Ana Sayfa Blog Sayfa 563

Silifke Belediye Meclisi’nde Tisan kavgası: MHP’li başkan CHP’li üyelerin üzerine yürüdü

Haber: Abidin YAĞMUR

*

Silifke Belediye Meclisi toplantısında CHP’li meclis üyeleri, Silifke Belediye Başkanı Sadık Altunok’a “Tisan’da Faras İnşaat’ın yapmış olduğu çalışmalara inşaat ruhsatı verilmiş midir? Verilmemişse depremin ilk günü dahi neden orada iş makineleri çalışmaktadır?” diye sordu.

İddiaya göre Altunok, bu soru karşısında sinirlendi ve  meclis üyelerinin üzerine yürüdü. Verilen tepki karşısında meclis üyeleri savcılığa suç duyurusunda bulundu. CHP Silifke İlçe Başkanı Bünyamin Uçar, “Gösterilen tepkiye baktığınızda zannedersiniz ki Faras İnşaat’ın proje ortağı Silifke Belediye Başkanı” dedi.

Dava açılmıştı

Dünyanın en güzel koyları arasında gösterilen Tisan Koyu’nun, yapılaşmadan korunmuş batı kesiminin bin adet villla yapımına açılmasına ilişkin belediye meclis kararı AKP ve MHP oylarıyla belediye meclisinden geçmiş, CHP’li Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, bu karara karşı dava açmıştı.

Silifke’deki cennet Tisan Koyu’na bin villalık inşaat

Koyda bin adet villa inşaatına başlatan Akdeniz Faras adlı şirketin, deprem felaketinin ilk günlerinde bile hummalı bir çalışma yaptığı ortaya çıkmıştı.

Tisan’daki bu gelişmeler Silifke Belediye Meclisi toplantısında da gündeme geldi. CHP’li üyeler, MHP’li Başkan Sadık Altunok’a Yeşilovacık Tisan’da başlatılan inşaatla ilgili ruhsat verilip verilmediğini sorunca tartışma çıktı.

Toplantının dilek ve temenniler bölümünde söz alan CHP’li meclis üyesi Nail Özkan, Altunok’a Faras İnşaat’ın çalışmalarını sordu.

İddiaya göre soruya sinirlenen Başkan Altunok ile CHP’li üyeler arasında tartışma yaşandı.  CHP grup sözcüsü Erdem Doğruöz ve Nail Özkan’ın üzerine yürüyen MHP’li başkan, “Dışarıya çık, sen kim oluyorsun, çakal” ifadelerini kullandı.

Silifke Belediye Meclis toplantısında yaşanan olayla ilgili Doğruöz ile  Özkan savcılığa suç duyurusunda bulundu.

‘Sen kim oluyorsun, çakal?’

Erden Doğruöz, savcılığa verdiği suç duyurusu dilekçesinde, Tisan’daki inşaatlarla ilgili soruyu sorduğunda Başkan Altunok’un sinirlendiğini, kendisinin “Vatandaş bize soruyor, biz de size soruyoruz” dediğini, bunun üzerine Başkan Altunok’un elindeki kağıtları attığını, üzerine yürüdüğünü, araya diğer meclis üyelerinin girdiğini söyledi.

Meclis üyesi Nail Özkan da, Doğruöz’ün anlattıklarına ek olarak, “Ben Başkan Altunok’a sakin olmasını söyledi. Bana “Sen kim oluyorsun çakal” diye hitap etti. Bana “Sen gel bakalım dışarıya” dedi. Korumalar başkanı ve beni salondan çıkardı” ifadelerini kullandı.

CHP Silifke İlçe Başkanı Bünyamin Uçar da, konuyla ilgili basın açıklaması yaptı.

Uçar şunları söyledi:

“Tisan’da devam etmekte olan Faras inşaat’a ait 1200 bağımsız bölümden oluşan inşaatla ilgili belediye meclis üyelerimiz toplumsal duyarlılık ve kamu adına Silifke Belediye Başkanına şu soruyu sordular. Yeşilovacık Tisan’da devam eden Faras İnşaat’ın yapmakta olduğu çalışmalara inşaat ruhsatı verilmiş midir? Verilmiş ise tarihi nedir? Verilmemiş ise Faras İnşaat’ın o bölgedeki iş makineleri depremin ilk günü dahi neden orada çalışmaktadır? Bu sorunun karşılığında belediye meclis üyelerimizin aldığı cevabı kamuoyunda özür dileyerek ifade etmek zorundayım. “Dışarıya çık, sen kim oluyorsun, çakal” gibi söylemlerle belediye meclis üyelerimizin üzerine yürüyerek, elindeki kağıt parçalarını fırlatarak cevap veriyor. Üzülüyoruz, Silifke açısından üzülüyoruz, bu kent açısından üzülüyoruz. Bu kent hepimizin, belediye meclis üyeleri de halkın seçtiği belediye meclis üyeleri. Bu şiddet, bu sinir, Allah aşkına yakışır mı bir belediye başkanına? Silifkemize bu görüntüler yakışır mı?”

‘Nedir bu rant hırsı?’

Sorulan soruların Meclis üyelerinin kente sorumluluğu gereği sorulduğunun altını çizen Uçar, “Faras İnşaat ile ilgili sorulan soruda gösterilen tepkiye baktığınızda zannedersiniz ki proje ortağı Silifke Belediye Başkanlığı. Gösterilen tepkilere bakarsanız sanki belediye meclis üyelerimiz Faras İnşaat’ı sorgulamıyor da Belediye Başkanını sorguluyor” dedi.

Dünyanın en güzel 13 koyundan biri olan Tisan’daki çalışmalara karşı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in açtığı ve sürmekte olan bir dava olduğunu hatırlatan Uçar, “Arkadaşlar nedir bu rant hırsı? Bu rant hırsı, bu para kazanma hırsı, bu ben yaptım oldu mantığıyla hareket eden yöneticilerden dolayı bugün 11 ilimizde binlerce on binlerce insanlarımızı kaybettik. Deprem öldürmez bina öldürür mantığını, deprem öldürmez rant öldürür mantığını bir kez daha ortaya koyuyoruz” diye konuştu.

Silifke Belediye Başkanı Sadık Altunok.

