Ana Sayfa Blog Sayfa 5413

İklim değişikliği okulunda ders zili çalıyor

İklim değişikliği karatahtada

Yeşiller Partisi tarafından İklim Değişikliği Kampanyası’nın bir parçası olarak düzenlenen “İklim Değişikliği Aktivist Okulu”nun birinci bölümü bu sene 16 Ekim Cumartesi günü İstanbul Yeşil Ev’de yapılıyor.Daha önce 2006 ve 2009’da iki kez yapılan ve büyük ilgi gören iklim değişikliği okulunu bu yıl iki bölümlük bir programla yapılacak. 16 Ekim’de yapılacak giriş derslerine katılanlar ileri seviye derslerini daha sonraki haftalarda düzenlenecek 2. Bölüm seminerlerinde alabilecekler.

İklim değişikliği konusunda çeşitli alanlarda çalışmalar yapan akademisyen, bilim insanı, araştırmacı ve aktivistler tarafından verilecek derslerde iklim değişikliği ile ilgili bilimsel arka plan, ulusal ve uluslararası politikaların yanı sıra iklim değişikliğinin politik boyutu, mücadele yöntemleri ve aktivizm tartışmalarına da yer verilecek.

Katılımın herkese açık ve ücretsiz olduğu ancak katılımcı sayısının 40 kişi ile sınırlı tutulduğu iklim değişikliği okulu için önceden telefon veya e-mail yoluyla kayıt yaptırmak gerekiyor. Kayıt için 212 244 77 80 veya [email protected]

Eğitimin yapılacağı yer İstanbul Yeşil Ev, adresi ise İstiklal Caddesi Balo Sokak No: 21/1 Beyoğlu – İstanbul

Okulun programı şöyle:

16 Ekim 2010 Cumartesi
10:00 – 10:30 – Açılış ve kısa film (animasyon): Uyan, kafayı ye, harekete geç (Leo Murray)
10:30 – 11:30 – İklim değişikliğinin bilimsel arka planı – Prof. Dr. Levent Kurnaz (Boğaziçi Ü.)
11:30 – 11:45 – ARA
11:45 – 12:45 – İklim değişikliğinde son durum – Dr. Ümit Şahin (Yeşiller Partisi)
12:45 – 13:30 – ÖĞLE ARASI
13:30 – 14:00 – Kısa film (animasyon) – Şeylerin hikayesi (Louis Fox)
14:00 – 15:00 – İklim değişikliğinde zaman daralıyor – bilim ve aktivizm – Dr. Ömer Madra (Açık Radyo, İstanbul Bilgi Ü.)
15:00 – 15:15 – ARA
15:15 – 16:15 – Kyoto’dan Cancun’a uluslararası iklim politikaları – Doç. Dr. Semra Cerit Mazlum (Marmara Ü.)
16:15 – 16:30 – ARA
16:30 – 17:00 – İklim değişikliği ve enerji politikaları – Korol Diker (Greenpeace Akdeniz)
17:00 – 17:30 – Aktivist olmak – Gökşen Şahin (Küresel Eylem Grubu)
17:30 – 18:00 – Genel tartışma ve kapanış

EĞİTMENLER
Ömer Madra, Dr.: Açık Radyo yayın yönetmeni. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi. Uzun yıllardır iklim değişikliği ile ilgili araştırmalar ve yayınlar yapıyor. Konuyla ilgili “Küresel Isınma ve İklim Krizi: Niçin Daha Fazla Bekleyemeyiz” başlıklı bir kitabı var.
Levent Kurnaz, Prof. Dr.: Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi. Boğaziçi Üniversitesi iklim değişikliği çalışma grubunu yönetiyor ve Açık Radyo’da “Son Buzul Erimeden” başlıklı bir program yapıyor.
Semra Cerit Mazlum, Doç. Dr.: Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi. Uluslararası iklim politikaları üzerine çalışmaları ve makaleleri var. Açık Radyo’da “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik” adında bir program yapıyor.
Ümit Şahin, Dr.: Hekim, Halk Sağlığı Uzmanı. Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü ve İklim Değişikliği ve Enerjii Çalışma Grubu Üyesi, Üç Ekoloji dergisi yayın yönetmeni. Ayrıca Açık Radyo’da Ömer Madra ile birlikte “Açık Yeşil” programını yapıyor.
Korol Diker: Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu. İklim değişikliği, nükleer enerji, yenilenebilir enerji ve enerji politikaları konusunda çalışıyor.
Gökşen Şahin: Küresel Eylem Grubu Aktivisti. Yıllardır iklim değişikliği ile ilgili çok sayıda miting ve eylemin organizasyonunda çalıştı. Açık Radyo’da “Kurak Yeni Dünya” adında bir program yaptı.

(Yeşil Gazete)

Dünyanın En Büyük Rüzgar Enerjisi Santrali

0

Dünyanın denizde kurulan en büyük rüzgar enerjisi santrali İngiltere’nin Kent kıyılarında faaliyete geçiyor.

100 türbinlik santralin, yaklaşık 250 bin hanenin enerji ihtiyacını karşılayacak kapasitede olduğu belirtiliyor.

Kıyıdan 12 kilometre açıkta inşa edilen santralin türbin sayısı dört yıl içerisinde 341’e çıkarılacak.

115 metre yüksekliğindeki türbinler 35 kilometrekarelik bir alana yayılıyor.

İngiltere’de halen 12’si denizde olmak üzere, 262 rüzgar enerjisi santrali var.

Toplam 1909 türbine sahip olan santraller İskoçya’daki tüm hanelerin enerji ihtiyacını karşılayabilecek kadar enerji üretiyor.

Ada ülkesi olduğu için bir hayli yüksek rüzgar potansiyeline sahip bulunan İngiltere, son yıllarda bu santrallere ciddi yatırım yapıyor.

Ancak çevreciler, İngiltere’nin yenilenebilir enerji üretimine yaptığı toplam yatırımın halen çok düşük olduğu inancında.

Uzmanlar ayrıca sadece rüzgar enerjisine odaklanıp diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirtiyor.

Bitki Alarmı

Dünyadaki bitkiler üzerine bugüne değin yapılan en büyük araştırmayı tamamladıklarını söyleyen biliminsanları, ”Yaklaşık her beş bitki türünden biri yokolma riski altında” diyor.

Onbinlerce Avrupalı Kesintilere Karşı Yürüdü

0

Avrupa’da on binlerce işçi, hükümetlerin kemer sıkma gerekçesiyle uyguladığı kesintilere karşı eylemler düzenledi.

30 ülkeden çalışanlar Brüksel’de toplanıp Avrupa Birliği’nin başlıca kurumlarına yürüyerek tepkilerini dile getirdiler.

Rengarenk balonlar ve pankartlar taşıyan eylemciler ‘kesintilere hayır, önce iş ve büyüme’ sloganları attı; düdükler, borazanlar çaldı, marşlar söyledi.

Eylemi düzenleyen Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) eyleme 100 bin kişinin katılmasını bekliyordu.

Polis eylemin başlarında sayıyı 80 bin olarak tahmin ediyordu; eylemler sırasında 148 kişi de gözaltına alındı.

Sendikacılara göre Avrupalı işçiler; bankacı ve simsarların yol açtığı mali krizin kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Sendika açıklamasında “Bu krize biz yol açmadık. Faturayı bankaların ödemesi gerek; işçilerin değil.” deniyor.

Protestoculara hitaben bir konuşma yapan Fransız sendikası Force Ouvriere’in başkanı Jean Claude Mailly de kesinti planlarını yeniden düşünmek için henüz geç olmadığını savundu.

Avrupa sokaklardaydı

İspanya’da Sosyalist hükümet sekiz yıldır ilk kez grevle karşı karşıya kaldı

Eylemler, mali krizde en ağır darbelerden birini alan İspanya’da işçilerin genel grevi ile başladı.

İşçiler sekiz yıldır düzenlenen ilk 24 saatlik iş bırakma eylemi için dün gece yarısından itibaren grev gözcülükleri oluşturarak toplandılar.

Başkent Madrid’de bir de miting düzenlenirken, kalabalıklar dükkan ve bankaları doldurup izdiham yaratarak işyerlerini kapanmaya zorlamaya çalıştı.

Barcelona’da eylemciler polisle çatıştı ve bir aracı ateşe verdi.

Genel grev işverenlerin işe alıp işten çıkarma işlemlerini kolaylaştırmak üzere çalışma yasalarında planlanan değişiklikleri ve kamu harcamalarındaki kesintileri hedef alıyor.

Grev nedeniyle ulaşım ve çöp toplama hizmetleri aksıyor, çelik sektörü de eylemlerden etkilendi.

Yunanistan, Polonya, Portekiz, İtalya, Letonya, İrlanda ve Sırbistan’da da ulusal çapta eylemler yapıldı.

İşsizlik tehdidi

Bu krize biz yol açmadık. Faturayı bankaların ödemesi gerek; işçilerin değil.

Avrupa Sendikalar Konfederasyonu

Küresel ekonomik kriz nedeniyle Avrupa çapında milyonlarca kişi işini kaybetmişti.

Hükümetlerin kemer sıkma politikaları sonucunda, milyonlarca kişinin daha işsizler ordusuna katılacağı tahmin ediliyor.

Yunanistan ve İrlanda’da işsizlik rakamlarının son 10 yılın en yüksek düzeyinde olduğu ve İspanya’da da işsizlik oranının son üç yıl içinde iki katına çıktığı kaydediliyor.

İngiltere’de ise hükümet kamu harcamalarını yüzde 25 oranında azaltmayı planlıyor.

Fransa’da hükümetin emeklilik yaşının yükseltilmesi girişimleri de büyük protesto gösterileriyle karşılanmıştı. (BBC)

Yaşarken Barışı Görmek İstiyorlar

Yaşlılar Heyeti basın toplantısından

Kürt sorununun çözümü için bir araya gelen ve aralarında eski Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili, Kürt siyasetçi Tarık Ziya Ekinci, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç, Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mete Tunçay, yazar Oya Baydar’ın da bulunduğu Barış İçin Yaşlılar Heyeti, “Barışı görmeden ölmek istemiyoruz” dedi. Heyet, taleplerini Meclis’e taşımak için temaslarda bulunmaya hazırlanıyor.

Talimhane’deki Nippon Otel’de gerçekleştirilen toplantıya, Osman Kavala, Ece Temelkuran, Ferhat Kentel, Necmiye Alpay’ın yanı sıra gazeteci, akademisyen ve aktivistler katıldı.

Heyet adına basın açıklamasını okuyan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek, “Biz, Türkiye’nin yaşlı insanları, yakın tarihin tanıkları ve özneleri, ömrümüz sona ermeden konuşmaya karar verdik. Biz, silahların susması, Kürt sorununun diyalog yoluyla çözülmesi için yola çıkıyoruz” dedi.

“Son günlerde yaşananları bahane etmeyin”

Selek, Cumhurbaşkanına, hükümete, tüm siyasal partilere ve Meclis’e seslenerek, “Kürt sorununun çözümünden sizler sorumlusunuz. Çözüm için koşullar bugün her zamankinden daha hazır. Son günlerde yaşanan talihsiz olayları bahane ederek diyalog yolunu kapatmayın” diye konuştu.

PKK’nin çatı örgütü Kürdistan Topluluklar Birliği’nin (KCK) 13 Ağustos’ta ilan ettiği ve bugün dolması beklenen eylemsizlik kararını önümüzdeki haftaya uzattığı haberi öncesi yapılan açıklamada, taraflara “koşulsuz, süresiz bir çatışmasızlık sürecini başlatmaya, sorunu diyalog yoluyla çözmek için silahları susturma” çağrısında bulunuldu.

Bir gazetecinin eylemsizlik sürecinin uzamasıyla ilgili görüşünü sorduğu Türk Tabipleri Birliği (TTB) MK eski Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, “Çok sevindirici bir haber ama Türkiye’de barış konusunda kalıcı adım atacak bir irade yok. Biz böyle bir iradenin ortaya çıkması için çabalıyoruz” yanıtını verdi.
“BDP-AKP görüşmesi yapılmalıydı”

Gürsoy, Hakkari saldırısını “provakatif bir eylem” diye nitelendirerek Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) görüşmesinin iptal edilmemesi gerektiğini ve hükümetin BDP’yi muhatap almasının şart olduğunu söyledi.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Yeşil, “PKK’nin aldığı bu karar çok önemli. Ama devletin de operasyonları durdurarak bir adım atması gerekir” dedi.

bianet’e konuşan eski TİP’li İbrahim Aksın da “Hakkari olayı provokasyon olsa dahi BDP-AKP toplantısı ertelenmemeliydi. Bu olaya rağmen yapılmalı, provokasyon başarısız kılınmalıydı” diye konuştu.

