Ana Sayfa Blog Sayfa 544

İklim Adaleti Koalisyonu: Yıkımların yaralarını saracağız; dayanışmayla ve hesap sorarak

İklim Adaleti Koalisyonu ülkenin depremin ardından bir de sel felaketiyle sarsıldığı günlerde yaşanan bu yıkımın yaralarını dayanışma ve hesap sorarak saracakları yönünde bir açıklamada bulundu. Koalisyon üyelerince bugün (17 Mart) yapılan açıklamada AKP hükümetinin bu yıkımdan tamamen sorumlu olduğu söylendi:

“Depreme hazırlık konusunda göz ardı edilen bu coğrafya, sel riskine karşı önlemler konusunda da ihmal edilmiştir. Bölge halkının iklim krizinin yaratabileceği felaketlere hazırlanması için uzun yıllar boyunca hiçbir şey yapmayan AKP hükümeti, sel sonrası yaşanan sosyal felaketten tamamen sorumludur.”

Şanlıurfa

İklim Adaleti Koalisyonu, Kasım 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği (COP26) görüşmeleri sırasında, sistemin emrindeki devlet aygıtına karşı muhalif tavrını ortaya koymuştu. Ekip, kapitalist yağma ve sömürü düzeninin insanı tutsak aldığını vurgulamıştı. Doğal varlıkların piyasadaki mallara, insanların müşteriye, özgür yaşamın içi boş tüketim ilişkilerine indirgeyen kapitalizmin içkin değerlerinin, ekolojik yıkımları bizzat hazırladığı ifşasında bulunmuştu. Bugün yapılan açıklamanın ana gündem maddesi ise depremler ve seller oldu.

Açıklamada Dünya Bankası’nın, ilkini Türkiye için hazırladığı ve 2022 ortasında yayınlanan ‘Ülke İklim ve Kalkınma Raporunun (CCDR) ‘İklim, Refah ve Adil Geçiş’ başlıklı notuna işaret edildi.

Söz konusu raporda yer alan, depremden en ağır şekilde etkilenen illerden biri olan Urfa’nın, Türkiye’de fakirlik seviyesinin altındaki en kalabalık il olduğu bilgisine değinilen açıklamada, raporda fakir nüfusun sele maruz kalma riskini gösteren grafiğinde Şanlıurfa’nın, açık ara farkla önde göründüğü hatırlatıldı.

Urfa’da vatandaşlar kurtarılmaya çalışılıyor. 15.11.2023

Ekip tüm bu raporlamalara rağmen herhangi bir önlem alınmayarak insanların zaten çadır ve konteynerlerde yaşamaya çalıştığı bölgede yaşanan sel felaketine de işaret ederek şunları aktardı:

“Ne yazık ki, bu verilere hükümet gözlerini kapatmış, bölge insanının refahını gözeten politikalar hayata geçirilmemiştir. Yaşanan sel felaketi sonrası zaten büyük oranda yoksullukla mücadele eden bölge halkının sorunlarının daha da derinleşeceği açıktır.

Ekolojik yıkımlara ve toplumsal felaketlere karşı dayanışma
Urfa-Adıyaman sel felaketi, ekolojik yıkımlarla toplumsal felaketlerin ne kadar iç içe geçtiğini, ekosisteme verilen tahribatın er ya da geç ama mutlaka sosyal kayıplara neden olacağını bir defa daha gösterdi. Ekolojik yaşamı kurmadan sağlıklı bir toplumda var olmayı hayal edemeyiz. İnsana vurulan prangaları kırmadan da ekolojik yaşamı kuramayız. Bunun bilinciyle ilerlemeye devam edeceğiz; dayanışmayla ve hesap sorarak.”

‘Türkiye son 20 yılında muazzam ekolojik yıkımlara maruz bırakıldı’

İklim Adaleti Koalisyonu’nca yapılan açıklamada Türkiye’nin son 20 yılda muazzam ekolojik yıkımlara maruz bırakıldığı vurgulandı. Bu yıkımların peşi sıra geniş ölçekte sosyal felaketler getirdiğini belirtildi ve şunlar eklendi:

“Acele kamulaştırmalarla göçe zorlanan, mülksüzleştirilen insanlar, doğal yaşam alanlarında işgalci muamelesi gören köylüler, havası kirletilen yerleşim alanlarında hızla artan kanser vakaları, suyu hoyratça harcanan yerlerde kuraklık ve temiz suya erişim zorluğu, toprağı zehirlenen alanlarda temiz gıdaya erişim ve geçim sıkıntıları, kontrolsüz bir şekilde hızla artan sera gazı salımlarının küresel ölçekte oluşumunda rol aldığı afetler…”

hesap,yıkım
Depremin ardından enkazlar göl kenarına dökülüyor. Adıyaman- Fotoğraf: Metin Yoksu

‘Depremin yıkımı üzerinden rıza üretimine karşı hesap sormaya devam edeceğiz’

6 Şubat Pazarcık depremlerinde, bir doğa olayının nasıl kitlesel bir sosyal felakete dönüştüğüne tanıklık edildiğini belirten ekip iktidara şu eleştirileri yöneltti:

“İktidarı boyunca sermaye rantının hizmetinde olan, kurumsallaşmayı, liyakati, denetimi ortadan kaldıran, bunların yerine kuralsızlığı, patronaj sistemini, demokratik örgütleri itibarsızlaştırmayı koyan AKP hükümeti, arama-kurtarma çalışmalarından, depremzedelere acil yardım sağlanmasına, enkaz kaldırmadan, yeniden yapılanmaya kadar tüm alanlarda delil karartmayı öncelemektedir.

