Ana Sayfa Blog Sayfa 5358

ABD’ye göre Türkiye’nin hassas noktaları

0

WikiLeaks son olarak ABD’nin ulusal güvenliği için önemli tesislerin listesini yayınladı. Listede Türkiye’den de üç önemli nokta yer alıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Şubat 2009’da, tüm dış temsilciliklerden, ülkenin ulusal güvenliği için önem arzeden tesislerin listesini çıkarmasını istemişti. Wikileaks, son olarak ABD’nin ulusal güvenliği için büyük önem atfettiği, bu listeyi de içeren ‘gizli’ ibareli bir belgeyi yayınladı.

ABD’li diplomatların, zarar görmesi halinde, Amerikan çıkarlarının tehlikeye gireceğini söylediği tesisler arasında yüzlerce petrol tesisi, boru hattı, denizaltı kabloları ve fabrikalar ile Kongo’daki bir kobalt madeninden, Avustralya’da panzehir üreten bir fabrikaya, Danimarka’da insülin imal eden bir laboratuvara kadar pek çok tesis var.

Listede Türkiye’ye ait önemli tesisler ise İstanbul Boğazı, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattı ile isimleri listede verilmiş bazı metal fabrikaları olarak sıralanıyor.

Muhtemelen Wikileaks’in şimdiye kadar yayımladığı en tartışmalı belge olduğunu söylenen bu liste, güvenlik uzmanları tarafından ‘Terör örgütleri için bir hediye paketi’ olarak nitelendiriyor.

BDP’de kazan kaynıyor: Olağanüstü kurultay çağrısı

Kapatılan DEP eski milletvekillerinden BDP üyesi Mahmut Alınak, BDP Merkez Yürütme Kurulu’nun, (MYK) Kürt sorununun demokratik çözümü için AKP’yi baskı altına alamayacağının ortaya çıktığını ifade etti. Alınak, BDP MYK’yı istifaya davet ederken Aralık ayı içinde kurultaya gitme çağrısında bulundu.

Alınak, “BDP üyesi” imzasıyla yaptığı yazılı açıklamada PKK’nın süren eylemsizlik kararı ile Kürt sorununun demokratik çözümü için büyük bir fırsat doğmasına karşın BDP MYK’nın geçen zaman içinde basın açıklamaları dışında herhangi bir varlık gösteremediğini savunarak “Yürütme Kurulu’nun sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik projelerle sistemi kilitleyerek Kürt sorununun demokratik çözümü için AKP’yi baskı altına alamayacağı ve savaşın önüne geçemeyeceği artık gün ışığına çıkmıştır. Bu durum karşısında Aralık ayı içinde seçimli kurultay yapılması tarihi bir görev ve zorunluluk haline gelmiştir” dedi.

-“İÇİŞLERİ BAKANI’NI İSTİFA ETTİRMELİYDİK, AYAĞINA GİTTİK”-

BDP’nin yakın tarihi hakkında değerlendirmelerde bulunan Alınak, PKK’nın eylemsizlik kararına karşın operasyonların sürdüğünü, buna karşın BDP’lilerin sadece demeç verdiğini ifade ederek iki defa “canlı kalkan olma kararı verildiğini ve ikisinin de yüzlerine gözlerine bulaştırdıklarını” kaydetti. Aynı durumun Hatay Dörtyol’a gidişte de yaşandığını, BDP’nin Dörtyol’a girişine izin verilmeyince geri dönüldüğünü anımsatan Alınak, “Ya hiç yola çıkmamalıydık ya da o barikatın önünde çadır kurup günlerce, gerektiğinde aylarca beklemeliydik” dedi.

Güler Zere’yi dava arkadaşlarının başlattıkları kampanya ve oluşturdukları kamuoyu desteği ile hapishaneden çıkarmayı başarmalarına karşın Meclis’te grubu olan ve milyonlarca insanın oyunu alan bir parti olan BDP’nin, bugüne kadar tek bir hasta insanı cezaevinden çıkartamadığına da dikkat çeken Alınak, BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın koltuk değnekleriyle Meclis grup toplantısına katıldığını da hatırlatarak “Peki biz ne yaptık? Biz demeç verdik. Oysa ne pahasına olursa olsun o İçişleri Bakanı’nı istifa ettirmeliydik. Dünyayı dar etmeliydik AKP’ye. Biz bunu yapmadık, o cılkı çıkmış diyalog adına defalarca İçişleri Bakanı’nın ayağına gittik, elini sıktık, çayını içtik” dedi.

-“BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ TOPBAŞ’A OY VERDİ, BU NASIL SİYASET?”-

BDP MYK’nın, BDP’li belediyelere “devrimci projeler” koyamadığı eleştirisinde bulunan Alınak, “Belediyecilikte dünya belediyecilik tarihine geçerek, ezilen öteki dünya halklarına örnek olabilirdik. Peki biz ne yaptık? Geçenlerde Meksika’da yapılan Dünya Belediyeler Birliği Başkanlık seçiminde belediye başkanlarımız genel merkezin talimatı ile gidip AKP’li Kadir Topbaş’a oy verdiler. Bu nasıl bir siyaset, nasıl bir muhalefet anlamak mümkün değil” görüşüne yer verdi.