Heyette imzası bulunan isimler ise şöyle:

Abdulilah Fırat, Aziz Kaya, Behlül Yavuz, Celalettin Yöyler, Cemal Toptancı, Çağatay Anadol, Ersin Salman, Gençay Gürsoy, Gülümser Koçak,  Gündüz Mutluay, Hüseyin Ergün, İbrahim Aksın, İbrahim Betil, İlhan Alkan, Kazım Genç, Mete Tunçay, Mıgırdiç Margosyan, Mahmut Ortakaya, Mahmut Yeşil, Nurten Tuç, Oya Baydar, Özden Sönmez, Sarkis Seropyan, Selim Sırrı Feroğlu, Tarık Ziya Ekinci ve Yüksel Selek.

KAYNAK: Bianet – 20 Eylül 2010

Koş Hanım, Askerlik Kanunu Anayasaya Aykırıymış!

Bundan 4 sene önceydi sanırım. Sınavlarında ve sınav sonrası “Kaç aldın abi?” muhabbetlerinde bizi hüngür hüngür ağlatan, ve ama dersleri de bir o kadar ilgi çekici olan İdare Hukuku hocamız bir gün şöyle bir soruyla başladı derse : “Askerlik Kanunu’nun anayasaya aykırı olduğunu biliyor muydunuz arkadaşlar?”

Dalgaydı, şakaydı, ya da o günkü derste anlatılacak konuya odaklanmamız için bir “ilgi çekmece” oyunuydu belki de. Aklımdan geçen ilk düşünceler aşağı yukarı böyleydi açıkçası. 5 dakika sonra ise ağzım açık dinliyordum anlattıklarını. Toplam 10 dakikanın sonunda İdare Hukuku’nun zehir zemberek hocası yüzüne yerleştirdiği oldukça manidar bir gülümsemeyle şöyle bitirdi sözlerini : “İşte böyle… Her sene söylüyorum sınıfta, bu dediğimi yaparak kanunun Anayasa Mahkemesi’ne gitmesini sağlamak o kadar kolay ki… Ama aranızdan bir kızın bu işi üstlenmesi lazım. Bakın söz veriyorum, aranızdan bir kız çıkar da bunu yapmaya karar verirse, mahkemeyle ilgili tüm kağıtlarını, dilekçelerini, herşeyini ben hazırlayacağım…”

Hocamız haklıydı, bizim sınıftan da kimse çıkmadı bu işi yapacak. O sıralar şunu düşündüğümü çok net hatırlıyorum : “Kadın olsam 5 dakika beklemem yaparım!” .

Askerlik Kanunu’nun olduğu gibi iptalini sağlayacak bu hamle nedir peki? Ya da şöyle diyelim, bu basit hamle yapılırsa, ya anayasa değişikliği gerekecek (ki böylesi bir anayasa değişikliği de başka sorunlara yol açacaktır muhtemelen), ya da askerlik kanununu değiştirmek gerekecek.

Anlatayım…

Herşeyden önce, kanuni metinler arasında evrensel bir hiyerarşi vardır. Bu hiyerarşiye göre (ulusal ölçekte) Anayasa en üsttedir, kanun bir altında, ardından yönetmelik, tüzük ve yönerge gibi ikincil metinler gelir. “Anayasanın da uluslararası sözleşmelere uyuyor olması gerekir mi gerekmez mi?” gibi tartışmalar da var, ama detaya girmeyelim. Değişmeyen kaide şudur : Yönetmelik-tüzük vb… kanuna aykırı olamaz, kanun da anayasa’ya aykırı olamaz. Bir kanunun anayasaya aykırı olduğu iddiası ortaya çıkarsa Anayasa Mahkemesi bu iddiayı değerlendirir ve eğer “Evet, bu kanun anayasaya aykırı” derse o kanun iptal edilir.

Şimdi anayasamızın 72. maddesine bakalım. Bu madde “Vatan hizmeti” adında, ve aynen şöyle :

V. Vatan hizmeti

MADDE 72. – Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir. [1]

Bu maddenin ilk cümlesindeki iki tane noktaya dikkat çekelim : 1) “..her Türkün”  (yani, hem her türk kadınının, hem de her türk erkeğinin), 2) “…hakkı ve ödevidir.” Ve vatan hizmetinin nasıl yerine getirileceği kanunla düzenlenirmiş. Hemen üst satırda belirttiğim iki noktayı akılda tutarak Askerlik Kanunu’na bakalım o halde.