Silifke’ye yakışmayan tutum ve davranışlardan kurtulacaklarını dile getiren Uçar, “Bu tutum ve davranışlara sessiz kalmak bizim insanlık anlayışımıza da, kent anlayışımıza da siyaset anlayışımıza da taban tabana terstir. Bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da biz bu kent için memleket için bir bedel ödenecekse o bedeli ödeyeceğiz. Bugüne kadar vermiş olduğumuz mücadele neyse bundan sonrası da aynı olacak. Belediye meclis üyelerimize yapılan hakaretleri iade ediyorum” dedi.

Mahkeme FB taraftarlarına getirilen deplasman yasağını durdurdu: Men cezalarına devam

Kayseri İl Spor Güvenlik Kurulu‘nun, Kayserispor – Fenerbahçe maçına Fenerbahçe taraftarının alınmamasına ilişkin verdiği karar yargıdan döndü.

Kayseri 2. İdare Mahkemesi,  4 Mart’ta oynanacak maçta,  Fenerbahçe taraftarına getirilen deplasman yasağı için, Fenerbahçe taraftarı avukat Ahmet Demirci’nin başvurusu üzerine  yürütmenin durdurulmasına karar verdi.

Kayseri 2. İdare Mahkemesinin kararında, şunlar denildi: 

“… Söz konusu müsabakanın 4 Mart’ta gerçekleştirileceği dikkate alındığında uygulanmakla etkisi tükenecek idari işlem mahiyetinde olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğurabilecek nitelikte bulunması nedeniyle savunma verilmesi ve ara karar gereklerinin yerine getirilmesine ya da savunma ve ara kararına cevap verme süresi geçip yeni bir karar verilmesine kadar dava konusu işlemin teminat alınmaksızın yürütmesinin durdurulmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. ve 27. maddeleri uyarınca savunma ve ara kararına cevap verme süresinin 1 gün olarak belirlenmesine, ara kararı gereğinin yerine getirilmesinin zorunlu olduğu hususunun davalı idareye bildirilmesine oy birliğiyle karar verildi.”

11 kentte büyük yıkıma neden olan Maraş merkezli depremlerin ardından 25 Şubat’ta Ülker Stadyumu’nda oynanan Konyaspor maçında Fenerbahçe taraftarı, hükümeti istifaya çağırmış, “Yalan yalan yalan, dolan dolan dolan, 20 sene oldu istifa ulan!” sloganı atmıştı.

Fenerbahçeli taraftarların ardından Beşiktaş taraftarı da tribünlerde hükümeti istifaya çağırmıştı.

Protestoların ardından taraftarları hedef gösteren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, futbol müsabakalarının seyircisiz ya da ‘tedbir alınarak’ oynanmasını istemiş; Beşiktaş üyeliğinden istifa etmişti. Bahçeli’nin açıklamasından sonra Kayseri İl Spor Güvenlik Kurulu, 4 Mart 2023’te gerçekleşecek Kayserispor – Fenerbahçe maçına Fenerbahçe taraftarının alınmamasına karar verdi.

Fenerbahçe taraftarı Kayserispor- Fenerbahçe maçına alınmayacak: Kabul edilemez

Yasak kararıyla ilgili açıklama yapan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Spor Hukuku Komisyonu ise kararın “Türkiye Futbol Federasyonu ve FİFA Talimatlarına uygun olmadığı” uyarısı yapmıştı.

Soylu’dan tribünlere: Mesaimizi bölmek isterlerse rahat böleriz, hodri meydan

Men cezaları

Öte yandan tribünde “Hükümet istifa” sloganı atıldığı gerekçesiyle Fenerbahçe taraftarlarına ‘spor müsabakalarını seyirden men’ cezası tebligatları gitmeye başladı.

Ceza haberini, Fenerbahçe Spor Kulübü Kongre üyesi Hasan Doğan sosyal medya hesabından duyurdu.

İstanbul Anadolu Başsavcılığı tarafından Fenerbahçelilere giden tebligatlarda cezaların 6222 sayılı kanunun 14’üncü maddesi kapsamında “tehdit ve hakaret içeren tezahürat”tan verildiği görülüyor.

 

IEA: Yenilenebilir enerji, üç yıl içinde dünyanın en büyük elektrik kaynağı olacak

Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) 2023 elektrik piyasası raporundaki rakamların kısa analizi, -nükleer enerjiyi de kapsamak kaydıyla- yenilenebilir enerji kaynaklarının 2022 ile 2025 yılları arasında elektrik talebindeki büyümeyi fazlasıyla karşılayacağını gösteriyor.

Bu, temiz enerji kaynaklarının fosil yakıtların yerini almaya başlayacağı anlamına geliyor. 

Carbon Brief, raporun temel bulgularını beş tablo ile inceledi.

Elektrik talebi

IEA, enerji krizi nedeniyle küresel GSYİH büyüme projeksiyonlarının neredeyse her ülke için aşağı yönlü revize edildiğini ve Birleşik Krallık’ın özellikle büyük darbe aldığını belirtiyor. 

Bununla birlikte, verilere göre, küresel elektrik talebi büyümesi 2023’te güçlü bir şekilde toparlanacak ve 2025 yılına kadar ağırlıklı olarak Asya‘da olmak üzere 2.500 teravat saat (TWh) daha talep eklenecek. 

Bu yüzde 9’luk büyümenin, toplam talebi 29.281TWh’ye çıkarması öngörülüyor ki bu, sadece üç yıl içinde küresel elektrik sistemine AB büyüklüğünde bir talep yığını eklemeye eşdeğer. 

IEA, aşağıdaki grafikte gösterildiği gibi büyümenin Asya’da yoğunlaşacağını söylüyor.

Buna göre, 1990’da yüzde 5 ve 2015’te yüzde 25 olan küresel elektrik talebinin üçte birini 2025’e kadar Çin karşılayacak. Asya’nın diğer bölgelerindeki güçlü büyümeyle birlikte, 2025’e kadar bölge küresel elektrik talebinin yarısından fazlasını oluşturacak.  IEA, “tarihte ilk kez” diyor.

Solda: 1990-2025 bölgelerine göre küresel elektrik talebi, terawatt saat. Sağda: Seçilen yıllardaki talep payı, %. Kaynak: IEA elektrik piyasası raporu 2023.

Avrupa ve Kuzey Amerika‘da elektrik kullanımı istikrarlı bir şekilde artacak olsa da, Asya genişledikçe küresel talepteki paylarının azalacağı öngörülüyor. 