Kürtçe’nin kullanılması için ortaya çıkan imkanların da değerlendirilmediğini kaydeden Alınak, “Meclis kürsüsünde Kürtçe konuşabilmek için tüm dünyanın sempatisini kazanacak ve ‘Haksızlığın bu kadarı da fazla’ dedirtecek projeler geliştirebilirdik. Ama yapmadık. Aynı şey milletvekili yemini için de yapılabilirdi, ama yapılmadı” dedi.

-“DEVRİM PARTİSİ DEĞİL SEÇİM PARTİSİ OLDUK”-

Alınak, BDP’de parti içi demokrasi bulunmadığını, Genel Başkan ve yöneticileri kurultayın değil üç-beş kişinin belirlediğini ifade ederken “Parti için demokrasi olmadığı için binlerce yetişkin kadro atıl hale gelmiştir. Parti ve halk iradesini hiçe sayan bu uygulama en başta partiye ve halka zarar vermektedir. Bu haliyle olsa olsa köle bir toplum yaratabiliriz ki, buna hakkımız yoktur” değerlendirmesinde bulundu. Alınak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Açıktır ki, biz devrim partisi değil seçim partisi olduk. Bu haliyle birkaç ay sonra yapılacak seçimde 150-200 milletvekili çıkarsak bile devlete ve hükümete adım attıran bir güç olmayacağız. Çünkü biz epeyce bürokratlaştık; mücadele ederek ve kurumlaşarak haklarımızı tesis etmek gibi bir siyasal gelenek yaratmadık, yaratmak istemedik. Bu haliyle seçimden sonra tekrar silahlar patlayacak, siyaset yeniden kana bulanacak. Bunun devletten sonra ikinci derecede sorumlusu da biz olacağız.”

Diyarbakır’daki KCK davasındaki sanıkların BDP tarafından “kaderleri ile baş başa bırakıldığına” işaret eden Alınak, “Peki biz ne yapıyoruz? Biz Diyarbakır’a gidiyoruz, basına demeç veriyoruz. Bıçağın kemiğe dayandığı bu cebelleşmede ya bıçak kırılacak ya da kemik” dedi.

-“BU DİRİ POTANSİYEL BAŞKA ÜLKEDE OLSA DEVRİM OLURDU”-

Alınak, açıklamasını şöyle tamamladı: “Ben bilmiyorsam lütfen siz söyleyin; bizim hükümeti sıkıştıracak kaç projemiz var? Hükümeti hangi konuda kıskaca alabildik? Geride bıraktığımız dört yıl içinde hükümeti sallayan hangi pratiği sergileyebildik? Yaşanmakta olan devrimci duruma ve arkamızdaki büyük halk desteğine rağmen hükümete hangi demokratik adımı attırabildik? Bir tek örnek gösterebilir miyiz?

Dediğim gibi şimdiki politik tarzımız değişmeden sürerse, medyada haber olmaktan başka bir şey olmayız. O zaman da etkileyen, değişime zorlayan, değiştiren ve baskıları gerileten bir güç çıkmaz ortaya. Sayıları neredeyse iki bini bulan partili arkadaşımız hala cezaevinde ise, bunda bizim caydırıcı bir güç olmayışımızın çok etkisi vardır. Siyasetin anayasası güçtür. Gücünüz yoksa her türlü haksızlığa açık hale gelirsiniz.

Ama tarzımızı demokratik radikalizm ve her alanda kurumlaşma yönünde değiştirirsek şimdi hayal bile edilmeyen değişim ve dönüşümlere imza atabiliriz. Şu sözümü ister bir eleştiri, ister bir sitem olarak kabul edin: Değişim isteyen bu diri potansiyel başka bir ülkede olsaydı devrim olurdu. Ama bizde olmuyor. Peki neden? İşte soracağımız ve cevabını mutlaka bulmamız gereken soru budur.

Zaman düğümü çözme zamanıdır. İç ve dış dengeler elverişlidir. Gelgelelim merkez yürütme kurulumuz bu tarzı ve kapasitesi ile bu büyük dönüşümü gerçekleştiremez, başaramaz. Tüm bu nedenlerle Yürütme Kurulu’nun istifa etmesi ve Aralık ayı içinde seçimli kurultay toplanması tarihi bir ihtiyaç ve ödev haline gelmiştir.” (ANKA)

DTCF Sosyoloji Günleri yapılıyor

Ankara Üniversitesi DTCF’de Sosyoloji Günleri yapılıyor. 8 Aralık ile 10 Aralık arasında yapılacak olan etkinliğin programı aşağıdaki gibi:

8 Aralık Çarşamba:

10:00 – Kayıt ve Açılış

10:30 – SİYASET I

Muzaffer Göker Salonu

Oturum Başkanı: Enes Dursun

Sefa Çınar – “Korku Kültürüne İnsanın Çaresizliği Açısından Bir Bakış”

Esin Alp – “Toplumda Belleğin Yitimi ‘Konformist Pyske’ye Bir Bakış”

Mehmet Kılıkbiçen – “Bürokrasi: Kapalı Bir Dünya”

Ezgi Polat – “Teknik Tahakküm Kıskacında ‘Dinlenme’ ve ‘Dinletme’ye Bir Bakış”

12:30  – Öğle Yemeği

13:30  – KONFERANS

Farabi Salonu

Sibel Özbudun – “Etnisite ile Sınıf: Gerçekten de Bağdaşmaz mı?”

15:00  – Kahve Molası

15:30  – SİYASET II

Muzaffer Göker Salonu

Oturum Başkanı: Zelal Karataş

Burcu Uluyol – “Göç, Irkçılık ve Postmodern Kapitalizm”

Ahmet Zorlu – “Eşitsizliğin Üç Biçimi: Türkiye’de Kadın, Kürt ve Mevsimlik İşçi Olmak”

Can Doğan – “Söylem ve İdeoloji Kavramlarını Yeniden Okuma: Gazi Mahallesi Olayları’nın Türkiye Yazılı Basınındaki Sunumuna Eleştirel Söylem Analizine Bir Bakış”

Koray Doğan Urbarlı – “Yeşiller Partisi ve Ekolojik Politika”

9 Aralık Perşembe:

10:00  –  SİNEMA VE EDEBİYAT

Muzaffer Göker Salonu

Oturum Başkanı: Onur Ali Taşkın

Can Doğan – “Bir İktidar ve Direniş Alanı Olarak ‘Açlık’ Filmi”

Nuri Can Akın – “Kurgunun Gerçekle Diyalektiği: Ütopya”

Ulaş Dayı – “Mesihanik Sekans”

10:30  – Kahve Molası

11:45  – FORUM: “Anarşizm ve Toplumsal Kuram”

Muzaffer Göker Salonu

12:30  – Öğle Yemeği

13:30  – KONFERANS

Farabi Salonu

Besim F. Dellaloğlu – “Benjaminia: Dil, Tarih ve Coğrafya”

15:00  – Kahve Molası

15:30  – KURAMSAL ÇALIŞMALAR

Muzaffer Göker Salonu

Oturum Başkanı: Ulaş Dayı

Deniz Kesmez – “Sosyolojik Muhafazakarlık Bağlamında Erken Dönem Pozitivistik Organizmacılık”

Enes Dursun – “Özgürlüğe ve Köleliğe Katkıları Açısından Erken Dönem Toplumsal Evrimcilik”

Murat Arpacı – “Walter Benjamin’den Guy Debord’a Gündelik Hayatın Yıkıcı Estetiği”

10 Aralık Cuma:

10:00  – TOPLUMSAL CİNSİYET

Muzaffer Göker Salonu

Oturum Başkanı: Hilal Avcı

Hasan Akcan – “Seks İşçiliği?”

Elçin Yılmaz – “Kadın Cinayetleri”

Tuğba Özcan – “Kadın Cinayetleri”

11:30  – Kahve Molası

11:45  – ÖĞRENCİ SORUNLARI ÇALIŞTAYI

Muzaffer Göker Salonu

12:30  – Öğle Yemeği

13:30  – İNSAN HAKLARI

Muzaffer Göker Salonu

Oturum Başkanı: Simge Ağtaş

Merve Esen – “2014 Soçi Olimpiyatlarına Farklı Bir Bakış: Olimpiyatlar ve İnsan Hakları”

Ünal Çelik – “Hak Arama Yöntemi Olarak Şiddet Aleyhtarlığı: Sivil İtaatsizlik Bağlamında Gandhi ve Türkiye Örneği”

M. Şeref Aslan – “Türkiye’de İnsan Hakları Rejimi ile Çok Değişkenli Sosyal Değişim Arasındaki Uygunluk Analizi”

15:00  – Tiyatro: “Sahne Dışı’’

Orta Bahçe

16:00  – SÖYLEŞİ

Farabi Salonu

Tanıl Bora – “Türkiye’de Gençlik Dergileri Üzerine Bir Söyleşi”

17:30  – Kahve Molası

17:45  – Kapanış

Cancun’da Kopenhag’ın hayaleti dolaşıyor

Cancun'da sürmekte olan COP-16 iklim zirvesinde genel kurul salonu. Fotoğraf: Ümit Şahin, 5 Aralık 2010

Cancun, 5 Aralık 2010 – Meksika’nın Cancun kentinde devam eden 16. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda (COP-16) bugün Pazar tatili nedeniyle tek bir toplantı yapıldı. Konferans başkanı Meksika Dışişleri Bakanı Patricia Espinosa’nın topladığı gayrıresmi delegasyon toplantısında konferasın birinci haftası sona ererken, bakanların Cancun’a ulaştığı, yüksek düzey toplantıların Salı günü öğleden sonra başlayacağı açıklandı.

