallelerin bu durumdan nasıl etkileneceği meçhul. Yapılaşmanın artarak köylerin eski değerlerini yitirmesi tehlikesi, çalışmanın çıkış noktalarından birini oluşturuyordu. Bu amaçla köylerde var olan değerleri görmek, bu değerleri görünür kılmak ve hatta bir arşiv oluşturmak istendi. Dikili’ye bağlı 25 köyün hepsini 15 günde çalışmak mümkün olamayacağı için 8 tanesi ile işe başlandı. Çalışmanın adı da buradan yola çıkarak ‘8 Ege Köyü’ olarak belirlendi.

Ege'de çalışma yapılan sekiz köy

İlk iki günü alan gezisiyle geçen çalışmada köylülerle anketler yapıldı, fotoğraflar çekildi, dağlara tırmanıldı, traktöre binildi, ‘hayır’ sayesinde karnımız doyuruldu, koruk suları içildi, görünmeyen arandı! Edinilen bütün izlenimler, veriler, algılar takip eden günlerde farklı teknikler kullanarak paylaşıldı, masaya yatırıldı, beyin fırtınaları ile şekillendi. Şehir plancıları grafik tasarımcıların, grafik tasarımcılar da şehir plancıların ne demek istediğini, neyi nasıl anlattığını anlamaya çalıştı. Ortak bir çalışma için gerekli olan ortak dil üretmeye çalışıldı.

Bir yandan ise kolektif bir yaşam sürmekteydi. 11 öğrenci, 1 konuk öğrenci, 5 asistan ve 2 yürütücü hocadan oluşan bu kalabalık ekip her gün kendi yemeğini pişirdi, bulaşığını yıkadı, temizliğini yaptı, pazara gitti, alışveriş yaptı. Her bir iş için görev çizelgeleri hazırlandı. Kimi zaman makarna pişirildi, kimi zaman deniz börülcesi ayıklandı, kimi zaman kuymak, kimi zaman ayranaşı yendi. Her yemekte ‘kaç kişiyiz?’ sorusu ısrarla soruldu. Sinek ısırıklarına karşı sürülen kaşıntı ilaçları ellerden düşmedi.

Şehir Plancıları ile Grafik Tasarımcıları köylerde var olan değerleri görmek, bu değerleri görünür kılmak için çalışma halinde

Geceli gündüzlü süren çalışmalar neticesinde her bir köyün rengi, hikayesi, özellikleri infografik, illüstrasyon, haritalama gibi yöntemler kullanılarak görselleştirildi. Sonuç olarak bir kitap ve bir de internet bloğu ortaya çıktı.

Görünmeyen değerleri görünür kılan bu çalışma; akıllarda farklı bir köy algısı, 15 gün süren kolektif yaşamdan edinilen deneyimler, anılar ve dostluklar, üretilen tasarımlarla ile herkes için ayrı bir yere sahip oldu.

Çalışmayı merak edenler bloğumuzu inceleyebilir; sekizegekoyu.wordpress.com/

Köyleri merak edenler ise bu albümü inceleyebilir; flickr.com/photos/sekizegekoyu/sets/

 

Arzu Erturan

 

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.