Ana Sayfa Blog Sayfa 5414

Nükleerin geri dönüşü öldü mü? (Harvey Wasserman: Huffington Post, 14.09.2010.)

0

Amerika’nın çok pohpohlanmış “reaktör rönesansı” şu sıralar ağır bir hasta gibi. Gerçek inşa süreçlerinde, proje tekliflerinde ve yurt dışı satışlarda fırladıkça fırlayan fiyatlar yeni nükleer santralleri resimden siliveriyor. Eskileri ise, felaketin eşiğinde Karanlık Çağ’dan kalma yıkıntılar gibi sızmakta.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının fiyatları hızla düşer ve özel sektörden nükleere finansman sıfırda kalır iken, ABD nükleer sanayii Kongre’den milyarlarca doları yeni nükleer santral yapmak için kredi teminatı olarak akıtmaya çalışıyor. Şimdiye kadar vatandaş girişimleri onları durdurdu, ancak nükleer sanayii bu sonbaharki kısa siyaset mevsimine varıyla yoğuyla yükleniyor, adeta bir yaşam destek ünitesinde hayatta tutulmak için devasa teşvikler talep ediyor.

İşte hastanın tahlilleri:

Vogtle’da, ABD’nin yürütülmekte olan yegâne yeni reaktör projesinde, artan masraflar Georgia eyaleti elektrik tüketicilerini şimdiden hesapta olmayan 108 milyon dolarlık ek masraf olarak vurdu bile. Bu inşaatın henüz başlamakta olduğu bir aşamada, daha başlangıcı… Vogtle’ı yapanlar, baştan ikna ettikleri elektrik müşterilerinin cebinden tesis için peşin peşin alacakları ödemeyi, söz verdikleri miktar olan ayda 1.30 doların üç katına kadar artırdılar. Son zamma Georgia Bayındırlık İşleri’nin (PSC) kendi çalışanlarınca da muhalefet edildi, bütün anlaşma gizlilik kılıfına büründürülmüş diye feveran ettiler.

Şu anda, daha da yükselmesine kesin gözüyle bakılarak, $14.5 milyar dolara mal olması beklenen Vogtle projesi Obama’dan Şubat ayında 8.33 milyar dolar federal kredi teminatı aldı. Vatandaş/vergi mükellefi grupları o tarihten beri detayları için davalar açtı, ancak detaylar hükümetçe gizli tutuluyor. Vogtle’ı inşa ediyor olan Georgia Power şirketi şimdiden fiyatta 1 milyar dolar artış istedi bile.

Bu tip arttıkça artan rayiçler ve sarkan takvimler, başlangıçta “ölçmek için çok ucuz” olacağı iddia edilmiş olan ilk nesil reaktörlerin ortak paydasıydı, ki bunlar neredeyse istisnasız olarak yıllarca geç ve bütçelerinin milyarlarca dolar üstüne mal olarak kullanıma girdiler. Vogtle’daki eski iki reaktörün rayiçleri %1263 oranında bir artışla 660 milyon dolarlık ilk bütçeden neredeyse 9 milyar dolara fırlamış ve eyalet çapında elektrik fiyatlarında %12lik bir artışa neden olmuştu. İnşaat içinse 7 yıl demişlerdi, 16 yıl aldı.

Fransız nükleer devi AREVA’nın Finlandiya ve Fransa’da Flamanville’deki “yeni nesil” projeleri de bütçenin çok üstüne fırlayıp takvimin gerisinde kaldılar. Yani, yeni nesil reaktörlerin ilkleri gibi feci seviyede takvimin gerisinde ve bütçenin üstünde olacağına dair her türlü alamet ortada.

Amerika’nın en önde gelen reaktör sahibi şirket Exelon’un (ki şirketin 3 eyalette 17 reaktörü var) CEO’su John Rowe, düşük doğalgaz fiyatlarının ABD’de yeni ticari nükleer tesislerin inşasını “on, belki yirmi yıl” erteleyeceğini söylüyor. Ticari güç santralleri elektriği açık ve serbest pazarlara satarlar.

