COP15Dünyaİklim KriziManşet

[COP15] Ülkeler iklim sahnesinde: Türkiye yine sınıfta kaldı

0
COP15’in açılışında yapılan basın toplantısı. (Soldan sağa) Birleşmiş Milletler Çevre Programı Başkanı Inger Andersen, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Sekreteri Elizabeth Maruma Mrema, Çin Ekoloji ve Çevre Bakanı Huang Runqiu, Kanada Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Steven Guilbeault, CBD basın danışmanı David Ainsworth. Fotoğeaf: CNW Group

Dünyanın dört bir yanından yaklaşık 20 bin delege, Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (UNCCD) Taraflar Konferansı’nın (COP15) ikinci partı için bugün Montreal’de bir araya geldi. Konferans 19 Aralık’a kadar sürecek. Konferansta ülkelerin iklim krizine karşı biyoçeşitliliği, denizleri, okyanusu ve karayı koruma konularında daha önceden verdiği taahhütler yeniden masaya yatırılacak, geleceğe dair birtakım hedefler belirlenecek ve iklim açısından yeniden notlar dağıtılacak. Ancak Türkiye için tablo şimdiden hiç iç açıcı değil.

COP15 ülkelerin “2020 sonrası küresel biyoçeşitlilik çerçevesi (GBF)” adı verilen ve kamuoyunca “doğa için Paris Anlaşması” olarak anılan, doğadaki kaybı durdurmak ve tersine çevirmek amacıyla yeni ve büyük bir kurallar dizisi üzerinde anlaşmaya varmak hedefiyle gerçekleştiriliyor.

COP15’in ilk oturumu ise 9 ve 20 Mayıs tarihlerinde Fildişi Sahili, Abidjan’da gerçekleşmişti.

17 Haziran 1994 yılında Paris’te kabul edilen UNCCD, 115 ülkenin imzalamasıyla 26 Aralık 1996’da yürürlüğe girdi. ABD, anlaşmayı onaylamayan tek BM üye devleti. Bugüne kadar 195 ülke ve Avrupa Birliği sözleşmeye taraf oldu. Türkiye de bu ülkeler arasında yer alıyor.

Türkiye UNCCD’ye 11 Şubat 1998’de taraf oldu. Sözleşme;  40 maddeden oluşuyor, özelikle Afrika ülkelerindeki çölleşme sorunundan hareketle küresel düzeyde bu sorunun tespiti ve çözüm yollarının bulunması için ortak hareketi öngörüyor ve ülkeleri beş ayrı şekilde sınıflandırıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 6 Aralık 2022’de Montreal, Quebec, Kanada’da düzenlenen iki haftalık BM Biyoçeşitlilik zirvesi COP15’in açılışında. Fotoğraf: Christinne Muschi / Reuters

COP15 neden önemli?

Fosil yakıt tüketimi gibi insan faaliyetleri sonucunda gittikçe etkisi artan iklim krizinin sebep olduğu biyoçeşitlilik kaybına karşı bir araya gelinen COP15, iklim krizine karşı atılacak küresel eylem adımları için oldukça önemli.

COP15’te dünyadaki hükümetlerden, özel sektörden, sivil toplumdan ve diğer kilit paydaşlardan liderler bir araya getirilerek en değerli varlıklardan biri olan toprağın gelecekteki sürdürülebilir yönetiminde ilerleme sağlanması amaçlanıyor.

Bir kişi, 6 Aralık 2022’de Montreal, Quebec, Kanada’da düzenlenen iki haftalık BM biyoçeşitlilik zirvesi COP15 sırasında, Quartier des spectacles’te erimek ve iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmak için tasarlanmış bir kutup ayısı buz heykelinin yanında duruyor. Fotoğraf: Christinne Muschi / Reuters

2020 sonrası küresel biyoçeşitlilik çerçevesi

Konferans, ülkelerin “2020 sonrası küresel biyoçeşitlilik çerçevesi (GBF)” adı verilen ve genellikle kamuoyunca “doğa için Paris Anlaşması” olarak anılan, doğadaki kaybı durdurmak ve tersine çevirmek için yeni ve büyük bir kurallar dizisi üzerinde anlaşmaya varmak hedefiyle gerçekleştiriliyor.