Aceleci, plansız, bilimsellikten uzak uygulamalarla depremde yaşanan travmalar derinleştiriliyor, yerel halkların geleneksel yaşantıları, kadim uygarlıkların devamı olan yaşam mekanları ve kültürün ayrılmaz parçası olan geçim olanakları hiçe sayılıyor. Apar topar enkaz kaldırma ve depolamadaki, çevre mevzuatını ve asbestle çalışma iş güvenliği yönetmeliğini dikkate almayan bilinçsiz uygulamalar, büyük çapta enkaz bulunan kentleri asbest tozuna dayalı kitlesel kanser riskine maruz bırakıyor.”

‘Yalnızlaşmanın karşısına dayanışmayı, rıza göstermenin karşısına hesap sormayı koyarak var olmaya devam edeceğiz’

Ekip ayrıca çalışmalarına devam ederek hesap soracakları mesajını yineledi:

“Deprem sonrası parçası olduğumuz gönüllü, örgütlü ağlar, yaraların sarılmasında dayanışmanın değerini açıkça göstermiştir. Hükümetin bizleri yalnızlaştırmaya, kadercilik retoriği üzerinden rıza üretmeye çalıştığı her alanda yalnızlaşmanın karşısına dayanışmayı, rıza göstermenin karşısına hesap sormayı koyarak var olmaya devam edeceğiz.”

‘İklim krizinin yıkıcı etkilerine karşı önlemler alınmadı, yoksul halk sel felaketiyle baş başa bırakıldı’

15 Mart’ta Urfa ve Adıyaman’da etkili olan sağanak yağış sele dönüşerek can kayıplarına neden oldu. 17 kişi hayatını kaybetti. Bir buçuk yaşında bir çocuk da hayatını kaybedenler arasında yer aldı. Depremden sonra selin de vurduğu bölgede çadırların yanında çocuklar, yerden yüksek bir noktaya çıkararak kendini kurtamaya çalışıyordu. İklim Adaleti Koalisyonu, sele ilişkin olarak şu açıklamayı kaleme aldı:

“Depremle alt üst olan yaşamlar, selle bir kere daha alt üst edildi. Son 20 yılda Türkiye’yi fosil yakıtlara bağımlı hale getiren enerji politikaları, inşaata ve betona dayalı kalkınma anlayışı, kamu kaynaklarının mega projelerle heba edilmesi yoluyla sera gazı salımlarında önemli artışa neden olan AKP Hükümeti, bu sel felaketinden büyük ölçüde sorumludur. Adına ‘iklim değişikliği’ eklenen ilgili bakanlık, geçtiğimiz Kasım ayında COP27 toplantılarında, 2030’a kadar sera gazlarında artışa devam edileceği açıklamasıyla, iklimi değiştirme konusundaki kararlılığını bir kere daha dile getirmiştir.”

Çevre Bakanı Murat Kurum, COP27'deki Liderler Zirvesi'nde yaptığı konuşmada Türkiye'nin güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı'nı açıkladı: Buna göre Türkiye'nin emisyon azaltım hedefi 2030'a kadar yüzde 21'den yüzde 41'e çıkarıldı ve 2038, emisyon pik tarihi olarak belirlendi. - 15.11.2022, yıkım, hesap
Bakan Murat Kurum, COP27’deki Liderler Zirvesi‘nde yaptığı konuşmada Türkiye’nin güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı‘nı açıklamıştı: Türkiye’nin emisyon azaltım hedefi 2030’a kadar yüzde 21’den yüzde 41’e çıkarıldı ve 2038, emisyon pik tarihi olarak belirlendi. – 15.11.2022

‘Halkın refahı için önlemler alan değil, sermayenin kazancını garantileyen bir devlet figürü’

Son olarak küresel sistemin kurumlarının bile uzun yıllardır uyarılarda bulunduğu, iklim krizinin etkilerine ilişkin hazırlanmayı ve direnci arttırmayı içeren önerilerin bile Türkiye’de hayata geçirilmediğine vurgu yapılan çevre aktivistlerinin açıklamasında şunlara yer verildi:

Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli‘nin (IPCC) yayınladığı raporlarda başta kuraklık ve sel olmak üzere Türkiye’nin iklim krizine karşı en kırılgan coğrafyalardan birinde yer aldığı bilimsel verilerle dile getiriliyor. Buna karşın somut hiçbir adım atılmadı, 2011-2023 dönemini kapsayan İklim Değişikliği Eylem Planı (İDEP) ölü doğdu, buradaki eylemlerin akıbeti hiçbir zaman kamuya duyurulmadı. 2022 Şubat ayındaki İklim Şurası ile iklim konusundaki çalışmalar sil baştan yapıldı, şura sonuç bildirgesinde halkını gözeten, halkın refahı için önlemler alan değil, sermayenin kazancını garantileyen bir devlet figürü boy gösterdi.”

Kaynak: Dünya Bankası

Seçim yolunda: Altı parti Emek ve Özgürlük İttifakı altında seçime gireceğini açıkladı

Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) bir araya gelerek 14 Mayıs seçimlerine Emek ve Özgürlük İttifakı olarak gireceklerini açıkladı.

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri, “Seçime, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak girme kararı alındı. Gündem başlıklarımızdan biri olan cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili geniş çaplı bir tartışma yürüttük. Bugün yürüttüğümüz tartışma neticesinde oluşan ortak tutumumuzu en kısa zamanda bir basın toplantısıyla kamuoyu ile paylaşma kararı aldık” açıklamasını yaptı.

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri, 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde alacakları tutumu belirlemek üzere 16 Mart’ta Ankara’da bir araya geldi.

‣ Seçim takvimi 18 Mart’ta başlıyor

HDP ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ve Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, Genel Sekreteri Emre Öztürk ve Parti Sözcüsü Özge Akman, TÖP Sözcüler Kurulu üyeleri Perihan Koca ve Juliana Gözen, SMF Sözcüsü Barış Kayaoğlu, yöneticileri Erdal Ataş ve Dilşat Cambaz Kaya, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün ve Parti Sözcüsü Sera Kadıgil ile HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Eş Genel Başkan Yardımcıları Tayip Temel, Tuncer Bakırhan ve Sultan Özcan katıldı.

