Ana Sayfa Blog Sayfa 558

Açık denizlerde biyoçeşitliliğin korunması konusunda anlaşma sağlandı

ABD‘nin New York kentinde iki haftadır yürütülen Hükümetlerarası Konferansın 5’inci Oturumu‘nun ardından Birleşmiş Milletler (BM) binasında son iki gündür yaklaşık 40 saat süren kesintisiz müzakereler sonucunda okyanuslardaki biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik anlaşma sağlandı.

Yaklaşık 20 yıldır üzerinde çalışmalar yürütülen anlaşma, ülkelerin ulusal deniz yetki alanlarının ötesindeki biyoçeşitliliği korumayı amaçlıyor. Bu da okyanusların üçte ikisini kaplayan bir alana denk geliyor. 

Okyanus ekosistemleri, soluduğumuz oksijenin yarısını üretiyor, gezegenin biyosferinin %95’ini temsil ediyor ve dünyanın en büyük karbon yutağı olarak karbondioksiti emiyor. Ancak şimdiye kadar, açık denizleri yöneten parçalı ve gevşek bir şekilde uygulanan kurallar, bu bölgeyi kıyı sularına göre sömürüye daha açık hale getirdi.

Açık denizlerin biyoçeşitliği ve dengesi iklim değişikliği, aşırı avlanma ve nakliye trafiği gibi pek çok olumsuz husustan etkileniyor. 

Cumartesi günü BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM Okyanus Anlaşması‘nın ulusal yetki alanlarının ötesindeki alanlardaki deniz biyolojik çeşitliliğinin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını sağlamaya yönelik anlaşma metninin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını aktardı.

‣ Biyolojik çeşitlilik için tarihi bir anlaşmaya imza atıldı

Guterres’in sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, “Genel sekreter, delegeleri, ulusal yetki alanı dışındaki alanlardaki deniz biyolojik çeşitliliğinin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını sağlamaya yönelik bir metni nihai hale getirdikleri için tebrik ediyor” dedi: “Okyanusun yaklaşık üçte ikisini kapsayan bu atılım, yaklaşık yirmi yıllık çalışmanın doruk noktasını işaret ediyor ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi‘nin mirasına dayanıyor.”

‣ Ülkeler iklim sahnesinde: Türkiye yine sınıfta kaldı

Anlaşma, çok taraflılık ile şimdiki ve gelecek nesiller için okyanus sağlığının karşı karşıya olduğu yıkıcı eğilimlere karşı koymaya yönelik küresel çabalar için bir zafer niteliği taşıyor. Açıklamada, iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve kirlilikten oluşan üçlü gezegen krizlerini ele almak için büyük önem taşıyan anlaşmanın 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ve Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi‘nin okyanusla ilgili amaç ve hedeflerine ulaşmak için de hayati önem taşıdığı belirtildi.

Anlaşma, söz konusu alanda yaban hayatı kaybına karşı koruma sağlamak ve açık denizlerin genetik kaynaklarını paylaşmak için geniş deniz koruma alanları (DKA’lar) oluşturmak için yasal bir çerçeve sağlayacak. Ayrıca imzacılar periyodik olarak toplanacak ve üye devletlerin yönetişim ve biyoçeşitlilik gibi konularda hesap vermesini sağlayacak bir taraflar konferansı (Cop) kuracak.

‣ Bilim insanlarına göre COP15 dünyanın kaderini belirleyecek

Cumartesi gecesi geç saatlerde yayınlanan açıklamada, iklim değişikliğiyle mücadele bağlamında önemli bir adım olarak değerlendirilen anlaşmaya ilişkin olarak Guterres, “Şimdiki ve gelecekteki nesiller için daha güvenli, sağlıklı, dayanıklı ve verimli bir okyanus için birlikte çalışmaya devam edeceğimiz günleri iple çekiyorum” diye aktardı.

Tepkiler

Uluslararası çevre örgütü Greenpeace‘in siyasi danışmanı Veronica Frank, anlaşmanın imzalanmasını “Gerçekten mutluyuz. Dünya çok bölünmüş durumda ve çok taraflılığın desteklendiğini görmek çok önemli. Şimdi gerçekten önemli olan, bu aracı kullanarak bu 30×30 hedefini gerçekten hızlı bir şekilde yürürlüğe koymaktır” diye değerlendirdi.

Pew Charitable Trust da “dönüm noktası niteliğindeki uluslararası anlaşmayı” olarak nitelendirdiği anlaşmayı memnuniyetle karşıladı.

Pew’in okyanus yönetişimi projesi direktörü Liz Karan şunları söyledi:  “Açık denizlerdeki deniz koruma alanları, iklim değişikliğinin etkilerinde kritik bir rol oynayabilir. Hükümetler ve sivil toplum şimdi anlaşmanın kabul edilmesini ve hızla yürürlüğe girmesini ve açık deniz biyolojik çeşitliliğini korumak için etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamalıdır.”

Küresel Kuzey ve Güney’den katkılar

AB, ABD, Birleşik Krallık ve Çin‘i içeren Yüksek İddialı Koalisyon, anlaşmaya aracılık etmede, koalisyonlar inşa etmede ve müzakerelerin son günlerinde uzlaşmaya isteklilik göstermede kilit oyuncular olarak kendini gösterirken, Küresel Güney, anlaşmanın adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde uygulamaya konulabilmesinin sağlanmasına öncülük etti.

Grafik: Guardian

Avrupa Komisyonu’nun çevre, okyanus ve balıkçılıktan sorumlu üyesi Virginijus Sinkevičius, anlaşmayı “okyanus için tarihi bir an” ve on yılı aşkın çalışma ve uluslararası müzakerelerin doruk noktası olarak nitelendirdi: “BM Açık Deniz Anlaşması ile ilgili anlaşmayla, bizim ve gelecek nesiller için gerekli olan deniz yaşamını ve biyolojik çeşitliliği korumak için çok önemli bir adım atıyoruz. Aynı zamanda ortaklarımızla güçlendirilmiş çok taraflı işbirliğinin bir kanıtı ve okyanusun yüzde 30’unun korumasına yönelik COP 15 hedefimizi uygulamak için büyük bir ilerleme. Aldığımız sonuçtan gurur duyuyorum.”

Avrupa Birliği, zengin ve yoksul ülkeler arasında güven inşa etme girişimine bir başlangıç olarak, anlaşmanın onaylanmasını ve erken uygulanmasını kolaylaştırmak için New York’ta 40 milyon € (42 milyon $) sözü verdi.

Bir yıldan kısa bir süre içinde üçüncü kez, üye devletler “nihai” bir anlaşma yapmak için BM’nin New York’taki genel merkezinde bir araya gelmişti.20 Şubat’tan itibaren iki haftadan fazla süren müzakereler, önceki müzakerelerin geçen ağustos ayında anlaşma olmadan sona ermesinin ardından beşinci tur görüşmelerdi.

BM: Tutulmayan sözler çağı sona ermeli, iklim tazminatı ödenmeli

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele konusunda diğer ülkelere yıllık 100 milyar dolar iklim tazminatı sağlama taahhüdünü yerine getirmelerini istedi.

Dünyanın COVID-19’a karşı mücadelesine başlamasından üç yıl sonra, halihazırda sürdürülebilir kalkınmanın önündeki ciddi yapısal engellerle boğuşan ve ekonomik ve çevresel şoklara karşı oldukça savunmasız olan en az gelişmiş ülkeler, kendilerini yükselen bir kriz dalgası, belirsizlik, iklim kaosu ve derin bir küresel adaletsizliğin ortasında buldu.

Guterres, Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen BM En Az Gelişmiş Ülkeler 5. Konferansı‘nın açılışında konuştu.

İklim felaketlerinden kaynaklanan her 10 ölümden yedisinin en az gelişmiş ülkelerde meydana geldiğini vurgulayan Guterres, “Gelişmiş ülkeler, iklim değişikliğine uyum sağlayabilmeleri ve dayanabilmeleri için en az gelişmiş ülkelere verdikleri desteği güçlendirmelidir.” dedi.

Guterres, bu kapsamda gelişmiş ülkeler tarafından yıllık 100 milyar dolar toplama taahhüdünün yerine getirilmesi çağrısında bulundu:

“Sağlık ve eğitimden sosyal korumaya, altyapıya ve iş yaratmaya kadar sistemler ya yıpranmış, ya da yok olmuş durumda. Ve durum giderek kötüleşiyor.” 