Askerlik Kanunu – Madde 1

Türkiye Cumhuriyeti tebaası olan her erkek, işbu kanun mucibince askerlik yapmağa mecburdur. [2]

Şimdi, durum nedir? Anayasa vatan hizmetini her türke bir hak ve ödev olarak veriyor. Buradaki “ödev” kelimesine odaklanalım, yani vatan hizmeti yapmak her türkün anayasal hakkı. Anayasal hak dediğimiz şeyin özelliği “en kutsanmış” hak olmasıdır, yine anayasada istisnai haller özel olarak belirtilmediği sürece istisna uygulanamaz, kaldırılamaz, görmezden gelinemez. Askerlik kanunu ise vatan hizmetinin nasıl yapılacağını belirleyen kanun olarak sadece askerliğe odaklanıyor ve bunun “her türk erkeğinin ödevi” olduğunu belirtiyor.

Ortadaki büyük çelişkiyi gördünüz mü?

Henüz görmediyseniz, ağır çekim oynatalım bu defa, hem de bir senaryo eşliğinde : Siz 18 yaşına gelmiş bir kadınsınız. Vatan hizmeti yapmak istiyorsunuz, anayasayı açıp okuyorsunuz ve bunun sizin bir anayasal hakkınız olduğunu görüyorsunuz. Bu sefer kanunu açıyorsunuz ve Vatan Hizmeti’nin sadece askerlik üzerinden işlediğini görüyorsunuz. “Tamam” diyorsunuz, soluğu askerlik şubesinde alıyorsunuz. Gidiyorsunuz yetkili subaya, “Ben vatani hizmetimi yapmak için geldim, alın beni askere” diyorsunuz. Subay şaşkın, “Alamayız, sadece erkekleri alıyoruz askere” diyor. “Ama vatani hizmet benim anayasal hakkım, anayasal hakkımı nasıl engellerseniz?” diyorsunuz. Subay, “Alamayız abla, kanun böyle” diye ısrar ediyor; e o da haklı. “Peki” diyorsunuz, “Bana yazılı bir kağıt verin o halde, kanunun ilgili maddesi yüzünden beni askere almadığınıza dair”. Alıyorsunuz kağıdı elinize, koşa koşa caddenin karşısına geçiyorsunuz, idare mahkemesinin kapısını çalmaya. Şöyle diyorsunuz, aşağı yukarı :

“Sayın İdare Mahkemesi, size İdare’yi şikayete geldim. İdare (ki bu davada askerlik şubesi ve Genelkurmay Başkanlığı’dır) bir anayasal hakkım olan vatani hizmet yapma hakkımı kullanmama izin vermiyor. Anladığım kadarıyla kanuna göre yapacak birşeyleri de yok zaten… Bu durumda bana öyle geliyor ki 1111 numaralı (ve 1927 tarihli, uuh çok da eskiymiş) Askerlik Kanunu, Anayasanın ilgili 72. maddesine aykırıdır. Siz de bi’ bakıverin duruma, ona göre hareket edin. Saygılarımla, ellerinizden…”

İdare mahkemesi dilekçenizi alıyor, okuyor, Askerlik kanununu okuyor, anayasanın 72. maddesini okuyor, çok açık olan bu aykırılığı görüyor ve Anayasa Mahkemesi’ne dönüyor : “Sayın Anayasa Mahkemesi, bana bir dava dilekçesi geldi ve bu davanın içeriğinden yola çıkarak 1111 numaralı Askerlik Kanunu’nun, Anayasa’nın 72. maddesine aykırı olduğu izlenimine kapıldım. Görevim gereği tarafınıza bildirmekten onur duyarım.”

Anayasa Mahkemesi isteği okuyor, aykırılık olduğu çok belli tabi, konuyu görüşmeye alıyor. Karara bağlıyor  :

“1111 sayılı Askerlik Kanunu anayasanın 72. maddesine aykırıdır. Kanunun iptaline…”

***

Kanunla anayasa arasındaki bariz aykırılık bir yana, “bir kadın vatandaş çıkar da yukarıdaki adımları izleyip kanunun iptali kararı aldırırsa ne olur?” diye bir düşünelim…

Birinci ihtimal hükümet ve hatta CHP-MHP ikilisinin el çabukluğuyla bir anayasa değişikliği geçirmeleri olur. “Ordu kutsaldır, dokunulmazdır” ne de olsa; konu ona geldi mi akan sular durur. Anayasa değişikliğiyle 72. maddedeki “Her Türkün” ibaresi yerine “Her Türk erkeğinin” ibaresi konabilir.

Ama bu durumda da anayasanın 10. maddesinde geçen “Kanun önünde eşitlik” ilkesiyle çelişilmez mi? Kimbilir…

Başka bir ihtimal, aynı anda vicdani retçiler, yeşiller, savaş karşıtları ve diğer tüm barışçılların da baskısıyla konu doğrudan “Hadi şu sistemi sıfırdan elden geçirelim” tartışmasına kaydırılabilir. Bu sayede vatan hizmetinin askerlik dışında şekillerde yapılabilmesinin yolunu açacak yeni bir vatan hizmeti kanunu da yaratılabilir. Bunun yanına vicdani ret’i olması gerektiği gibi bir hak olarak görmeyi de ekleyin, yeme de yanında yat. Bir bakmışız ki konu zorunlu askerliğin kaldırılmasına kadar gitmiş, düşünmesi bile şahane!

Belki de bunların hiç biri olmaz, ama en azından idareye (yani devlete, genel anlamda) güzel bir çalım atılmış olunur, konu güncele taşınır, falan filan. En kötü ihtimalle askerlik kanunu değişir, onun kaosu sürer bir süre.

***

Bütün bu şenlikli süreci başlatacak bir kadın var mı aramızda?

100 Bin Kişi Nükleere Karşı Yürüdü!

berlin
100 bin kişi Berlin'de nükleere karşı yürüyüşte

Dün Berlin’de tüm zamanların en büyük nükleer karşıtı mitinglerinden biri yapıldı. Merkel’in Hıristiyan Demokrat – Liberal koalisyon hükümetinin Almanya’daki nükleer santralların çalışma süresini uzatma kararını protesto eden yaklaşık 100 bin kişi Berlin sokaklarını doldurdu. Almanya’nın en büyük çevre örgütü BUND’un ve Yeşiller Partisi’nin de düzenleyicileri arasında olduğu gösterilerde hükümetin kararı geri alması istendi.

Almanya’da 1998’de iktidara gelen SPD-Yeşiller koalisyonu ülkedeki nükleer santralların tümünün en geç 2022’de kapatılmasını öngören bir kanun çıkarmışlardı. Kızıl-Yeşil hükümetin 2005’de sona ermesinden sonra da nükleer konusundaki karar geri alınmamıştı. Ancak Angela Merkel’in liderliğini yaptığı sağ koalisyon geçtiğimiz haftalarda yeni bir karar alarak 1980’den önce işletmeye alınan nükleer santralların çalışma süresini 10, 1980 sonrası yapılan daha yeni santralların süresini ise 14 yıl uzattı. Bu karar nükleerden çıkış yasası olarak bilinen yasanın delinmesi anlamına geliyor. Bu kararın alınması için nükleer endüstri hükümete 2016’ya kadar her yıl 2,3 milyar avro ödemeyi kabul etti. Karar uygulanırsa Almanya’nın 17 nükleer santralı planlanandan ortalama 12 yıl daha fazla çalıştırılacak.

Alman Yeşiller Partisi mitingi tüm zamanların en büyük nükleer karşıtı gösterilerinden biri olarak nitelendirerek Merkel ve arkadaşlarının kuşatıldığı ve bu mitingin Almanya halkının çoğunluğunu temsil ettiği yorumunu yaptı. Yeşiller gösterilerin 6 Kasım’da Gorleben’de devam edeceğini açıkladı. (Expetica Germany, Bundnis 90/Die Grünen)

(Yeşil Gazete)

Kültür Bakanı İstese Allianoi’yi Bir Emirle Kurtarır

AllianoiEski İzmir Barosu Başkanı Av. Noyan Özkan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın istese Allianoi’yi kurtarmak için bir telgraf çekmesinin yeterli olduğunu söyledi. Yeşiller Partisi’nin Allianoi’nin sular altında bırakılması karşısında “çaresizim” açıklaması yapan Kültür Bakanı’nı istifaya davet etmesi üzerine bir açıklama yapan Noyan Özkan, bakanın bir emrinin yeterli olduğunu, Allianoi’yi kurtarmak için en kestime yolun, Bakan Günay’ın İzmir Valiliği’ne göndereceği bir telgraf emri ile yargı kararına kadar alandaki inşai ve fiziki müdahaleyi durdurması olduğunu belirtti.

Noyan Özkan şunları söyledi: “Şu aşamada İzmir 4.İdare mahkemesinde yeni açılan bir dava var. Yürütmenin durdurulması kararı verilebilir. Ancak, Hükümetin referandum öncesinde  başlattığı yargıyı lekeleme/karalama/sindirme operasyonu devam ediyor. Sağ olsunlar, ilgili arkadaşlar var güçleriyle çalışıyorlar ve şimdi oradalar… En kestime yol, Bakan E.Günay’ın İzmir Valiliğine göndereceği bir telgraf emri ile yargı kararına kadar alandaki inşai ve fiziki müdahaleyi durdurmasıdır.”

Noyan Özkan’ın verdiği bilgiye göre 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun izinsiz müdahale ve kullanma yasağı başlıklı bölümü bakana bu yetkiyi veriyor. Yasanın 10. maddesi aynen şöyle: “Her kimin mülkiyetinde veya idaresinde olursa olsun,taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak (Ek ibare: 5226 – 14.7.2004 / m.4) “veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak” Kültür ve Turizm Bakanlığı’na aittir.”

(Yeşil Gazete)

Yeşiller’den Kültür Bakanı’na İstifa Çağrısı

Yortanlı barajının suları altında bırakılacak olan antik sağlık yurdu Allianoi’nin kumla kaplanması üzerine bir açıklama yapan Yeşiller Partisi Eş Sözcüleri Yüksel Selek ve Ümit Şahin, Allianoi’yi kurtarmak için elinden bir şey gelmediğini açıklayan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı istifaya çağırdı. Açıklamada “Çevre bakanının doğayı katlettiği, kültür bakanının tarihi katlettiği bir hükümete sahip olmaktan utanıyoruz!” dendi. Açıklamanın tam metni şöyle:

“Bergama’daki antik sağlık yurdu Allianoi’yi sular altında bırakacak Yortanlı barajının su tutması için gün sayılırken tarih katliamı başladı. Allianoi kumlarla örtüldü. Türkiye’nin antik kentlerini ve arkeolojik değerlerini korumak ve geliştirmekle görevli Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ise bir yandan Allianoi’nin kültürel ve arkeolojik değerini kabul ederken, diğer yandan ise baraj için bugüne dek harcanan paraları sayıp geri dönüş olmadığından bahsediyor ve elinden bir şey gelmeyeceğini söylüyor. Ertuğrul Günay “içinde bulunduğumuz çaresizliği insanların anlamasını rica ediyorum.” diyor.

Biz bu söylemi çok iyi biliyoruz. Keban’da,Karakaya’da, Birecik’te, Karkamış’ta, Ilısu’da da baraj projelerinin ÇED kanunundan önce yapıldığı gerekçesi ile yeteri arkeolojik ve kültürel araştırmaların yapılmasına izin verilmemiş, uzun süre gerektiren arkeolojik kazılar Türkiye ve uluslararası kamuoyunun baskısı ile göstermelik olarak, birkaç yıllık kısa sürelere sıkıştırılmış, tarih zenginliklerinin çok küçük bir kısmı kurtarılabilmiştir. Kültür bakanı bütün bu oyunları iyi bilir.

Allianoi olayında kendini kurtarmaya çalışan kültür bakanı dürüstlük yapıyor. Ancak dürüstçe ifade ettiği şey aczidir. Kendisi acaba Hasankeyf sulara gömülürken de mi ağlamayı düşünüyor?

Kültür Bakanı görevini yapamadığını itiraf etmiştir. Allianoi antik yerleşiminin korunamamasının ve sulara gömülmesinin bir numaralı siyasi sorumlusu “çaresiz Kültür Bakanı’dır.”

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay bu dürüst tavrını devam ettirmeli, hakkıyla yapmak için elinden bir şey gelmediğini itiraf ettiği görevinden en kısa zamanda istifa etmelidir.

Çevre bakanının doğayı katlettiği, kültür bakanının tarihi katlettiği bir hükümete sahip olmaktan utanıyoruz!

18.09.2010
Yüksel Selek – Ümit Şahin
Yeşiller Partisi Eş Sözcüleri