Görüşmenin ardından yapılan yazılı açıklamada, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin deprem ve sel felaketleri, derinleşen krizler, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerindeki tutuma yönelik gündem başlıklarını görüşmek üzere Ankara’da toplandığına ve bir araya geldikleri tarih olan 16 Mart’ın Halepçe ve Beyazıt katliamlarının yıl dönümü olduğuna değinerek “Böylesi katliamların bir daha yaşanmayacağı, yüzleşme kültürünün yerleşik hale geldiği ve her alanda gerçek adaletin tesis edileceği bir düzeni inşa etmek için var gücümüzle çalışıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir seçimin arifesinde olunduğunu aktaran ittifak bileşenleri, “Toplumun beklentilerini umuda çevirecek, demokratik ve özgür bir geleceği inşa edecek tarihsel ve siyasal sorumluluğumuzun bilinciyle; mücadele ittifakı olarak başlattığımız süreci, genişleyerek bir seçim ittifakı haline de getirmek üzere bir irade ortaya çıktı” dedi.

Böylelikle seçime, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak girme kararı alındığını kaydeden açıklamada, “Teknik çalışmalarda, HDP başta olmak üzere ittifakın bileşeni olan tüm güçlerin kazanımlarını koruyup geliştirecek yol ve yöntemler esas alınacak” diye belirtildi.

Sonuç bildirgesinde, “Emek ve Özgürlük İttifakı olarak bu halk ve doğa düşmanı iktidarı ve felaketlere zemin hazırlayan düzeni değiştireceğimizi, sorumlularından hesap soracağımızı ve insan onuruna yaraşır bir yeni yaşamı inşa edeceğimizi taahhüt ediyoruz” denildi.

‣ Yeni Seçim Kanunu, AKP ve MHP’yi kaçınılmaz sondan kurtaramaz

‘Kader planı söylemlerini reddediyoruz’

İktidarın halk düşmanı, ranta ve talana dayalı politikalarının krizlere yol açarak toplumun bugününü ve yarınını tehdit ettiğini dile getiren partiler, “6 Şubat tarihli depremlerde ve 15 Mart’ta yaşanan Urfa ve Adıyaman merkezli sellerde yaşanan yıkımların yanı sıra can ve mal kayıplarının, bu politikaların en açık ve trajik göstergesi olduğunu ifade etti ve şunları ekledi:

Yaşanan felaketi ‘doğal afet veya kader planı’ olarak değerlendirmeyi, normalleşme adı altında kanıksatılma ve unutturma çabalarını kesinlikle reddediyoruz. Emek ve Özgürlük İttifakı olarak, bu halk ve doğa düşmanı iktidarı ve felaketlere zemin hazırlayan düzeni değiştireceğimizi, sorumlularından hesap soracağımızı ve insan onuruna yaraşır bir yeni yaşamı inşa edeceğimizi taahhüt ediyoruz.

‣ Kapatılma tehdidiyle karşı karşıya olan HDP, Yeşil Sol Parti’ye taşınabilir

‘Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda kararımızı açıklayacağız’

Gündem başlıklarından biri olan cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili geniş çaplı bir tartışma yürütüldüğünün dile getirildiği açıklamada, ittifakın depremden sonra cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecine ilişkin tekrar değerlendirme kararı aldığı aktarıldı.

“Bugün yürüttüğümüz tartışma neticesinde oluşan ortak tutumumuzu en kısa zamanda bir basın toplantısıyla kamuoyu ile paylaşma kararı aldık” ifadelerine yer veren açıklamada, siyasi yasakların ve davaların, şiddetin ve baskının artarak devam ettiği bir atmosferde, seçim süreci ve sandık güvenliğine dair tüm toplum kesimleriyle sürdürülen ortak çalışmaların hız kazandırarak devam ettirileceği belirtildi ve şunlar aktarıldı:

8 Mart’ta sokakları mora boyayan kadınların mücadelesinden aldığımız güçle Newroz ve 1 Mayıs meydanlarını dolduracağız. Bütün demokrasi güçleriyle birlikte 15 Mayıs’ı kazanacağız. Tek adam rejimine son vereceğiz. Dayanışma, mücadele ve umutla…

İklim krizi: 2022’de Türkiye’de aşırı hava olayları rekor kırdı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) hazırladığı Türkiye 2022 Yılı İklim Değerlendirmesi Raporuna göre geçtiğimiz yıl, bin 30 sıra dışı hava olayı yaşandı.

Aşırı hava olayları, özellikle son 20 yıldır artış eğilimi gösteriyor. Geçtiğimiz yıl meydana gelen olağan dışı hava olayları ile 2022, Türkiye‘de tüm zamanların en çok aşırı hava olayı görülen yılı oldu. 2021’de bin 24, 2020’de ise 984 sıra dışı hava olayı meydana gelmişti.

Fosil yakıt kullanımına bağlı, insan eliyle yaratılan iklim krizinin kuraklık, fırtına, çığ, seller, aşırı sıcaklar ve şiddetli yağışlar gibi aşırı hava olayları üzerinde sıklaştırıcı ve şiddetlendirici bir etkisi bulunuyor. Aşırı hava olayları, beklenmedik, olağandışı, iklimsel ve mevsimsel olmayan şiddetli hava koşullarının yaşanması anlamına geliyor.

‣ İklim krizi burada: 2020 yılı 1940 yılından bu yana en fazla afet görülen yıl oldu

Yıl boyunca yaşanan sıra dışı hava olaylarının başında yüzde 33,6 ile şiddetli yağışlar geldi. Bunu sırasıyla yüzde 21,4 ile fırtına, yüzde 18,5 ile dolu, yüzde 11,7 ile kar takip etti.