Zengin ülkelerin kendi çıkarları için oluşturdukları küresel finans sisteminin, gelişmiş ülkelerdekinden sekiz kat daha yüksek faiz oranları ödemek zorunda olan en az gelişmiş ülkeler için son derece adaletsiz olduğunu söyledi. Guterres, “Bugün, 25 gelişmekte olan ekonomi, hükümet gelirlerinin yüzde 20’sinden fazlasını yalnızca borç ödemeye harcıyor” diye konuştu.

BM yetkilisi, böylesine derin zorluklar karşısında, en az gelişmiş ülkelerin üç kilit alanda “bir destek devrimine ihtiyacı olduğunu” belirtti.

‣ Yoksul ülkeler COP27’den iklim tazminatı bekliyor

‣ Danimarka, iklim değişikliğinden kaynaklanan ‘kayıp ve zarar’ için tazminat ödeyen ilk BM ülkesi olacak

‘Daha fazla bahane yok’

Guterres bunlardan ilkinin söz konusu ülkelerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşmak için duyduğu acil destek olduğunu belirtti.

Bu destek, gelişmekte olan ülkelere yılda en az 500 milyar dolar sağlamanın yanı sıra gelişmiş ülkelerden resmi kalkınma yardımı için GSMG’nin yüzde 0,15 ila 0,20’sini sağlamayı da içeriyor. Ayrıca, vergi kaçakçılığını ve yasadışı mali akışları önlemek için uluslararası çaba gösterilmesi gerekiyor.

BM genel sekreteri ikinci olarak, küresel mali sistemde yeni bir Bretton Woods momenti yoluyla reform yapmanın gerekli olacağını söyleyerek “Bu, beklenmedik durum finansmanının genişletilmesini ve afet ve salgın hükümlerinin borçlanma araçlarına entegre edilmesini içeriyor” dedi: “Çok taraflı kalkınma bankaları, az gelişmiş ülkelere daha fazla özel finans akışı çekmek için iş modellerini dönüştürmelidir.”

Guterres, ülkelerin ekonomilerini ölçmek için gayri safi yurtiçi hasılanın ötesine geçen borç verme kriterleri gibi yeni, sağduyulu yollar bulmalıyız” diye ekledi.

En az gelişmiş ülkelerin sera gazlarına çok az katkıda bulunmalarına rağmen, iklim değişikliğinin etkilerine karşı özellikle savunmasız olduklarını hatırlatan  Guterres, gerekli desteği sağlamak için gelişmiş ülkeleri gelişmekte olan ülkelere verdikleri 100 milyar dolarlık sözü yerine getirmeye, iklim finansmanına erişimi basitleştirmeye, kayıp ve zarar fonunu faaliyete geçirmeye, uyum finansmanını ikiye katlamaya, BM destekli Yeşil İklim Fonunu yenilemeye ve erken ödeme yapmaya ve beş yıl içinde dünyadaki her insana uyarı sistemleri sağlamaya çağırdı.

Bu ve diğer hayati hedefleri göz önünde bulunduran Genel Sekreter, delegelere Eylül ayında BM Genel Merkezinde sözlerden eyleme geçmek ve “krizin ön saflarında yer alanlara iklim adaleti sağlamak” için bir İklim Azmi Zirvesi‘ne ev sahipliği yapacağını söyledi.

‣ ‘Batı, Pakistan’daki büyük seli görmezden geliyor: Uyarıyı dikkate almazsanız yarın siz olacaksınız’

‣ Afrika ve Küçük Ada Ülkeleri, petrol devlerinden iklim tazminatı istiyor

‘Tutulmayan sözler çağı sona ermeli’

BM Genel Sekreteri, konuşmasının ardından Twitter hesabından yaptığı açıklamada En Az Gelişmiş Ülkelerin küresel sera gazlarına yüzde 4’ten daha az katkıda bulunduğunu hatırlatarak, “Hükümetler, iş dünyası ve sivil toplum, krizin ön saflarında yer alanlara iklim adaleti sağlamalıdır. Tutulmayan sözler çağı artık sona ermeli” ifadelerini kullandı.

Gelişmiş ülkeler 2009’da gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesine destek için 2020 itibarıyla yıllık 100 milyar dolar finansman sağlamayı taahhüt etmişti. Ancak taahhüt edilen iklim finansmanı şimdiye kadar istenen seviyede gerçekleşmedi.

Katar’da düzenlenen BM En Az Gelişmiş Ülkeler Beşinci Konferansı, 9 Mart’a kadar devam edecek.

Konferansa aralarında devlet ve hükümet başkanları, bakanlar, diplomatlar, üst düzey yetkililer, iş insanları, bölgesel ve küresel kuruluş, kurum ve şirketlerin temsilcilerinin de bulunduğu yaklaşık 6 bin kişinin katılması bekleniyor.

Doktorlar iklime etkisinden ötürü anestezik gaz kullanmayı bırakıyor: Türkiye’de 2026’da yasaklanabilir

Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) verileri, ameliyat sırasında hastaları bilinçsiz tutmak için kullanılan gazın, küresel ısınmaya katkısının karbondioksitin 2 bin 500 katı olduğunu gösteriyor.

Yasakla birlikte İskoçya‘nın karbon salımları yılda bin 700 evin enerji tüketimi kadar azalacak. Bu hesaplamada gazın en fazla kullanıldığı 2017 yılı esas alınıyor.

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, Birleşik Krallık genelinde hastaneler desfluran kullanımını azaltmaya başlamıştı. Son yıllarda İngiltere‘deki 40’tan fazla hastane vakfı ve Galler‘deki bazı hastaneler desfluran kullanmayı bırakmıştı.

NHS İngiltere, 2024’ten itibaren istisnai durumlar dışında desfluran kullanılmasını durduran benzer bir yasak getirecek.

NHS’in 2020’deki desfluran kullanımına ilişkin analizine göre, gazın İngiltere’deki NHS hastanelerinde yasaklanması, her yıl 11 bin eve elektrik verilmesinin neden olduğu salımlara eşdeğer bir azalma sağlayacak.

Desfluran gazının başta Avrupa olmak üzere önümüzdeki birkaç yıl içinde birçok ülkede yasaklanması bekleniyor.

Türkiye’nin desflurana karşı tutumu netlik kazanmadı

Desfluran anestezi sırasında Türkiye‘de de yaygınlıkla kullanılan bir gaz ve gazın 2026’da yasaklanabileceği yönünde söylentiler de mevcut.

Türkiye’deki anestezi uzmanları ise anestezi sırasında yaygınlıkla kullandıkları iki gazın desfluran ve sevofluran olduğunu belirttiler.

Ayrıca, desfluran gazının “vücuttan hızlı atılması, hastanın daha dinç ve hızlı uyanması” gibi hastaya etkileri düşünülerek tercih edildiği vurgulandı.

Desfluranın çevre kirliliğine etkisi ve karbon ayak izi gibi konuların yeni yeni gündeme geldiği ve Türkiye’de yasaklanabileceği yönünde söylentiler olduğunu da aktardılar ve şu bilgileri verdiler.

“Tüm dünyada yasaklanırsa Türkiye de bu yola girebilir. 2026’da Türkiye’de de yasaklanabileceği yönünde teyit edilmemiş bilgiler var.”

‘Bir günde kullandığımız desfluran miktarı 1000 km araba sürmekle eşdeğer salıma neden oluyor’

Anestezi uzmanı ve İskoçya’nın Yeşil Ameliyathaneler programının klinik lideri Dr. Kenneth Barker, on yıldan uzun bir süredir birçok büyük ve rutin operasyonda kullandığı anestezik ilacın çevreye bu kadar zararlı olduğunu öğrenince şoke olduğunu söyledi:

2017’de, bir anestezist olarak normal bir günde kullandığımız desfluran miktarının, günde 1000 km araba sürmekle eşdeğer salımla sonuçlandığını fark ettim. Derhal kullanmayı bırakmaya karar verdim ve birçok anestezist arkadaşım da buna dahil oldu. Çevreye etkisi bu kadar bariz bir konuda geldiğimiz aşamadan memnunum.