Yenilenebilir büyüme

IEA, yenilenebilir enerji kaynaklarının (ve nükleer enerjinin) elektrik talebindeki artışa “hakim” olacağını söylüyor: 

Yenilenebilir enerji kaynakları ve nükleer enerji, birlikte ek talebin ortalama %90’ından fazlasını karşılayarak, önümüzdeki üç yıl boyunca küresel elektrik arzının büyümesine hakim olacak.”

Toplamda, resim daha da keskin. Verilerin kısa analizi, küresel elektrik üretiminin 2022 ile 2025 arasında 2.493 TWh artmasının beklendiğini gösteriyor.

IEA, yenilenebilir enerji üretimindeki büyümenin, 2.450TWh artışla bu toplamın büyük çoğunluğunu karşılamasını bekliyor. Bu, küresel talepteki genel artışın yüzde 98’ine eşdeğer bir rakam. 

Kombinasyon halinde, bu rakamlar, temiz enerji kaynaklarının küresel elektrik talebindeki büyümeyi geride bırakarak süreç içinde fosil yakıtları geride bırakacağını gösteriyor. Yakıtla üretimdeki büyüme aşağıdaki tabloda yer alıyor ve yenilenebilir enerji kaynakları (kırmızı) toplam artışa (mavi) neredeyse eşit. 

Küresel elektrik üretimindeki değişim, 2022-2025, terawatt saat. Kaynak: Karbon IEA rakamlarının kısa analizi.

IEA verilerine göre, önümüzdeki birkaç yıl içinde üretimdeki büyüme, yenilenebilir enerji kaynaklarının kömürü geçerek üç yıl içinde dünyanın en büyük elektrik kaynağı haline geleceği anlamına geliyor. (Bkz. aşağıdaki grafik) 

2022 ve 2025’te küresel elektrik üretimi, terawatt saat. Kaynak:  IEA rakamlarının kısa analizi. 

IEA rakamlarına göre, yenilenebilir enerji kaynakları, küresel elektrik üretimindeki paylarını sadece üç yıl içinde yüzde 29’dan yüzde 35’e çıkaracak. 

Yenilenebilir kaynaklar 1990’da dünyanın elektrik arzının yüzde 20’sini sağlıyordu ve bu pay 2010’a kadar aşağı yukarı değişmemişti.

Kömürün payı 2010’da küresel elektrik üretiminin yüzde 40’ından bugün yüzde 36’ya düştü ve 2025’te daha da düşerek yüzde 33’e gerileyecek. 

Bununla birlikte, en kirli fosil yakıt, dünyanın en büyük elektrik kaynaklarından biri olmaya devam edecek. Gaz, 2025’te elektriğin yüzde 21’ini ve nükleer yüzde 10’unu üretecek. 

Güç platosu

IEA, aşağıdaki tabloda (solda) gösterildiği gibi, fosil yakıtlı elektrik üretimi üzerindeki temiz enerji baskısının elektrik sektörünün CO2 emisyonlarının sabit kalacağı anlamına geldiğini söylüyor.

Aslında, ayrıntılı rakamları, enerji sektörünün CO2 emisyonlarında 2025 yılına kadar (altta sağda) marjinal bir düşüş olduğunu gösteriyor. Avrupa (maviler) ve Amerika’daki (yeşiller) azalmalar, Asya Pasifik‘teki (sarı, kırmızı ve turuncu) artışları fazlasıyla dengeleyecek gibi görünüyor. 

Solda: 2015-2025 bölgesine göre enerji sektörü CO2 emisyonları. Sağda: 2022-2025 dönemindeki değişiklikler. Kaynak: IEA elektrik piyasası raporu 2023.

Bununla birlikte, IEA’ya göre enerji sektörü emisyonlarının 2022’de rekor seviyeye ulaştığını vurgulamakta fayda var. Bu, emisyonların hızla düşmeye başlamak yerine önümüzdeki birkaç yıl için rekor yüksek seviyelerinde kalacağı veya sadece biraz altında kalacağı anlamına geliyor. 

Bu IEA tahmini , Rocky Mountain Institute tarafından bu yılın başlarında açıklanan tahminle aynı çizgide. Burada, rüzgar ve güneş enerjisinin hızlanan büyümesi sayesinde dünyanın elektrik üretimi için fosil yakıtların zirvesine ulaştığını belirtiliyor. Enstitü, fosil yakıt üretiminde 2025’ten 2030’a kadar yılda yüzde 4’lük düşüş tahminini sürdürüyor. 

Önümüzdeki zorluklar

IEA, rüzgar ve güneş enerjisinin dünya çapında elektriğin giderek daha büyük paylarını sağlaması nedeniyle bazı zorluklar olacağını da işaret ediyor.  Elektrik arz ve talebinin de giderek hava durumuna bağlı hale geldiğini kaydeden kurum, örnek olarak son sıcak  dalgaları, fırtınalar ve kuraklıklara işaret ediyor.

IEA, bunun müşterilerden gelen talep yönlü esnekliği artırma ve depolama kapasitesini genişletme ihtiyacına işaret ettiğini söylüyor. Ayrıca, istendiğinde açılıp kapatılabilen yeterli “sevk edilebilir” kapasiteye ihtiyaç duyulacağını da söylüyor: 

“Karbondan arındırılmış bir elektrik sektöründe, hidro rezervuar, jeotermal ve biyokütle santralleri gibi dağıtık yenilenebilir enerji kaynakları, değişken yenilenebilir kaynakları [rüzgar ve güneş] tamamlamak için gerekli olacaktır.”

Bununla birlikte, rapor, değişken yenilenebilir enerji kaynaklarının entegre edilmesindeki zorlukların şu anda genişlemelerinin önünde bir engel olmadığını vurguluyor: 

Burada, büyük sistem entegrasyonu darboğazlarıyla karşılaşmadan dünyanın birçok bölgesinde değişken yenilenebilir enerji kaynaklarının daha fazla kapasite artırımı için yeterli potansiyel var.”

Buna bağlı olarak rapor, her yıl daha fazla pil depolama sisteminin inşa edildiğini de belirtiyor. Toplamda, aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi 2022’de yaklaşık 17 gigawatt (GW, bin megavat, MW) yeni pil kapasitesi eklendi. Bu, bir yıl öncesine göre yaklaşık% 90 arttı.

Bu küresel tablo içinde IEA, ABD’de pil ilavelerinin büyümesinin yüzde 80 arttığını söylüyor. Bu oranlar Çin’de yüzde 100, AB’de yüzde 35 ve Çin dışındaki gelişmekte olan ekonomilerde kabaca altı kat (~%500).

Bölgeye göre yıllık pil depolama kapasitesi eklemeleri, megavat. Kaynak: IEA elektrik piyasası raporu 2023.

Kuraklık çiftçinin belini büküyor: Tarım, AKP’nin ithalat anlayışına kurban edildi

Haber: Şirvan Oktay GÖRER

*

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, partisince görevlendirildiği Diyarbakır’da depremzede çiftçilerin sorunlarını dinledi. Üreticiler, tarımsal sulama amaçlı kullanılan elektrik ücretlerinin yüksek olması ve kuraklıktan yakındı.

Çiftçiler ayrıca depremzede üreticilerin banka hesaplarına yatırılan destekleme ödemelerine, bölgede elektrik dağıtım faaliyeti sürdüren dağıtım firması tarafından el konulmasına tepki gösterdi.

Kuraklık çiftçinin belini büküyor

Milletvekili Ömer Fethi Gürer, CHP Diyarbakır İl Başkanı Abdullah Atik ve parti yöneticileriyle birlikte Sur ilçesin Bağıvar mevkiinde buğday, arpa ve mercimek ekili alanları gezdi.

Kuru tarım yaptığını söyleyen Çelebi Kahraman, kuraklığın olumsuz etkilerini yaşamaya başladıklarını belirterek “Böyle giderse verim çok düşük olacak. Bu yıl neredeyse bölge yağış almadı, ne kar var ne de yağmur. Martta yağış olmazsa sorun artar. Kurak geçen bu dönemde sulama yapamadığımız için ektiğimiz tohumlar topraktan yüzeye çıktı. Gelişemedi. Bu yıl verim düşük olacak. Sulu tarım yapılan alanlarda dönüm başına 500- 600 kilogram verim alınabiliyor ama kuru tarım yapılan yerlerde kuraklık nedeniyle verimin düşük olması ihtimali çok yüksek” dedi.

Destekleme ödemelerine elektrik dağıtım şirketi el koydu

Bölgede, elektrik enerjisi kullanarak kuyudan çıkardığı suyla tarım yapan Veysi Atik ise elektrik ücretlerindeki artıştan yakındı. Depremzede üreticilere ödenen destekleme ücretlerine Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin el koymasına da tepki gösteren üretici, “Elektrik şirketine olan elektrik borcumuz, kesintilerle bile kapanmıyor. Kazandığımız gübreye, ilaca, mazota veriyorum. Bu yıl 12 bin 500 liraya üst gübresi aldık” ifadelerini kullandı.

Süneyle mücadeleyi de çiftçi yapıyor

Bölgede süne zararlısına karşı da ciddi miktarda ilaç ve mazot harcaması yaptıklarını söyleyen üretici, eskiden ücretsiz olarak Bakanlık tarafından yapılan süneyle mücadele çalışmalarının şimdi ise üretici tarafından yapılmasının üreticilerin maliyetlerin artmasına neden olduğunu belirtti.

Silvan Barajı 20 yıldır bitirilemedi

20 yıldır yapımı devam eden Silvan Barajı‘nın bir türlü tamamlanamamasını eleştiren Çelebi Kahraman “Baraj yapılmış olsaydı bugün kuru tarım yapılan alanlarda baraj suyuyla sulu tarım yapılabilecekti ve kuraklıktan en az zararla etkilenecektik” dedi.

Kuraklık riski büyüyor

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise kuru tarım yapılan alanlarda kuraklık sorununun, sulu tarım yapılan bölgelerde ise yüksek elektrik faturası ve destekleme ödemelerine elektrik dağıtım şirketi tarafından el konulmasının önemli bir sorun olarak dikkat çektiğini söyledi.

Gürer ‘Ülke genelinde bir kuraklık yaşanıyor. Ekim, Kasım, Aralık aylarında geçen yıl ekim yapıldığı sürede beklenen kar ve yağmur olmadı. Ocak ayı kısmen iyi geçse de Şubat yine kuraktı. Mart ayı böyle geçerse Hububatta sorun artar. Mart ayı yağış olmazsa çok tarlaya biçerdöver giremez” değerlendirmelerinde bulundu.

Yatırımlar zamanında tamamlanamıyor

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) bitirmekte geç kalındı. Öncelik olmalıydı. Bölgede Silvan Barajı tamamlanmış olsaydı, bölgede sulu tarım daha kolay bir şekilde yapılıyor olacaktı; dönüm başına 260 kilogram yerine 500 ila 800 kilogram arasında verim alınabilecekti. O nedenle Silvan Barajı bir an önce tamamlanmalı ve bölge çiftçilerini kullanımına sunulmalıdır” dedi.

‘Tarım, AKP’nin ithalat anlayışına kurban edildi’

Son olarak barajın 20 yıldır bitirilemiyor olmasına eleştiren CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Siyasi iktidar 20 yıldır barajın yapımını tamamlayamadı. Sulama suyu nedeniyle oluşan verim kaybını ne yazık ki görmüyorlar. Tarım, AKP döneminde siyasi iktidarın yurtdışından ithalat anlayışına kurban edildi. Bu süreç halen devam ediyor. Deprem, pandemi, kuraklık ve hepsinin yarattığı soruları görecek bir anlayışa ihtiyaç var” şeklinde konuştu.

Munzur Vadisi’ndeki krom madenciliği projesinin ÇED kararı yargıya taşındı

Haber: Fırat BULUT

*

Dersim’in Ovacık ilçesi Kızılçayır mevkisinde Dosteli Madencilik şirketi tarafından yürütülmek istenen krom ocağı projesi için valilik ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararı verdi.

Avukat Barış Yıldırım, Tunceli Valiliği’nin 26 Şubat 2023 tarihli kararına karşı köylüler adına dava açarak ‘ÇED gerekli değildir’ kararının yürütmesinin durdurulması ve iptalini istedi.