GBF‘nin taslak versiyonunda, koruma ve kirlilikten iklim etkilerinin hafifletilmesine ve fosil yakıt sübvansiyonları gibi doğaya zararlı olduğu düşünülen sübvansiyonlara kadar birçok konuyu ele alan uzun bir geniş kapsamlı hedefler listesi bulunuyor.

COP15, birkaç yeni ‘ormansızlaştırma’ ve ‘tarımsal taahhüdün’ manşetlere taşındığı ve ayrıca “gıda”, “nehirler” ve “doğaya dayalı çözümler” gibi terimlerin ilk kez bir BM iklim zirvesinin nihai anlaşmasında referans olarak kullanıldığı Mısır’da gerçekleştirilen BM iklim zirvesi COP27’den iki hafta sonra başladı.

Polis memurları, COP15’in açılışı sırasında Palais de Congres’in dışında devriyede. Fotoğraf: Christinne Muschi / Reuters

Ülke liderlerinin COP15’te, 2030’a kadar okyanusların ve karaların en az yüzde 30’unun korunmasına ilişkin Paris Anlaşması benzeri yeni bir anlaşma yapmaları bekleniyor.

COP15’in sonuna kadar tamamlanması amaçlanan küresel çerçeveyle 2030 yılına kadar biyolojik çeşitlilik kaybının tersine çevrilmesi hedefleniyor.

Biyoçeşitlilik için on yıllık hedefler daha önce 2010’da Japonya’nın Nagoya kentinde düzenlenen COP10’da belirlenmişti.

Bu zirvede, dünyadaki hemen hemen her ülke, 2050 yılına kadar “doğayla uyum içinde yaşama” hedefine ulaşmak için 20 Aichi Biyoçeşitlilik Hedefleri’ni kabul ederek BM’nin 2011-20 Biyolojik Çeşitlilik Stratejik Planını resmen kabul etmişti.

Eylül 2020’de yayımlanan CBD raporu, hükümetlerin toplu olarak bu hedeflerden tek bir tanesini bile karşılayamadığını ortaya çıkardı.

Mevcut GBF, son on yılın Aichi hedeflerine ve Stratejik Biyolojik Çeşitlilik Planına dayanıyor.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, COP15’te. Fotoğraf: Christinne Muschi / Reuters

Montreal’e çekilen iklim zirvesi ve endişeler

COP15’in ev sahipliği ve başkanlığı Çin hükümetince gerçekleştirilecekti ancak Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle zirve Kunming şehri yerine, BM’nin Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin (CBD) merkezinin bulunduğu Montreal’de yapılıyor.

Ancak Çin dünya liderlerini Montreal’e davet etmedi. Durum, zirvede iddialı bir sonuç elde etmek için gereken siyasi ivmenin eksik olacağına dair korkuların oluşmasına sebep oldu.

Cenevre ve Nairobi‘deki hazırlık görüşmelerinde GBF’deki yavaş ilerleme de gözlemciler, bilim insanları ve politikacılar arasında endişelere yol açmış durumda.

Öte yandan zirveye dahil olan ülkelerin, iklim değişikliğine karşı zirve özelinde değerlendirilecek başlıklardaki konumlarını ortaya koyan bir tablo yapıldı.

26 Eylül 2019, Brezilya’da çiftçiler tarafından temizlenen Amazon ormanlarının havadan görünümü. Fotoğraf: Ricardo Moraes/ Reuters

COP15’teki ülkelere iklim karnesi: Türkiye için yeşil ışık yok

İngiltere’de faaliyet gösteren ve özellikle iklim değişikliği odaklı haberler ve analizler paylaşan Carbon Brief’in araştırmalarına dayanan bu tablo, COP15 süresince güncellenecek.

Tablo, Türkiye de dahil olmak üzere ülkelerin biyolojik çeşitliliği koruma, iklim değişikliğine karşı eylemlerde bulunma gibi konularda önceliklerini ortaya koyması açısından ve sunduğu toplu verilerle oldukça önem taşıyor.