Birçok hastane, karbondioksitten 130 kat daha fazla küresel ısınma potansiyeline sahip olan sevofluran gibi daha az ısınma potansiyeline sahip güvenli ve etkili anestezik gazlara, gazsız anesteziklere veya daha verimli ekipmanlar kullanmaya geçiyor.

Birleşik Krallık genelinde anestezi uzmanlığından sorumlu Royal College of Anesthetists‘in başkan yardımcısı Dr. Helgi Johannsson, “İngiltere’de giderek daha fazla sayıda anestezist, gazın çevreye verebileceği zararın boyutunun farkına vardı ve kullanmayı bıraktı – ve bununla gurur duyuyorum” dedi.

Genel olarak, anestezik gazlar NHS’in karbon ayak izinin yaklaşık yüzde iki ila beşini oluşturuyor.

NHS İngiltere’nin net sıfır stratejisi kapsamında, daha çevre dostu ısıtma, aydınlatma ve ulaşım sistemlerine geçiş ön görülüyor. Bunun yanında ilaç ve ekipmanın NHS’e tedarikinin çevresel etkisi de inceleniyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ayaktan hasta bakmaya devam edecek

Fakülte’nin  depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle 28 Şubat’tan itibaren birkaç birimi hariç tüm faaliyetleri durdurulmuştu. 

Dekanlıktan yapılan açıklamada, üniversite rektörlüğünden betonarme binaların deprem riski yönünden incelenmesini talep edildiği, rektörlük tarafından hızlı bir şekilde mevcut betonarme binaların depreme karşı dayanıklılığının tespiti için bir çalışma başlatıldığı belirtildi.

Açıklamada, üniversitenin Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden oluşan bir komisyon tarafından yapılan inceleme sonucunda yatan hasta servisleri, ameliyathaneler, radyoloji ünitesi ve ayaktan hasta poliklinikleri bulunan ve güçlendirilen monoblok binası da dahil olmak üzere bazı betonarme binaların son deprem yönetmeliği temelinde emniyetle hizmeti yerine getirecek güvenlik seviyesine sahip olmadığının tespit edildiği; bu kapsamda öğrencilerin, çalışanların ve hastaların emniyeti açısından güvenli olmadığı belirlenen binalarda eğitim ve sağlık hizmetlerinin acil bir şekilde durdurulması kararının alındığı aktarıldı.

“Mevcut yerleşkede 2 yüzyıldır eğitim ve sağlık hizmeti veren Cerrahpaşa ile ilgili bu gelişme öğrencilerimizi, öğretim üyelerimizi, mezunlarımızı, çalışanlarımızı ve hastalarımızı derinden yaralamış olmakla birlikte yönetimimiz tarafından alınan bu kararın vicdani ve hukuki bir sorumluluğun gereği olduğunu hatırlatmak isteriz” ifadelerine yer verilen açıklamada, şöyle devam edildi:

“Şimdi bize düşen, en yüksek puanla öğrenci kabul eden devlet tıp fakültesi konumundaki Cerrahpaşa’da öğrencilerin eğitimlerinin aksamaması, ulusal ve uluslararası akreditasyonlarla uzmanlık eğitimi alan genç hekimlerin hak kaybına uğramaması, alanında dünya markası öğretim üyelerimizin çalışmalarına ara vermeden devam edebilmesi ve yüz binlerce hastamızın takip ve tedavilerinin aksamadan sağlanması konusunda hızlı ve etkin adımlar atarak, Cerrahpaşa ailesi ile toplumda oluşan haklı tedirginlik ve endişeyi ortadan kaldırmaktır.

Fahrettin Koca etkisi

Bu doğrultuda, geçen 4 günlük süre içerisinde polikliniklerimizle ilgili yeniden düzenleme yapılarak 7 Mart 2023 tarihinden itibaren tüm branşlarda mevcut kısıtlı imkanlar dahilinde ayaktan hasta poliklinikleri, tedavileri ve laboratuvar hizmetlerinin Cerrahpaşa Yerleşkesi içindeki deprem riski olmayan çelik konstrüksiyon binalarda sürdürüleceğini kamuoyuna duyurmak isteriz.”

Dekanlığın açıklamasında, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın bakanlık yetkilileriyle birlikte 4 Mart’ta fakülteyi ziyaret ettiğine ve “hastanenin nitelikli servislerinde hizmet vermeye devam etmesini istediği” işaret edildi.:

“Bakanlığımızın bu konudaki tasarrufunun belli olmasının ardından ivedi şekilde yatan hasta birimleri başta olmak üzere, tüm nitelikli hizmetlerimize kaldığımız yerden devam edeceğimizi belirtmek isteriz.”

Öğrenciler ve hekimler isyan etmişti

6 Şubat depremlerinden sonra tıp fakültesi öğrencileri ve hekimler hastanenin farklı binalarındaki harabiyeti gösteren videolar çekmiş ve “Cerrahpaşa mezar olmasın” diyerek seslerini duyurmaya çalışmış; dekanlık yerleşkedeki betonarme binaların incelenmesini talep etmişti. Yapılan incelemelerde yatan hasta servisleri, ameliyathaneler, radyoloji ünitesi ve ayaktan hasta poliklinikleri bulunan monoblok dahil bazı betonarme binalarının güvenli olmadığı anlaşılmış; üniversite yönetim kurulu da oybirliğiyle hastanenin ameliyatlar dahil neredeyse tüm faaliyetleri bir hafta boyunca durdurmuştu.

Bu süre boyunca hasta kabul edilmedi, mevcut hastalar başka hastanelere sevk edildi.

‘Yerinde yenilenme’ yılan hikayesine döndü

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin 13 yıl önce başlayan yerinde yenilenme projesi ise bir türlü hayata geçmedi. Diken‘den Mesude Erşen‘in aktardığına göre, yenilenme için Ocak 2011’de Resmi Gazete’de yatırım bütçesi yayımlandı. Aralık 2011’de hastanenin inşaatı için Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’yla (TOKİ) sözleşme imzalandı. İstanbul Üniversitesi, Avcılar’daki bazı alan ve arsalarını Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve hastanesinin yeniden, yerinde yapılandırılması karşılığında TOKİ’ye verdi. İstanbul Üniversitesi 2018’de bölününce, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yeni kurulan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’ya geçti. Ancak TOKİ’yle anlaşma devam etti. Aralık 2019’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yeniden Yapılandırma Projesi cumhurbaşkanlığı oluruyla yatırım programı kapsamına alındı.

Hastanenin sahil tarafına doğru geçici prefabrik binalar yapıldıkça, üst Cerrahpaşa’daki klinikler, hizmet binaları geçici yerlerine taşındı. Bazıları cerrahi ve dahiliye monoblok binalarına sıkıştırıldı.

Bugüne gelindiğinde,  yıkılan binaların yerlerine inşaatlar başlamadı.

İran’da binin üzerinde kız çocuğu zehirlendi: Bakan ‘stres’ dedi, aileler sokakta

İran’da, kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda toplu zehirlenme vakaları artıyor. İran’da yalnızca kız çocuklarının eğitim gördüğü okullarda, 15 şehirde binden fazla kız öğrenci, zehirli gaz saldırısına maruz kalanların yaşadıklarıyla benzer semptomlar bildirdi.

Devlet medyasının röportaj yaptığı kızlar, birdenbire “çürük meyve veya çürük yumurta veya güçlü bir parfüm” kokusuna kapıldıklarını ve ardından zar zor nefes alabildiklerini söyledi.

Öğrencilerden bazıları kokunun etkisiyle bayıldıklarını ve arkadaşlarının yardımıyla sürüklenerek temiz havaya çıkarıldıklarını anlattı. Bazı öğrenciler ise başlarının döndüğünü ve hasta hissettiklerini aktardı. Çok sayıda kız hastaneye kaldırıldı.

‣İran’da kız çocukları hedefte: Zehirlenen öğrencilerin sayısı 900’e ulaştı 
İran
Ebeveynler, zehirlenmeler nedeniyle Kum’daki valilik binasının önünde protesto yaptı (IRNA)

İçişleri Bakanı zehirlenmeler için ‘stresten’ dedi

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi tarafından soruşturulması istenen İran İçişleri Bakanı Ahmad Vahidi, geçenlerde yapmış olduğu bir basın toplantısında şunları iddia etti:

“Zehirlenmelerin yüzde 90’ından fazlası dış etkenlerden kaynaklanmıyor, çoğu da haberlerden kaynaklı stres ve endişelerden kaynaklanıyor.”