Diğer sıra dışı hava olayları ise şöyle: Yüzde 4,1 yıldırım düşmesi, yüzde 2,7 heyelan, yüzde 2,5 don, yüzde 2,1 çığ, yüzde 1,9 hortum, yüzde 0,9 orman yangını, yüzde 0,3 sis, ve yüzde 0,2 kum fırtınası.

aşırı hava olayları

‣ IPCC Raporu: Acil eylem için zaman daralıyor

2022, en sıcak yedinci yıl oldu

2022 yılı, 14,5 derece ile en sıcak yedinci yıl oldu. Kış mevsimi ortalama sıcaklığı 4,5 dereceyle mevsim normallerinin 0,6 derece üstünde seyretti.

İlkbahar mevsiminin ortalama sıcaklığı 11,8 derece ölçüldü. Bu sıcaklık 1991-2000 ilkbahar mevsimi ortalama sıcaklığına göre 0,6 derece azalma gösterdi.

Geçtiğimiz yıl yaz mevsimi ortalama sıcaklığı 24,6 derece olarak ölçüldü. Bu değer 1991-2020 yaz mevsimi ortalama değerlerinin 0,6 derece üstündeydi.

Sonbahar mevsiminde ise ortalama sıcaklık mevsim normallerinin 1,2 derece üzerinde seyretti. 2022 yılı sonbahar hava sıcaklığı ortalaması 16,5 derece ölçüldü. Bu, geride kalan 52 yılın en sıcak 6’ncı sonbaharı olarak kayıtlara geçti.

Geçtiğimiz yıl en düşük sıcaklık 18 Ocak’ta eksi 34,4 dereceyle Van‘ın Özalp ilçesinde ölçüldü. Termometrelerin gösterdiği en yüksek sıcaklık ise 15 Temmuz’da Şırnak‘ın Silopi ilçesindeydi. O gün Silopi’de sıcaklık 47,9 dereceye ulaştı.

aşırı hava olayları

‣ İklim değişikliğinin dört göstergesi de rekor seviyede: En sıcak yedi yılı yaşadık

En fazla yağış Mersin’in Konur Köyü’ne düştü

2022 yılı alansal yağışları, uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 12,1 azalma gösterdi. 2021 yılı yağışlarına göre ise yüzde 4 azalma gözlendi.

Yağışlar özellikle İzmir’in kuzeyi, BursaŞanlıurfa ve Mardin çevreleri ile IğdırAğrı ve Van’ın doğu kesimlerinde normale göre yüzde 40’tan fazla azalma kaydetti. Buna karşın Sinop, Samsun, OrduGiresun ve Mersin’in doğu kesimlerinde yüzde 40-60 aralığında artış gözlendi.

Aylara göre bakıldığında ise Türkiye geneli nisan, mayıs, temmuz, eylül, ekim, kasım ve aralık aylarında yağışlarda normale göre azalma yaşandı. En fazla yağış 87,3 mm ile ocakta meydana geldi. Oransal olarak ise en fazla artış yüzde 60 artma ile haziran ayında gerçekleşti.

Nisan ve aralık ayı yağışları ise normal değerlere göre yüzde 50’den fazla azalma gösterdi.

En fazla yağış alan yer Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Konur Köyü oldu. 29 Ocak’ta Konur Köyü’nde metrekareye 451,9 kg yağış düştü. Yılın en fazla yağış alan ili ise Rize oldu. Rize’de 5 Ağustos’ta metrekareye 140,7 kg yağmur yağdı.

MGM verilerine göre 2022 yılında aşırı hava olaylarının üçte birini (yüzde 33,6) şiddetli yağış ve seller oluştururken, yağışları fırtına ve dolu olayları izledi.

aşırı hava olayları

‣ 4. ABD Ulusal İklim Değerlendirmesi raporu: Yaşam kalitesi ve insan sağlığı tehlikede!

Altyapı sorunu

İklim krizi nedeniyle daha sık karşılaşılan aşırı hava olaylar, altyapı ve alınan önlemlerin yetersizliği nedeniyle kentlerde daha büyük felaketlere yol açıyor.

Kentlerin daha dirençli hale getirilmesi için gerekli adımlar da atılmadığı için bedeli de daha fazla can ve mal kayıplarıyla ödeniyor.

‣ IPCC’nin Altıncı Değerlendirme Raporu açıklandı: İklim değişikliği insani krizleri şiddetlendiriyor

 

 

Vatandaş, yurduna sığınamıyor: Artçı sarsıntılar nedeniyle sokağa dönenler çadırsız

Video haber: Jiyan ERKILIÇ

*

Kahramanmaraş merkezli yaşanan ve 13 buçuk milyon insanı derinden etkileyen depremlerin yaşandığı bölgelerde enkaz kaldırma çalışmaları devam ederken, artçı sarsıntıların yaşanmasından dolayı evlerine dönemeyen yurttaşlar çadır bulamıyor.

Kahramanmaraş’ta 6 Şubat tarihinde yaşanan 7.7’lik ve 7.6’lık depremlerin ardından sokağa dökülen yurttaşların büyük çoğunluğu yetkililerin ‘hasarsız ve az hasarlı evlerinize dönebilirsiniz’ çağrısının ardından evlerine döndü. Kimi yurttaş kendi isteğiyle evine dönerken kimisi de dışarıda açtığı çadırların yetkililer tarafından toplatılmasıyla zorunlu olarak evlerine geçti.

20 Şubat tarihinde merkez üssü Hatay’ın Defne ilçesinde 6.4 şiddetinde gerçekleşen deprem, tüm bölgede hissedildi ve evlerine henüz dönmüş olan yurttaşlar yeniden sokağa döküldü.

