Ana Sayfa Blog Sayfa 565

İBB, deprem dirençli İstanbul için seferberlik planını açıkladı: İstanbul için beka meselesi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul için deprem konusunda seferberlik başlattıklarını belirterek, “İBB olarak güçlü bir inisiyatif alıyoruz, düzeni değiştiriyoruz. Deprem ve afetlere karşı bu kadim şehri dirençli bir kent haline getirmek için her şeyi tekrardan, sıfırdan başlatıyoruz. Yapılması gereken ne varsa yerine getirmek için ayağa kalkıyoruz” dedi. 

11 ili etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından olası İstanbul depremi Türkiye‘nin ana gündem maddelerinden biri haline geldi. İBB ekibi; çözüm ve önlem önerileri ile iş birliği çağrılarını içeren “İstanbul Deprem Seferberlik Planı“nı açıkladı. 

Toplantıda açıklama yapan İmamoğlu, depremin İstanbul için “gerçek beka sorunu olduğunu” söylerken, “Ekiplerimiz ve bilim insanlarımız bundan sonra çalışmalarına aralıksız devam edecek” dedi.

İmamoğlu, “Bu büyük afetin ve yaşadıklarımızın bize yüklediği derin bir sorumluluk var. Artık hayatımıza eskisi gibi devam edemeyeceğimizi biliyoruz. On binlerce canımız hâlâ belki göçük altına, enkazlardan çıkarılıyorken biz normal yaşamımızı sürdüremeyiz. Buna hakkımız yok. Hepimizin her şeyi tekrar düşünmeye ihtiyacı var. Bu topraklarda durmadan deprem oluyor, insanlar ölüyorsa, iktidarı, muhalefeti, bürokrasisi, vatandaşları, hepimiz depremi ülkenin birinci sorunu kabul etmeliyiz” diye konuştu.

Depremin “kadim coğrafya” için bir realite olduğunu belirten Belediye Başkanı, “Bu topraklarda milyonlarca yıl önce depremi oluşturan mekanizmalar oluştu. Depremleri durduramayacağımıza göre, milletçe depremde yıkılmamak için, şaşkınlık içinde büyük pişmanlık duymamak için, bir devlet olarak da gelecekte ayakta kalabilmek için deprem dirençli kentler yaratmak zorundayız” diye konuştu: 

İBB olarak, güçlü bir inisiyatif alıyoruz, düzen değiştiriyoruz, düzen değiştirmek zorundayız. Bu cesaret ister, cesur olabilmek için öne yanlış giden bir sürecin, düzenin bir parçası olmaktan net olarak kurtulmak gerekir.

Gölcük ve Düzce depreminden beri yeterli adımların atılamadığını kaydeden İmamoğlu, “2019’dan bugüne biz imar, rant siyaset düzenine karşıyız. Deprem konusunda en ileri, en cesur adımları atabilecek konumda olmak zorunda olduğumuzun farkındayız. Bu konumumuzun gereğini yerine getirme çabamızın yetmeyeceğini, bunu daha da yükseklere taşımak zorunda olduğumuzun farkındayız” diye ekledi.

İmamoğlu, şunları söyledi:

“Deprem konusunda yapılması gereken her ne var ise yerine getirmek için İstanbul olarak ayağa kalkıyoruz. Deprem dirençli İstanbul için yüksek seviyede bir seferberlik başlatıyoruz. Bu mümkündür. California, Meksika, İtalya, Şili, Japonya‘da nasıl mümkün olabilmişse, İstanbul’da da mümkün olmak zorundadır. Yaşamak istiyorsak…

Deprem, İstanbul için kaçınılmaz bir gerçek ve gerçek anlamda beka meselesidir. Tarih boyunca İstanbul’u nasıl vurduysa, yine vuracaktır. Gününü, yılını bilmiyoruz ama deprem bu kentte yaşanacaktır. 

Bu topraklarda millet olarak neslimizi ebediyen yaşatmak istiyorsak, kısa, orta ve uzun vadede deprem dirençli yerleşim alanlarını hızlıca oluşturmak zorundayız.  

Bilime ihtiyacımız var, bilim yegane ışığımızdır. Bilimin söylediklerini görmezden gelerek yolumuza devam ettiğimizde, canımızı yakan, sayısını beyan etmekte bile zorlandığımız on binlerce insanımızı kaybettiğimizde yaşadığımız acıyı defalarca yaşarız. Görmezden gelerek yola devam etmek mümkün değildir. 

Güçlü bir yol haritasına ihtiyacımız var. Tüm kaynakları belirli bir zaman planına göre sürece dahil etmek zorundayız.

Deprem ve afetlere karşı bu kadim şehri dirençli bir kent haline getirmek için her şeyi tekrardan, sıfırdan başlatıyoruz.

İş başına geldiğimizden beri yaptığımız pek çok afet hazırlığı projesini bir araya getirerek defalarca gözden geçirdik. Bilim çevrelerine çağrı yaparak hızla deprem bilim kurulu kurduk, çalıştaylar yaptık. Bilim kurulumuzla yaptığımız toplantıda, yedi alanda çalıştay sürecini gerçekleştirdik.

Güçlendirmeden acil yardıma; lojistikten, sağlık önlemlerine; semt örgütlenmesinden afet koordinasyon merkezimize kadar tüm boyutlarını mercek altına aldık. Yedi bilimsel kuruldan gelen değerlendirme raporları da elimizdedir, bunları paylaşacağız.

Ekiplerimiz ve bilim insanlarımız bundan sonra çalışmalarına aralıksız devam edecek.”