Panahi: Saldırıların amacı kızların eğitim aldığı okulları kapatmak

Ancak İran Sağlık Bakan Yardımcısı Yunes Panahi, saldırıların amacının yalnızca kızların eğitim gördüğü okulları kapatmak olduğunu öne sürdü. Parlamento konuyu ele aldı ve resmi bir soruşturma açıldı.

DW‘nin aktardığına göre; İran’ın başkenti Tahran’dan 47 yaşındaki bir anne, “Aileler okulların önünde protesto yapıyor” dedi ve ekledi:

“Birçoğu çocuğunu artık okula göndermeyi düşünmüyor. Yetişkin kızım öğrenci. Bu zehirli gaz saldırılarının ülke çapındaki protestolar sırasında yurtlarda başladığını söylüyor. Aylardır ihbarlar var ama kimse ciddiye almıyor.”

Öte yandan İran Öğretmenler Ticaret Derneği ülke çapında bir protesto çağrısında bulundu.

Grev çağrısı yaptıktan sonra defalarca tutuklanan sendikanın yönetim kurulu üyesi Mohammad Habibi, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Bu saldırıların arkasında kim varsa öğrencilerin güvenliğinin bizim kırmızı çizgimiz olduğunu bilmelidir” dedi.

Hamaney: Affedilemez

Cumartesi günü (4 Mart) Tahran’daki ebeveynler protesto için sokaklara döküldü. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, faillerin ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söyledi.

İran’ın dini lideri bugün (6 Mart), yüzlerce öğrencinin hastaneye kaldırılmasına neden olan bir dizi olayın ardından son aylarda İranlı kız öğrencilerin zehirlenmesinin “affedilemez” bir suç olduğunu söyledi.

Devlet medyası ve yetkililer, ülke genelinde farklı okullarda binden fazla kız çocuğunun Kasım ayından bu yana “hafif zehir” saldırılarına maruz kaldığını söylüyor.

İran liderinin yorumları, ülke çapındaki kız okullarındaki vakalarla ilgili endişelerin artmasıyla birlikte Cumartesi günü (4 Mart) daha fazla İranlı kız öğrencinin hastaneye kaldırılmasının ardından geldi.

İran’ın yarı resmi Tasnim haber ajansı ve Mehr haber ajansı, Cumartesi günü batı Hamedan ile kuzeybatıdaki Zanjan ve Azerbaycan eyaletlerindeki okullardaki kızların hastalandığını bildirdi.

Haber ajansları, güneybatıdaki Fars ve kuzeydeki Alborz vilayetlerindeki okulların da muhtemel zehirlenme vakaları bildirdiğini bildirdi.

Ayetullah Ali Hamaney devlet medyasının aktardığına göre, “Yetkililer öğrencilerin zehirlenmesi konusunu ciddi şekilde takip etmelidir. Bu affedilemez bir suçtur… bu suçun failleri ağır şekilde cezalandırılmalıdır” dedi.

31 eyaleti bulunan İran’da en az on ilde 30’dan fazla okul kızların gizemli bir şekilde hastalandığını bildirdi, ancak zehirlenme vakalarını bildiren okulların sayısı farklılık gösteriyor.

Aileler stres iddiasına inanmıyor

İnterpol tarafından 1994’te Buenos Aires, Arjantin‘deki 85 kişinin öldüğü, Yahudi cemaat merkezinin bombalanması olayına karıştığı şüphesiyle aranan eski Devrim Muhafızları generali ve dönemin (2009- 2013) savunma bakanı, 2021’den itibaren ise İçişleri Bakanı olan Vahidi’nin iddia ettiği gibi semptomların “stres”ten kaynaklandığı iddiasına çok az İranlı inanıyor gibi görünüyor.

Olayları bildiren bir gazeteci tutuklandı

Öte yandan İran medyası, kızların eğitim aldığı okullardaki gaz saldırısına ilişkin haberler takip eden bir gazetecinin tutuklandığını bildirdi.

Ali Pour-Tabatabaie

Qom (Kum) News sitesinin yöneticilerinden Ali Pour-Tabatabaie‘nin Pazar sabahı (5 Mart) Tahran’ın 120 kilometre güneyindeki Kum’da gözaltına alındığı bildirildi.

Etemad Daily‘nin de aralarında bulunduğu yerel basına göre, gazetecinin hangi güvenlik veya istihbarat birimi tarafından tutuklandığına dair hâlâ bir bilgi yok.

Ne olmuştu?

Daha önce Kum ve Burucerd başta olmak üzere Çaharmahal ve Bahtiyari ile Erdebil gibi kentlerdeki toplu zehirlenme vakaları, son olarak Tahran’da yaşanmış, Perdis‘teki Hayyam Kız Lisesi’nde okuyan 35 öğrencinin zehirlenmesine ilişkin yerel medyada haberlerin yayımlanmasının ardından başkentin 13. Bölgesi’nde bulunan Zeyneb Yolu İlköğretim Okulu öğrencilerinin de zehirlendiği aktarılmıştı.

Saldırıların, genç öğrencileri Mahsa Amini‘nin ölümüyle tetiklenen ve ülkede devam eden huzursuzluğu desteklemekten caydırmak için koordineli bir çalışma olduğuna inanılıyor.

Sivil toplum örgütlerinden Maraş depremi değerlendirmesi

Hak odaklı çalışmalar yürüten altı örgütten oluşan sivil toplum heyeti, 6 Şubat’ta Kahramanmaraş‘ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin ardından depremden etkilenen bölgede yürüttükleri gözlem ziyaretine ilişkin bir ön gözlem raporu hazırladı.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, FİSA Çocuk Hakları Merkezi, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Adil Yargılanma Hakkına Erişim Derneği, Yurttaşlık Derneği temsilcileri Kapasite Geliştirme Derneği ve bağımsız uzmanların katılımıyla oluşturulan sivil toplum heyeti, depremden etkilenen sekiz il ve dört ilçeye 11-14 Şubat 2023 tarihleri arasında gözlem ziyareti gerçekleştirdi. Ziyaretler, depremzede bölgenin dört ayrı yöresine ve eş zamanlı olarak yapıldı.

Gözlem ziyaretleri ile afetlere müdahale, insani yardımlar ve afetin sonuçlarının giderilmesi ile ilgili tüm süreçlere afetten etkilenenlerin ve sivil toplum örgütlerinin etkin katılımının sağlanmasını ve kamu makamlarının tüm süreçlerde şeffaflığı hayata geçirmesini bekleyen heyet, on binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına yol açan afetin yönetiminin insan hakları perspektifinden değerlendirilmesi amacını taşıyan rapor;  gözlem misyonunda farklı kaynaklarca teyit edilmiş bulgulara yer verdi.

Giriş bölümünde “Doğal afetlerden etkilenenlerin haklarını ihmal etmek, yurttaşların yasal bir boşlukta değil, haklarını koruması gereken yasalara, kurallara ve kurumlara sahip bir ülkede yaşadıkları gerçeğini göz ardı etmek anlamına gelir” ifadelerine yer verilen rapor, uluslararası insan hakları ilkelerinin, afet öncesi zarar azaltma ve hazırlık önlemleri, acil yardım ve rehabilitasyon ve yeniden inşa çabaları da dahil olmak üzere afet risk yönetimine rehberlik etmesi gerektiğini vurguladı.

Raporda risk altındaki kişilerin şiddet ve istismara karşı yeterli korumaya sahip olmasının önemine dikkati çeken sivil toplum örgütleri, yerlerinden edilen kişilere gerekli koruma ve yardım sağlanması gerektiğini belirterek, bu kişilerin güvenli ve onurlu bir şekilde eski topraklarına ve mülklerine geri dönebilme ya da ülkenin başka bir yerine yerleşmelerine yardımcı olunması gerektiğini ifade etti.

insan hakları
Fotoğraf: 6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş – Pazarcık ve Elbistan Depremleri Ön Gözlem Raporu

İnsan hakları yaklaşımını odağına almayan afet yönetiminin farklı gruplar bakımından ayrımcılık oluşturmasının kaçınılmaz olduğunun altını çizen örgütler, “İnsan hakları, doğal afetlerle ilgili tüm insani yardım çalışmalarının odağında yer almalıdır. Bu tür faaliyetlere rehberlik edecek başka bir yasal çerçeve yoktur” dedi.