Espinosa’nın düzenlediği toplantıya hemen bütün delegasyonlar katılırken, toplantının ana gündem maddesi ikinci hafta boyunca izlenecek yöntemdi. Başkan Espinosa, yaptığı açılış konuşmasında bakanlar toplantısında tam anlamıyla şeffaf bir süreç izleneceğinin garantisini verdi. Espinosa, toplantılarda herhangi bir şekilde paralel oturum olmayacağını, seçilmiş ülkelerden oluşan segmentlerin ayrı toplantılar düzenlemeyeceklerini, bakanların tüm delegeler tarafından ulaşılabilir olacaklarını, gizli belgeler ve ayrı metinler yazılmayacağını, sürecin tam bir saydamlıkla yürütüleceğini söyledi.

Konferans başkanı Espinosa’nın konuşmasının ardından söz alan delegeler, başta G77-Çin grubunun temsilcisi Yemen delegesi olmask üzere, Espinosa’nın verdiği garantinin altını çizdiler.

Bugünkü toplantıda konferans başkanının birkaç kez şeffalık güvencesi vermesi Kopenhag’da geçen sene ev sahibi Danimarka’nın başını çektiği gelişmiş ülkeler tarafından yazılan gizli metin skandalının hala etkisini sürdürdüğünü gösteriyor. Bugünkü toplantı sırasında söz alan Kolombiya delegesi büyük alkış alan konuşmasında bu durumu “bu salonda hala Kopenhag’ın hayaleti dolaşıyor” diyerek özetledi. Bütün gelişmekte olan ülkelerin desteklediği konuşmasında Kolonbiya delegesi Meksika’nın başkanlığına güvendiklerini söyledi.

Toplantıda AB delegasyonu da Meksika’ya destek verirken, ABD delegasyonu söz almadı. Salonda bulunan Türkiye delegasyonu da Espinosa’nın konuşması hakkında bir yorumda bulunmadı.

Toplantının en can alıcı anlarından biri de Venezuela ve Kolombiya delegelerinin ülkelerinde yaşanmakta olan sel felaketine vurgu yapmaları ve aynı anda iklim değişikliğinden kaynaklanan bu felaketler yaşanırken buradaki heyetlerin bir anlaşmaya varmamalarının kendilerinden işe yarar bir anlaşma bekleyen halklarını bir kez daha hayal kırıklığına uğratacağını vurgulamalarıydı. Venezuela delegesi yaptığı konuşmada “daha kaç kez başarısız iklim zirveleri yapmaya devam edeceğiz?” diye sordu.

COP-16 toplantıları yarın resmi toplantılar ve yan etkinliklerle devam edecek.

(Yeşil Gazete)

Batılılaşan İstanbul’un Ermeni mimarları

Uluslararası Hrant Dink Vakfı, HAYCAR Mimar ve Mühendisler Dayanışma Derneği ve İstanbul Modern Sanat Müzesi, 19. ve 20. yüzyıllarda İstanbul’un şekillenmesinde rolü olan Ermeni mimarların katkısını ortaya koymak amacıyla, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında Batılılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları konulu bir sergi gerçekleştirecek.

Küratörlüğünü mimar Hasan Kuruyazıcı’nın yaptığı, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, ENKA Vakfı, Chrest Vakfı, APA Uniprint ve Galata Fotoğrafhanesi’nin desteğiyle İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde açılacak sergi 8 Aralık 2010-2 Ocak 2011 tarihleri arasında gezilebilecek. Sergide, 19. ve 20. yüzyılın başında, İstanbul’un mimari çehresinin Batılı anlamda değişmesinde Ermeni mimarların oynadığı rol vurgulanacak ve günümüzde çoğu artık hatırlanmayan yaklaşık 40 Ermeni mimar, 100’ü aşkın bina tanıtılacak.

Ziyaretçiler, iki kısa filmin gösterileceği sergiyi gezerken, ses sistemi sayesinde binalar ve mekânlar hakkında bilgi edinme fırsatını da bulacak. Sergiyle eşzamanlı olarak, dönemin mimarisi ve mimarları hakkındaki makaleleri ve sergide yer alan binaların fotoğraflarını içeren Türkçe-İngilizce ve Ermenice-İngilizce bir de kitap yayımlanacak.

Hasan Kuruyazıcı’nın, Kurtuluş/Tatavla, Pangaltı, Taksim, Cihangir, Tarlabaşı, Tünel, Galata, Eminönü ve Mahmutpaşa’da sokak sokak gezerek yaptığı taramalarla oluşan çalışma Kasım ayında açılacak sergi ve kitapla, somut bir anlam kazanacak.