Veriler ışığında Türkiye’nin bazı konularda sınıfta kalmasının beklendiği oldukça güçlü bir şekilde söylenebilir. Türkiye için söz konusu yolda herhangi bir yeşil ışık görünmüyor:

30×30 başlığı altında bulunan, müzakerede tartışılacak çekişmeli konulardan biri olan ‘Kara ve Okyanus: 2030’a kadar yüzde 30’u korumak’ meselesine Türkiye’nin karşı çıkması bekleniyor. Elbette Türkiye’de iktidarın karşı çıkması beklenen tek konu bu değil, ancak istisna olduğu olduğu bir konu. Çünkü Türkiye hariç, çok az ülke küresel 30×30 taahhüdüne doğrudan karşı olduğunu ifade etti.

30×30 nedir?

COP15’te en çok bilinen tartışma konuları arasında “30’a 30” bulunuyor. Bu başlıkta 2030’a kadar Dünya’nın kara ve denizlerinin yüzde 30’unu koruma çağrısına yer veriliyor.

COP15’te bu konuya iki grup öncülük edecek: İlki hem karayı hem de denizleri korumaya çalışan ve ikincisi de yalnızca okyanusa odaklanan bir grup olacak.

Ayrıca Doğa ve İnsanlar için Yüksek Hırs Koalisyonu, Ocak 2021’de Paris’te gerçekleştirilen Tek Gezegen zirvesindeki lansmanından bu yana 114 imza toplamıştı ve koalisyon da 30×30 sözü vermişti.

Kaynak: One Earth, Creative Commons, Andreas Gucklhorn

Aralarında ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerin ve Marshall Adaları gibi iklim çöküşünden en fazla etkilenecek ülkelerin yer aldığı Yüksek Hırs Koalisyonu’nun ülkeleri 2030’a kadar dünya karalarının ve okyanuslarının en az yüzde 30’unu koruma taahhütü vermişti.

Ayrıca İngiltere liderliğindeki Küresel Okyanus İttifakı (GOA), hem deniz koruma alanları hem de diğer koruma yöntemleri aracılığıyla 2030’a kadar dünya okyanuslarının yüzde 30’unu korumayı hedefliyor. 30 Kasım itibariyle, grubun bu okyanus taahhüdünü destekleyen 73 üyesi ve 132 ülkesi bulunuyor.

Ancak birçok STK 30×30 hedefinin yeterli olmadığını düşünüyor. Bir kampanya grubu olan Avaaz, Mart’ta delegelere yazdığı mektupta Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘ne (IPCC) işaret etmişti.

İşaret edilen, IPCC’nin Altıncı Değerlendirme Raporu’ydu. Raporda insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının neden olduğu iklim değişikliğinin, aşırı sıcaklıklar, şiddetli yağmur, kuraklık ve yangın havasını daha yoğun ve sık hale getirdiği ve insanlara zarar veren ve onları öldüren deniz seviyesinin yükselmesine, okyanus asitlenmesine ve yoğun tropikal siklonlara neden olduğuna işaret edilmişti. 

Ayrıca biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetlerinin dayanıklılığını küresel ölçekte sürdürmek için, Dünya’nın kara, tatlı su ve okyanuslarının yaklaşık yüzde 30 ila yüzde 50’sinin etkili ve adil bir şekilde korunması gerektiği ifade ediliyordu. 

Avaaz’ın mektubunda, IPCC’nin bulgularının yüzde 30’luk hedefi “çok düşük” bir alt sınır olarak gösterdiğini ve bunun yerine ülkeleri yüzde 50’lik üst sınırı hedeflemeye teşvik ettiği bildirildi. 

Yerli gruplardan insan hakları odaklı COP15 önerisi

Ek olarak, birkaç yerli grup, 30×30 hedefinin, yeni korunan alanlar yaratmak isteyen ülkeler tarafından arazi gasplarının artmasına neden olacağına dair endişelerine de işaret etti.