İlk depremin ardından AFAD ve Kızılay tarafından temin edilen çadırların diğer bölgelere gönderilmesi 20 Şubat’ta yeniden sokağa çıkan yurttaşların çadırsız kalmasına neden oldu. Yeniden sokağa dönen yurttaşlar “Hani devlet, hani çadır? Destek nerede?” diye sordu.

Elbistanlı depremzede Mehtap D. “Ben Elbistan’da yaşıyordum. Depremden sonra iki çocuğum, kayınvalidem ve eşimle önce Alanya’ya gittik otelde kaldık. Ama çok pahalıydı, nereye kadar kalabilirdik. Oteller var, diyorlar, hani nerede? Neden sığamadık o zaman? Gaziantep’e geldik. Burada da çadırları toplattılar ama bu sarsıntılarla evde durmak mümkün değil. ‘İsteyen geçsin’ denildi o zaman neden çadırlar toplatıldı? Şimdi yine herkes sokakta ama çadırsız, yardımsız. 16 kişi bir kamyonda yaşıyoruz” diyor ve ekliyor:

“‘Yardım, yardım’ diyor ama hani yardım nerede? Suyu, ekmeği paramla alıyorum. Evim gitti, çocuklarımla dışarıda kaldım. Hani yardım nerde? ‘Dağıtıyorum’ diyor, ben daha alamadım. Dağıttığı 10 bin liranın kimseye faydası olmaz.”

Parkta ailesiyle yaşayan yurttaş Neriman K. ise “Devlet bize yardım etmedikten sonra ne işe yarar? Hasarlı evime giremiyorum. Dışarıda ise bir çadır bulamıyoruz. Çocuklarımızla dışarıda kalıyoruz, gelip soran yok” ifadelerini kullanıyor.

Yurttaşlar artçılar nedeniyle tedirgin olduklarını dile getirerek olumsuz hava koşullarına rağmen evlerine dönmemekte kararlı.

Batı İran, 5,3 büyüklüğünde depremle sarsıldı

İran‘ın Hoy kentinde saat 14.47’de 5,3 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından yapılan açıklamaya göre deprem, yerin 15 kilometre derinliğinde gerçekleşti.

İran’ın batısındaki depremin merkez üssü, Van‘ın Başkale ilçesine 69 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Sarsıntılar, Başkale’de de hissedildi.

Hoy kenti, 28 Ocak’ta da 5,9 büyüklüğündeki bir depremle sallanmıştı. Depremde üç kişi hayatını kaybederken, 816 kişi yaralanmıştı.

‣ İran’da depremin bilançosu: En az üç ölü, yüzlerce yaralı

Yargıdan Cengiz Holding’e Cennet Koyu için yeşil ışık: Otel inşaatına devam!

Yargı, Cengiz İnşaat’ın Bodrum Cennet Koyu’ndaki 180 dönümlük arazide yapımına başladığı ancak Bodrum Belediyesi kararıyla ruhsatı iptal edilen ve mühürlenen rezidans ve otel inşaatının devamına kapı araladı.

Muğla 1’inci İdare Mahkemesi, belediyenin proje ruhsatını iptal eden kararının yürütmesini durdurdu. Mahkeme kararında topu Hazine’ye attı.

Muğla‘nın Bodrum ilçesine bağlı Gölköy Mahallesi Cennet Koyu Gökburun mevkisinde yapılan inşaatı, Aralık 2022 tarihinde Bodrum Belediyesi’nden alınan inşaat ruhsatı ile başlamıştı. Ruhsat, 8 Ocak 2023 tarihinde belediye tarafından iptal edildi.

Holding, ruhsat iptalini Muğla 1. Bölge İdare Mahkemesi’ne taşıdı. İtiraz Muğla 1. İdare Mahkemesi tarafından kabul edilerek yürütmeyi durdurma kararı verildi.

İdare Mahkemesi’nin kararında şöyle denildi:

“Her ne kadar taşınmazın özelleştirme yoluyla satışına dair işlemin Danıştay’ca iptal edildiği görülmüşse de taşınmazın eski maliki olan Maliye Hazinesi’nce adli yargıda bir tapu iptali davası açılmadığı ve bu hususta mahkemesince bir karar verilmediği (dosyada aksi yönde bir bilgi-belge bulunmadığı) anlaşılmış olduğundan, uyuşmazlık konusu taşınmazın tapu kaydının hukuk aleminde hâlen geçerliliğini muhafaza ettiği sonucuna varılmaktadır.“

Topu Hazine’ye atan mahkeme şunları ifade etti:

“Hâl böyle olunca da davalı idarece, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği düzenlemeleri uyarınca tapu idaresinin düzenlediği tapu kaydına göre işlem yapılması gerektiğinden, yolsuz tescil iddiasından hareketle daha önce düzenlenmiş yapı ruhsatlarının iptaline dair dava konusu işlemde -bu gerekçeyle sebep unsuru bakımından- hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.”

Belediye itiraz edecek 

Bodrum Belediyesi’nin avukatı Remzi Kazmaz, otel ve rezidans inşaatının yolunu açan kararına itiraz edeceklerini duyurdu. Sözcü’ye konuşan Kazmaz, şunları söyledi: “Mahkemenin burada İdari Usulü Kanununa göre verdiği yürütmeyi durdurma kararı eksik ve hatalıdır. Konu ile ilgili açılmış ve açılması gereken davalar vardır. Bu konuda mahkeme işin esasına girmeden acele ile karar vermiştir, hiçbir detaylı inceleme yapılmamıştır bu nedenle karar hatalıdır. Bu karar ile birlikte Cennet Koyun cehenneme çevrilmesinin önü açılmış olmuştur. Bodrum’un bağrına hançer gibi saplanan bu kararın iptali için Bölge  İdare Mahkemesi’ne bugün itiraz edeceğiz.”