Benzer bir çalışmayı Rum mimarlarla ilgili olarak da yürüten Hasan Kuruyazıcı, uzun yıllar süren araştırmasının başlangıcını şöyle anlatıyor: “İstanbul’da 19. yüzyıldan kalma büyük bir bina stoğu var. Çoğunu yakıp yıktığımız halde, ayakta kalmayı başarabilmiş binalar bunlar. ‘Bu kadar çok binayı kim yaptı?’ sorusu kafamı meşgul etmeye başlayınca, böyle bir araştırma yapmaya karar verdim.”

Tasarımını Erkal Yavi’nin yaptığı sergi ve kitap, İstanbul sakinlerine yaşadıkları şehrin tarihiyle ilgili bilgi sunacak, mimarlar, sanat tarihçileri, mimarlık öğrencileri, arkeologlar ve sosyal bilimler alanında çalışanlar için yeni bir kaynak oluşturacak. Sergi kapsamında, “İstanbul’un Ermeni Mimarları” konulu bir panelin yanı sıra, yine bu mimarlara ait binaların bir rehber eşliğinde gezileceği rehberli turlar da düzenlenecek.

Batılılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları Sergisi 9 Aralık – 2 Ocak tarihleri arasında İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde ziyarete açık olacak.

Sali – Pazar: 10:00-18:00

Persembe: 10:00-20:00 (ücretsiz)

Pazartesi: Kapalı

(Yeşil Gazete)

Özgür Ülke hala meçhul

Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının failleri hala “meçhul”. Gazetenin ulaştırma görevlisi Ersin Yıldız’ın öldüğü, onlarca çalışanının da yaralandığı saldırının aydınlatılması isteyen aydınlar, gazete önüne karanfil bırakıp Meclis’e seslendi: “Gerçekleri Araştırma Komisyonu kurun.”

Özgür Ülke gazetesinin 1994’de 2 Aralık’ı 3 Aralık’a bağlayan gece uğradığı bombalı saldırının yıldönümünde Kadırga’daki eski gazete binası önüne gelen gazeteci, siyasi parti lideri ve insan hakları savunucuları, bir dakikalık saygı duruşunda bulundular.

Günlük gazetesi çalışanları adına yazar Filiz Koçali, saldırıyla ilgili burada yaptığı açıklamasına, “Onların mücadeleleri yolumuzu aydınlatıyor” sözleriyle başladı.

Koçali, “Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in kendi imzasıyla Adalet, İçişleri, Dışişleri bakanlıklarına; Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine gönderdiği ve Özgür Ülke gazetesinin adını zikrederek, ‘bu gazeteyi susturmaya hukuk yetmiyor, gereğini yapın’ talimatının yer aldığı belge ortada” dedi.

Olaydan devletin sorumlu olduğunu söyleyen Koçali, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama bombalama kayıtlara faili meçhul olarak geçiyor. Yitirdiğimiz basın şehitlerinin de failleri meçhul. Kayıtlara faili meçhul olarak geçen infazlar 30’dan fazla arkadaşımızı aramızdan aldı.

Olayın aydınlatılması için TBMM’ne verilen soru önergeleri reddedildi. Buradan meclise sesleniyoruz. Derhal Gerçekleri Araştırma Komisyonu kurun. Türkiye’de basın özgürlüğünden söz edebilmek için bu olay aydınlatılmalıdır.”

Destek

Anmaya, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İl Başkanı Mustafa Avcı, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Abdülbaki Boğa, DİSK/Konut İşçileri Sendikası İstanbul Şube Başkanı Nebile Irmak, gazeteci Yüksel Genç, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay, Gazetecilere Özgürlük Platformu, KESK İstanbul Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen 8 No’lu Şube Başkanı Hatun İldemir ve Günlük gazetesi çalışanları katıldı.

Saldırıda, gazetenin ulaştırma görevlisi Ersin Yıldız ölmüş, onlarca çalışanı da yaralanmıştı. Gazete saldırının ardından “Bu ateş sizi de yakar!” manşetiyle çıktı.

Olaydan 15 gün sonra ortaya çıkarılan Tansu Çiller imzalı “gizli” ibareli belge, saldırı kararının gazetenin bombalanmasından üç gün önce yapılan MGK toplantısında alındığını ortaya koydu.

Gazetenin yayınladığı belgede Özgür Ülke gazetesinin ismi verilerek, ‘Bölücü ve yıkıcı faaliyetlere destek verecek şekilde yayın yapan yayın organlarının faaliyetleri son günlerde devletin bekası ve manevi değerlerine açıkça saldırı şeklini almıştır. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik bu önemli tehdidin bertaraf edilmesi maksadıyla Adalet Bakanlığı’nca bu kadar suç duyurusu olmasına rağmen hukuken etkili bir şey yapılamamasının nedenlerinin belirlenerek, giderici önlemlerin alınması gerekmektedir’ deniliyordu.