West Coast Yerli Halkları, Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun COP15’in açılışında yaptığı konuşma sırasında protesto gösterisi yaptı. Fotoğraf: Christinne Muschi / Reuters

Yerli gruplar, toplantının başarısı konusunda şüpheli. Uluslararası Dağ Yerli Halkları Ağı‘nın ( International Network of Mountain Indigenous Peoples) koordinatörü Alejandro Argumedo, Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü‘nün ev sahipliğinde COP15 öncesi bir web seminerinde, taslağın biyolojik çeşitlilik alanlarında yerli toprak hakları ve mülkiyetinin tanınmadığını söyledi.

Argumedo ayrıca yerli toprak savunucularının öldürülmesiyle ilgili endişe duyulmadığına işaret ederek yerli halkların karar sürecinin dışında bırakıldığını söyledi.

COP’larda yerli stratejilerini koordine eden bir yerli temsilcileri grubu olan Uluslararası Biyoçeşitlilik Yerli Forumu (IIFB), GBF’yi gerçekten dönüştürücü hale getirmek için insan haklarına dayalı bir yaklaşımın gerekli olduğu konusunda hemfikir.

Türkiye’nin hedefleri…

Ayrıca ‘İklim uyumu/hafifletme’ başlığı içerisinde yer alan ‘İklim değişikliğinin etkilerinin hafifletilmesine yönelik hedef’ konusunda da yine Türkiye sınıfta kalmış durumda. Hükümetin böyle bir hedefi yok.

Ek olarak Türkiye’nin zirvede ele alma olasılığının olmadığı düşünülen bir diğer konu da ‘Kirlilik’ başlığı altındaki ‘Pestisitin aşamalı olarak kaldırılması için nicel değerler’ konusu.

Pestisitlerin aşamalı olarak kaldırılması için kesin son tarihlere karşı çıkan ülkeler arasında Çin, Hindistan, Yeni Zelanda, Uruguay, Türkiye ve Meksika yer alırken, Bolivya ve AB bu görüşten yanaydı.

Türkiye’den müsilaj manzaraları

İlk GBF taslağındaki hedef, kimyasal pestisit kullanımını 2030’a kadar üçte iki oranında azaltmak yönündeydi. Ancak birçok ülke, bu dönüşüm için tanımlanmış tarihler ve miktarlar belirlemeye karşı olduklarını dile getirdi.

UNCCD’nin bu yılın başlarında yayınlanan ikinci Küresel Arazi Görünümü’ne (GLO2) göre, gıda sistemleri “karadaki biyolojik çeşitlilik kaybının en büyük tek nedeni“.

Türkiye’nin desteklediği yegane konu…

Uzmanların ‘Genetik kaynaklar’ başlığında bulunan ve zirvedeki en önemli anlaşmazlık noktaların biri olacağını öngördüğü ‘DSİ’yi erişim ve fayda paylaşımının (ABS) ayrılmaz bir parçası olarak düşünmek’ konusunu Türkiye destekliyor görünüyor.

Dijital veritabanları aracılığıyla dünyanın dört bir yanından genetik koda erişimi ifade eden ‘Dijital Sekans Enformasyonu (Digital Sequence Information, DSİ), gelişmekte olan ülkelere faydadan pay çıkarmak da dahil olmak üzere pek çok soruyu gündeme getiren bir kavram.

DSİ meselesi, çok uluslu bir şirketin, yeni bir ilaç veya teknoloji formüle etmek için gelişmekte olan bir ülkede keşfedilen dijital genetik materyali kullanması durumunda söz konusu gelişmekte olan ülkenin satışlardan yararlanıp yararlanmaması gibi sorunlara yanıt getirmeye çağırıyor.

Bu nedenle de gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye bu meselede destekleyici bir tavır sergilemiş durumda ancak Japonya, İsviçre ve Güney Kore DSİ çözümü bulunmasına karşı çıkıyor.

Öte yandan mevcut GBF taslağı, genetik kaynakların kullanımından doğan faydaların adil ve eşit bir şekilde paylaşılmasını sağlama hedefine de sahip.

 

Kategori: COP15

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.