Aktivistler: Kurumlar gereğini yapmazsa dava açacağız

Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Bodrum Eş Sözcüsü Mir Bahattin Demir de bu kararın da iptali ve geri alınması için her türlü hukuki mücadeleyi vereceklerini söyledi: “Bodrumlular Cennet Koyu’nun cehenneme dönmemesi için tam üç yıldır yoğun mücadele veriyor, bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.” Demir, kurumlar gereğini yapmazsa, vatandaşlar olarak onlara dava açacaklarını da belirtti.

100 villa, 101 apart, 83 suit

Özelleştirme İdaresi‘nden satın aldığı 678 bin metrekarelik arazide inşaat yapmak isteyen Cengiz İnşaat, sunduğu tanıtım dosyasına göre 409 bin metrekare büyüklüğündeki iki parsel üzerinde toplam 100 villa inşa edecek. Bulgari’nin işleteceği otel ise 101 apart ve 83 suit olmak üzere 184 odadan oluşacak.

Maliyetinin 568 milyon lira olması beklenen projenin bir bölümü 2. derece doğal sit ve 3. derece arkeolojik sit alan olan arazide yer alıyor. Projede ayrıca 1200 kişilik yedi lokanta, 300 kişilik toplantı salonu ve yüzme havuzlarının bulunacağı belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun danışmanı Çeviköz: İktidarımızda Demirtaş ve Kavala serbest bırakılacak

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun başdanışmanlarından Ünal Çeviköz, iktidara geldiklerinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen cezaevinde tutulan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile iş insanı ve hak savunucusu Osman Kavala‘nın serbest bırakılacağını açıkladı.

İttifakın dış politika alanında hayata geçirmeyi planladıklarını ABD merkezli Politico dergisine anlatan CHP İstanbul Milletvekili Çeviköz, Avrupa Birliği (AB) ve NATO ile ilişkilerde normalleşme ve yakınlaşma mesajları verdi; yeni hükümetin Türkiye’nin insan hakları konusundaki “lekelenmiş sicilini” onarmaya çalışacağını kaydetti.

‘Türkiye demokrasi yoluna dönecek’

İç siyasette de normalleşme süreci başlatacaklarını ifade eden Çeviköz şunları söyledi:

“Bu da müttefiklerimize ve tüm Avrupa ülkelerine basitçe, ‘Türkiye’nin yeniden demokrasi yolunda olduğu’ mesajını verecek ve Türkiye’nin pozisyonuna dair algıda ciddi bir değişiklik yaratacak. Ülkemizin, modern uluslar topluluğunun bir parçası olarak demokratik bir ülke olmasını istiyoruz.”

Bolu’da 4,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından yapılan açıklamaya göre merkez üssü Bolu’nun merkez ilçesi olan 4,8 büyüklüğündeki deprem saat 13.55’te yerin sekiz kilometre derinliğinde gerçekleşti.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ise depremin büyüklüğünü 4,7, derinliğini ise 9,6 olarak açıkladı.

‣ Naci Görür’den İstanbul depremi uyarısı: Zamanı geliyor
‣ Doç. Dr. Pelin Giritlioğlu: Deprem riskine karşı İstanbul seyreltilmeli

Deprem, İstanbul, Ankara ve Düzce başta olmak üzere çevre illerde de hissedildi.

Depremin ardından en büyüğü 3,3 büyüklüğünde olan artçı sarsıntılar yaşandı.

AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan: Menzil Tarikatı da desteğini açıkladı

14 Mayıs Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri için Meclis’te “cumhurbaşkanı aday gösterme” süreci de başladı. AKP milletvekilleri, bugün Grup Başkanı İsmet Yılmaz başkanlığında toplandı. Toplantıda, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesine ilişkin grup kararı alındı.

Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az 100 bin seçmen aday gösterebiliyor.

Resmi Gazete‘de yayımlanan seçim takvimine göre, cumhurbaşkanı adaylığı için YSK’ya yapılacak başvurular 19 Mart’ta başlayacak.

Menzil Cemaati’nden Cumhur İttifakı’na destek

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Tarihimizin en büyük afetinin yaralarını birlikte sarıyoruz. Bu sürecin uzun bir zamana yayılacağı muhakkaktır. Aziz milletimizin her bir ferdi bunun bilincindedir. Bu bilinçle hepimizin en öncelikli gündemi afetzede kardeşlerimizle sürekli, düzenli ve verimli bir şekilde dayanışma içinde olmaktır.

Bu vesileyle bir kez daha elim deprem felaketi ve sel baskınında vefat eden kardeşlerimize Allah Teâla’dan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar ve aziz milletimize başsağlığı dileriz.

Ecdadımızdan aldığımız kadim manevi mirasımız bize daima birlik ve beraberlik içinde olmayı, vatanımızın kıymetini bilmeyi öğütler. Ne büyük bir saadettir ki tarihten günümüze bu şuur kesintisiz bir şekilde nesilden nesle aktarılmıştır.

Milli meseleleri güncel politik anlaşmazlıkların üstünde tutmaya sürekli muvaffak olan ve kendi içindeki ihtilafları asla Türkiye’ye zarar verecek boyuta taşımayan aziz milletimizin feraseti, fedakârlığı ve vatanseverliği bütün dünyaya örnektir.

İnanıyoruz ki, 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri bu örnekliğe eklenecektir. Milletimiz afetin yaralarını sarmaya odaklanmış, dayanışma ruhunun tesis ettiği huzur ve güven ikliminde sandığa gidecek, yine dünyaya örnek bir tablo sergileyecektir.

Son yıllarda dünyada yaşanan koronavirüs pandemisi, Rusya-Ukrayna Savaşı ve küresel enflasyonist ekonomik koşulların ülkemizdeki olumsuz etkilerinin üzerine Türkiye tarihinin en büyük afeti eklendi. Güzide ülkemizin; afetzede kardeşlerimizin bütün ihtiyaçlarını karşılaması, kentsel dönüşüm başta olmak üzere bütün gerekli afet tedbirlerini alması, büyümesi, zenginleşmesi ve daha da güçlenmesi gerekiyor. Biz bunun için istikrara ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Net hedeflerin hızlıca ve kararlılıkla hayata geçirilebilmesi adına geçtiğimiz kritik dönemin tecrübesini önemsiyoruz. Bu vesileyle hem cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili genel seçimlerinde Cumhur İttifakı’nı destekliyoruz.”

Hataylı depremzedenin ‘126 endişesi’: Gitmek mi zor, kalmak mı?

Haber: Burcu Özkaya GÜNAYDIN

*

Maraş merkezli depremlerin üzerinden bir ay geçti. Hatay her ne kadar merkez üssü olmasa da en yakıcı yıkımların ve en çok can kaybının olduğu şehir oldu. Hala kesin olarak kaç kişinin depremlerde can verdiği bilinmiyor; ulaşılamayan çok sayıda kayıp bulunuyor; dört bir yana dağılan depremzede insan ve hayvanlar yaşam savaşı veriyor.

Depremlerden canlıların yanı sıra binlerce yıllık tarihe sahip olan kadim kentin tarihi ve kültürel yapı stoğu da ağır yara aldı. Birçok tarihi kilise, sinagog, cami, eski Antakya denilen Roma döneminden kalma evler, sokaklar ağır tahribat aldı.

Bu caddelerin, ibadet yerlerinin, binaların aslına uygun yapılması epey zaman alacak ve özel çalışma gerektiren bir iş. Geçen hafta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un katılımı ile kentin yeniden inşası konusunda bir toplantı yapıldı. Toplantıya başta Mimarlar Odası olmak üzere, meslek örgütleri yerel yöneticiler de katıldı. Tüm gün süren toplantıda “Hatay yeniden nasıl inşa edilmeli” konusu masaya yatırıldı. Toplantının katılımcılarından Hatay Mimarlar Odası Başkanı Mustafa Özçelik, hem kentin inşasına dair kenti fikirlerini hem de toplantıya dair bilgilendirme yaptı.

Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın

Mimarlar Odası Başkanı: Orta hasarlı binalar da yıkılmalı

Hatay’da 12 rezerv alan oluşturulmasına karar verildiğini söyleyen Özçelik, şu sıralarda dağ eteklerinde zemin etüdü yapıldığını, bu çalışmalar bittikten sonra TOKİ evlerinin yapımına başlanacağını belirtiyor.

Hatay merkezinin yüzde 50’si yıkıldı, yüzde 30’u ise hasarlı; kentin yüzde 89’una denk gelen binalarda yaşamak artık mümkün değil. Bakanlığın orta hasarlı binaların da yıkılmasından yana olduğunu, bu kararı kendilerinin de desteklediğini belirten Özçelik şunları söylüyor:

“Biz de yıkılmasından tarafız. Üst üste çok fazla deprem yaşadı bu binalar ve çok yoruldu. Bu nedenle hepsinin yeniden inşasını doğru buluyoruz. Benim merkezde yaşadığım yedi katlı binaya hasarsız raporu verildi ama bizim binanın dışında mahallede çökmeyen ev yok. Buraların yeniden yapılması gerekiyorsa benim hasarsız binam da yıkılmalı.”

Hatay,
Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın

Kimse zorla gitmek istemediği yere gönderilmemeli

Planlamalara göre, Hatay’ın en kalabalık merkez ilçelerinden Defne, büyük ölçüde kenti çevreleyen Amanoslar’a doğru inşa edilecek TOKİ konutlarına taşınacak. Merkezde yaşayıp bu konutlara gitmek istemeyenler ise zorla gönderilmeyecek. Önceliğin dağ tarafındaki TOKİ’lerde olduğunu, uzun süre beklemek istemeyen depremzedelerin buraya yerleştirileceğini vurgulayan mimar Özçelik, merkezdeki evinde yerinde dönüşüm isteyen depremzedenin en az üç yıl beklemek zorunda kalacağını, zaten ilk iki yıl merkeze girmenin imkânsız olduğunu anlatıyor:

Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın

“Sonuçta bir kısım insanı yerleştirmek lazım. Kent merkezinde Asi kenarındaki evler dört katı geçmeyecek şekilde yapılacak. Yeşil alanı bol, sokaklar geniş yapılacak. Raylı sistem de düşünülüyor. Merkezdeki mülkiyetini bırakıp gitmek istemeyen gitmeyecek. 10 tane ev yapmıyorsunuz, koskoca bir şehir yok oldu ve yeniden inşa edilecek. Eğer zorla insanlar buradan çıkarılırsa, bu müdahaledir ve bunu asla kabul etmeyiz.”

Hatay’da kent ve yerleşim planı denilince birbirinden farklı inanç ve kimliklere sahip bir şehir olmasından kaynaklı akla hemen demografi de geliyor. Şehre dair yapılan toplantıda bakanın da bu konuyu gündeme getirdiğini aktaran Özçelik, “Toplantıda demografik değişim konusu gündem oldu, biz de anlattık. Kiliseyi onarıp yanındaki esnafı uzaklaştırırsanız, bunun bir anlamı olmaz. Demografiye dikkat edeceklerini söylediler. Biz de sürecin içinde yer alarak hem gözlemleyeceğiz hem de yeniden inşaya katkı sunacağız” diyor.