Dönemin Hükmet Sözcüsü Yıldırım Aktuna ise “bertaraf edin” emrini doğal bir emir olarak karşılarken, bombalama olayı için, “Türkiye’yi zor durumda bırakmak için kendi kendilerini bombaladıklarını düşünüyoruz” yorumunda bulunmuştu. (Bianet)

HSH Nordbank’tan Türkiye yargısına rüşvet iddiası

0

Almanya kamu bankası HSH Nordbank, Türkiye’de bir gemicilik şirketine tazminat ödememek için Türkiyeli yargıçlara rüşvet vermekle suçlanıyor. Savcıların rüşvet iddialarını araştırdığı bildirildi.

Rüşvet iddiaları Alman Der Spiegel dergisi, Süddeutsche Zeitung ve kuzey Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Hamburger Abendblatt’ta geniş olarak yer aldı. Alman savcıların Türkiyeli yargıçlara rüşvet ödendiği iddialarını araştırdıkları belirtildi.

Alman basınında yer alan haberlere göre, armatörlere kredi veren Hamburg ve Schleswig Holstein Eyaletleri’ne ait resmi HSH Nordbank bankası, yedi yıl önce bir Türk armatöre borç verdi. Armatör borçlarını zamanında ödemeyince banka filoya el koydu. Konu bankanın şirketine haksız bir şekilde zarar verildiğini öne süren armatörün tazminat talebiyle yargıya taşındı.

Aleyhine gelişen davanın seyrini değiştirmek isteyen banka yetkilileri, Türkiye’de de faal olan Prevent AG adlı şirketi devreye soktu.

Şirket ise bankaya Nargile adını taşıyan bir proje sundu ve bunun üzerine taraflar anlaştı. İddialara göre Nordbank Türkiye’deki davanın kazanılması halinde 7 milyon euroya yakın ödeme yapacaktı. Hatta davanın ilk aşamada lehine gelişmesi üzerine bankanın şirketten 14 Nisan 2009 tarihli ve yaklaşık 3.6 milyon euroluk fatura aldığı, dolaysıyla bu paranın bir kısmının Prevent’e ödendiği ortaya çıktı.

İşte rüşvet iddiaları da bu fatura üzerine ortaya çıktı. Uluslararası Denetleme Şirketi KPMG bankanın defterlerini inceledi ve uzmanlar Nordbank’ın Alman güvenlik şirketi Prevent’e “başarı primi” adı altında Nisan 2009’da yaptığı 3.5 milyon Euro civarındaki ödemeyi şüpheli buldu. Hatta hazırlanan rapora göre banka Türkiye’deki davayla ilgili bilirkişi raporu için Avusturya’daki bir avukatlık bürosuna da 1.5 milyon Euro ödedi.

Bunun üzerine bankanın konuyu daha fazla gizli tutmamayı tercih ettiği ve yönetim kurulunun geçtiğimiz Perşembe günü Hamburg Savcılığı’na başvurarak banka içindeki bir işlemle ilgili suç duyurusunda bulunduğu belirtiliyor. Ancak banka konuyla ilgili olarak henüz resmi bir açıklama yapmadı.

Spiegel dergisine göre bankanın yönetim kurulu Prevent adlı şirkete yapılan ödemeden haberdardı. Konunun 2009 yılı Haziran ayında yapılan yönetim kurulu toplantısında ele alındığı ve bunun tutanaklara yansıdığı belirtiliyor. Hatta Prevent’ten “siyaset ve ekonomi çevreleri nezdinde girişimde bulunarak Türkiye’deki tek taraflılığı kırmasının” rica edildiği ifade ediliyor.

Hür Demokrat Partili Wolfgang Kubicki iddialara ilişkin, “Bir devlet bankasının rüşvete karıştığı iddiası kabul edilemez” açıklamasını yaptı. Yeşiller Partisi de konunun “derhal aydınlatılmasını” talep etti. (DW)

Avrupa Birliği boşanmayı kolaylaştırıyor

Avrupa Birliği ülkeleri zaman zaman tam bir kördüğüme dönüşebilen farklı üye ülkelerin vatandaşları arasındaki boşanma işlemlerini kolaylaştırıyor.

Bir Alman bir Fransız’ı sever, onunla İtalya’da evlenir, İspanya’da yaşar ve Hollanda’da boşanmaya karar verirse ne olur? AB bu gibi içinden bir türlü çıkılamayan çok bilinmeyenli denklemleri sona erdirmek için yeni bir düzenlemeye imza attı.

Düzenleme şimdilik sadece 14 AB üyesi ülke için geçerli olacak. 2012 yılında yürürlüğe girmesi hedeflenen düzenleme, AB sınırları içinde her yıl boşanan yaklaşık 140 bin çifti yakından ilgilendiriyor. Düzenleme aynı uyruğa sahip ve yurtdışında yaşayan eşleri de kapsıyor.

Yeni düzenlemeye göre iki farklı seçenek sunulacak. İlk seçenek tarafların hangi ülkenin yasalarına göre boşanacakları konusunda ortak karara varması halinde geçerli olacak. Bu durumda eşlerden birinin vatandaşlığına sahip olduğu ya da her ikisinin de yaşadığı ülke arasında seçim yapılabilecek.