Raporda, insani yardımın insan onurunu koruyarak doğal afetten etkilenen herkesin temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir sistematiği olması gerektiğini ifade eden temsilciler, depremden etkilenen kişilerin ihtiyaçlarının belirlenmesi ve sürecin planlanmasında bütüncül bir yaklaşımla hareket edilmesi gerektiğini aktardı: “İnsan hakları odaklı yaklaşım iyileşme ve yeniden yapılanma için önemli unsurların göz ardı edilmesi riskini ortadan kaldırır.”

İnsan hakları örgütlerinin afet sonrası yardım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının insan haklarını ve diğer hak alanlarını koruyan ve geliştiren bir çerçevede yürütülmesini sağlamanın güvencelerini oluşturduğunu kaydeden raporda, şu ifadelere yer verildi:

“İnsan haklarını koruyan, geliştiren sözleşmeleri gereğince taraf devletlerin uluslararası insan hakları standartlarını uygulama yükümlülüğü, doğal afetlerde de geçerlidir. Uluslararası insan hakları standartlarına bağlılık, afetten etkilenenler veya yararlanıcıların temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamanın temelini oluşturur. İnsan hakları örgütleri, insan hakları temelli sivil toplum örgütleri ve çevre başta olmak üzere diğer ilgili hak alanlarının savunucuları afet öncesinde, afet sırasında ve afet sonrasında yürütülecek bütün operasyonların planlanması ve yürütülmesi süreçlerinin göz ardı edilemez paydaşlarıdır.”

insan hakları
Fotoğraf: 6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş – Pazarcık ve Elbistan Depremleri Ön Gözlem Raporu
‣ TTB’nin deprem bölgesi ile ilgili birinci ay raporu: Deprem kaçınılmaz, kayıplar önlenebilir
‣ Mimarlar Odası’ndan Maraş raporu: Yedi bine yakın yıkılan ve acil yıkılacak bina var

Rapordan öne çıkanlar

Adana, Adıyaman, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Malatya, Osmaniye, Şanlıurfa illeri ile, Elbistan, İskenderun, Kırıkhan, Samandağ ilçelerinde gerçekleştirilen gözlem ziyaretlerinde temel ihtiyaçlara erişim, sağlık hizmetleri ile ilaç ve tedaviye erişim, barınma, güvenlik, tahliye, bilgiye erişim, cezaevlerinin durumu, cenaze ve defin işlemleri, kamu binalarının durumu, sivil toplum kuruluşlarının durumu ve hasar tespit ve delil toplama süreçleri incelenerek mümkün olduğunca çeşitli kaynaklardan teyit edilen bilgiler aktarıldı.

Raporda yardım ekiplerinin bazı il ve ilçelere geç ulaştığı, siyasi figürlerin ziyaretlerinde arama kurtarma çalışmalarının durduğu, sosyal medya kısıtlamalarının ve GSM iletişiminde yaşanan kesinti ve aksaklıkların arama kurtarma çalışmalarını aksattığı bilgileri paylaşıldı.

Bazı mahalle ve ilçelerde barınma ihtiyaçlarının yeterli düzeyde karşılanamadığına, çadırların kent içerisinde düzensiz kurulduğuna, bu tür yerlerde çadırlarda ortalama 10-12 kişi kaldığına ve kimi zaman bu sayının daha yüksek olduğuna dikkat çekildi.

Rapor aynı zamanda kadınlar, çocuklar, mülteciler, köylüler, cezaevindekilerin yanı sıra mülteciler, Domlar, Aleviler, Romanlar ve LGBTİ+‘ların hak ve özgürlüklere erişimde güçlük çeken gruplar olduğuna yer verdi.

insan hakları
Fotoğraf: 6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş – Pazarcık ve Elbistan Depremleri Ön Gözlem Raporu

Temsilcilerin gözlemleri neticesinde;

  • Afet koordinasyonu, acil müdahale ve insani destekle görevli AFAD, UMKE, KIZILAY ve diğer resmi yapıların ilk iki gün deprem bölgesinde ya hiç bulunmadığı ya da az sayıda ekip bulundurduğu, bölgedeki bazı köylere ise rapor tarihine kadar hiçbir arama/kurtarma/destek ekibinin gitmediği,
  • Yaşamını kaybedenler bakımından gerçek sayının resmi olarak açıklananın çok üzerinde olduğu,
  • Yaşam kaybının artmasında arama kurtarma çalışmalarına geç başlaması ve iyi yönetilememesinin de etkili olduğu,
  • Yaşamını kaybedenlerin kimlik tespiti ve defin işlemleri bakımından tüm deprem bölgesinde geçerli standardize edilmiş bir sistem oluşturulmadığı, kimlik tespiti ve defin süreçlerinde sorunlar yaşandığı/gelecekte de yaşanacağının görüldüğü, gömülme hakkına – farklı dinsel inançları da dikkate alacak şekilde -saygı gösterilmediği, çok sayıda kayıp iddiası bulunduğu, hayatta kalanın yas tutmasına imkan verecek, insan haysiyetine uygun süreçlerin planlanamadığı,
  • Hayatta kalanların tedavi hizmetlerine ulaşamadığı, bazı yerleşim yerlerinde hastanelerin yıkıldığı ve kurulan sahra sağlık çadırlarında yeterli teknik donanımın olmadığı, ağır hasarlı sağlık merkezlerinde sağlık personelinin gerekli müdahaleleri yapma sevk, yer gösterme, ilaca erişim konusunda ciddi sorunlar olduğu,
  • Deprem bölgesinin genelinde barınma, tuvalet, elektrik, su, ısınma, hijyen koşullarının sağlanmasının en acil ve temel sorunlar olduğu, bu sorunların köylerde daha da ağır yaşandığı,
insan hakları
Fotoğraf: 6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş – Pazarcık ve Elbistan Depremleri Ön Gözlem Raporu
  • İzleme yapılan bölgelerde depremden etkilenenlere genel olarak bilgilendirmenin yapılmadığı, depremden etkilenen kişilerin Afet Koordinasyon Merkezinin yerini dahi bilmediği/duymadığı, afet koordinasyonu bulunmadığı için çeşitli sivil toplum kuruluşları ya da yurttaşlar tarafından gönderilen yardımların ihtiyaç sahipleri ile buluşturulamadığı, depolama alanların olmadığı, AFAD’ın polisten, polisin askerden, yurttaşların hepsinden habersiz olduğu; ağır yıkımlara rağmen en sistemli çalışmaların belediyeler, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları tarafından yürütüldüğü,
  • Görevliler ve depremden etkilenenler tarafından yapılan paylaşımlar/yakınmalar/bildirimler temelinde arama/kurtarma çalışmalarından başlayarak resmi kuruluşlar/makamlar tarafından temel ihtiyaçların dağıtımındaki yer seçimi/önceliklendirme, dağıtılacak kişi/kesim/grupların seçimi gibi türlü kategorilerde ayrımcılık söz konusu olduğu; Kürt, Alevi, Arap kasabaların, köylerin, mahallelerin desteklerden ya geç yararlandığı ya da hiç yararlanmadığı,
  • İhtiyaçlar ile ilgili bildirim ve tedarik sürecindeki zaman farkının plansız bir operasyonu gündeme getirdiği,
  • Geçici barınma alanlarının hızla oluşturulmadığı, buralarda kayıt tutulmadığı, yaş, cinsiyet, engellilik, farklı ihtiyaçlara sahip grupların ihtiyaçları ve talepleri görmezden gelinerek “genel bir yardım” mobilizasyonunu gerçekleştiği, geçici barınma ihtiyacı çerçevesinde kışlık çadırın, çadır zeminlerinin gözetilmediği, güvenli ısınma araçlarının, yakıt, gıda çeşitliliğinin, bebeklere yönelik mama tedarikinin kız çocukları ve kadınlar için ped ihtiyaçlarının düzenli ve sürekli temin edilemediği, yetişkin bezlerinin, çadır izolasyonunun, battaniye, yatak, çocuk alanları ve oyun setlerinin, kitap ve ortak alan çadırların öncelikli ihtiyaçlar olarak öne çıktığı, geçici barınma alanlarında yaş gruplarına özgü düzenli sağlık ve psikososyal mekanlarının oluşturulması gerekliliği,
insan hakları
Fotoğraf: 6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş – Pazarcık ve Elbistan Depremleri Ön Gözlem Raporu
  • Mültecilerin akıbetleri belli olmayacak şekilde araçlara doldurularak gönderildiği, bu süreçte kendileriyle ilgili çıkan genelge vb. düzenlemeler konusunda yeteri kadar bilgi sahibi olmadığı, kendilerini büyük bir belirsizlik içinde hissettikleri, mültecilere yönelik nefret söylemlerinin etkisi ile kriminalize edildikleri,
  • Hak ve özgürlüklere erişimde güçlük çeken gruplara yönelik hiçbir afet koordinasyon politikasının olmadığı; kadınlara, çocuklara, LGBTİ+’lara, engelliler, gençler ve yaşlılara özgü ihtiyaçların ayırdında olunmadığı, onları da odağa alan bir kriz yönetimi yapılmadığı,
  • Depremden etkilenenlerin bilgiye erişim konusunda büyük zorluklar yaşadığı; kişilerin kimliğinin, adreslerinin ve diğer ihtiyaç bilgilerinin e-devlet üzerinden alınması üzerine bir sistem kurulduğu, bu sistemin elektrik/internet/telefon kesintisi ya da telefon, bilgisayar gibi e-devlete girilecek araçların enkaz altında kalması/kullanılamaz halde olması nedeniyle çalışmadığı, bu konuda alternatif yol ve yöntem geliştirilmediği, farklı dillerde anonslar yapılmadığı, bütün bu sebeplerle ve koordinasyon eksikliği nedeniyle depremzedelerin bazen birkaç mahalle ötede su ve yiyecek fazlası varken yanı başındaki bir mahallede günlerce su ve yiyeceğe ulaşılamadığı,
  • Depremzedelerin tahliyesi konusunda da sorunların olduğu, kimliklerini kanıtlayamayanlar bakımından sıkıntı yaşandığı, bir doğrulama ve güvenlik sistemi kurulmadığı,
  • Yıkılmamış binalarda emniyet şeridi, uyarı levhaları vb. hiçbir önlem alınmamış olduğu, depremden sağ kurtarılanların daha sonraki arama kurtarma çalışmalarında yaşamlarını kaybettiği, bu konuda genel olarak bir düzensizlik ve sistemsizlik olduğu,
  • Tüm koordinasyonun sağlanmasında olumlu bir fark yaratabilecek yerel sivil toplum kuruluşlarının şehirlerin girişlerinde saatlerce bekletildiği, çeşitli engellemelerle karşılaştığı; Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) gibi uluslararası kurumların İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlara yaptığı resmi başvurularına ise yanıt verilmediği tespit edildi.
insan hakları
Fotoğraf: 6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş – Pazarcık ve Elbistan Depremleri Ön Gözlem Raporu
‣ İTÜ’den Maraş depremi raporu: İmar affına son verilmeli
‣ Dünya Bankası: Depremlerin maddi hasarı 34, 2 milyar dolar