Öngörülen revizyonlar

Planlamaya ilişkin konularda yapılması öngörülen revizyonlar şöyle:
  • İmar planlarının yapım ve özellikle değiştirilmesine ilişkin esaslar, kamu yararı ilkesi çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.
  • 1999 yılından önce yapılan ve hala yürürlükte olan imar planları, güncel jeolojik – jeoteknik etütlere göre revize edilmelidir.
  • 6306 sayılı Afet Riskli Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa‘da Bakanlığa verilen yetkiler büyükşehir belediyelerine de tanınmalıdır.
  • İstanbul başta olmak üzere afet riski olan tüm kentlerde orta ve büyük ölçekli yatırım ve yapılaşmalar için ‘Kentsel Afet ve Risk Etki Değerlendirmesi‘ yapılarak buna ilişkin bir yönetmelik düzenlenmelidir.
  • Toplanma Alanları, Geçici Barınma Alanları ve 1. Derece Tahliye Koridorları imar planlarına işlenmelidir. Bunlarla ilgili plan değişikliği yapılması yasaklanmalıdır.
  • Sayıştay‘ın periyodik denetimlerinde kentsel imar rantlarına ilişkin özel ihtisas denetimi uygulaması başlatması sağlanmalıdır.
  • İstanbul’un depreme hazırlanmasını odağına alan İstanbul Yasası çıkarılmalıdır. Afet öncesi planlama ve yer seçim aşamaları, yapıların güçlendirilmesi ve yenilenmesi, afete müdahale ve afet yönetimi süreçleri bu yasanın sağladığı özel yetkilerle yönetilmelidir.

Riskli yapı denetimine ilişkin konularda yapılması öngörülen revizyonlar ise şunlar:

  • Mevzuatımızda riskli yapı analizleri, yıkım, güçlendirme veya yeniden yapım süreçleri belediyelerce can ve mal güvenliğinin odağa alındığı bir şekilde resen yapılabilmelidir. Bu tür uygulamalarda temel ilke kamu ve komşuluk hukuku çerçevesinde vatandaşların da mağdur edilmediği bir biçimde kurgulanmalıdır.
  • Yapının proje tadilat ve her türlü inşai fiziki müdahaleyi de gösteren bina kimlik kartları çıkarılacak yönetmelikte belirlenen süreler içinde tespit edilmeli, dijital ortamda ve bina girişlerinde kare kod uygulaması ile duyurulmalıdır.
  • Hızlı bina taraması, riskli yapı analizinden önceki aşama olarak yönetmeliğe girmeli, tüm yapı stoğunun depreme karşı kırılganlığı bu yöntemle tespit edilerek riskli yapı analizine sevki uygun görülenler için 6306 sayılı Kanunun hükümleri uygulanması esas olmalıdır.
  • Endüstriyel yapı ve tesisler ile ikincil afete yol açabilecek tüm işletmeler için risk taramasının maliklerince yaptırılarak belediyelere sunması ve tespit edilen risklere ilişkin risk azaltım eylem planlarını ivedilikle hayata geçmesi için ilave hükümler mevzuata taşınmalıdır.

Plan, 2019’da başlatılmıştı

İmamoğlu, 14 Ekim 2019’da Meclis oturumunda yaptığı deprem konulu bir sunumda, İBB’nin, özellikle 1999 Marmara Depremi sonrasında, depreme hazırlık konusunda ulusal ya da uluslararası birçok kurum ile farklı çalışmalar yaptığını hatırlatmıştı. İmamoğlu, “Tespitlerde bulunulmuş, tahminler sıralanmış, uygulama önerileri geliştirilmiş. Ancak yapılan tüm bu çalışmalar, sonrasında hayata geçmediği/geçemediği için İstanbul hala beklenen büyük depreme hazırlıklı değildir. Daha fazla beklemeye tahammülümüz yok” demişti. İBB Deprem Seferberlik Planını devreye soktuklarını vurgulayan İmamoğlu, “Bizler, tüm İstanbulluların da desteği ile hayata geçecek projeler üretmek, İstanbul’u güçlendirmek için kolları sıvıyoruz ve bir seferberlik başlatıyoruz” diye konuşmuştu.

İmamoğlu, 26 Eylül 2019’da, Silivri’de, Marmara Denizi açıklarında 12,6 kilometre derinlikte gerçekleşen ve büyük paniğe neden olan 5,8 büyüklüğündeki depremin ardından, AFAD ve İBB’ye 5 bin 253 ihbar geldiğini belirtmişti. İmamoğlu, 5,8’in büyük değil minik bir deprem olduğunu, ancak bir yapılan incelemeler sonunda 224 ağır hasarlı, 754 de az hasarlı bina tespit edildiğini kaydetmişti. İmamoğlu, TÜBİTAK MAM, Kandilli Rasathanesi ve İBB uzmanlarının hazırladıkları çalışmalara atıfta bulunarak İstanbul’da, Marmara Denizi içerisinde 30 yıl içinde, 7 ve üstü bir deprem olma olasılığının yüzde 65 olduğu bilgisini paylaşmıştı.

İmamoğlu, kentteki toplam 1 milyon 166 bin binanın 255 bininin 1980 öncesinde, 533 binin 1990-2000, 376 bininin de 2000-2019 yılları arasında inşa edildiğini kaydetmişti. Belediye başkanı, İBB Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından 2018 yılında gerçekleştirilen Deprem ve Hasar Kayıp Tahmin Çalışmasına’na değinerek İstanbul’da olası gerçekleşecek 7,5 büyüklüğündeki yıkıcı deprem senaryosu uyarınca ekonomik, fiziksel kayıp ve hasarları da sıralamıştı. Buna göre; İstanbul’da çok ağır ve ağır hasarlı bina sayısı 48 bin, orta ve daha üstü hasarlı bina sayısı 194 bin olacaktı. Bu rakamlara göre; binaların yüzde 22,6’sı yıkılacak, 25 milyon ton enkaz oluşacak, yolların yüzde 30’u kapanacak, 463 içme suyu noktası, bin 45 atık su noktası ve 355 doğal gaz noktası hasar görecek ve toplamda 120 milyar TL yapısal ve yapısal olmayan ekonomik kayıp yaşanacaktı.

Yapılan hasar tahmin çalışmalarına göre depremin İBB’nin en öncelikli konusu haline geldiğinin altını çizen İmamoğlu, “Yaşanacak maddi ve manevi hasarı onarmaktansa öncelikli hedef daha da gecikmeden önlem almak olacaktır” demişti.

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Seferberlik Planının afet odaklı kentsel dönüşüm çalışmaları, mevcut alt yapı ve ulaşım ağının afetlere dayanıklı hale getirilmesi, sismik ve yer bilimleri çalışmaları, afet sonrası toplanma/barınma alanları ve afet odaklı eğitim ve kapasite geliştirme olmak üzere beş başlık altında değerlendirilerek hazırlandığını açıklamıştı.

Aleks 23 gün sonra enkazdan çıkarıldı

Hatay’ın Antakya ilçesinde 6 Şubat’ta meydana gelen Maraş depremlerinden 23 gün sonra enkazdan Aleks adlı bir köpek canlı çıkarıldı.

Deprem felaketinin ardından Hatay’a giden Konya Seydişehir Belediyesi ekipleri, Antakya ilçesi Akcurun Mahallesi‘ndeki bir enkazda dün köpek sesi duyunca çalışma başlattı.

Ekipler, 23’üncü günde enkazdan, adının Aleks olduğu öğrenilen köpeği kurtardı.  Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) üyelerine teslim edilen Aleks, Antakya’ya tedavi için götürüldü.

 

İlk müdahalenin ardından, depremden kurtulan sahibi Murat Arıcı’ya teslim edilen Aleks’in tedavisi sürecek.

Erdoğan’dan seçim mesajı: Millet 14 Mayıs’ta gereğini yapacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP grup toplantısında, seçim tarihini, 14 Mayıs olarak verdi. Grupta, kentsel dönüşümle ilgili muhalefetin argümanlarını video halinde paylaşan Erdoğan, depremden etkilenen iller için acil afet fonu ve Çevre Bakanlığı’nın koordinasyonunda Türkiye Ulusal Risk Kalkanı’nın modeli oluşturacaklarını belirtti. Cumhurbaşkanı deprem bölgesine devletin geç müdahalesine gerekçesi olarak ise yine kış koşulları, yıkılan altyapı ve yaşanan karmaşayı gösterdi

Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Türkiye bir çeşit deprem fırtınasına tutulmuş durumdadır. Depremleri engelleyebilmemiz mümkün değildir. Bize düşen görev şudur; evvela deprem öncesi altyapısıyla, konutlarıyla, işyerleriyle güvenli yerleşim yerleri inşa etmek, hazırlık yapmaktır. Ardından ise en etkin acil yardım çalışmalarını yürütmek, yaraları sarmaktır. Her iki konuda da ülkemiz son 20 yılda geçmişle mukayese edilemeyecek ilerleme kaydetmiştir.

YIKIK BİNA SAYISI 31 BİNİN ÜZERİNDE: Son tespitlere göre yıkık, acil yıkılacak 203 bin 958 binada 583 bin 628 bağımsız bölüm var. Yıkık bina sayısı 31 binin üzerindedir. Ülkemizdeki tüm arama kurtarma ekiplerinin, dünyadaki çok önemli arama kurtarma ekiplerini topladık. 35 bin arama kurtarma görevlisine ulaşabildik. 271 bin kamu görevlisi, 15 bin iş makinesi, 78 uçak, 115 helikopter, 38 gemi görevlendirdik. Gönüllülerle neredeyse yarım milyon insan depremzedelerin imdadına koştu. İdeal olarak 437 binaya, asgari 1750 binaya müdahale edebilecek kapasiteye ulaştık.

SİRK CAMBAZLARI, FELAKET TELLALLARI BÖLGEYE KAÇ KERE GİTTİ?: Kimi eksiklikler aksaklıklar yaşanmıştır ama herkes şahittir ki var gücümüzle depremzede vatandaşlarımızın yardımını koştuk. Birilerinin devletin ve hükümetin de yıkıntılar altında kalmasını adeta ellerini ovuşturarak beklediğini biliyoruz. Tüm işler yoluna girince bunlar da hemen eski kimliklerine büründüler. Bütün bu sirk cambazları, felaket tellalları acaba bölgeye bugüne kadar kaç kere gittiler? Şahsım ve Cumhur İttifakı olarak bölgeye iki kez gittik. arkadaşlarımız sürekli bölgede, vekillerimiz bölgede telefon diplomasisiyle, valilerimizle, kaymakamlarımızla, belediye başkanlarımızla bölgeyi tarıyoruz.

MİLLET 14 MAYIS’TA GEREĞİNİ YAPACAK: Sorulması gereken hesapları adli, idari, siyasi olarak sormak boynumuzun borcudur. Bugün yavru muhalefet çıkmış, yargıyı bizim yönlendirdiğimizi. Ya ayıptır. Türkiye’de Erdoğan’ın bu konuda nasıl davrandığını Rabbim bilir. Bu millet inşallah vakit geliyor, 14 Mayıs’ta gereğini yapacaktır. Asla böyle kuru sıkı atanlara prim vermeyecektir.

HELALLİK İSTEMEK SAMİMİYETİMİZİN İFADESİDİR: Enkazları kaldıracağız, yaraları saracağız. Yıkılanların yerine daha iyisi yapacağız, insanımızın önüne daha iyi bir hayat süreceğiz. Eksiklerimizi söylemek, helallik istemek bizim samimiyetimizin, milletimizle aramızdaki muhabbetin ifadesidir. Deprem anından beri kifayetsiz muhterislerin hiçbirine cevap vermeye tenezzül etmedik. Şu anda biz can derdindeyiz, onlar ise mal derdinde.

VAKTİ GELİNCE BU NOTLARI AÇIKLAYACAĞIZ: Söylenen her şeyi şimdilik not ediyoruz. Vakti gelince bu notları açıklayacağız. Ama şimdi tek gündemimiz depremdir.