Anlaşmaya varılamaması halindeyse tarafların yaşadığı ya da en son birlikte yaşadıkları ülkenin yasal düzenlemeleri geçerli olacak. Düzenleme bu ay içersinde Avrupa Parlamentosu’nda görüşülecek.

“Güçsüz taraf korunacak”

Almanya Adalet Bakanı Sabine Leutheusser-Schnarrenberger düzenlemeyle ilgili olarak, “Artık her iki tarafın da boşanmanın faturasını paylaşacağı farklı seçeneklere sahibiz” şeklinde konuştu. AB’nin Adalet ve Temel Haklardan sorumlu Komisyon Üyesi Viviane Reding yeni düzenlemenin daha az gerginlik yaşanmasına ve güçsüz konumdaki tarafın daha iyi bir şekilde korunmasına yardımcı olacağını kaydetti. Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift:

Reding düzenleme öncesinde boşanma işlemlerinin nasıl gerçekleştiği hakkında şu bilgileri verdi: “Biz, çiftler arasında zayıf konumda olanı adil olmayan ve bu kişiyi mağdur durumda bırakacak uygulamalardan korumak zorundayız. Şu anda ne olduğunu biliyor musunuz? Seyahat ve yüksek avukat masraflarını karşılayabilecek durumda olan çiftlerden biri, doğrudan en avantajlı sonucu alabileceği ülkenin mahkemesine başvuruyor.”

Almanya’yı yakından ilgilendiriyor

Alman Sosyal Demokrat Partisi Avrupa milletvekili Evelyne Gebhardt, birçok kişinin nasıl mağdur olduğuna örnek oluşturacak bir olayı şöyle anlattı: “Polonyalı bir kadınla evli olup yıllardır İsveç’te yaşayan bir Polonyalı, eşinin haberi olmadan, bu ülkede boşanma davası açıyor. Ve kadın çocukları ile birlikte Polonya’da tek başına kalıyor. İşte bu, kabul edilmesi mümkün olmayan bir durum.”

Almanya Adalet Bakanı Sabine Leutheusser-Schnarrenberger, Almanya’da farklı uluslardan yaklaşık 2 milyon 400 bin evli çiftin bulunduğuna dikkat çekerek, düzenlemenin bu nedenle Almanya’yı yakından ilgilendirdiğini kaydetti. Adalet Bakanı aynı zamanda “Diğer birçok ülkenin de şimdi düzenlemeyi kabul edeceklerini düşünüyorum” şeklinde konuştu.

AB Bakanlar Konseyi geçtiğimiz Temmuz ayında farklı uyruktan vatandaşların boşanması sırasında yaşanan sorunların üstesinden gelebilmek için sıkı bir işbirliği içerisinde olma kararı almıştı. Tüm AB’yi kapsayacak bir düzenleme dört yıldan bu yana İsveç’in itirazı nedeniyle hayata geçirilemiyordu. İsveç diğer üye ülkelere oranla çok daha serbest olan boşanma hukukunu sertleştirmek istemiyor. (DW)

Yeni bir yaşam biçimi bulundu

Amerikalı bilim insanları, Kaliforniya’nın Mono Gölü’ndeki tuzlu sularda yeni bir “yaşam biçimi” keşfetti. Bilim insanlarına göre bu keşif, dünya dışındaki yaşamla ilgili araştırmalara yeni bir ivme kazandıracak.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Kaliforniya’daki tuzlu Mono Gölü’nde yaptıkları araştırmanın sonuçlarını “astrobiyolojik bir buluş” olarak ilan etti. Gökcisimlerindeki canlı hayatın nasıl olduğunu araştıran astrobiyologlar, yıllardır farklı bir yaşam biçimi olup olmadığı sorusuna yanıt arıyordu.

NASA Astrobiyoloji Enstitüsü’nden yapılan açıklama, bugüne kadarki biyolojik bulguları ters düz etti ve dünyada farklı bir yaşam biçiminin de olabileceğini ortaya koydu. Dünya üzerindeki canlı organizmalardan farklı bir yaşam biçimine sahip bakterinin adı GFAJ-1. Bakteri, bilim insanı Felisa Wolfe-Simon ve ekip arkadaşlarının hummalı çalışmaları sonucu Mono Gölü’nün derinliklerinde keşfedildi. Araştırmacı Wolfe-Simon, “Biyologlar bugüne kadar organik yaşamın karbon, hidrojen, oksijen, nitrojen, fosfor ve kükürt olmak üzere sadece altı kimyasal elemente bağlı olduğundan hareket ediyordu” diyerek, yeni yaşam biçiminin yaşam biçimi formülünde farklı bir elementin olduğuna dikkat çekti.

İşte bu element, zehirli ve öldürücü olarak bilinen arsenik. Bilim insanlarının keşfettiği GFAJ-1 adlı bakteri, fosfor yerine arsenikle beslenmekle kalmıyor, aynı zamanda arseniği kendi moleküllerine katarak bu zehirli elementi büyümek için kullanıyorlar.