Hatay’da şu an en önemli konu molozların kaldırılması

Şu an Hatay’da en önemli konu molozların kaldırılması ve bertaraf edilmesi. Uzmanlar tarafından da çoğu eski binanın molozlarından kanserojen etkiye sahip asbest yayıldığı da defalarca söylendi. Şehirde maskesiz dolaşılması da ayrıca uzmanlarca önerilmiyor. Ayrıca hala enkazlara karışmış, çıkarılmayan cenazeler olduğu için şehirde ağır bir koku ve salgın hastalık tehlikesi bulunduğu belirtiliyor.

Mustafa Özçelik, moloz ayrıştırma işinin Altınözü tarafındaki uygun alanda yapılacağı bilgisini veriyor. Buna göre, molozlardan uygun olanların geri dönüşümle inşaatlarda kullanılması, kullanılmayacak durumda olanların ise dolgu malzemesi olarak değerlendirilmesi düşünülüyor.

Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın

Tarihi Antakya evleri, kilise, cami, havra ve tarihi sokaklar için ise özel bir çalışma yapılması planlanıyor. Antakya’nın tarihi dokusuna dair zamanında çalışma yapan akademisyenlerin inşa sürecinde sorumluluk alacağını belirten Özçelik, ayrıca Antakya’yı bilmeyen, kent insanını tanımayanların şehrin inşasında görev almasını doğru bulmadıklarını, özellikle kent merkezinin inşasında kenti bilen, halkın ne istediğini anlayabilecek yerel yönetimlerin, meslek odalarının görev alması gerektiğine dikkat çekiyor.

Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın

Antakyalı Hristiyanların kuruculuğunu üstlendiği, Antakya kültürü, yemekleri, mimarisi konusunda çalışmalar yapan Nehna (Arapça biz demek) platformundan Emre Can Dağlıoğlu da ilk etapta kentteki evlerin neden ve nasıl yıkıldığına bakılması gerektiği, sonraki önemli konunun ise kent inşa edilirken demografi meselesi olduğu kanısında. Antakya’daki kiliseler genelde şehir içinde yer alıyor. Hristiyan cemaati de aynı şekilde kent merkezindeki mahallelerde ikamet ediyordu. Dağlıoğlu, sadece kiliselerin aslına uygun şekilde yapılmasının yetmeyeceğini, kilisenin yanındaki Hristiyan terzi yerinde kalmadığı takdirde önemli kültürel kayıpların oluşacağına dikkat çekiyor.

Hristiyan cemaati dağ yamacına gitmez, göç başlar

Dağlıoğlu, bu endişelerine neden olan en somut olayın 24 Şubat’ta yayımlanan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na olağanüstü yetkiler veren 126 sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” olduğunu belirtiyor.

Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın

Kararname kentlerin inşası ile ilgili tüm yetkileri Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na veriyor. Bu kararnameyi de göz önüne bulundurarak alelacele dağ yamacında TOKİ evlerinin yapılmasına Özçelik kadar sıcak bakmıyor Dağlıoğlu:

“TOKİ evlerinin dağ yamaçlarında yapılacağı söyleniyor. Hristiyan cemaati dağ yamaçlarındaki evlere gitmez, bu da göç sürecini başlatır. Birçok insanın Mersin’e göç etmesi beklenebilir. Bu da demografik değişimin önünü açar. Bu kanunun olağanüstü bir yetkiyi kullanarak hızla uygulanabilir. Hak sahipleri, kanun kullanılarak mülkiyet hakkını kaybetme korkusu yaşıyor. Kentin içindeki zemin etütlerine bakmadan hemen dağda ev yapmayı ve insanları oraya taşımayı doğru bulmuyoruz. Sağlam, doğru planlanarak, kentin içine dayanıklı düzgün evler yapılabilir.”

Şu anda hiçbir bilginin net olmadığını, aldıkları tek duyumun kentin taşınacağı olduğunu belirten İmam Ali İnanç ve Kültürü Derneği Başkanı İbrahim Kanatlı ise bütün kentin “bekleme halinde” olduğunu anlatıyor:

“Hatay’dan 800 bin insan göç etti. Yarısının geri geleceğini düşünüyoruz. Hatta dönüş yapmaya başlayanlar var. Alevilerin yeniden inşa konusunda endişeleri var tabi. Alevi nüfus kentte genelde bir arada, yakın mahallelerde yaşar. Bu mahalleleri ayırırsak, toplu halde yaşayan insanlar dağıtılırsa demografi sorunu bizim açımızdan o zaman oluşur. İşin uzmanları taşınma meselesine karar verecek ama bizim isteğimiz, düşük katlı, geniş sokaklar, yeşil alanı bol, yerinde dönüşüm. Şehrin dışına taşınma kimsenin istediği bir durum değil.”

Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın

126 sayılı Kararname ne demek?

  • Kentlerin inşası ile ilgili yetkiler tek bir elde merkezileştirilerek Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na veriliyor.
  • Yürütülen işlemlere itiraz edilemeyecek, sürece halk katılımı hiçbir şekilde sağlanmayacak, yargısal denetim engellenecek.
  • Deprem bölgesindeki tüm illerde orman ve mera alanları herhangi bir engelle karşılaşılmadan yapılaşmaya açılabilecek.
  • Kararname mülkiyet hakkına sınırlama da getirebilir.
Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın

Ekoloji örgütleri: Kararname felaketi derinleştirebilir

126 sayılı kararname ile ilgili açıklama yapan ekoloji örgütleri, iktidarın 126. Kararname’yi “kentsel dönüşüm”ü sermayenin çıkarına uygun bir rantsal dönüşüme çevirdiğine dikkat çekerek; ormanları, tarım arazilerini, sulak alanları yapılaşmaya açacak, kentlerin kültürel değerlerini yok edecek tarzda yeniden inşasının felaketin daha da derinleşmesine neden olacağına dikkat çekti. Örgütler ayrıca muhalefet partilerinden Kararname’nin iptali için Anayasa Mahkemesi‘ne başvurmalarını isteyerek birleşik mücadele çağrısında bulundu.