Ana Sayfa Blog Sayfa 949

Türkiye’nin en gelişmiş ilçeleri Şişli, Çankaya ve Beşiktaş

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı‘nın ‘İlçelerin Sosyo-ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması‘nın 2022 sonuçlarına göre Türkiye‘nin en gelişmiş ilçesi İstanbul Şişli olarak belirlendi.

İlkokul üzeri mezun kadın sayısı, sinema salonu oranı, imalaat sanayii iş yeri payı, pasaport sahipliği, kişi başına düşen hekim, eczane sayısı, aktif çalışan nüfus payı vb. toplam 56 değişkenin incelendiği çalışmada, 973 ilçenin sosyo-ekonomik gelişmişlik skor değerleri, sıraları ve gelişmişlik kademeleri elde edildi.

Birinci kademede olduğu saptanan 67 ilçenin 29’u İstanbul, 10’u İzmir, beşi de Ankara‘de yer aldı.

Bu kademedeki ilçeler, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde otuzuna sahip olan ve yaşam kalitesinin yüksek olduğu, çoğunlukla bulunduğu ilin merkezi olma niteliğine sahip üretim/turizm merkezleri olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin en gelişmiş ilk 10 ilçesi ise başkent Ankara’da, İstanbul’da ve Bursa‘da:

  1. Şişli -İstanbul
  2. Çankaya – Ankara
  3. Beşiktaş – İstanbul
  4. Kadıköy – İstanbul
  5. Yenimahalle – Ankara
  6. Bakırköy – İstanbul
  7. Fatih – İstanbul
  8. Nilüfer – Bursa
  9. Ataşehir – İstanbul
  10. Başakşehir- İstanbul

Marmara, Ege, İç Anadolu veya Akdeniz’de yer almayan birinci kademe ilçeler ise Şehitkamil (Gaziantep), Ortahisar (Trabzon), Atakum (Samsun) ve Yakutiye (Erzurum).

Marmara ve Ege’nin son kademede ilçesi yok

İkinci kademede yer alan ilçeler çoğunlukla büyükşehirlerin birinci gelişmişlik kademesinde yer almayan ilçeleri; yine birinci kademede yer almayan turizm merkezi ilçeler ile diğer illerin merkez ilçelerinden oluştu.

Üçüncü kademede 45 ilçesi ile yer alan Karadeniz Bölgesi, bu kademede en çok ilçe sayısına sahip bölge oldu.

Altıncı ve son kademede Marmara ve Ege Bölgelerinden ilçe bulunmazken, çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki ilçeler yer aldı.

Şehirleşme oranlarının düşük seyrettiği bu kademede yer alan 121 ilçenin 5’i hariç tamamının net göç hızı negatif. Bu ilçelerde primi devlet tarafından ödenen nüfusun ilçe nüfusuna oranının yaklaşık yüzde 40 ve kişi başına sosyal yardım tutarları da ülke ortalamasının üzerinde olduğu belirlendi.

Çalışmanın sonunda şu değerlendirme yapıldı:

“İlçeler altı gelişmişlik kademesinde gruplandırılmasına rağmen, ilk ve son kademede yer alan ilçelerin diğer kademelerden çarpıcı şekilde ayrıldığı görülmektedir.

Ülkemizin üretim, ticaret ve turizm merkezleri ve bu merkezlerin hinterlandına sağladığı yayılma etkisinden faydalanan komşu ilçeler ve kamu hizmet sunumu konusunda avantajlı olan merkez ilçeler üst kademelerde yer almaktadır.”

Türk Eczacılar Birliği: Hastaların ilaca erişemeyeceğinden endişe duyuyoruz

Türk Eczacılar Birliği (TEB), bazı ilaç firmalarının kamu kurum iskontosunu uygulamadıkları için halk sağlığını tehdit ettiğini açıkladı.

TEB ve 54 Bölge Eczacı Odası tarafından yapılan açıklamada, firmaların kısmen ya da tamamen iskontoyu uygulamamasının en çok kronik hastaları etkileyeceği belirtilerek hastaların mağduriyetinin acilen çözülmesi istendi.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK), geri ödeme listesindeki ilaçlar için uygulanmasını istediği kamu kurum iskontosunu ilaç firmaların keyfi olarak uygulamadığını belirten TEB, faturanın aradaki fiyat farkını ödemek zorunda kalan hastalara çıktığını belirtti.

Konuyu daha önce gündeme getirmelerine rağmen sorunun çözülmediğini ve artarak devam ettiğini kaydeden TEB, yaşanan sorunun eczacılar ve halkı karşı karşıya getirdiğini de ekledi.

Hastalar için çok ağır bir yük

Açıklamaya göre ilaç firmaları, kronik hastalıklarda kullanılan bazı ilaçlar ve hayati önem taşıyan diyaliz ilaçlarını da etkileyen bu tutumlarını sürdüreceklerini beyan etti:

Sorunun devam etmesi halinde, kronik böbrek yetmezliği bulunan hastaların cebinden bu ilaçlar için aylık bin lirayı bulacak fiyat farkları çıkacaktır.

Bu durum hastalarımız için çok ağır bir yük demektir.

Bu sorunun hizmetleri sürdürülemez hale getirdiğini belirten eczacılar, “Hastalarımızın ilaca erişimde yaşayacağı sıkıntılardan ciddi anlamda endişe duyduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Gerekli çözüm, SGK ve ilaç firmaları tarafından sağlanmalı ve hastaların mağduriyeti acilen giderilmelidir” dedi.

 

 

 

Koalalar için ‘sperm dondurma’ önerisi: Bir büyük yangın daha olursa tür yok olabilir

Avustralyalı araştırmacılar koalaların spermlerinin dondurulmasının, türü tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan keseli hayvanların korunmasına yardımcı olabileceğini söyledi.

Yeni Güney Galler eyaletindeki Newcastle Üniversitesi‘nden uzmanlar, toplanan spermlerle bir biyolojik laboratuvar kurulmasını önerdi. Bu spermler, daha sonra türün geleceğini garanti altına almak ve genetik çeşitliliği geliştirmek için kullanılabilecek. 

Ülkede son yıllarda yaşanan dev orman yangınlarında onbinlerce koala can vermişti.

İlgili haber: Avustralya’da koalalar ‘nesli tükenmekte olan hayvanlar listesi’ne alındı

‘Doğal felaketlere karşı sigorta poliçemiz yok’

Doğa koruma uzmanı Dr. Ryan Witt, önerilerinin aynı soydan çiftleşmeyi önlemek için düşük maliyetli bir yöntem de olduğuna dikkat çekti; böylece genetik çeşitliliğin hayvanat bahçeleri dışında, yaban hayatta yaşayan koalalarda da artırılabileceğini belirtti:

 “Şu anda çok sayıda hayvanı birden yok etme tehdidi olan 2019-2020 orman yangınları gibi doğal felaketlere karşı bir sigorta poliçemiz yok. Koala nüfusu bu tür yangınlarda ölürse, türü geri getirmenin ya da genetik yapılarını korumanın hiçbir yolu yok” 
İlgili haber: https://yesilgazete.org/yeni-guney-gallerdeki-koalalarin-nesli-2050-yilina-kadar-tukenebilir/

Araştırmacılar, yeni alınmış ya da dondurulmuş spermleri kullanılarak laboratuar ortamında koala yavruları elde edildiğine işaret ediyor.

Newcastle Üniversitesi’nden Dr. Lachlan Howell, “Dondurulmuş sperm kullanılarak, koalaları yerlerinden etmeden yaban hayattakilerin genetik çeşitliliğini yeniden artırabiliriz. Ülke genelinde koala spermi toplama merkezi olabilecek 16 yaban hayvanı hastanesi ve hayvanat bahçesi belirledik” diye konuştu.

Kütahya’nın ortasına inşa edilecek ‘vazo kule’ye ÇED gereksiz raporu

MHP‘li Kütahya Belediyesi’nin kentin ortasına inşa edeceği vazo şeklindeki “davetkar” kule için tam 45 milyon TL harcayacağı ortaya çıktı.

Belediye projeyle ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na 17 Mart’ta Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) için başvurdu. Bakanlıksa 12 Nisan’da projeye ilişkin “ÇED gerekli değil” kararı verildiğini duyurdu.

Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre ÇED raporunda, 45 milyon TL’ye mal olacağı belirtilen kulenin 13 bin 136 metrekarelik bir araziye inşa edileceği ve kulenin ticari amaçla seyir terası, sosyal ve kültürel tesis olarak kullanılacağı bilgileri yer alıyor. Kulede ayrıca bir de dönen restoran yer alacak.

Sadece ‘görsel simge’ değilmiş…

Kulenin yapım amacıysa kentte “cazibe merkezi oluşturmak.” Proje için henüz ihale aşamasında 620 bin TL harcandı.

MHP’li Belediye Başkanı Alim Işık, projeye ilişkin “Vazo Kule, sadece görsel bir simge olarak kalmayıp içerisinde barındırdığı seyir terası, dönen restoran, kafeler, etkinlik alanları, bilim ve sanat merkezi, sanat galerileri gibi birçok sosyal donatı alanıyla bölgede bir cazibe merkezi olacaktır” demişti.

İklim değişikliğine bağlı sıra dışı hava olayları leyleklerin göçünü aksatıyor

Biyoçeşitlilik Çalışmaları Derneği Başkanı ve kuş bilimci Özmen Yeltekin, leyleklerin göç esnasında yakalandıkları sıra dışı hava olaylarının göçü aksattığını söyledi.

AA‘ya konuşan Yeltekin, hava şartlarının leyleklerin göçünde önemli bir yer tuttuğunu; iklim değişikliğiyle birlikte hava olaylarında görülen değişikliklerin hayvanların göç yolunda sorunla karşılaşmasına yol açtığını anlattı:

“Yağmur yağıyorsa eğer çok kuvvetli yağıyor, sel şeklinde. Fırtına ve rüzgar çok hızlı esiyor, tahribat gücü yüksek fırtınalar görüyoruz. Yine dolu yağışlarını çok yoğun görüyoruz, gözlemliyoruz. Bazen halkın da söylediği şekilde kışın geç gelmesi ya da baharın geç gelmesi leylek göçünü olumsuz etkileyebiliyor. Leyleklerin göç esnasında yakalandıkları bu ekstrem hava olayları göçü de aksatıyor.”

Yeltekin, böyle durumlarda leyleklerin mola vermek ve dinlenmek durumunda kaldıklarını, göç takviminin de kesildiğini dile getirdi:

“Göç güzergahlarını değiştirmiyorlar, kısaltmıyorlar. Çok geleneksel konaklama noktaları var ve geleneksel olarak izledikleri bir yol var. Dolayısıyla bu yolu kat etmek zorundalar. O yüzden o yol üzerindeki her değişim leylekleri olumlu ya da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle göç dönemindeki hava değişimleri, iklim üzerinde yaşanan değişimler çok önemli.”

Leyleklerin sulak alanlar ve tarım arazileri etrafında çeşitli sürüngenler, amfibiler ve küçük kuşlarla beslendiklerini belirten Yeltekin, beslenme alanlarının “temizliğinin” önemine de değindi:

“Burada kullanılan zirai tarım ilaçlarının özellikle toprağı ve etrafta yaşayan canlıları kötü etkilemesi, leylekleri de kötü etkiliyor, doğal olarak leyleklerin sağlıklı bir diyete sahip olmasını engelliyor. Bu tarz zehirlenme durumları görüyoruz ve yaşıyoruz. Hem yavru büyüttükleri dönemde hem de göç döneminde çok sayıda yaralı/hasta leylek vakasıyla karşılaşabiliyoruz. Bunlar genellikle elektrik çarpması, zehirlenme ve araç çarpması oluyor. Birçok çeşitli etken var. Yaralı bir leylek bulduğunuzda en yakın Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğüne iletip gerekli bakım ve rehabilitasyonun yapılmasını sağlayabilirsiniz.”

 

 

Çocuklar, yetişkinlere göre daha az ‘türcü’

Türcülüğün Gelişimi: Hayvanlara Ahlaki Bakışın Değişiminde Yaş Faktörü isimli araştırmaya göre genç yetişkinler ve yetişkinlerle karşılaştırıldığında çocukların, çiftlik hayvanlarını evcil hayvanlara göre yiyecek olarak sınıflandırma olasılıkları daha düşük.

Çiftlik hayvanlarına daha iyi davranılması  gerektiğini düşünen çocuklar, et ve hayvansal ürünleri yemeyi de ahlaki açıdan daha az kabul edilebilir buluyor.

9-11 yaş arası çocuklar, 18-21 yaş arası gençler ve 29-29 yaş arası yetişkinlerden oluşan 479 kişilik bir grup üzerinde yapılan araştırmanın sonucunda, “Bu bulgular, bir hayvanın değerine ilişkin ahlaki görüşümüzde yaşa bağlı önemli farklılıklar olduğunu ve bunun yaşam süresi boyunca sosyal olarak inşa edildiğini belirtiyor” denildi.

İnsanların hayvanlarla ilişkisi etik ikilemle dolu

Araştırmada çok terimli bir lojistik regresyon yerine (çiftlik hayvanı kategorizasyonunu yaşa göre yiyecek, evcil hayvan veya nesne ile karşılaştırmak)  ikili bir lojistik regresyon kullanıldı (gıda olan çiftlik hayvanı kategorizasyonuna karşı evcil hayvan kategorizasyonu) ve yaş faktörünün bu algıyı nasıl değiştirdiği incelendi.

Genç yetişkinler ve yetişkinler, köpeklerin ve insanların domuzlardan daha iyi muamele görmesi gerektiğini düşünürken çocuklar domuzların insanlardan veya köpeklerden farklı muamele görmemesi gerektiğini belirtti.

Araştırmanın tartışma kısmında şu ifadelere de yer verildi:

“İnsanın hayvanlarla ilişkisi etik olarak ikilmele doludur. Bazı hayvanlar sevilen ev arkadaşlarıdır, diğerleri ise ekonomik fayda için fabrika çiftliklerinde tutulur. Bu yargılar büyük ölçüde türlere bağlıdır: Köpekler bizim dostumuzdur ve domuzlar besindir.”

Araştırmada çocuklar, yetişkinlerle karşılaştırıldığında daha az türcü eğilim gösterdi. Sadece tür üyeliğine dayalı olarak bireyler için ahlaki değer atfetme eğilimleri daha düşük.”

Valilikten İmamoğlu’nun MOBESE görüntüsü için soruşturmaya izin yok

İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ‘MOBESE görüntülerinin servis edilmesiyle’ ilgili suç duyurusu hakkında soruşturma izni vermedi.

İmamoğlu, ocakta İstanbul’da kar yağışının yoğun olduğu saatlerde bir balık restoranında yemek yerken çekilen fotoğraf nedeniyle hedef gösterilmişti.

Daha sonra İBB Başkanı’nın mekana girerken kaydedilen MOBESE kayıtları sosyal medyada yayılmıştı. İmamoğlu’nun avukatları, şikayet dilekçesi sunmuştu.

Soruşturma kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı inceleme raporu hazırladı. Raporun dayanak gösterildiği valilik yazısında ise görüntülerin Kent Güvenlik Yönetim Sistemi’nden (KGYS) alınmadığı dile getirildi. Yazıda, görüntüler KGYS’den alınmış olsa bile kamusal alanda seyreden araçların görüntüsünü içerdiği,  bu nedenle de “görevi kötüye kullanma suçu”un oluşmadığı kaydedildi.