Öte yandan, bu keşfin olası sonuçları ile ilgili hararetli tartışmalar patlak verdi. Özellikle de dünya dışında yaşam konusunda. Araştırmayı yapan bilim insanları, elde ettikleri sonuçların dünyada ve dünya dışında yeni canlılar arayışına ivme kazandıracağını belirtiyor. Felisa Wolfe-Simon, “Kapıyı biraz daha aralamış olduk ve kainatın diğer yerlerinde nelerin mümkün olabileceğini görüyoruz. Önemli olan bu” diye konuştu.

Wolfe-Simon, yeni canlılara yönelik arayışta şimdiye kadar geçerli olan düşünce tarzının değişmesi gerektiğini belirterek, “Bu sadece yeryüzü değil, kainatın geri kalanı için de geçerli. Ve bunun an meselesi olduğuna inanıyorum” dedi.

Dünya dışında yaşam mümkün mü?

Araştırma grubundan bilimadamı Ariel Anbar da, çalışma sonuçlarının önemli bir sonuca işaret ettiğini belirterek, “Eğer Kaliforniya’daki tuzlu suda, bugüne kadar varlığı mümkün görülmeyen birşey varsa, başka istisnalar da olabilir” şeklinde konuştu. Anbar, ancak dünya dışında yaşam konusunda beklentiler içine girmenin çok erken olacağı uyarısında da bulundu.

Amerikan Jeofizik Enstitüsü (USGS) astrobiyoloji Profesörü Felisa Wolfe-Simon, Arizona Üniversitesi’nden Ariel Anbar ve Paul Davies adlı araştırmacıların çalışmaları 2009 yılında arsenikle ilgili oluşturdukları bir hipoteze uzanıyor. 2009’da yayınladıkları ortak çalışmalarında, dünyadaki bazı yaşam biçimlerinde, arseniğin kimyasal anlamda benzerlik gösterdiği fosforun yerini alabileceği tezi dile getirilmişti. Son bulguyla bu tez ilk kez doğrulanmış oldu. Araştırmacı Wolfe-Simon, “Tarih öncesi çağlarda yeryüzünde bu tür organizmaların yaşamış olabileceğinden ve günümüzde de alışılmışın dışındaki ortamlarda var olabileceğinden yola çıkmıştık” diyor. Wolfe-Simon, tabanında yüksek oranda tuz ve arsenik barındıran Kaliforniya’daki Mono Gölü’nde bulunan bakterinin daha önce de bilindiğini, ancak arsenikle beslendiği bulgusunun herşeyi değiştirdiğini belirtiyor. (DW)

İran’dan nükleer pasta

0

İran, İsviçre’de yapılacak kritik nükleer müzakereler öncesinde, uranyumun zenginleştirilmesini sağlayan yerli “sarı pasta” ürettiğini duyurdu.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, nükleer enerji üretiminde önemli bir adım attıklarını duyurdu ve ilk kez uranyum zenginleştirme faaliyetinde gerekli “sarı pasta” üretimini başardıklarını açıkladı. Salihi, Bender Abbas’taki tesislerde üretildiğini söylediği “sarı pastanın” İsfahan’daki nükleer tesislere aktarıldığını ve bu gelişme konusunda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nı da bilgilendireceklerini bildirdi.

Uzmanlar İran’ın Güney Afrika’dan satın aldığı 600 ton “sarı pastayı” bitirdiğini ve bunun sonucunda da nükleer programını durdurmak zorunda kalacağını tahmin etmekteydiler.

Tahran Yönetimi’nin 14 aylık bir aradan sonra Pazartesi günü Cenevre’de yapılacak nükleer görüşmeler öncesinde bu çıkışı yapması dikkat çekiyor. İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Salihi de bu manevrayı, “İran müzakerelere eli güçlü bir şekilde gidiyor” sözleriyle ifade etti.

İran’ın nükleer programıyla atom bombası üretmeyi hedeflediğinden şüphe eden batılı ülkeler kaygılı. Böyle bir amacı olmadığı ve barışçıl nükleer enerji üretmeyi hedeflediği konusunda ısrarcı olan Tahran Yönetimi ise BM Güvenlik Konseyi kararlarına ve yaptırımlara rağmen geri adım atmıyor.

BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya adına AB Dış politika yüksek temsilcisi Catherine Ashton bu kaygıların giderilmesi için İran’ın nükleer başmüzakerecisi Said Celil ile biraraya gelecek. AB kaynakları uzun bir aradan sonra yapılacak görüşmelerin büyük önem taşıdığını ve uzun vadede sonuç alınmasını ümit ettiklerini kaydetti.

Cuma günü açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İran Yönetimi temsilcilerinin Cenevre’deki görüşmelere iyiniyetli ve uzlaşmaya açık gelmesi umudunu dile getirmişti. (DW)