YATAY VE BÖLGENİN KÜLTÜRÜNE UYGUN MİMARİDEN TAVİZ VERMEYECEĞİZ: Depremde yıkılan ve ağır hasar şehirlerimizde, arama faaliyetlerinin bittiği şehirlerde enkaz kaldırma faaliyetlerine başladık. Deprem bölgesini oradaki vatandaşlarımızla birlikte ayağa kaldıracağız. Yeni yerleşimleri zemin artı 3 veya 4 katı geçmeyen binalarda kuruyoruz. Artık hiçbir şekilde yatay ve bölgenin kültürüne uygun mimariden taviz vermeyeceğiz. Zemini uygun yerlerde ise sağlam binalar inşa edilecek. Yeni yerleşimleri altyapısıyla, okuluyla, spor alanlarıyla eksiksiz yaşam alanları olarak tasarlıyoruz. Tarihi ve kültürel varlıkların korunması için ise ayrı bir çalışma yürütüyoruz. 1,6 milyona yakın vatandaşımıza barınma imkanı sağladık. Depremden etkilenen 1 milyona yakın vatandaşımıza 10’ar bin lira ödeme yaptık.

SU VE DOĞAL GAZ FATURALARI 3 AY ERTELENDİ: Deprem bölgesindeki yıkık, yıkılacak, ağır hasarlı, orta hasarlı tüm binaların 6 şubat tarihi itibarıyla geçmişe dönük tüm borçlarını siliyoruz. Depremin en yıkıcı etkilerinin görüldüğü Kahramanmaraş Hatay, Adıyaman, Malatya illerinin tamamıyla, Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçelerindeki elektrik ve doğalgaz faturalarının tanzim ve tahsilini üç ay süreyle erteliyoruz.

ULUSAL RİSK KALKANI MODELİ OLUŞTURMAYI PLANLIYORUZ: Ülkemizin deprem, sel, heyelan, kuraklık, maden kazası, orman yangını gibi bu başlıklardaki öncelikli ve potansiyel risk alanlarını belirliyoruz. Başka hiçbir ölçüye bakmaksızın kendi alanındaki yetkin bilim insanlarımızı, teknik kadrolarımızı, yabancı uzmanlarla destekleyecek bu çalışmalara inşallacuma günü bir araya gelecek devam edeceğiz. Böylece Türkiye için bir Ulusal Risk Kalkanı Modeli oluşturmayı, şehirlerimizi depreme dirençli yerler haline getirmeyi planlıyoruz. Bundan sonra yapılacak tüm çalışmalar, bu modelin tamamlayıcısı olarak tasarlanacak ve uygulanacaktır. Türkiye Ulusal Risk Kalkanı’nın modeli çalışmasının koordinasyonunu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum bey yönetecektir.

Hatay’daki 659 yıllık St.Georgios Kilisesi için yıkım kararı: Tarihi eser değil

Hatay‘ın Sarılar Köyü‘ndeki 659 yıllık kiliseye “tarihi eser” statüsünde olmadığı gerekçesiyle yıkım kararı verildiği ortaya çıktı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, “659 yıllık Hatay Aziz Georgios Kilisesi’ni tarihi eser statüsüne almayarak yıkım kararını kim vermişse acilen dursun” çağrısı yaptı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Genel Müdürlüğü Yardımcısı Birol İnceciköz, Polat’a,  Bahsettiğiniz yapı zaten tescilli, bakanlığımızın ilgili tüm birimleri şu an sahada tespit çalışmaları gerçekleştiriyor” yanıtını verse de yanıttaki kilisenin İskenderun St. Nikola Kilisesi olduğu ortaya çıktı.

Hatay, Altınözü’ndeki St. Georgios Kilisesi de depremde ağır hasar gören yapılar arasındaydı. 659 yıllık kilise için yıkım kararı çıktı.

Mahir Polat, Twitter hesabından, “659 yıllık Hatay Aziz Georgios Kilisesi’ni tarihi eser statüsüne almayarak yıkım kararını kim vermişse acilen dursun. Bugüne kadar tescillenmemesi incelenmeli. Daha 2 senelik restorasyoa rağmen hasar alması yanlış restorasyondan Cinayet olur! Yapı acilen tescillenmeli” çağrısı yaptı.

Polat’ın paylaşımına yanıt veren Kültür ve Turizm Bakanı Genel Müdürlüğü Yardımcısı İnceciköz, söz konusu yapının tescilli olduğunu ve sahada tespit çalışmalarını iddia etti. İnceciköz, “Bahsettiğiniz yapı zaten tescilli, bakanlığımızın ilgili tüm birimleri şu an sahada tespit çalışmaları gerçekleştiriyor. Milletçe birlik ve beraberlik içinde olduğumuz bu günlerde kamuoyunu yanlış yönlendiren paylaşımlarda bulunmanın kültürümüzde yeri olmadığını belirtmek isterim” dedi. 

Keşke baksaydınız…

İnceciköz’ün bahsettiği yapı Aziz Nikola Kilisesi olduğu ortaya çıktı. Polat, “Keşke bilgisini verdiğiniz kilisenin hangi kilise olduğuna, bizim bahsettiğimizle bir alakası olmadığına baksaydınız. Altınözü Aziz Georgios Kilisesi diye İskenderun Aziz Nikola Kilisesi’nin bilgisini veriyorsunuz. Tescil fişini de göndereyim. Aralarında 79 km var” diye yanıt verdi.

Katalonya, kuraklığa karşı ‘istisnai durum’ ilan etti

İspanya‘nın doğusundaki Katalonya özerk yönetimi hükümeti, bu kış yeterli yağış almayan bölgede yaşanan kuraklık nedeniyle ‘istisnai durum’ ilan ederek ilave önlemler açıkladı.

Katalonya Kırsal Alan, Gıda ve İklim Hareketi Bakanı Teresa Jorda, yağış eksikliğinin 29 ay boyunca yaşandığını ve halen sürdüğünü belirterek, yaşadıkları kuraklıktan dolayı alarm seviyesini üçüncü seviyeden ikinci seviyeye çıkardıklarını duyurdu.