Atom enerjisi doğal gaz, yenilenebilir kaynaklar ve de verimlilikle rekabet edemediğinden, Exelon Texas’ta Victoria County’de iki reaktör kurmak için başvurusunu geri çekti. Rowe “projeyi tamamen terk etmedik” diyor; “ama bunu uzun vadeli olarak yapacağımız son derece düşük bir ihtimal” diye ekliyor.

Amerikalı reaktör parçası imalatçıları Hindistan’a, bu sanayiin sebep olabilecekleri olası bir felakete dair kayda değer yükümlülük almasını şart kılan yeni bir yasa çıkardığı için kızgınlar. Hindistan’da, Union Carbide’ın binlerce vatandaşı ölümcül bir gaz sızıntısıyla katlettiği ve hâlâ tamamen yükümlü kılınmadığı Bhopal kazasını müteakip gelişen olaylar hâlâ tesirli bir konu. Ama nükleer sanayii, muhtemel felaketlerin gerçek bedeli için yükümlü tutulacağı yere ayak basmaz. Gerçek bir felaketin maddi zararı kolaylıkla trilyonlarca dolara varabilecek olsa da, ABD’de yükümlülüğün üst sınırı 11 milyar dolar. 1986’da yaşanan Çernobil felaketi için asgari tahminler, kazanın ücra, fakir kalmış bir alanda yaşanmış olmasına rağmen, 500 milyar doların üstünde. Yakın zamanda yapılan tahminlere göre sebep olduğu ölüm sayısı 985 bin, ve bu sayı artmaya devam ediyor.

ABD şirketleri adına Obama yönetimi, Hindistan’ın yükümlülük zorunluluklarının kaldırılmasını talep ediyor. Özellikle, Meksika Körfezi’nde BP’nin Deepwater Horizon petrol platformu felaketinin üzerine, bu, reaktör teknolojisinin elli yılın ardından bile teknik zaafları için, Amerika’da ya da başka yerde, mesul tutulamayacağının çarpıcı bir itirafıdır.

Amerika’nın yaşlanan nükleer reaktör filosu sızdırdıkça sızdırıyor. Manhattan’ın kuzeyinde Indian Point son iki senede yedi kez planlanmamış kapatma yaşadı. Son aylarda, Vermont Yankee, Indian Point, New Jersey’deki Oyster Creek ve başka birçok santral etrafında havada ve suda ciddi derecelerde trityum ve başka radyoaktif madde emisyonları bulundu. Ohio’da kötü şöhretiyle malum, borik asitin bir reaktör basınç kazanının neredeyse delecek şekilde aşındırdığı Davis-Besse santrali, sahibi First Energy tarafından izah edilemeyen iki düzineye yakın sızıntı yaşattı. Vermont’ta, borulardan işletmecilerin meydana geldiğini kabul etmemiş oldukları sızıntılar, Connecticut Nehri’ne kirlenmiş su akıttı. Reaktör sahipleri işletme ruhsatlarını önümüzdeki onyıllar için uzatmak üzere başvurularını yaparken, bu çürük, gevremiş yamalı bohça gittikçe daha da tehlikelileşmekte.

Resmi kayıtlara göre, ABD’de nükleer sanayii son on yıl içinde vergi mükelleflerinin sırtından teşvikler edinmek için en az 645 milyon dolar harcamış. 2005’te Bush yönetiminden 18.5 milyar dolar kredi teminatı aldı. Obama 36 milyar daha istemiş durumda. Ama şimdilik, Amerika çapında halk hareketleri bunun gerçekleşmesini engelleyebildi. Nükleer sanayii Kongre’den daha fazla şey talep ediyor, ve yasama erki mensupları siyasi kampanyalarını yürütmek için paraya ihtiyaç duydukları sürece de buna devam edecekler.