Proje sahasına yakın köylerde yaşayan Hüseyin İşlek, Sinan Pörklü, Mustafa Doğan, Cengiz Göçmen adına dava açan Av. Yıldırım, Dersim’de krom madenciliğine izin vermeyeceklerini söyledi

Kararın hukuka aykırı olduğunu söyleyen Yıldırım, projenin yürütülmek istendiği sahanın Munzur Havzası’nda olduğunu, bölgenin ‘Önemli Doğa Alanı‘ ve ‘Önemli Bitki Alanı’ olduğunu ve projenin uluslar arası sözleşmelere aykırılık teşkil ettiğini belirtti.

Munzur, krom,

‘Bölgede koruma altındaki türler bulunuyor’

“Proje, Munzur Nehri‘nin yan kollarından biri durumundaki Kalan Deresi’nin yatağında gerçekleştirilmek isteniyor. Bu bölgenin bir bütün olarak Dünya Kültür Listesi’ne alınması gerekiyorken madencilik projelerine geçit verilmesi açıkçası uluslar arası sözleşmelere ve hukuka da aykırı” diyen Avukat Yıldırım şunları aktardı:

“Bölgede yaban hayatı popülasyonun habitatlarının korunması gerekiyor. Burada BERN Sözleşmesi’ne göre koruma altında bulunan çengel boynuzlu dağ keçisi, yaban keçisi, ayı, kurt, vaşak, su samuru gibi türler bulunuyor. Her nasılsa bu türlerin büyük bir kısmına, ‘ ÇED gerekli değildir’ kararına esas proje tanıtım dosyasında yer verilmemiş.”

‘Yüzey suları ve yeraltı suları zehirlenecek’

Avukat Barış Yıldırım, Munzur, krom
Avukat Barış Yıldırım

Krom madenciliği projesinin yürütülmesi halinde bölgedeki suların kirleneceğine de dikkat çeken Barış Yıldırım, “Yüzey suları ve yer altı suları geri dönüşü olmayacak şekilde kimyasallarla zehirlenecektir. Yine bölgedeki arıcılık zarar görecektir” diyerek uyarılarda bulundu.

Projenin sonlandırılması ve iptal edilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım “Türkiye’nin en önemli milli park sahalarından birine neredeyse sınır durumunda proje sahası. Maalesef normalde ruhsat sahası çok daha büyük olmasına rağmen yani ruhsat sahası 1642.79 hektar olarak tespit edildiği halde şirket ‘ÇED gerekli değildir’ kararına konu alanı 17.21 hektar olarak ifade etmiş. Bu şekilde ÇED Raporu yükümlülüğünden kaçınmış.”

Avukat Barış Yıldırım, ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptaline gerekçe olarak şunları sıraladı:

  • Proje Tanıtım Dosyası’nda projeden etkilenmesi muhtemel alanın hassasiyeti yeterince değerlendirilmemiştir.
  • Projenin yürütülmesi milli parkın temel kaynak değeri Munzur Çayı’nın ekosisteminin yok olmasına sebebiyet verecektir.
  • Proje Tanıtım Dosyası’nda proje sahası ve yakın çevresinde bulunan endemik flora ve fauna türlerine dair verilere yöntemince yer verilmemiştir.
  • Projede hiçbir surette kamu yararı bulunmamaktadır.

Proje tanıtım dosyasında yer alan bilgilere göre hem açık işletme hem kapalı işletme yöntemiyle üretim yapılacak.

Yine dosyada yer verilen bilgilere göre ;

  • Krom ocağında açık işletme ile her yıl maksimum kapasite olan 25 bin ton üretim yapılacağı göz önüne alındığında açık ocak işletmesinin ekonomik ömrü hesaplanmıştır. Krom ocağında kapalı işletme ile her yıl maksimum kapasite olan 4400 ton üretim yapılacağı göz önüne alındığında açık ocak işletmesinin ekonomik ömrü  hesaplanmıştır. Açık ocak proje ömrü: 1.687.150 ton / 25.000 ton/yıl = 67 yıl olacaktır.
  • Sahanın ortalama uzunluğu 300 m, ortalama genişliği 400 m, ortalama kalınlığı 1,5 m ve yoğunluğu ise 4 ton/m3 olup Proje sahasının işletilebilir görünür rezervi 720.000 ton/yıldır.
  • Görünür Rezerv: Uzunluk x Genişlik x Kalınlık x Yoğunluk Görünür Rezerv: 300 m x 400 m x 1,5 m x 4 ton/m3 Görünür Rezerv: 720.000 ton
  • Proje Ömrü: İşletilebilir Görünür Rezerv / Yıllık Üretim Miktarı (Üretimi Yapılan Cevher Miktarı)
  • Proje Ömrü: 720.000 ton / 4400 Proje Ömrü: 163 yıl

Karma Komisyon, Türkkan ve Başarır’ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar verdi

TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu,  CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır ve İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan‘ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar verdi.

Başarır hakkında Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamaya müdahalesi nedeniyle “duruşma hakimlerine alenen hakaret” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlarından fezleke hazırlanmıştı.

Türkkan hakkında da İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile 5 Kasım 2021’de Bingöl’de esnaf ziyareti sırasında yaşamını yitiren askerin ağabeyi Tahir Gümren‘e küfrettiği gerekçesiyle”hakaret” suçundan fezleke düzenlenmişti.

Hazırlık Komisyonu ‘kaldırılsın’ demişti’

Meclis Anayasa ve Adalet Komisyonu bünyesinde oluşturulan Hazırlık Komisyonu, Başarır ve Türkkan’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde görüş bildirmişti.

Hazırlanan raporu inceleyen Karma Komisyon bugün kararını açıkladı. Komisyon, Başarır ve Türkkan’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar verdi.

Karma Komisyon Başkanı, AKP Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt, “İki milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin raporu Genel Kurul’a sunacağız. CHP’li Mahir Başarır karma komisyona savunma yapmadı. İYİ Partili Türkkan ise yazılı savunmasını sunmuştu, sözlü savunma yapmadı” dedi.

Şimdi ne olacak?

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor.

Genel Kurul’da yapılacak oylamada, dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde karar çıkarsa, iki milletvekili için kendilerine yöneltilen suçlamalardan yargılanma yolu açılmış olacak.

Polis tutanağından: Kızılay 18 Şubat’ta iki TIR dolusu giysi satmış

BirGün yazarı Bahadır Özgür, Kızılay’ın 18 Şubat günü 2 TIR dolusu giysiyi sattığına dair tutanağı paylaştı.

Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Özgür, “İhbar üzerine depo basılıyor. Şirket Kızılay ile 2 yıl önce yaptığı sözleşmeyi ve satışa dair faturaları sunuyor. Sözleşmeye göre ayda en az 80 ton giysi, kilosu 0.41 $’dan verilecek” dedi.

Bahadır Özgür’ün paylaştığı polis tutanağında şunlar ifade edildi:

“KOM Şube Müdürlüğümüze 21.02.2023 tarihinde gelen ihbarda Mersin-Tarsun Karayolu üzerine Karacailyas yakınlarında Coca Cola fabrikası arkasında… fabrikasında depremden dolayı gönderilen yardım malzemelerinin Kızılay tarafından burada yabancı bir şirkete satıldığı, onların da, ucuz fiyattan piyasaya sürmeye çalıştıkları… şirketine ait depoda 7 konteyner sıfır malzemenin yurtdışından gelen depremzedeler için battaniye mont gibi giyim ürünlerini ve gıda malzemesi olduğu ihbarı alınan üzerine 22.02.2023 günü saat 09.00’da belirtilen adrese gelindiğinde bahse konu adreste geri dönüşüm işi yapan merkezinin İstanbul’da olduğu, şirketin Kızılay Lojistik ile 2 yıl süreli sözleşmelerinin bulunduğu bu sözleşmeye istinaden ikinci el tekstil ürünleri aldıkları, burada bu ürünleri ayrıştıracak sağlam olanları ayrıştırarak paketleyip Afrika ülkesine gönderdikleri diğer parçalanmış ve kullanılmayacak halde olanları ise gerek Türkiye içinde gerek Türkiye dışında değerlendirdikleri, Kızılay’dan en son 18.02.2023 günü fiyatlandırılan 2 tırın 19.02.2023 tarihinde tesise geldiği ve ayrıştırdığı kesinlikle tüm ürünlerin ikinci el olduğu ve gıda malzemesi almadığını beyan ederek Kızılay Lojistik tarafından kesilen faturayı ibraz etmiş…”

SOL Parti ‘Hükümet istifa’ dedi: 77 partili gözaltına alındı

Kahramanmaraş depremlerinin ardından oraya çıkan ihmal, rant, koordinasyonsuzluk, yetersiz ekip ve çadır gibi sorunlar ve bunlara ilişkin skandallara tepki göstermek üzere eylem gerçekleştiren SOL Parti İstanbul İl Örgütü‘ne polis müdahalede bulundu.

SOL Parti İstanbul İl Örgütü’nün düzenlediği eylemde, 77 partili göz altına alındı. Gece saatlerinde 74 SOL Partili serbest bırakıldı. PM Üyesi Kemal Koç’un da olduğu üç SOL Partilinin bugün adliyeye sevk edileceği öğrenildi.

Kadıköy’de gerçekleştirilen eylemde “Hükümet istifa” sloganları atıldı. Parti tarafından yapılan paylaşımda “Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız, ya siz!” diye soruldu.

Partililer göz altına alınırken Kadıköylüler de olaya tepki gösterdi. Parti tarafından eylem öncesinde “Helalleşmeyeceğiz” denilerek basın açıklaması gerçekleştirilmişti:

 

Bir foto-muhabirin gözünden deprem -2: O beyaz halıları bir hafta önce yıkamıştım

Haber/izlenim ve fotoğraflar: Gürcan ÖZTÜRK

Drone: Cevat EZGİN

*

2. GÜN ARSUZ

Arsuz’da kaldığımız Denizkızı Pansiyon sahilde beyaz boyalı, eski ve iki katlı bir bina. Sanki 80’lerde kalmış, plajı da öyle, kumu çok ince ve güzel. Şubat ayının sonları olduğu için sabahları çok soğuk. Küçük odamızda, dalga sesiyle, telefonun alarm sesi birbirine karışıyor,  uyanıyoruz. Saat 06.30, dinlenebilmiş değiliz. Malzemelerimizi hazırlayıp, bardaklarda hazır çorbamızı içiyoruz.

Fransızların ayak seslerini kapımızın önünden usulca  geçerken duyuyoruz. Hareketlerimiz hızlanıyor birden ve üzerimizi sımsıkı giyip aşağıya iniyoruz. Sırtımızda fotoğraf malzemeleri, elimizde termos, içinde sıcak çay…

Kurtarma ekibi, sahilde köpeklerini gezdiriyor; siyah ıslak burunlu ve kahverengi siyah alacalı…

Bir tanesi benim olsun istiyorum, ama kedimiz Jüpiter ne der ki? Bence sever… Cezayir asıllı Nessim ve köpeği Ray’in sahilde koşup oynamasına katılıyoruz bir süre. İyi geliyor koşmak, solumda sonsuz Akdeniz, sağımda sevimli Ray… Nessim geride kaldı.

Fransız arkadaşlarımız, 99 depreminde de Türkiye’de insan kurtarmaya gelmiş. Hepsi, profesyonel itfaiyeci; farklı şehirlerde yaşıyorlar ve deprem haberini alır almaz Monaco’da buluşup Adana Havalimanı’na gelmişler. Ve bu güzel insanlar, Türkiye’ye gelebilmek için ücretsiz izin almış.

Hepsine çok saygı duyuyorum: Bir tarafta hiç tanımadığımız, hiçbir karşılık beklemeden enkazın altında hayatlarını, sağlıklarını riske atan bu insanlar; bir tarafta, çok iyi tanıdığımız, hırsız müteahhitler, ahlaksız siyasetçiler, rüşvetçi bürokratlar, depremzedelere, çadır satan Kızılay, beton ve para seviciler…

Güneş ışıkları Akdeniz’in tuzlu sularını ısıtmaya başladı. Arsuz merkeze doğru yola çıkıyoruz. Arsuz, İskenderun’un 30 km. güneyinde, tarihi ve küçük bir tatil bölgesi. Arsuz Otel’den yaşlı bir kadın canlı kurtarılmış. Enkaz altında hala canlı insan olabileceği bilgisi geldiği için, bugünkü ilk durağımız burası.  Otelin bahçesine giriyoruz, dörder katlı, iki ayrı ana binadan oluşuyor otel. Depremden sonra, iki katlıymış gibi, ikici ve üçüncü katlar ağır hasarlı. Bahçesinde palmiye ağaçları, sahile sıfır ve sarı kumu… Enkazda, 4-5 kişilik sivil kurtarma ekipleri, 1 manga asker ve bir kepçe çalışıyor… Askerleri ilk kez otelin bahçesinde çalışırken fark ediyorum…

“Neredensiniz” diye soruyorum, Ankara’dan gelen jandarmalarmış…

Ulaş, Fransızlarla, yerli arama kurtarma ekiplerinin iletişimini ve koordinasyonunu sağlıyor. Cevat, bu bölgede sadece otel binası yıkıldığı için, drone uçurmuyor, koşarak enkaz altında çalışmaya başlayan Fransızlara yardım etmeye başlıyor. Daha iki hafta önce, Göztepe’den, Karşıyaka’daki kokoreççiye böyle koşarak gitmiştik. Canım Cevat…

Patrick ve ekibi, kurtarma ekibinden bina ve enkaz altındakiler hakkında bilgi alıyor.

İlk yaptığı iş, otelin duvarlarını yıkan kepçeyi durdurmak oluyor.  Binaya bir merdiven isteniyor ve ekipten, Yunan asıllı Niko, canlı olduğu düşünülen kata çıkıyor. Sessizlik… Komuta sadece denizden bahçeye yayılan dalga sesleriyle başımızın üzerinde uçuşan martı ailesinin sesleri uymuyor.

Dinlemeden sonra, Patrick çalışılacak bölgeyi tespit ediyor ve betonun kırılması için hilti istiyor. Ve ekip betonu kırmaya başlıyor. Bir yandan da askerler enkazın altında çalışıyor.  Ayakta durmaktan dizlerim ağrıdı; otelin merdivenlerine oturup insanları seyre dalmışken, bir kadının tiz sesiyle irkiliyorum. Kırmızı kazaklı, beyaz başörtülü, basma etekli zayıf ve esmer bir kadın. Yanında arkadaşıyla dertleşiyor: Aradığımız kişi bir erkek, ve kurtulan yaşlı kadının oğlu, otelin sahibi. Yaşlı kadın ise Alzheimer… Ablanın, ailenin hizmetçisi olduğunu anlıyorum. Kocaman, nemli ve kara gözlerini kısarak, sesini kısarak hayıflanıyor arkadaşına: “Daha bir hafta önce yıkamıştım o beyaz halıları…”

İnsanların hikayelerini, isimlerini, yaşlarını, işlerini dinlemekten yorgunum. Hikayeleri dinlemek ağır bir yük gibi, insanın aklından bir türlü çıkmıyor. Hayatta olan yaşlı kadının Alzheimer hastası olması iyi mi, kötü mü? Bilemiyorum.

Çalışma bölgesinden uzaklaşıp sahile iniyorum. Bir küçük mola, kaçamak…

Sahilde, bir ahşap sandalyenin üzerine malzemelerimi bıraktım. Öyle hafifledim ki!

Şimdi uzaklara bakıyorum, denizin mavisi çok güzel, plajın kumu sıcacık, hafiften gelen bir deniz esintisi…Palmiyeler, otelin tülleri salınıyor.  Burada tatil yapan insanları düşünüyorum;  ne güzeldir, ne eğlencelidir yazın burası… Peki, artık gelmek isteyecekler mi?

Hatay, Türkiye’nin en özel kentlerinden biridir; insanlarıyla, birlikte yaşayan etnik gruplarıyla, çok kültürüyle… Mis yemekleri, mezeleri, zeytinyağı… İskenderun’un Jumbo karidesi ve humusu enfestir. Ve Hatay bu memlekette rakı içilecek en güzel şehirdir… Öyleydi yani. Ya şimdi? İnsanlar ne zaman evlerine, şehirlerine ve hayata dönecek? Dönebilecekler mi?

Ulaş sesleniyor, “hadi gel” diye. Patrick ve ekibi, yaklaşık üç saatlik bir çalışma sonrası, enkazda canlı insan olmadığı konusunda hemfikir. Buradaki çalışmamızı bitiriyoruz. Üzgünüz…

Siteler bölgesine yola çıkıyoruz, burası Arsuz’un en çok yıkım gören yerleşim bölgesi. 15 sene önce yapılmış, beş katlı binalardan oluşan blok binalar. Sulak ve hatta bataklık gibi çamurlu bir zemine inşa edilmişler. Binaların tamamının zemine doğru çöktüklerini görüyoruz. Bütün katlar, tek bir kat haline gelmiş. Daha çok yazlık gibi kullanılan binalar, okulların şubat tatili bitince boşalmış Allahtan. Yaşayan az insan varmış burada. Bu iyi bir haber. Yürüyerek, binaların arasında geziniyor ve fotoğraf çekiyorum.

Binaların dış duvarlarına notlar yazılmış. “Bu bina kontrol edildi. Bu binada kimse yok” vs. Terkedilmiş, insansız, sadece kurtulan birkaç hayvanın ortalıkta şaşkınlıkla gezdiği bir bölge… Yıkılan duvarlardan odaları, perdeleri, mobilyaları ve hatta duvarlarda asılı aile fotoğraflarını bile tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz dışarıdan.

Çağrı üzerine, bir enkazda birlikte çalışan yerel itfaiyecilerin ve bir kurtarma ekibinin yardımına koşuyoruz. Binanın ikinci katında mahsur kalan bir aileyi çıkarmaya çalışıyorlar. İkinci kat zeminle birleşmiş. Arama kurtarma ekibindeki bir arkadaş bir saatte kurtarabileceklerini söylüyor aileyi. Patrick sessizlik istiyor ve dinleme yapıyorlar. Köpekleri istemiyor… Anlıyoruz ki, pek yaşam umudu yok. Ama aileyi her koşulda çıkarmak istiyor ekip… 5 kişilik bir aile, anne, baba, kız ve erkek çocuklar… Yakınları bekliyor…

Hava kararmaya başladı, aile evin mutfağında. İkinci kattaki mutfağın tavanının yüksekliği zeminden 1.5 metre seviyesine düşmüş. Ekip tavandan mutfaktaki aileye ulaşmaya çalışıyor. Soğuk artıyor, karanlık artıyor, ağır insan kokuları artıyor, yorgunluk artıyor…  Yaklaşık 1,5 saat sonra tavan kırılıyor. Ve tavandan delik açılıyor ama aileye ulaşmak mümkün olmuyor. Çünkü buzdolabı ailenin üzerine düşmüş ve tamamen yolu kapatmış ve onları sıkıştırmış.

Şimdi buzdolabını da kesip aileye ulaşmaya çalışıyor ekip. Üçüncü katın mutfağındaki yeşil zeytin bidonundan zeytinler saçılmış binanın bahçesine. Ev eşyaları, ayakkabılar, bir bisiklet, balkondaki çiçekler, bahçede dağınık halde…

Buzdolabı küçük parçalar halinde parçalanıyor. Çalışma bölgesinde elektrik yok. Jeneratörden elektrik alınıyor ve çalışma alanı araba farlarıyla aydınlatılıyor…

Ekip, aileyi buzdolabının küçük bir deliğinden görüyor. Kimsede yaşam belirtisi yok. Uzun uğraşlar sonunda buzdolabı tamamen ailenin üzerinden temizleniyor ve parçalar bahçeye atılıyor. Meraklı ve endişeli, mutfağa giriyorum. Tavandan aşağıya doğru bakıyorum aileye… Muhtemelen deprem anında, mutfaktan kaçmaya çalıştılar ama başaramamışlar…

Baba tüm gücüyle, kocaman kollarını açmış, ve gövdesini siper etmiş, eşini ve çocuklarını binadan korumak için.. Zaman onlar için deprem gecesinde donmuş kalmış. Onlarca fotoğraf çekiyorum, ancak sadece bir kareye bakabiliyorum. Tüm ekip, gördüklerinden çok derin etkilenmiş halde. Hüzünlü ve uzun bir sessizlik Herkesin gözleri nemli, kimse birbiriyle göz göze gelemiyor. Çok sarsıcı, çok sert. Şamatacı Niko’nun bile ağzını bıçak açmıyor…

Deniz Kızı’na doğru yola çıkıyoruz… Umudumuz, birazcık dinlenmek, uyumak ve ‘normale yakın’ bir hale gelebilmek… Belki kısa süreliğine gördüklerimizi unutmak… Ama mümkün mü?

Devam edecek…

‘Enkaz altında binlerce hayvan var ve hâlâ yaşıyor’

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerden etkilenen 10 kentte büyük bir yıkım yaşandı. Resmi rakamlara göre 45 binin üzerinde insan yaşamını yitirirken, özellikle kırsal mahallelerde enkaz altında kalan sayısız hayvan da öldü. Kurtulan ve yaralanan hayvanlar ise aç susuz kaldı. Deprem bölgesindeki hayvanların durumu resmi bir kayıt tutulmadığı için ne olduğu bilinmiyor.

Deprem bölgesindeki hayvanların tehlike altında olduğunu belirten İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi Rojda Kuruş, “Uygun koşulların sağlanması gerekiyor. Belediyeler tarafından hayvanların barınabileceği alanlar oluşturulmalı” dedi.

Ancak deprem bölgesinde hayvancılık faaliyetlerinin yoğun olarak yürütülmesi, hayvan hakları aktivistleri ve baroların hayvan hakları komisyonlarının aktardığına göre yüzlerce büyükbaş hayvanın hayatını kaybetmesine neden oldu.

Bölgede yaşanan göç nedeniyle hayvanları besleyecek insan sayısı da sınırlı.

‣ Adıyaman’da deprem sokakta yaşayan hayvanları da vurdu
‣ Aleks 23 gün sonra enkazdan çıkarıldı

‘İş makineleri hayvanları öldürecek’

Mezopotamya Ajansı‘ndan Delal Akyüz‘ün aktardığına göre, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi üyesi ve aynı zamanda İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi avukat Rojda Kuruş, 17 Şubat’ta gittiği Hatay’ın Defne ilçesinde üç gün bulundu. Hayvanların konuşulmayan taraf olduğunu belirten Kuruş, “Enkaz altında, hasarlı binalarda binlerce hayvan var ve hâlâ yaşıyorlar. Depremin olduğu günden bu yana aç susuz bir şekilde kurtarılmayı bekliyorlar. Şuan oradaki tozdan, dumandan, asbestten insanlar kadar hayvanlarda etkileniyor. Şuan 10 binlerce hayvan bu tehlike altında” diye belirtti.

Devletin insanlar gibi hayvanları da kurtarmadığını söyleyen Kuruş, hem sokakta yaşayan hem de evde bakılan hayvanların durumunun kötü olduğunu aktardı. Bölgede yaşanan göç nedeniyle hayvanları besleyecek kimsenin de kalmadığını ifade eden Kuruş, “Özellikle Hatay, Maraş ve Adıyaman tamamen boşalmış durumda. Bu şehirler bir süre sonra inşaat alanı olacak. İnsan sağlığına zararlı birçok zehirli gazdan bahsediliyor. Bunlar hayvanlara da zararlı. İnşaatların etrafında açlıktan, susuzluktan olmasa bile iş makineleri hayvanları öldürecek” dedi.

‣ Diyar Galeria’da mahsur kalan hayvanlar için zamanla yarışılıyor: Bina yıkılacak
‣ Deprem bölgesinde hayvanlar tehlikede, fırsatçılar kapıda

Hastalık varsayımı riski

Medya üzerinden hayvanlara karşı yaratılan kötü bir algı olduğuna dikkati çeken Kuruş, “Kuduz, hastadır” denilerek, hayvan düşmanlığının oluşturulduğunu söyledi.

Kuruş, “Bölgeye gittiğimde defalarca ‘hayvanlar bir süre sonra hastalık yaymaya başlayacak’ gibi sözler duydum. Bunlar yayılıyor; bir süre sonra insanlar kendilerini korumak için hayvanları katletmeye başlayacak. Bunun önüne geçmek gerekiyor. Hayvanlar şuan iki taraftan tehlike altında, bu konuda halkın bilgilendirilmesi gerekiyor. Şuan orada hukuki olarak bir sürecin işlemesi mümkün değil ancak önümüzdeki süreçte bunun takipçisi olacağız” dedi.

‘Belediyeler hayvanların kurtarım ve bakımına dahil olmalı’

Hayvanlar için uygun koşulların sağlanmasını isteyen Kuruş, “Hayvanlar için sadece gönüllülerin yaptığı çalışmalar yetersiz kalır. Belediyeler tarafından bir çalışma yürütülüp hayvanlar kurtarılmalı ve hayvanların barınabileceği alanlar oluşturulmalı. Belediyelerin düzenli besleme, aşılama yapması gerekiyor” diye konuştu.