Öncelikli hedef içme suyu kaynaklarını korumak

Basın toplantısı düzenleyen Jorda, bölge genelinde ilan ettikleri ‘istisnai durum’a ilişkin öncelikli hedeflerinin içme suyu kaynaklarını korumak olduğunu kaydetti; bunun  için ek önlemler aldıklarını bildirdi.

İspanya’nın zengin ve endüstri bakımından önemli bölgelerinden olan Katalonya’da barajlardaki su miktarı da yüzde 17’ye kadar düştü, kullanılan suyun dip çamuruyla temas ederek bozulma riskiyle karşı karşıya olunduğu uyarıları yapıldı.

Bakan Jorda, Katalonya’da 2008’de yaşanan kuraklık sorunundan çok daha büyüğüyle karşı karşıya olduklarını ifade etti. Alınan yeni tedbirler kapsamında, özel veya kamuya ait tüm bahçe ve yeşil alanların, ağaçların yaşamalarını sağlayacak miktardan fazla sulanmasının yasaklandığını, tarımda kullanılan su miktarının yüzde 40 azaltıldığını açıklayan Bakan, endüstride ve ev hayatında su kullanımındaki kısıtlamaların da yüzde 5’ten yüzde 15’e çıkarıldığını aktardı.

Sadece İspanya değil, Avrupa’da başta İtalya ve Fransa olmak üzere birçok ülke bu kış yeterli kar ve yağmur alamadığı için şimdiden önemli bir kuraklık sorunu yaşıyor. Hükümetler ve uzmanlar önümüzdeki yaz durumun ağırlaşacağını ve ilkbahar aylarında yeterli yağış alınamazsa içme suyuna erişimin çok daha fazla güçleşeceğini söylüyor.

Unuttuğumuz kabus kuraklık: İspanya’dan Türkiye’ye alarm zilleri çalıyor

Avrupa Komisyonu‘na bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Avrupa’daki mevcut kuraklıkların haritası, ocak ayında güney Avrupa’nın birçok bölgesinde düşük toprak nemine ilişkin uyarılara yer veriyor. Uyarılar, orta ve güneybatı Fransa’dan kuzey İspanya, kuzey İtalya, güney Almanya‘nın yanı sıra kuzey Yunanistan ve güney Bulgaristan’ın önemli bölümleri ile Türkiye‘nin çoğunu kapsıyor.

Yakın zamanda Avrupa çapında görülen ve kuzey Romanya gibi bölgelerde şiddetli sellere neden olan şiddetli yağışlar, kış boyunca uzun süren kurak dönemin yarasına merhem olmuyor.

İklim krizine bağlı ‘yeni normallik’

Kuraklığa karşı özel yüzme havuzlarının doldurulması ve halka açık yerlerde araba yıkanmasının yasaklanması ile deniz suyunun tatlı suya dönüştürülmesi, kuruyan kuyuların tekrar aktif hale getirilmesi gibi önlemler aldıklarını hatırlatan Jorda, “Karşı karşıya olduğumuz beş kademeli büyük bir senaryonun dördüncü safhasındayız. Ek önlemler de yeterli olmazsa acil duruma geçeceğiz” dedi.

Katalan Bakan, yağış seviyesinde 1905’ten bu yana benzer bir durum yaşanmadığını bildirdi: “Herkes bu sorundan kurtulmamız için ne kadar yağış olmalı diye soruyor. Net bir cevap olmamakla beraber, dört  ay boyunca günlük 40, 50, 60 litre yağış gerekiyor. İklim krizi bu tip senaryoları yeni normallik olarak tanımlıyor.”

 

Mersin’de depreme ilişkin eylemlere 15 gün yasak getirildi

Mersin Valiliği, kentte depremle ilgili eylem ve etkinlikleri 14 Mart’a kadar yasaklama kararı aldı.

Kızılay’ın deprem felaketinin ardından binlerce insan çadır bulamazken, elindeki çadırları başka yardım kuruluşlarına sattığı ortaya çıkmıştı. SOL Parti Mersin İl Başkanlığı, 27 Şubat’ta Kızılay önünde bir eylem yaparak skandalı protesto etti. SOL Parti üyeleri “Hükümet istifa” yazılı pankart da açtı. Eylemden saatler sonra, aralarında SOL Parti İl Başkanı Çağdaş Oğul Arı’nın da bulunduğu 13 kişi evlerinden gözaltına alındı. SOL Partililer, ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı.

Mersin Halkevleri üyeleri de Kızılay skandalıyla ilgili basın açıklaması yapmayı planlıyordu. Ancak Halkevleri üyeleri herhangi bir açıklama yapamadan evlerinden gözaltına alındı. Aralarında Halkevleri Mersin Şube Başkanı Aycan Özkan’ın da olduğu yedi kişi, geceyi emniyette geçirdikten sonra sabah saatlerinde serbest bırakıldı.

SOL Parti Mersin İl Başkanlığı ve Mersin Halkevleri üyeleri, gözaltı uygulamalarını protesto etmek için Özgür Çocuk Parkı‘nda basın açıklaması yapma kararı aldı. SOL Parti, Halkevleri ve destekçi kurumların temsilcileri basın açıklamasının yapılacağı Özgür Çocuk Parkına geldiğinde, Çevik Kuvvet ekipleri tarafından önleri kesildi.

Yasak kararı

Mersin Emniyet Müdürlüğü yetkilisi, Mersin Valiliğince 15 gün süreyle depremle ilgili tüm etkinlik ve eylemlerin yasaklandığını sözlü olarak tebliğ etti. Bunun üzerine kurum temsilcileri, valiliğin sitesinde resmi bir duyuru olmadığını, kendilerine de tebligat yapılmadığını belirterek resmi evrakı görmek istediklerini söyledi. Ancak polis yetkilisi, evrakın kendisinde olmadığını, daha sonra kurumlara tebliğ edebileceklerini söyledi.

SOL Parti Mersin İl Başkanı Çağdaş Oğul Arı ile Halkevleri Başkanı Aycan Özkan, resmi tebligat kendilerine ulaşmadan Özgür Çocuk Parkı’ndan ayrılmayacaklarını söyledi.

Bunun üzerine göstericiler yarım saat süreyle tebligatın gelmesini beklerken polis ekipleri de gösterici grubun etrafını sardı. Bu sırada göstericilerin slogan atması polis anonsuyla engellendi, grupla polis arasında zaman zaman tartışmalar yaşandı.

Yarım saatlik bekleyişin ardından Mersin Valiliği’nin yasak kararı yazılı olarak getirildi ve polis amiri tarafından okundu.

Polisin okuduğu bildiride, depremle ilgili eylemlerden sosyal medyadan haberdar olunduğu, eylem yapacak yurttaşlar ile başka yurttaşların karşı karşıya gelebileceği, provokasyon ihtimali olduğu, bu nedenle depremle ilgili tüm eylem ve etkinliklerin yasaklandığı ifadeleri yer aldı.

Depremlere ilişkin eylem ve etkinlik çağrılarına değinen valilik açıklamasında, yasaklama kararının “kamu düzenini sağlayacağı, suç işlenmesini önleyeceği” kaydedildi.

Savcı, Gülşen için üç yıla kadar hapis cezası istedi

İstanbul‘un Ataşehir ilçesinde 30 Nisan 2022’de verdiği bir konserde İmam Hatip Liselilere yönelik sözleri gerekçe gösterilerek yargılanan şarkıcı Gülşen Çolakoğlu hakkında savcı mütalaasını açıkladı.

Duruşmada savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı, Gülşen Çolakoğlu’nun konser sırasında sarf ettiği sözlerinin kışkırtıcı ve düşmanca tutum ve davranışlar sergilemeye yönelik ifadeler içerdiğini, halkı kin ve düşmanlığa sevk edici, ayrıştırıcı olduğu, nefrete yönlendirici nitelikte olduğu, halkın birbirine karşı düşmanlık uyandırmaya elverişli olduğunu öne sürdü.

Davanın üçüncü duruşmasında savcı, konuşmaya ilişkin videonun da sosyal medya ve basın yayın organlarında yayınlandığını ifade ederek kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin oluştuğu gerekçesiyle sanatçının “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan bir yıldan üç yıla kadar hapsini talep etti. Duruşma, Çolakoğlu’nun avukatlarının son savunmalarını yapmaları için 3 Mayıs’a ertelendi.

İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesi‘ndeki duruşmaya, tutuksuz yargılanan Gülşen Çolakoğlu katılmadı. Duruşmada, Gülşen’in avukatları hazır bulundu.

‘Adalet karşısında herkes eşit’

Gülşen’in avukatlarından Altın Mimir, “Savcının mütalaasını dinlerken çok üzüldüm. Hepimiz hukukçuyuz, aynı fakültelerden mezun olduk. Müvekkilin üzerine atılı suçun hiçbir unsuru oluşmamıştır. Aleniyet oluşmamıştır. İmam hatip liseleri bir sosyal sınıf değildir” dedi.

“Müvekkilim için ‘katli vaciptir’ diyen şahsa takipsizlik kararı verilmiştir” diyen Mimir, “Ama müvekkilim yatarı olmayan bir suçtan tutuklanmıştır. Adalet karşısında herkes eşittir. Bu hukuki ilkelerin müvekkilime de uygulanmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.

Duruşma 3 Mayıs’a ertelendi

Gülşen’in avukatları esasa karşı ayrıntılı beyanda bulunmak için süre talep etti.

Mahkeme, teminat bedelinin geri ödenmesi konusundaki talebin hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verdi. Süre talebini kabul eden mahkeme, duruşmayı 3 Mayıs saat 09.30’a erteledi.

‣ Gülşen ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ten tutuklandı
‣ Erdoğan’dan Gülşen’e: Paçalarını kurtaramayacak
‣ Gülşen’in tutuklanmasına itirazlar yükseliyor: Baskı ve yasaklara karşı Gülşen’in yanındayız

Ne olmuştu?

Konserlerinde giydiği kıyafetler ve LGBTİ+ haklarını savunması sebebiyle hedef gösterilen sanatçı Gülşen Çolakoğlu, geçen nisan ayında sahne aldığı bir mekânda imam hatiplilere yönelik söylediği sözlerin yer aldığı videonun 24 Ağustos’ta yeniden gündeme getirilmesi üzerine hedef gösterilmiş ve sosyal medyada #GülşenTutuklansın etiketi açılmıştı.

Hemen ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçundan resen başlatılan soruşturma kapsamında 25 Ağustos’ta evinden gözaltına alınarak tutuklanan Gülşen, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi‘ne gönderilmişti.

Suçlamayı reddeden Gülşen, sözleri nedeniyle özür dilemişti. 29 Ağustos tarihinde tutukluluğuna yapılan itirazın kabul edilmesiyle konutu terk etmeme ve adli kontrol şartıyla tahliye edilen Gülşen’in konutu terk etmeme şartı da 12 Eylül’de kaldırılmıştı.

21 Ekim’de hâkim karşısına çıkan Gülşen’in karakola imza atma şartı da kaldırılmıştı. Son olarak şarkıcının ‘yurtdışına çıkış yasağı’ da 250 bin TL’lik güvence miktarı yatırması karşılığında mahkeme tarafından kaldırılmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ağustos törenlerinde yaptığı konuşmada Gülşen’i hedef göstererek “Milletimizin mukaddes değerlerine dil uzatanlar, kutsallarına hakaret edenler hem maşeri vicdanda hem hukuk önünde hesap vermekten paçalarını kurtaramayacak” ifadelerini kullanmıştı.

Mimarlar Odası’ndan Maraş raporu: Yedi bine yakın yıkılan ve acil yıkılacak bina var

TMMOB Mimarlar Odası Kahramanmaraş Şubesi, 6 Şubat’ta meydana gelen depremin ardından yaptıkları incelemelerin sonuçlarını kapsayan bir rapor hazırladı.

Rapor, 6 Şubat 2023 saat 04.17’de meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi olan ve aynı gün saat 13.24’te 7,6 büyüklüğündeki Elbistan merkezli iki deprem sonrasında, kentin tanınmayacak hale geldiğini aktardı.

Rapora göre, Kahramanmaraş’ta 1956’sı merkezde, 1500’ü Elbistan’da, 1448’i Pazarcık’ta, 732’si Türkoğlu’nda, 43’ü Afşin’de olmak üzere toplam 6799 yıkılan ve acil yıkılması gereken bina bulunuyor. Bu büyük felaket sonucunda Kahramanmaraş’ta her 10 aileden üçü evsiz kaldı.

26 Ocak 2020 tarihinde Kahramanmaraş İnşaat ve Jeoloji Mühendisleri Odaları İl Temsilcilikleri ile birlikte düzenlediği deprem çalıştayında Kahramanmaraş zemin taşıma gücü ve sıvılaşma haritasından hareketle oluşturulan rapor bugün yaşadığımız felaketi tarif etmişti:  

Kahramanmaraş Merkez Zemin Taşıma kapasitesi haritası (solda) ve Kahramanmaraş Merkez Sıvılaşma Taşıma riski haritası (sağda). Kaynak: TMMOB

“Özellikle Kahramanmaraş kent merkezindeki yapı stokunun depreme hazırlıklı olmadığını, acilen İl Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu’nun deprem ile ilgili alt komisyon oluşturulması ve STK’larla birlikte daha etkin hale getirilmesi gerektiğini, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinde Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Başkanlığının oluşturulması ve aktif olarak çalışmalar yapması gerektiğini bu rapor ile yerel belediyelere ilettik. Maalesef 6 Şubat 2023 tarihine kadar deprem Kahramanmaraş’ın önceliği olamadı.”

‘Kayıplarımızın sebebi kader değil ihmal’

Raporda, birinci derece deprem bölgesi olan Kahramanmaraş’ın 1/1000 imar planı oluşturulurken bugün tartışılan zemin değerleri ve fay hattının geçtiği alanların ilgili idareler tarafından bilindiğine vurgu yapıldı.

Özellikle Kahramanmaraş merkez, Trabzon caddesi, Doğukent, Boğaziçi ve Üniversite bölgesinde 16 kat imar verilen bölgelerde karşılaşılan yıkımın sorumlusunun bu imar planlarının oluşturucuları olduğuna dikkat çeken mimarlar, birkaç yıl önce dört kat izni verilen alanlara bilimsel gerekçelere dayanmaksızın on dört katlı imar izinleri verilmesinin onaylandığını, ancak fay hatları üzerine yeni binalar yapılmaması için uygun imar alanlarının üretilmesinin şehrin önceliği olmadığını vurguladı:

Yaşadığımız bu büyük afetin felakete dönüşmesinin sebebi yanlış kentleşmedir. Ülkemizin acı deprem tecrübelerinin hepsinde olduğu gibi bu depremde de çok fazla kaybımız var. Elbette eşi benzeri görülmemiş bir felaket yaşadık. Ancak yine deprem değil bina öldürdü. Bilimin ışığında inşa edilmiş bir kent böylesine yok olabilir miydi? Bu yaşanılanlardan artık çok büyük dersler çıkarmamız gerekiyor. Kayıplarımızın sebebi kader değil ihmaldir.

Maraş genelinde toplam 580 bin bağımsız bölümün 486 bin 776 sının hasar tespit çalışmalarının tamamlandı ve 81 bin 695’i konut, 17 bin 634’i ticari birim olmak üzere 99 bin 329 bağımsız bölümün kullanılamaz hale geldi. Bu sayıya 115 bin 846 orta hasarlı bağımsız bölümler eklendiği takdirde Kahramanmaraş yapı stoğunun yaklaşık yüzde 23’ü kullanılamaz hale geldi.

Depremin ardından Kahramanmaraş kent merkezi. Kaynak: TMMOB

‘Sanayi alanları bir an önce aktif hale getirilmeli’

Kahramanmaraş’ın sanayi alanlarının yüzde 80’i bugün ağır hasarlı durumda. Oda, ancak bu yapıların büyük bir çoğunluğu prefabrik yapılar olduğu için lokal iyileştirmelerle kullanılır duruma gelebileceğine dikkati çekti:

“Sanayi yapıları için hızlı bir şekilde aksiyon alınmalıdır. Öncelikli olarak mevcut nüfusun istihdam edilmesi ve sanayi alanlarının bir an önce aktif hale gelmesi şehrimiz için hayati önem arz etmektedir.”

Rapora göre, Kahramanmaraş kent merkezinde ofislerin ve iş yerlerinin olduğu alanın yüzde 89’i de yıkıma uğradı.

Uydu kentler, ileride daha büyük problemler yaratır

Raporun kapanışında şu ifadelere yer verildi:

“Yaşamış olduğumuz felaket tek bir gün, tek bir an değildi. Yıllar boyunca kentimiz bu felaketin izleri ile yaşamak zorunda. Bizler başımıza gelen bu felaketten ders almak zorundayız. Şehrin mimarları, mühendisleri, plancıları olarak memleketimizin 300 yıl sonrasını düşünerek ve doğru kararlar vererek bu şehri yeniden hızlı bir şekilde ayağa kaldırmakla yükümlüyüz. Kent sıfırdan, tek seferde kurulamaz. Kent gibi çok katmanlı yaşayan bir organizma tasarlanırken kolektif çalışmaya ve ortak akla başvurulmak zorundadır. Bu yaşayan organizmanın iyi planlanmış, sağlıklı işleyen birimler olması gerekir. Yalnızca depreme dayanıklı barınma alanları oluşturmak, yeniden bir kent inşa etmek için yeterli değildir. Merkezden kopuk uydu kentler oluşturulması uzun vadede çok daha büyük problemler ile karşılaşmamıza sebep olacaktır.