Ancak, atom enerjisinin rekabet edemeyeceği, yeni inşaatların elektrik fiyatlarında sıçrama demek olacağı, gecikmelerin ve bütçe aşımlarının hep sanayiin kamuya işin başında verdiği güvencelerin üstünde olacağı, ve yarım yüzyılın ardından bu teknolojinin sebep olabileceği felaketlere karşı hâlâ tam yükümlülükle yüzleşemediği, hatta bunu yaydığı “düşük radyasyona” karşı bile yapamadığı, artık her zamankinden daha aşikar.

Bu gerçekler, insan sağlığı, küresel ekoloji, sağlam maliye sorunları ve gittikçe daha başarısız bir performans dörtlüsünün tanımladığı Karanlık Çağ teknolojisinin çok pöhpöhlenmiş “rönesans”ını nihayetinde sonlandıracak mı?

Tamamen vatandaş aktivizmine, müdahilliğine bağlı. Nükleer güç kazai yükümlülükten korunmadan hayatta kalamaz. Yeni santraller de çok yüksek kamu teşvikleri olmadan kurulamaz.

Bunlar ne kadar uzun süre durdurulabilirse, bir güneş geleceğine, bizi sürdürülür bir şekilde yaşatacak tek kaynağa doğru değişim o kadar mümkün olabilir, ki bu da arttırılan verimlilik ve yeşil enerjiyle bir Yenilenebilirler Çağı’nın doğuşudur.

Çevirmen notu: Geçtiğimiz Hafta Yeşil Gazete’de yayınlanan Rusya’daki Kursk nükleer ‘arızası’ hakkındaki “Kursk Kazası ve Rus Nükleer Endüstrisinin Tanımadığı Sınırlar: Gerçekten de Bu Çatlaklarla mı Çalışacaksınız?” makalesi üzerine, bu hafta da ABD’de nükleer endüstrinin geliş(me)mesi üzerine bu çeviriyi yayınlamayı yerinde buluyoruz. Umarız, bir arada, Türkiye hükümetinin takip etmekte olduğu nükleer yolun risklerini ve mantıkiliğini tartmanızda faydası olur. [a.n.] Harvey Wasserman ABD anti-nükleer hareketinden eski bir aktivist ve son olarak Solartopia!: Our Green-Powered Earth AD 2030’nin (2006) yazarıdır.

Yetmez Ama Öfkeliyim, Yetmez Ama Üzgünüm

12 Eylül 1980 günü birgün önce Ankara’ya gelen küçük bir kız çocuğu idim. 12 yaşında. Doktor kontrolleri geç vakite dek sürdüğü için Aksaray’a otobüs bulamamış bir gün sonraya yani 12 eylül pazar sabahına bilet almıştık. Ertesi gün otelden çıkıp taksiye bineceğimiz zaman , bana o an için ucube gibi görünen tankları , askerleri görmüş ve o gün evimize gidememiştik. Otobüs seferleri iptal edilmişti. Kafamdaki tek görüntü sisli bir Ankarada tuhaf araçlar olarak kaldı hep. Hiç sevmedim , sonrasında zaten ortanca ağbim yıllarca bizden uzak yaşayacaktı. Sevemedim 12 eylülleri.

Yeşiller: Vicdani Retçileri Kutluyoruz”

Yeşiller Partisi, Hrant Dink Ödülünü alan Türkiye Vicdani Ret hareketini kutlayan bir mesaj yayınladı. Mesaj şu şekilde:

Bu yıl ikincisi verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nü Türkiye’den vicdani ret hareketi aldı. Cemal Reşit Rey’de düzenlenen törende vicdani ret hareketi adına ödülü alan Mehmet Tarhan “Hrant Dink gibi biraz ürkek ama inatla burada kaldılar vicdani retçiler. AİHM’nin tanımıyla ‘sivil ölüm’e mahkum edildik ya da çürük raporlarıyla yetinmemiz istendi” dedi. Ödülü alan ikinci kişi ise Pinochet’in peşine düşen İspanyol yargıç Baltasar Garzon. Vicdani ret hareketinin direncinin ve mücadelesinin her övgüye değer olduğunu düşünen Yeşiller Partisi olarak bu anlamlı ödülü verenleri de, değer görülenleri de kutluyoruz.