Öneriler

Temsilciler aynı zamanda deprem sonrası afet yönetimi kapsamında yapılması gerekenleri bir araya getirerek önerilerini sundu. Buna göre,

  • Geçici barınma ihtiyacı çerçevesinde kent merkezlerine ve köylere; kışlık çadır, güvenli ısınma araçları, yakıt, gıda çeşitliliği, bebeklere yönelik mama ve kız çocukları ve kadınlar için ped tedarikinin devamlılığının sağlanması, yetişkin bezleri, çadır izolasyon, battaniye, yatak, çocuk alanları ve oyun setleri, kitap, sosyal etkinlik çadırları öncelikli ihtiyaçların sürekli olarak giderilmesi,
  • Geçici barınma alanlarında düzenli sağlık ve psikososyal mekânlarının oluşturulması, yaş gruplarına yönelik mekânsal ihtiyaçlar ve destek programlarının geliştirilmesi ve bu hizmetlerin bireysel farklılıklar göz önünde bulundurularak uygulanması,
  • Sivil toplum, hak savunucuları ve yerel basın için güvenli mekan, ekipman ve teknolojik desteklerin (bilgisayar, kamera, powerbank, telefon vb.) sağlanması,
  • Yerel sivil koordinasyonlar için teknik desteğin verilmesi,
  • Yasal süreçler için uzmanlık desteğinin (delil, davalama ve izleme süreçleri) sağlanması,
  • Çevresel etki, kent planlama ve imarın yeniden başlaması için meslek odalarından uzmanlık desteğinin alınması.
  • Kısa dönem ihtiyaçlarının karşılanması, uzun dönemde topluluk güçlendirme ve kalkınma süreçlerine başta hak ve özgürlüklere erişimde güçlük yaşayan gruplar olmak üzere herkesin dahil edilmesi için sivil toplum desteğinin yönlendirilmesi,
  • Kamu personeline yönelik süpervizyon ve psikososyal destek mekanizmalarının oluşturulması,
  • Meslek odaları, sendikalar ve kamu sendikalarına yönelik idari süreçlerinin normalleştirilmesi için destek çalışmalarının yürütülmesi,
  • Tarım ve hayvan birlikleri ile ihtiyaç çalışması yapılması ve sonuçlarına göre destek sağlanması,
  • Ticaret ve sanayi odaları ile birlikte yapılacak çalışmalara göre ihtiyaçların tespiti ve ticari hayatın normalleşmesi için gerekli planlamaların yapılması için teknik desteklerin sağlanması,
  • Uluslararası, ulusal ve yerel sivil toplum örgütleri, kalkınma ve insani yardım kuruluşları için güvenli ortak çalışma alanları oluşturulması,
  • AFAD personeline kamp yönetimi ve kamplarda katılımcı, insan haklarına dayalı bir hizmet sunumu için güçlendirici süreçlerin işletilmesi, bu konuda sivil toplumdan destek alınması,
  • Yerel sivil koordinasyon birimlerinin oluşturulması,
  • Travma ve yas süreçleri ile ilgili yaygın psikososyal çalışmaların başlatılması,
  • Günlük ticari hayat ile ilgili hızlı ve ivedi normalleşme adımlarının atılması,
  • Yoksul, yoksun, hak ve özgürlüklere erişimde güçlük çeken gruplar için orta ve uzun dönemli gıda bankası, giysi bankası, ilaç bankası oluşumlarının sivil toplum ve yerel yönetimler işbirliği ile kurulması ve işletilmesi,
insan hakları
Fotoğraf: 6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş – Pazarcık ve Elbistan Depremleri Ön Gözlem Raporu
  • Prefabrik ve çadırkentlere yönelik düzenli ve ücretsiz ulaşım desteğinin sağlanması,
  • Prefabrik ve çadırkentlerde katılımcı bir yönetim anlayışı çerçevesinde cinsiyet ve yaş gruplarına uygun katılım mekanizmalarının oluşturulması,
  • Hak süreçleri ile ilgili kamu düzenlemelerinin düzenli aktarılması, çok dilli şekilde bilgilendirmelerin yapılması, bu çerçevede 7/24 hizmet verecek bir hat vb. merkezi uygulamaların yapılması,
  • Kent dışında yaşamlarının sürdürenlere yönelik kamu erişim ve destek noktalarının kurulması, kentlerde yaygın yerleşimler dikkate alındığında mobil birliklere öncelik verilmesi,
  • Çocuklara yönelik her türlü şiddetin, ihmal ve istismarın önlenmesine ilişkin, erişilebilir, güvenli mekanizmalarının ve izlem süreçlerinin kurulması,
  • Göç edilen illerde yerleşik vatandaşların yaşam düzeylerinin bozulmaması için makro ekonomik ve sosyal tedbirlerin alınması,
  • Kira, gıda ve benzeri ihtiyaç alanlarına kamu sınırlaması getirilmesi tavsiye edildi.

6’ıncı Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali başlıyor

Kadın Yönetmenler Derneği tarafından İzmir’de düzenlenecek olan 6’ncı Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali yarın (7 Mart) başlıyor. 12 Mart’a kadar sürecek festivalin açılış töreni İzmir Sanat‘ta yapılacak.
Festivaldeki tüm etkinlikler ücretsiz olacak.

Beş farklı kategoride düzenlenecek Altın Makara yarışma filmlerinin jüri üyeleri de belli oldu. Buna göre akademisyen Dilek Takımcı,  yönetmen Vuslat Saraçoğlu ile senarist ve yazar Zehra Çelenk jüride yer alacak.

Diğer kategoriler ve jüriler ise şöyle:

  • Kamera Göz Ulusal Ve Uluslararası Belgesel: Danielle Frank, Doç. Dr Gülyaşartürk, Fatoş Yapıcı
  • Kamera Göz Uluslararası Kısa Belgesel: Aysim Türkmen, Prof. Berrak Taranç, Dr. Fetay Soykıran
  • Kısa Candır Ulusal Ve Uluslararası Kısa Film: Firuze Arslan, Zeliha Yazar, Elif Refiğ
  • Animasyon Ve Deneysel Uluslararası: Markus Berger, Ayten Huzur Öğütçü, Meryem Şahin
  • SİYAD Jürisi: Ayla Kanbur, Necla Algan, Serdar Kökçeoğlu

56 filmin dünya prömiyerini, 70 filmin Türkiye prömiyerini gerçekleştireceği festival filmlerinden 70’i çevrimiçi olarak festivalin internet sitesinden izlenebilecek.

32 ülkeden 125 filmin yarışacağı festival programına buradan ulaşabilirsiniz.

Rekabet Kurulu’ndan Elon Musk’a para cezası: Twitter’ı devralırken bize haber vermedi

Yazılı bir açıklama yapan kurul, devralma işlemine yönelik resen başlattığı incelemesini tamamladığını duyurdu. Açıklamada işlemin 2010/4 sayılı “Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ” kapsamında izne tabi olduğu sonucuna varıldığı yapılan inceleme sonucunda devralma işlemine onay verildiği bildirildi.

Buna karşılık, devralma işlemi için Rekabet Kurulu’na başvurulmadığı belirtilen açıklamada, “Bununla birlikte, dosya konusu işlemin Rekabet Kurulunun izni olmaksızın gerçekleştirilmesi nedeniyle, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca devralan konumundaki işlem tarafı olan Elon R. MUSK’a 2022 yılına ait Türkiye’de elde edilen gayri safi gelirinin binde biri oranında olmak üzere idari para cezası uygulanmasına karar verildiği” duyuruldu.

Elon Musk’ın 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemelerine başvurma hakkı bulunuyor.

Ege Bölgesi’nde kuraklık: Yağışlar yüzde 31 oranında azaldı

Sonbahar ve kış mevsimlerinde yeterli yağış almayan Ege Bölgesi’nde barajların önemli bölümünde su seviyesi geçen yıla göre büyük oranda düştü.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Standart Yağış İndeksi‘nde yer alan kuraklık haritası analizlerine göre, 12 aylık veriler dikkate alındığında İzmir ve Aydın‘ın önemli bölümü “orta kurak”, Denizli “normal” ve “hafif kurak”, Uşak‘ın önemli bölümleri ise “çok şiddetli kurak” şeklinde tanımlandı.

Bölgenin 1 Ekim 2022-31 Ocak 2023 dönemi yağışları, uzun yıllar ortalamasına ve bir önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 31 azaldı.

İzmir barajlarında su seviyeleri önemli oranda düştü

İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (İZSU) mart ayının ilk haftası verilerine göre de kentteki beş barajın su seviyesi düştü.

Kentin en önemli su sağlayıcılarından Tahtalı Barajı‘nda geçen yılın mart ayına göre doluluk yüzde 69’dan yüzde 40’a geriledi. Doluluk, Balçova‘da yüzde 75’ten yüzde 39’a, Güzelhisar‘da yüzde 81’den yüzde 64’e, Alaçatı Kutlu Aktaş‘ta yüzde 89’dan yüzde 44’e, Ürkmez‘de yüzde 91’den yüzde 44’e düştü.

Bu ayın ilk haftasında Aydın İkizdere Barajı‘nda doluluk oranı yüzde 16, Denizli Akbaş Barajı’nda yüzde 32, Uşak’taki Küçükler Barajı’nda ise yüzde 5 olarak ölçüldü.

İZSU Su Arıtma Dairesi Başkanı Hakan Alpsoykan,  İzmir’e yer altı kaynakları ve barajlardan su verdiklerini belirterek, farklı iki kaynağa sahip olmalarının bu anlamda bir avantaj olduğunu söyledi.

Özellikle ocak ve şubatta iyi miktarda yağış alamadıkları için barajların su seviyesinde geçen seneye göre ciddi düşüş yaşandığını vurgulayan Alpsoykan, şunları kaydetti:

“Tahtalı Barajı’ndan bahsediyorum çünkü İzmir’in en önemli yüzeysel su kaynağı, su ihtiyacının yüzde 40-45’ini temin ediyoruz. Bir önceki seneye göre neredeyse yarıya yakın bir düşme var. Yağış miktarı çok az oldu. Bundan bir ay önce baz alacak olursak baraj dolulukları anlamında en kötü 8. senemizdi 23 senede ama bugün baktığımızda biz bundan kötü 4 sene yaşamışız. Bu durumda Tahtalı Barajı’nda yaklaşık yüzde 40’lık bir doluluk var. Hiç yağmur yağmasa yaklaşık 300 gün yetecek suyumuz var.”

Su tasarrufu çağrısı

Kaynakları düzenli ve risklere karşı önlemleri alarak belirli bir planlama ölçüsünde kullandıklarını belirten Alpsoykan, su tasarrufu çağrısı yaptı:

“Mümkün olduğu kadar vatandaşlarımızı susuz bırakmamak için elimizden geleni yapıyoruz ama bununla beraber elbette ki su tasarrufu gerçekten çok önemli. Kentimiz her ne kadar diğer kentlere göre biraz daha avantajlı durumda olsa bile mümkün olduğu kadar suyumuzu israf etmeden, sağlıklı bir şekilde kullanmamız gerekiyor. İnşallah hafta sonu yağışlar gelecek. Mart ve nisanda yağış olması durumunda tablomuz daha güzelleşecek.”

Bursaspor-Amedspor karşılaşması: ‘Futbol değil savaş alanı, oyuncularımızın ölmesi mi gerekiyordu?’

TFF 2’inci Lig‘deki Bursaspor-Amedspor maçında, konuk takım Amedspor’in futbolcu ve teknik ekibi, saldırıya uğradı. Bursaspor tribünlerinde 1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerin sembolü ‘Beyaz Toros’ ve ‘Yeşil’ posterleri açıldı.

Beyaz Grup’ta mücadele eden Amedspor, dün (5 Mart) saat 14.00’teki karşılaşma öncesi gece geldiği Bursa’da bir grubun ‘ırkçı prokovasyon’una maruz kaldığını duyurmuştu.

Amedspor’a desteğini beyan eden spor kulüplerinin açıklamasına göre, karşılaşmadan önceki gece, Amedsporlu futbolcuların ve teknik heyetin kaldığı otelin önünde mehter marşı eşliğinde ırkçı provokasyonlar yapıldı. Bu eylemler sırasında polisin hazır bulunduğu ancak müdahale etmediği kaydedildi.

Amedspor taraftarları ve aralarında siyasetçilerin de bulunduğu çok sayıda kişi gece yaşanan gösteriler sonrasında maç öncesi güvenliğin sağlanması için yetkililere çağrıda bulunmuştu.

Amedspor Kulübü, maçın başlamasına bir saat kala ısınmak için sahaya çıkan Amedspor oyuncularına Bursaspor oyuncularının saldırdığını açıkladı.

Amedspor taraftar grubu saldırı anlarını Twitter hesabı üzerinden paylaştı.

Saldırılar karşılaşma sırasında da devam etti

Soyunma odasında da devam eden saldırıların ardından, Amedspor taraftarları, tribünlerden sahaya atılan maddeleri fotoğraflarıyla paylaştı. Buna göre sahaya fırlatılanlar arasında kurşun ve bıçak da yer aldı.

Maçın ilk beş dakikası, tribünlerden sahaya pet şişe ve patlayıcı madde fırlatılmasıyla geçti. Maç başlangıcında ve ilerleyen dakikalarda Amedspor kalecisi Cantuğ Temel’in başına iki kez sert cisim isabet etti.