Ayrıca kentimizin yeniden planlanması sırasında 6 Şubat 2023 Büyük Maraş depreminin izlerinin gelecek nesillere aktarılması gerektiğini düşünüyoruz. Yeni İmar planında Kahramanmaraş’a bu büyük felaketi unutturmayacak, kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımız anısına oluşturulmuş bir anıt alanı yapılmasını talep ediyoruz.

Şehrimizin yeniden planlanmasında kentsel tasarım ve şehircilik konusunda başarılı akademisyenlerinden oluşan bir bilim kurulu kurulmasını talep etmekteyiz. Kahramanmaraş için, zemine uyumlu kentlerin oluşturulmasının, şehrin ekonomisinin güçlendirilmesinin, tarihi dokunun korunmasının, kentsel hafızanın devamlılığının, tarımsal üretimin hız kesmeden devam edebilmesinin ve kent kültürünün sürekliliğinin öncelendiği bir imar planı oluşturulması gerekmektedir. Alanında uzman kişilerin bir arada olduğu nitelikli bir bilim kurulunun şehrimizin 300 yıl sonrasını sağlıklı şehircilik ilkeleri doğrultusunda inşa etmesi gerekmektedir. İşinin ehli insanlara TMMOB’a bağlı oda temsilcilerinin oluşturduğu Kahramanmaraş İl Koordinasyon Kurulu olarak her türlü desteğe hazırız.”

Yunanistan’daki tren kazasında 36 kişi hayatını kaybetti

Yunanistan‘da Larissa kentinin kuzeyindeki Tempi bölgesinde yolcu treni ile yük treni çarpışması sonucu meydana gelen tren kazasında 36 kişinin yaşamını yitirdi.

İtfaiye temsilcisi Vassilis Vathrakogiannis, kamu yayın kuruluşu ERT‘de yayınlanan bir açıklamada en az 130 kişinin de yaralandığını söyledi.

Vathrakogiannis, yaralılardan 66’sının civardaki çeşitli hastanelerde tedavi altına alındığını söyledi.

346 kişiyi taşıyan ve Atina‘dan Selanik‘e gitmekte olan IC 62 tipi yolcu treninin kuzey Larissa eyaletinin Tempi kasabasında trenlerle çarpışması sonucu meydana geldi.

Raporlara göre, birkaç vagon raydan çıktı ve en az üçü alev aldı. Olay yerine en az 30 ambulans sevk edildi. Vathrakogiannis, bazı vagonlarda çalışan itfaiyecilerin dört özel vinç aracı kullandığını söyledi.

Yunan polisi ve adli tabipler, Larissa’daki genel hastanede cesetleri teşhis etme sürecini başlattı. Kaza alanında arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Bakanlık: Malatya’daki Erkenek Göleti’nde deprem kaynaklı tehlike yok

Tarım ve Orman Bakanlığı, Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası afet bölgesinde yer alan 140 baraj ve göletin, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünün alanındaki uzman personelinden oluşan 88 kişilik ekip tarafından ivedilikle incelendiğini aktardı.

Sosyal medyadaki Erkenek Göleti ve Sulama Tesisi‘nin gövde bölümünde kaymalar olduğu iddiaları üzerine açıklama yapılmasına gerek gören Bakanlık, yaptığı bir yazılı açıklamada, deprem sonrasında gölete ilişkin tehlike arz eden veya çevre güvenliğini tehdit eden bir sorun bulunmadığını kaydetti.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Sosyal medyada birtakım iddialara konu olan Erkenek Göleti ve Sulama Tesisi de diğer baraj ve göletler gibi yerinde kontrol edilmiştir. 11 Şubat’ta DSİ Elazığ Bölge Müdürlüğü tarafından oluşturulan heyet, Erkenek Göleti ve Sulama Tesisi’nde, gölet gövdesi, dolusavak yapısı, kret ve vana odasında incelemelerde bulunmuş olup, tehlike arz edecek bir sorun olmadığını tespit etmiştir. Gölette Aralık 2022’de su tutulmaya başlanmış olup tesis henüz sulamaya açılmamıştır. Su seviyesi halihazırda minimum düzeyde olan Erkenek Göleti’nde, çevre güvenliğini tehdit eden bir sorun bulunmamaktadır. Deprem bölgesindeki tüm baraj ve göletler rutin olarak ve titizlikle incelenmektedir.”

Erkenek, fayın kırılan segmentleri arasında yer alıyor

Kahramanmaraş depreminin ardından değerlendirmelerde bulunan Akademi Üyesi Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, depremle ilgili olarak üç gün önce uyarı yaptığını vurgulayarak, “Elazığ depremi olduğu zaman sizlere beyanat verdim. Elazığ depremi Doğu Anadolu fayı üzerinde oldu, o fay uyandı. Daha önce deprem üretmiyordu. Ben, ’21. asırda bir deprem üreterek enerjisini boşaltacak’ dedim. Doğu Anadolu fayı Elazığ yöresini kırdıktan sonra, MaraşÇelikhanErkenek ve Hatay bölgesi tehdit haline geldi, ‘Bundan sonra ben büyük depremlerin bu yörelerde olacağını düşünüyorum’ dedim” diye konuşmuştu.

AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Orhan Tatar, Maraş depremlerinin yüzey kırığının sahada yapılan çalışmalara göre Hatay’ın kuzeyinden başlayıp, Hassa, Kırıkhan şeklinde devam edip, oradan Pazarcık, Gölbaşı ve kuzeydoğuya doğru devam ettiğini açıklamıştı. Tatar, Doğu Anadolu Fay Zonu’nun kırılan parçalarının Amanos, Gölbaşı Pazarcık, Erkenek, Çardak, Göksun segmentleri olduğunu belirtmişti.