Hrant Dink Ödülü Vicdani Retçiler ve Garzon’a

hrant dink ödülü
Hrant Dink ödülünü alan vicdani retçiler ödül töreninde

Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün ikincisi bu akşam düzenlenen törenle vicdani ret hareketine ve İspanyol yargııç Baltasar Garzon’a verildi.

Cemal Reşit Rey’de düzenlenen törende vicdani ret hareketi adına ödülü alan Mehmet Tarhan “Hrant Dink gibi biraz ürkek ama inatla burada kaldılar vicdani retçiler. AİHM’nin tanımıyla ‘sivil ölüm’e mahkum edildik ya da çürük raporlarıyla yetinmemiz istendi” dedi.

İki Milyon Ağacın Sergisi

Yeşiller Partisi bir süredir “2 milyon İstanbullu aranıyor” kampanyasının yürütüyor. Üçüncü köprü için iki milyon ağacın kesileceğine dikkat çekiyorlar. Yeşiller, kampanya çerçevesinde bir gezi düzenliyorlar.

Vejateryenlik dünyayı kurtarır mı?

Et tüketimi, küresel ısınma, çölleşme, yağmur ormanlarının kaybı ve asit yağmurları gibi dünyanın şu an karşı karşıya olduğu büyük çevresel felaketlerin hepsiyle yakından ilgilidir.

İngilitere’deki göller, göletler ve bataklıkların % 90’dan büyük bölümü, sadece tarım arazilerinin hayvan beslenmesine dönüştürülmesi nedeniyle kurumuştur. Hikaye, az ya da çok dünyanın diğer kısımlarında da benzerdir.

ABD tek başına, son 200 yıl içinde arazilerinin üçte birini hayvan yetiştirme için harap etmiştir. Bu açığı kapatmak için yapılan girişimle, 100 milyon hektardan fazla orman arazisi tarım arazisine dönüştürülmüştür. Ormansızlaştırma hala saniyede 0,4 hektarlık bir hızla devam etmektedir.

Sığır çiftliklerinin atmosfer içinde amonyak şeklinde toplam buharlaşan azotun %85’ini oluşturması sebebiyle ormansızlaşmanın ana nedeni olduğu düşünülmektedir.

Yağmur ormanları büyükbaş hayvanların otlatmasına ayrılmak üzere hızla yok edilmektedir. Orta ve Güney Amerika’da her yıl ortalama Belçika büyüklüğünde bir ormanlık alan yok edilmektedir. 1950 yılından bu yana dünyadaki toplam yağmur ormanlarının yarısı yok edilmiştir

Sahra çölü bir zamanlar Romalılar’ın tahıl yetiştirdikleri yeşil ve bereketli bir topraktı. Şimdi, hepsi kayboldu. Bu büyük çölün önümüzdeki 20 yıl içinde 320 kilometreden fazla büyüyeceği tahmin ediliyor.  Ana neden, koyun, keçi, deve ve inekler için ayrılan meraların aşırı derecede büyütülmesi. Böylece çölleşme büyüyor, sürüler göç yollarını değiştiriyor.