Sağlık ekibi sahaya girdi. Ekiplerin müdahalesinin ardından Temel oynamaya devam etti. Hakem bunlara karşın maçı iptal etmezken ya da maça ara vermezken, taraftarların saldırısı devam etti. Müdahalesi yapılan oyuncu oynamaya devam etti.

‘Beyaz Toros’ ve ‘Yeşil’ pankartları

Renkleri yeşil ve beyaz olan Bursaspor tribünlerinde “Beyaz Toros” ve “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım‘ın posterleri açıldı.

1990’lı yıllarda binlerce kişinin faili meçhul şekilde kaybettirilmesinde rolü olan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı (JİTEM) elemanı Mahmut Yıldırım, “Yeşil” kod ismiyle biliniyor. Gazeteci, yazar ve Kürtlerin Apê Musa’sı Musa Anter cinayetinin planlayıcısı olan Yıldırım, İnsan Hakları Derneği (İHD) Başkanı Akın Birdal‘ı vuranların arkasındaki isim olarak da ortaya çıkmıştı.

Amedspor

Beyaz Toros ise JİTEM’İN insan kaçırmak için kullandığı araç olarak biliniyor. 90’lı yıllarda binlerce kişi Beyaz Toroslar ile kaçırılmıştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından posterlerle ilgili yaptığı açıklamada, görsellerin stada sokulmasıyla ilgili kamu görevlilerine soruşturma başlatıldığını ve görevlilerin açığa alındığını söyledi.

Soylu “Bursa’daki futbol müsabakasında, futbol seyrinin dışındaki görseller kabul edilemez ve spor ile bağdaştırılamaz. Bu görsellerin stada sokulmasında zafiyet gösteren kamu görevlileri ile ilgili soruşturma başlatılmış ve ilgili kamu görevlileri açığa alınmıştır” ifadelerini kullandı.

Demirtaş: Beyaz torosçuların siyasi uzantılarını bize bırak

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutulan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da sporculara yaşatılan duruma tepki gösterdi.

Twitter hesabından açıklama yapan Demirtaş şu ifadeleri kullandı:

“Sen başını her zamanki gibi dik tut @amedskofficial ve muhteşem futbolunu oyna. Beyaz torosçuların siyasi uzantılarını bize bırak. Bunların ağa(r)babalarına teslim olmadık, artıklarına mı boyun eğeceğiz!”

Yedi kişi için darp raporu alındı

Amedspor Başkanı Selahattin YıldırımHalkTV‘ye yaptığı açıklamada dört sporcu ve üç yönetici için darp raporu alındığını söyledi.

BBC Türkçe’ye konuşan Amedspor Mütevelli Heyeti’nden Metin Kılavuz ise yaşananları bir provokasyon olarak niteledi.

‘Amedsor, hiçbir zaman 11 kişiye karşı maç yapmadı’

Kılavuz açıklamasında “Otelin önündeki provokasyonda polis araçları da belli oluyor ama herhangi bir müdahale ya da sakinleştirme yaklaşımı görülmüyor” dedi ve ekledi:

Maç devam ederken bile devam eden provokasyonun, üç beş gencin fanatik yaklaşımı olmadığı belli. Çok hazırlıklı, bilinçli bir provokasyon. Bu bölgede yaşanan faili meçhul cinayetlerde adı geçen kirli bir adam olan Yeşil’in posteri açılıyor, bir hazırlık yapılmış yani.

Kulübün Amedspor adını aldıktan sonra 2015’den itibaren takımın her türlü baskıcı uygulamaya maruz kaldığını söyleyen Kılavuz, Amedpsor’un deplasmandaki seyirci yasağında Türkiye’nin rekora koştuğunu savundu:

“Sporda rekabet eşitliği önemli ama uygulana yasağın sayısını biz bile tutamıyoruz artık. Amedspor hiçbir zaman sadece 11 kişiye karşı maç yapmadı. Hakemden gözlemci raporuna herkes ona karşı. Düşünün bir şehre gidiyorsunuz, sizi mehter marşıyla karşılıyorlar. Günlerce tribün hazırlığı yapılıyor, Konya örneği var, Sivas örneği var.”

Karşılaşma öncesi ve karşılaşma sırasında Türkiye Futbol Federasyonu‘nun (TFF) yaşananlara tepkisizliği de dikkati çekti.

13 kulüpten Amedspor’a destek

Bursaspor deplasmanında Amedspor oyuncuları ve yöneticilerinin saldırıya maruz kalmasının ardından on üç taraftar grubu ortak açıklama yayımlayarak Amedspor’a destek verdi.

Saldırıları “ırkçı provokasyon” olarak niteleyen açıklamada kolluk kuvvetlerinin diğer müsabakalarda aldıkları güvenlik önlemlerine dikkat çekildi.  Ayrımcılığa karşı birliktelik çağrısında bulunan gruplar “Amedspor’u yalnız bırakmayacağız” dedi.

6. Bölge, Barikat, Direniş, Taşra, Tekyumruk, Kara Kızıl, Kaplanpenche, KızılKabus, Alkaralar, Beleştepe, Gölkentliler, Mor Barikat, Denizin Asi Çocukları taraftar gruplarının imzasının bulunduğu açıklama şöyle:

Futbol, bir rekabet oyunu olduğu kadar, karşısındaki var olmadan kendisi de var olamayacak kulüplerin ve taraftarların oyunudur. Bu kültürün sorumluluk olarak bizlere aşıladığı şey, omuz omuza vermek ve dayanışmaktır.

TFF 2. Lig’de 5 Mart 2023 Pazar günü oynanan Bursaspor-Amedspor karşılaşması futbol tarihinde kara bir leke olarak yerini almıştır. Amedsporlu futbolcuların ve teknik heyetin kaldığı otelin önünde mehter marşı eşliğinde ırkçı provokasyonlar yapılırken bugünkü karşılaşmanın sorunsuz geçmesini beklemek büyük bir vurdumduymazlıktır. Yaşanacak şiddet olaylarına karşı yeterli tedbirlerin alınmaması, ne yazık ki şehrin kolluk kuvvetleri ve mülki idare amirinin görevini layığıyla yapmadığı anlamına gelmektedir.

‘Bütün renkler temsil ediliyor, yalnız bırakmayacağız’

“Bizler, maç öncesi didik didik aranan taraftarlar olarak çok iyi biliyoruz ki stadyuma patlayıcı, yaralayıcı, tehlikeli madde sokmak bir yana pet şişe su sokmak dahi mümkün değildir. Benzer şekilde tribünlerde açılan pankartlar her hafta polis kontrolünden geçirilip ‘uygun’ bulunması halinde içeri alınmaktadır.

Tribünlerde 90’larda işlenen faili meçhul cinayetlerin simgesi beyaz torosların ve tetikçilerin pankartlarını göstermek ve buna göz yummak faşist bir tehdittir.

Yaşananları birkaç görevlinin iş bilmezliği olarak görüp görevlerini yapmayanları cezalandırdık diye açıklama yapmak konuyu örtbas etmektir. Karşılaşmanın başladığı andan itibaren süren tehditlere ve saldırılara rağmen karşılaşmanın ertelenmemesi, gerekli müdahalenin sağlanmadığının bir diğer kanıtıdır. Tribünlerden yükselen “hükümet istifa” sloganları sonrası acilen taraftar fişleyen, medyayı yakından takip edip taraftar avına çıkan spor şube, bugün asıl görevini yapmamıştır!

  • Bütün renklerin güzel olduğuna ve futbolda temsil edildiğine inanıyoruz, bu düşüncenin karşısında olanlara ise sahada ve tribünde yer olmadığını göstereceğiz!
  • Tüm çabalarınıza rağmen ayrımcılığa karşı bir geleceği hep beraber kuracağız!
  • Amedspor’u yalnız bırakmayacağız.”

Suç duyurusunda bulunuldu

Diyarbakır Barosu yaşananlara ilişkin Bursa savcılığına suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusunda ‘ırkçı’ eylemlerde bulunanlar hakkında “halkı kim ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma ve hakaret” ve tedbir almayanlar hakkında da “görevi kötüye kullanma” suçlarına yönelik ifadelere yer verildi.