‘Paylaşan kamu görevlisi değil’

Yazıda, İstanbul’da KGYS dışında belediyeler, resmi veya özel diğer kurum ve kuruluşlar, işyerleri, konutlar, araç kameraları, şahıslarca kullanılabilen video kamera, cep telefonu gibi cihazlar düşünüldüğünde söz konusu görüntülerin KGYS dışında başka teknolojik imkanlar kullanılarak alınabilmesinin mümkün olduğu belirtildi.

Valilik, görüntüleri sosyal medya hesaplarında paylaşan muhabir ve gazete yazarının, haber kaynaklarının emniyet personeli veya kamu görevlisi olmadığını beyan ettiğini de aktardı.

İmamoğlu’nun avukatları karara itiraz etti.

Boğaziçi direnişinin 470’inci günü: Özerk, özgür, demokratik üniversite

Soğuk havaya rağmen bugün de toplanan Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, 321’inci kez rektörlük binasına sırt çevirdi.

Naci İnci’nin rektör olarak atanmasının 235’inci, öğretim görevlisi Mohan Ravichandran’ı görevden almasının 154’üncü gününde de bir araya gelen  akademisyenler, direnişlerini 470 gündür devam ettiriyor.

Fotoğraf: Ali Aktaş

Atanan rektör Melih Bulu‘nun görevden alınmasından sonra rektörlük görevine atanan Naci İnci’nin, 30 Temmuz günü gerçekleştirilen destek oylamasında akademisyenlerin yüzde 95 oranında rektör adaylığına karşı olmasına rağmen göreve devam etmesine tepki gösteren akademisyenler hala nöbetlerine devam ediyorlar.

Fotoğraf: Ali Aktaş
Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri haftanın her iş günü olduğu gibi bugün de 12:15’’te #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz diyerek arkalarını 321. kez rektörlük binasına döndüler.
Fotoğraf: Ali Aktaş
Akademisyenler nöbet boyunca ellerinde “Özerk, Özgür, Demokratik Üniversite” yazan dövizler taşıdılar.

Yunus ölümleri alarm veriyor: Üç ayda Karadeniz’de 33, toplamda 90 ölü yunus karaya vurdu

Karadeniz’de yunus ölümlerinde artış yaşandığı raporlandı. Son üç ayda Trabzon‘da 14, Ordu‘da bir, Artvin’de beş, Sinop‘ta 13 ölü yunus sahile vurdu.

Trabzon’un Sürmene sahilinde son iki hafta içerisinde yedi yunus ölü bulundu. Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü, vücudunda kesici ya da delici alet izine rastlanmayan yunusların ölümüyle ilgili araştırma başlattı.

‘Yunuslar balık değil, su yüzüne çıkamazlarsa ölürler’

Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Araştırma Görevlisi Uğur Özsandıkçı, yunus ölümlerine farklı durumların sebep olabildiğini belirterek, yunusların balık olmadığını ve nefes alabilmek için su üstüne çıkması gerektiğini söyledi. Özsandıkçı şöyle konuştu:

“Eğer su altında balık ağı gibi bir engele takılırsa su üstüne çıkamayınca boğulup ölebilirler. Bu ölümlerde tek kaynak elbette ki balıkçılık değil. Genel sebeplere baktığımızda doğal ölüm, hastalık, gemi kazaları gibi durumlar olabiliyor. Ancak Sinop’ta incelediğimiz hayvanlara baktığımızda bunların balıkçı ağları etkileşimi sonucu öldüğünü belirledik. Bu mevsimlerde niye artıyor diye düşünürsek aslında “tırtak” (yunus türü) ölümleri bu konuda bir soru işareti. Bu yunuslar kış aylarında neden bu bölgelerde yoğunlaştılar, bunların cevabını bulmak için farklı araştırmalar yapmamız gerekecek.”

Rusya -Ukrayna savaşı etkisi

Karadeniz genelinde şubat ayından bu yana yaşanan yunus ölümlerinin geçmiş dönemlere göre fazla olduğunu aktaran Özsandıkçı, şu bilgileri verdi:

“Tırtaklar çok fazla sayıda bireyden oluşan gruplar halinde dolaşabiliyor. O grup bir ağla etkileşime girdiğinde çok sayıda hayvanın ölmesi mümkün. Geçtiğimiz günlerde Türk Deniz Araştırmaları Vakfı da bununla ilgili bir rapor yayınladı. Şubat ayından beri neredeyse 90’a yakın yunusun öldüğü bildirildi. Sayı olarak geçmiş dönemlere baktığımızda yüksek ancak hepsinin ölüm sebebini bilemiyoruz. Özellikle Ukrayna-Rusya savaşı denizde gürültü kirliliği yapıyor ve oradaki hayvanlar güneye doğru kaçıyorsa burada hayvan popülasyonunda artıştan dolayı buradaki balıkçılıkla etkileşime giriyor olabilirler. Ancak bunların hepsi üzerinde düşünülmesi gereken sorular” diye konuştu.

İki haftada yedi ölü yunusun sahile vurduğu Sürmene ilçesinde balıkçılık yapan Muzaffer Demircioğlu da gördükleri manzara karşısında morallerinin bozulduğunu söyleyerek, “Yunusların yemi olan küçük balıkların aşırı avlanmasından, hamsi ve çaçanın olmamasından dolayı yunuslar açlıktan ölüyor olabilir” dedi. 

Tüdav: Balıkçı tekneleri silahsızlandırılsın

Her yıl çok sayıda deniz memelisinin ateşli silahlarla öldürüldüğünü belirten Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (Tüdav) ise daha fazla yunus ve fok ölmeden balıkçı teknelerinin silahsızlandırılmasını istiyor.

Yunus ve balina avcılığının yasaklandığı 1983 yılına kadar yapılan ticari yunus avcılığının, yunus popülasyonlarını aşırı derece tahrip ettiği ve Karadeniz’de yaşayan yunus türlerinin popülasyonlarındaki azalmanın en önemli nedeni olduğu biliniyor. Sadece 1970-1983 yılları arasında Türkiye’de 25 bin 678 ton yunus avlandı. 20’nci yüzyılda ise tüm Karadeniz’de 4-5 milyon yunusun avlandığı tahmin ediliyor. Kasti öldürmeler dışında deniz memelisi popülasyonları, tesadüfi ağa yakalanma (bycatch), aşırı balıkçılığın neden olduğu besin azalması, deniz kirliliği ve salgın hastalık sonucu kitlesel ölümler nedeniyle tehdit altında.

Tüdav’ın Türkiye’nin farklı bölgelerinden aldığı ihbarlara göre, bazı balıkçılar gerek kıyıdan, gerekse tekneden hedef gözeterek yunusları korkutmaya ve/veya vurmaya çalışıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan tüm balıkçı teknelerinde her türlü yivli/yivsiz, ruhsatlı/ruhsatsız av tüfeği, havalı tüfek/tabanca ve mühimmatının bulundurulmasını yasaklamasını ve amatör/ticari amaçlı su ürünleri avcılığı tebliğlerine ivedi olarak bu maddeyi eklemesini talep eden vakıf, change.org üzerinden bir de kampanya başlattı.

 

30 belediyede İklim Değişikliği Dairesi kadrosu açıldı, çevre mühendisi çalıştırma zorunluluğu getirildi

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Resmi Gazete‘de yayımlanan yönetmelik ile belediyelerin norm ve  kadrolarında değişiklik yapıldı.

Buna göre 30 büyükşehir belediyesine “İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Daire Başkanı” kadrosu ihdas edildi.

51 il belediyesi ile nüfusu 50 binin üzerinde olan belediyelere de “İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü” kadro unvanı verildi ve bu birimlerin kurulması zorunlu hale getirildi.

Ayrıca, belediyeler ile 50 binin üzeri nüfusa sahip mahalli idarelerde en az 2 çevre mühendisi veya çevre görevlisi; 20-50 bin arasında nüfusa sahip mahalli idarelerde en az bir çevre mühendisi veya çevre görevlisi bulundurulması zorunluluğu getirildi.