Sadece 25 yıl içinde, gezegenimizin akciğerleri tabir edilen Amazon yağmur ormanları, yaklaşık% 40 oranında yok edildi. Böyle acımasız davranışların etkisi, birçok hayvan türlerinin göç etmesine, soyunun tükenmesine ve daha henüz keşfedemediğimiz canlı türlerinin yokolmasına neden olmaktadır:

Her bir büyükbaş hayvan günde en az 60 litre metan gazı üretir. Çünkü Azot, Karbondioksitten 270 kat daha fazla küresel ısınmaya neden olan etkili bir gazdır ve büyükbaş hayvan gübresiyle tüm alana yayılmaktadır. Dünya sıcaklıkları böylece yavaş yavaş daha da yükseliyor ve buzullar eriyor. Antarktika’da, son 50 yılda sıcaklık 2.5 derece arttı ve buzulların 8.000 kilometrekarelik bölümü ısınan sıcaklıkla birlikte yok oldu.

Birçok ülkede artık su sıkıntısı çekiliyor. 1 kilogram tahıl üretmek için 200 litre su gerekliyken, 1 kilogram et üretmek için ise, 20.000 litre suya ihtiyaç vardır.

Vejateryen tabakAmerika’da, tüm su kaynağının yarısından fazlası et sektöründe kullanılmaktadır. Hayvan dışkılarından kaynaklanan azot, bazı içilebilir yeraltı suyu kaynaklarını kirleterek içilemez hale getirmektedir. Ete olan talep arttıkça, yeraltı suları büyük ölçüde daha da fazla hayvansal ürüne katkıda bulunmak amacıyla pompalanmaktadır.

Her sekiz saniyede 1 dönümlük arazi, yenmek üzere beslenen hayvanlar için tahrip olmaktadır. Her bir vegan ise her yıl bir dönüm araziyi tahrip olmaktan kurtarmaktadır.

1 kilogram etle, 200 kilogram patates aynı süre içinde imal edilebilmekte ve 160 kilogram domates üretmek için de aynı yüzölçümüne ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca 50 kilogram sığır eti yerine, 1.000 kilogram kiraz, 6.000 kilogram havuç ve 4.000 kilogram elma üretilebilmektedir.

20 vejetaryene karşın “bir” etobur, beslenmek için aynı yüzölçümünden besin gereksinimini karşılar.

Kaynak: NTVMSNBC

Sanat Sokağa Geliyooor!

Macaristan Etkinliğinden Bir Kare

17 – 26 Eylül tarihlerinde Macaristan Jonglörler Derneği ve Pera Güzel Sanatlar Kültür ve Sanat Derneğinden “Kültür Başkentleri Pécs ve İstanbul’u Birleştiren Yaratıcı Sokaklar” Sivil Toplum Diyaloğu Projesi, İstiklal Caddesi’nde gerçekleşecek.

Macaristan Jonglörler Derneği ve Pera Güzel Sanatlar’ın ortak olarak gerçekleştirdiği proje, yenilikçi sanat formlarını, özellikle sirk ve katılımlı sokak sanatlarını, Macaristan ve Türkiye’nin kültür başkenti şehirlerine getiriyor.

Prostat Kanserinde Kolay ve Güvenilir Teşhis Dönemi

Bilim adamları, 60 yaşındaki erkekler için yapılacak tek bir kan tahlili ile prostat kanserinden ölme riski olan kişilerin tespit edilebileceğini açıkladı.

Bazı doktorlar, mevcut uygulamadaki düzenli taramalara güvenilir olmadıkları ve birçok erkeğin gereksiz yere tedavi görmesine yol açtıkları için karşı çıkıyor.

Dink Ailesinden Basın Açıklaması

Şubat 2004’ten beri, en son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderilen savunmada da görüldüğü gibi, Türkiye toplumu planlı ve örgütlü bir şekilde, Hrant’ın Türklüğe hakaret ettiğine, Türk düşmanı olduğuna inandırılmak istendi. Hayattayken en çok canını acıtan da, bu ırkçı yaftanın üzerine yapıştırılmaya çalışılmasıydı, çünkü o bütün yaşamı boyunca ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele etti. 19 Ocak 2007’de burada, gazetesinin önünde öldürülmeden önce yayınlanan son yazısında şöyle demişti: