Ana Sayfa Blog Sayfa 5348

Şaka gibi: Assange’a elektronik kelepçeli serbestlik

Wikileaks internet sitesinin kurucusu Julian Assange’ın bugün Londra’da gerçekleşen duruşmasından kefaletle serbest bırakılması kararı çıktı.

Mahkeme, geçen hafta gözaltına alınan Assange’ın ilk duruşmasında yaptığı tahliye talebini reddetmiş ve gözaltı durumunun devamına karar vermişti. Bugünkü duruşmada ise Assange’in kefaletle serbest bırakılma talebi kabul edildi.

Ancak İsveç makamlarının karara itirazı sebebiyle Assange’in tutukluluğu henüz sona ermedi. İtirazı değerlendirecek İngiliz mahkemesi kararını 48 saat içinde alacak ve Assange bu süreyi nezaret altında geçirecek.

Assange’in avukatı Mark Stephens müvekilinin davasının adeta bir şova dönüştüğünü söyledi.

Kararın şartları

Westminster Asliye Hukuk mahkemesinin bugün aldığı karara göre Assange 380 bin dolar kefaletle serbest bırakılacak. Bu miktarın Assange’in destekçileri tarafından karşılanması bekleniyor. Wikileaks kurucusunun tutuksuz olarak yargılanmasına 11 Ocak 2011’ta devam edilecek.

Mahkemenin kararına göre Assange pasaportunu İngiliz polisine teslim edecek ve yargılanması süresinde ülke dışına çıkma talebinde bulunmayacak.

Ayrıca Assange mahkemeye tebliğ ettiği ev adresinden çıkmayacak. Assange’in salıverilmesinin bir diğer koşulu her akşam kayıtlı olduğu polis merkezine düzenli aralıklarla rapor verme mecburiyeti.

Bir başka koşul ise Assange’ın ayak bileğine elektronik kelepçe takılması.

Julian Assange’ın yargılandığı Westminster Asliye Hukuk mahkemesi önünde Assange destek olmak üzere birçok gösterici toplandı. Ayrıca çok sayıda basın mensubu ve İngiltere’nin birçok ünlü ismi de mahkeme salonunun önündeydi. (BBC)

Meme kanserine yeni yöntem

Göğüs kanserine üç boyutlu erken teşhis

Göğüs kanserinin erken safhada teşhis edilebilmesi için son teknolojik gelişmelerden yararlanılıyor. Göğüs kanserinin erken teşhisinde yeni yöntemler kullanılmaya başlandı. Örneğin Otomatik Göğüs Hacim Tarayıcısı adı verilen bir cihazla yapılan muayene yöntemi Almanya’da giderek yaygınlaşıyor.

Orta yaş ve üzerindeki kadınların korkulu rüyası olan göğüs kanseri, gelişen teknoloji sayesinde artık daha erken teşhis edilebiliyor. Yeni geliştirilen üç boyutlu ultrason cihazıyla olası bir tümörü sadece görmek ve hissetmekle kalmayıp, aynı zamanda duymak da mümkün.

Osnabrück Marien Hastanesi radyologlarından Alexander Mundinger, göğüs kanserinin erken teşhisiyle ilgili bugüne kadar birbirinden farklı yöntemleri denemiş. Bunlar arasında bugün en yaygın olarak kullanılan ultarson ve mamografi yöntemleri de bulunuyor. Mündinger, klasik muayene yöntemini şöyle anlatıyor: “Normal bir muayenede doktor, ultrasonografi cihazını göğüs üzerinde hareket ettiriyor. Bu esnada göğüs içine sinyal gönderiliyor ve geriye bir yankı geliyor. Bu esnada birtakım veriler elde ediyor ve bunları değerlendirebiliyoruz.”

Her yöntemin kendine has birtakım avantajları mevcut. Örneğin mamografi erken tanı yöntemiyle en küçük tümörleri bile teşhis etmek ve kanserin hangi evrede bulunduğunu saptamak mümkün. Ultrason yönteminde ise tümörün habis olup olmadığı, doku örneği almaya gerek kalmadan anlaşılabiliyor.

Araştırmalara göre göğüs kanserinin erken teşhisinde en garanti yol, “üçlü kombinasyon” diye tabir edilen dokunma, mamografi ve ultrasonografi yöntemlerinin birarada uygulanması. Günümüzde yaygın olaraksa mamografi yöntemi kullanılıyor.

Otomatik Göğüs Hacim Tarayıcısı

Ancak gelişen teknoloji ile birlikte göğüs kanserinde de yeni teşhis yöntemleri üzerinde çalışılıyor. Bunlar arasında şu sıralar en gözde olan “Automated Breast Volume Scanner” yani “Otomatik Göğüs Hacim Tarayıcısı” diye adlandırılan bir cihaz yardımıyla yapılan erken tanı muayeneleri. Bu aslında sesli ve üç boyutlu bir ultrason cihazından başka bir şey değil. Berlin’deki City Göğüs Hastalıkları Merkezi’nin yöneticisi Jens-Uwe Blohmer, bu yeni cihazı bir süredir kullanıyor.

Blohmer, yöntemi şu şekilde tarif ediyor: “Tıpkı normal bir göğüs ultrasonunda olduğu gibi hasta sırtüstü yatıyor. Ellerini başını arkasına koyuyor. Sonra göğsüne bildiğimiz ultrason jeli sürülüyor. Yeni cihazın muayene başlığı, normal ultranson başlıklarına göre çok daha büyük. Bu başlık, göğüs üzerinde belirli bir çerçeve dahilinde gezdiriliyor. Hasta kesinlikle acı hissetmiyor, sadece hafif bir basınç oluşuyor. Kesinlikle zararlı ışınlara maruz kalmıyor. Sonuçları hemen görüyoruz ve bu veriler ışığında hemen durumu hastayla konuşma imkanına kavuşuyoruz.”

Jens-Uwe Blohmer, elde edilen üç boyutlu görüntüleri kaydedip daha sonraki görüntülerle karşılaştırmanın da mümkün olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bu sayede, menfi ya da müsbet bir değişiklik olup olmadığını görebiliyoruz. Örneğin göğüs kanseri ameliyatlarından sonra yaptığımız muayeneler ya da hastalığın ön evreleriyle ilgili kontrollerde. Bazen çok küçük ama önemli değişikliler olabiliyor ve bunları sadece bir önceki muayene görüntüleriyle mukayese ederek anlayabiliyorsunuz.”

Üç boyutlu teşhis yöntemi yaygınlaşıyor

Almanya’da ilk Otomatik Göğüs Hacim Tarayıcısı bundan yaklaşık bir yıl önce Bielefeld kentinde kullanılmaya başlandı. Hâlihazırda bu cihaz Almanya genelinde 25 ayrı merkezde hastaların hizmetine sunuluyor. Berlin City Göğüs Hastalıkları Merkezi’nden Jens-Uwe Blohmer, üç boyutlu teşhis yönteminin daha da yaygınlaşacağını düşünüyor: “Bu yöntem, özellikle tümör tespit edilen hastalar için çok uygun. Bu sayede tümörün tam yerini belirlemek mümkün. Hakezâ herhangi bir teşhis konulmamış kadınlarda tümör olup olmadığını belirlemek için de üç boyutlu ultrasonografi son derece uygun. Aynı şekilde kanserin ön aşamalarının teşhis ve tedavisinde de önemli bir rol oynayabilir. Henüz bu işlevi kesin olarak kanıtlanmadı. Ama gözlemlerimiz bu yönde.” (DW)

Öğrencileri şiddete itmek, klasik sağcı politikadır

Öğrenciler etkili ve yetkili kimselere yumurta atmasın! Güzel. Atmasınlar. Benim de gönlümde yatan, solcu öğrencilerin, Süheyl Batum veya Burhan Kuzu’yu, konuşturmamak yerine utandırmaları olurdu. Batum’a “sen ne ayaksın kardeşim?” diye yüklenebilirler, Kuzu’ya partisinin lafta demokratlıkla icraatta bu köhne sağcılığı nasıl biraraya getirebildiğini sorabilirlerdi. Düzen partilerinin ezilenleri, yoksulları nasıl umursamadığını; AKP’nin hayal dünyasının, işçilerin sabah topluca dua edip patrona tapınarak üç kuruşa çalıştığı bir Doğulu kapitalist düzenden öteye gidemediğini; CHP’nin tek işlevinin zorbalıkla kurulup zorbalıkla sürdürülen bir devlet rejimini korumak olduğunu cümle âleme anlatabilirlerdi. Son polis saldırısının asla münferit hadise olmadığını, polisin zaten her türlü solcu öğrenciyi düşman bellesin diye şartlandırılıp öyle yetiştirildiğini ortaya koyabilirlerdi. Hangi hükümet gelirse gelsin, özellikle öğrencilere ve hele solcu öğrencilere inanılmaz bir gaddarlıkla, âdetâ katledilmiş ailesinin intikamını alır gibi saldıran gencecik polisler üreten mekanizmayı teşhir edebilirlerdi.

Ve daha pek çok konuda toplumun gözlerini, ufkunu açabilirlerdi.

Elbette önce kendi gözlerinin ve ufuklarının buna elverişli olması gerekir. Bu bambaşka bir konu. Ama burada ilginç bir dolayımdan devreye giriyor: Öğrencilerin ne düşündüğünü, ne söyleyeceğini hiçbir zaman işitemiyoruz, çünkü onlar ses çıkarmaya kalktığında birileri hemen polisi üstlerine sürüyor. Hem de ne sürme! Ne diyorlar acaba “eylem” öncesinde polislere? “Bunlar insan değildir, nefes almaları haram, bu mikropların alayını temizlemeden bu vatan kurtulmaz…” falan mı? (Not: Bunların hepsi ve dahası, bendeniz ve birlikte devlet şefkatine maruz kaldığım arkadaşlara defalarca söylenmiştir.)

Bunları söyleseler bile, yere düşmüş genç bir kızın bacaklarının arasını postalıyla tekmeleyen polis karakterini hangi eğitimle, hangi terbiyeyle izah edeceğiz? (Bu vesileyle, dövülürken bebeğini kaybeden genç kadını ahlâksızca yargılamaya kalkan vicdansızların, şerefsizlerin hâlâ Türk medyasında iş yapabiliyor olduğunu hatırlatayım.)

Hükümetin, özellikle başbakanın hiç mi hiç anlamadığı bir hakikat var –biz sıradan insanlarla ilişkilerine dair. Siz, yetkilisiniz beyler; arkanızda koruma ordusuyla, zırhlı arabalarla geziyorsunuz. Kılınıza dokunanın hayatını kaydırma gücünüz var. Adı üstünde yahu, iktidarsınız! Ben çıkar size bağırırsam, bunun adı “vatandaş tepki gösterdi”dir, siz bize bağırdığınızda zorbalık olur. Bunu kavramak bu kadar zor mu? Kavrayamıyorsanız ve polisiniz gaddarlık gösterileri yaptığında niye sizi suçluyorlar diye alınıyorsanız ya iktidar olmayın ya da bir zahmet oturup düşünün, kavrayamadığımız bir şey mi var acaba diye. Üçüncü ihtimali de söyleyeyim, hizmet tam olsun. İşbölümü gereği her zamanki gibi Bülent Arınç’a telafi operasyonu yaptırmayın, çıkın açıkça deyin ki: Evet, devleti ordu vesayetinden kurtarmaya uğraşıyoruz, bu yenilik, ama toplumsal mevzularda bizden önceki sağcı politikacılardan ne gördüysek onu yapıyoruz; solcu öğrenci dediğin, dövsün, yerlerde sürüklesin, bebeğini düşürtsün, işkence yapsın diye polise verilmiş eğlence malzemesidir, böyle öğrendik.

Başa döneyim: Yumurta atmak, susturmak yerine görüşlerinin kofluğunu göstermek, varsa yalanını ortaya çıkarmak, aslında neye hizmet ettiğini ortaya koymak, siyasî hasmı yenmenin esas geçerli yollarıdır. Birini konuşturmadığınızda hep gizli bir haklılığı korur. Bu, CHP gibi bir müessesenin yetkilisi olmasına rağmen Süheyl Batum için dahi geçerlidir. Nasıl dövülen öğrenciler için fazlasıyla geçerliyse. Lâkin, İstanbul’daki gibi bir seri vahşeti icra ediyor ve sonra da genç insanlardan mâkûl, efendice, hele size karşı saygılı ve anlayışlı tepkiler bekliyorsanız… haydi zor belâ kazanabildiğim parayı tazminat davalarında kaybetmeyeyim de şöyle demekle yetineyim: ben size ne diyeyim!

Solcu öğrenciler nezdinde diyeceğim lafın ne kadar kıymeti harbiyesi var, kestirmem zor, ama belki iki dakika kulak veren olur diye, şunu söylemek isterim: Türkiye Cumhuriyeti’nde devletin muhalefetle baş etme yolu sadece baskı ve zorbalık değildir. Böyle görünür ama görünüş yüzeyseldir. Esas olarak öncelikle sizi kriminalize etmeye çabalarlar. Üstünüze saldırırlar, günlerinizi vahşete maruz, dehşet içinde geçirmenize yolaçarlar. Siz, her şeyi bir yana bırakıp kendinizi savunmak zorunda kalırsınız. Elbette saldırılara pabuç bırakmak istemezsiniz, sertleşirsiniz. Hayal ettiğiniz güzel dünyadan, eşitlik rüyalarından, mutlu gelecekten giderek eser kalmaz, tek derdiniz, ifade yollarınızı, söz söyleme hakkınızı, giderek hayatınızı korumak olur. Bu sizi acımasızlaştırır, kendi değerlerinizden uzaklaştırır.

Oysa hakiki derdi ve hayali insanların eşitlik ve özgürlük içinde yaşaması olan birilerinin sözü karşısında aslında kimse direnemez. Üstünüze saldırarak, sözü küçümsemeye zorlarlar sizi. Kendi aranızda kuracağınız düzen dışı ilişkilere kafa yormanızı önlerler. Bu adaletsiz düzeni ve dünyayı dinamitleyecek olan, eşitlik düşüncesini sindirmiş, haksızlıktan mutsuz ve rahatsız olan insanların dayanışma içinde geliştireceği alternatif bir hayattır. Tamam, istediğiniz kadar sert olun, tavizsiz olun, kendinizi harcatmayacağınızı gösterin. Ama ne olur, o adamları zorla susturmayın, karşılarına geçip öyle şeyler söyleyin ki, susup başlarını öne eğmek zorunda kalsınlar. Hem sizin muhatabınız onlar değil ki, akşam eve ekmek götürme derdinde olan ya da komşusu açken uyuyamayan milyonlarca insan. Yumurtaları, çocuklarına yumurta yediremeyenlere dağıtsanız, politikacıları açık yüreğinizle, parlak zihninizle mat edip yere serseniz?

Kaynak: Taraf Gazetesi, 11 Aralık 2010

Roma’da güvenoyu, Avrupa’da hayal kırıklığı

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Senato’da yapılan oylamada güvenoyunu almayı başardı.Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada kılpayı bir farkla zafer kazanan İtalyan lider oylamayı atlatmış oldu. Ancak oylamayı az bir farkla kazanan Berlusconi hükümetinin, yasaları geçirecek çoğunluğa sahip olmadığı için, geleceğinin belirsiz olduğu yorumları yapılıyor.

İtalyan lider için bugünün “kader günü” olduğunu söyleyen İtalyan medyası, Berlusconi’yi oy satın almakla da suçlamıştı.

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu twitter hesabı yoluyla “Berlusconi ikinci oylamada kurtuldu, inanılmaz ve üzücü” yorumunu yaptı. Brüksel’de, her icraatıyla Avrupa Birliği’ndeki yeşil ve sol eğilimli kesimlerin tepkisini toplayan Berlusconi’nin bu güven oylamasında koltuğunu kaybedeceği umudu yaygındı.

(NTVMSNBC, Yeşil Gazete)

Michael Moore Assange’ın kefaletini ödemek istiyor

Julian Assange

ABD’li ünlü belgesel yönetmeni, yazar ve aktivist Michale Moore, Wikileaks’in Londra’da tutuklu bulunan kurucularından Julian Assange’ın serbest bırakılması için 20.000 dolar kefalet ödeme talebiyle Westminster mahkemesine başvurdu. Moore, Assange’ın avukatları aracılığıyla mahkemeye sunduğu tanıklık belgesiyle Assange’ın serbest bırakılması karşılığında kendi cebinden 20.000 dolar ödemeyi önerdi.

ABD’nin yalanlarla Irak savaşına sokulduğunu, Bu nedenle yüz binlerce insanın hayatını kaybettiğini söyleyen Michale Moore, Wikileaks’in yaptığının kamu hizmeti olduğunu ve bu yolla ABD’nin yalanlarını ortaya çıkararak pek çok hayat kurtardığını söyledi.

Michael Moore

Assange’ı terörist olmakla itham eden politikacılara “yalanları ve savaş çığırtkanlıklarıyla  insanları terörize eden ve ülkemizi de dünyayı da yıkıma sürükleyen onlar, asıl teröristtir” diye cevap veren Moore, ayrıca web sitesinini, serverlerinin ve bütün imkanlarının ihtiyaç duymaları halinde Wikileaks’in hizmetinde olduğunu söyledi.

Assange’ın haksız yere cezaevine tıkılmasına daha fazla dayanamayacağını söyleyen Moore Wikileaks için “Tanrı onları korusun” dedi.

(Michalemoore.com, Yeşil Gazete)

HADEP kararında Türkiye haksız

AİHM HADEP’in kapatılması konusunda Türkiye’yi haksız buldu. Türkiye 26 bin Euro tazminat ödeyecek.

Anayasa Mahkemesi’nin 2003 yılında kapattığı HADEP tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Ankara’ya karşı açılan davanın kararı açıklandı.

AİHM kararında Ankara’yı haksız buldu ve Türkiye’nin 24 bin Euro maddi tazminat, iki bin Euro da mahkeme masrafı ödemesini kararlaştırdı.

Mahkeme HADEP üyelerinin dava açarken kullandıkları tezlerin hiçbirine gerekçeli kararında yer vermedi. Gerekçeli kararda yer alan tek unsur ise Türkiye’nin PKK ile HADEP arasındaki ilişkiyi yeterince kanıtlayamadığı oldu.

Mahkeme geçtiğimiz yıllarda İspanya’da Bask bölgesinde kurulmuş olan milliyetçi parti Batasuna’nın 2008 yılında ayrılıkçı örgüt ETA ile organik bağları olduğu için kapatılmasını doğru bulan bir karara imza atmıştı. Dolayısı ile bir terör örgütü ile ilişkisi kanıtlanan bir partinin kapatılması mahkeme tarafından uygun görülmüştü. Bu yüzden Türkiye’nin HADEP-PKK ilişkisini tam olarak kanıtlayamadığı gerekçeli kararda yer alıyor.

‘KÜRT PARTİSİ OLDUĞUMUZ İÇİN KAPATILDIK’
HADEP, “PKK’ya yardım ve yataklık ettiği” gerekçesiyle 13 Mart 2003 tarihinde yasaklanmış ve 46 üyesine siyasi yasak getirilmişti.

HADEP Genel Sekreteri Ahmet Turan Demir ile partinin değişik kademelerinde yöneticilik yapan 28 üyesi karara karşı 2003 ve 2004 yıllarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Ankara’dan davacı olmuştu.

HADEP tarafından yapılan şikayette, kapatma kararının aslında Milli Güvenlik Kurulu tarafından alındığı ve Anayasa Mahkemesi’nin bu kararın etkisi altında kaldığı öne sürülmüştü.

Kapatma kararıyla ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin ihlal edildiğini savunan davacılar, HADEP’in “Kürt partisi” olarak algılandığı için kapatıldığını ve bu nedenle kendilerine etnik ayrımcılık yapıldığı tezini de kullanmıştı. (Ntv)

Yurtta şiddet, askerden taciz

Yurttan kaçtıktan sonra 2 uzman çavuş, 1 astsubay tarafından eve kapatılıp taciz edilen kızların ifadeleri rezaletin detaylarını ortaya döktü.

Kemerburgaz’daki Ağaçlı Sosyal Rehabilitasyon Merkezi’nden kaçan 15 yaşından küçük M.T ve G.Ç’yi, Çatalca’daki evlerinde alıkoyan 2 uzman çavuş ve 1 astsubay 10 gün boyunca partiler düzenledi.

10 gün askerlerin evinde kaldıktan sonra yurtlarına dönen iki kızın anlattıkları sonrasında ortaya çıkan skandalda, bir atsubay ve iki uzman çavuş tutuklandı.

Cinsel istismara uğrayan kızlar, ifadelerinde yaşananan korkunç olayı detayları ile anlattı. Yurttan şiddet gördükleri için kaçtıklarını belirten kızlar, 156 Jandarma hattını arayarak tanıştıkları uzman çavuş A.K’nin tavsiyesiyle Çatalca’ya gittiklerini söyledi.

Vatan gazetesinin haberine göre mağdur kızlar ifadelerinde, askerlerden F.A’nın Moldovyalı bir kadına sahte kimlik çıkardığını kendilerine anlattığını belirterek, “Eğer isterlersek bize de kimlik çıkaracaklarını ve rahatlıkla birlikte yaşayabileceğimizi söyledi. Askerle eve klarnet getirip canlı müzik çaldılar. Onlar çalarken bizde dansöz gibi oynayıp göbek attık.

Sürekli alkol alıyorlardı. Bizim de onlarla birlikte alkol almamızı istediler. Geceler boyunca hep alkol aldık. Yanımızda esrar da içiyorlardı. Bizi de esrar içmemiz konusunda zorladılar” dedi.

Askerlerden bazılarının alkol aldıktan sonra kendileriyle birlikte aynı yatakta da yattığını anlatan G.Ç, arkadaşı M.T’nin uzman Çavuş F.A tarafından yatak odasına götürülerek taciz edildiğini belirterek, “Bazı geceler arkadaşının ağlama sesi geliyordu. Hıçkırıklarını duyuyordum. Z.G’de benim de kafama silah dayayarak sevgilisi olmam için tehdit etti” şeklinde ifade verdi.

M.T ise “Uzman jandarma çavuşu F.A beni sürekli taciz etti. Yanında kalmam için sürekli bana vaatlerde bulundu” diye konuştu.

Astsubay A.K ise mahkemede verdiği ifadesinde, 156 Alo Jandarma hattında çalıştığını ve G.Ç’nin 10-15 defa kendisini arayarak tanışmak istediğini belirterek, “Ramazan’da buluşup iftar yaptık. Kızlar gidecek yerlerinin olmadığını söyledi. Arkadaşım Ö.Ö’nün evine götürdüm. Gündüz geri gönderdim. Tekrar arayınca uzman çavuş F.A’nın evine bıraktım. Aradan bir hafta geçtikten sonra F.A’nın kızları evden kovduğunu öğrendim. Kızlar beni tekrar aradı. Bu kez kızları yine Ö.Ö’nün evine götürdüm.

Onlardan kurtulmak istiyordum. Bu kez kızlara Veysel diye bir adamın yanına gitmelerini söylerek Mecidiyeköy’de bıraktım. Sonra bir daha da görmedim. Kızları yurda dönme konusunda defalarca uyardım ama onlar yurtta işkence gördüklerini, teslim etsem de yine kaçacaklarını söyledi. Vicdanım elvermediğinden kötü yola düşmesinler diye, yardım etmeye çalıştım, onlara kalacak yer temin ettim” şeklinde ifade verdi.

Venedik Komisyonu HSYK’ya bakacak

Geçtiğimiz ay Ankara’da temaslarda bulunan komisyondan, HSYK’nın yeni yapısına ilişkin düzenlemeler içeren kanunla ilgili Adalet Bakanlığı da görüş istemişti.

Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren Venedik Komisyonu, 17-18 Aralıkta düzenlenecek 85. Genel Kurul toplantılarında, geçen hafta Mecliste kabul edilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Kanunu hakkında görüş bildirecek.

Venedik Komisyonu üyeleri, 25 ve 26 Kasım tarihlerinde Ankara’da temaslarda bulunmuş ve yüksek yargı, baro ve siyasi parti temsilcileriyle görüşmüştü.

Adalet Bakanlığı, Venedik Komisyonu’ndan, 12 Eylüldeki halk oylamasında Anayasa değişikliğiyle yeniden yapılandırılan HSYK’nın yeni yapısına ilişkin düzenlemeler içeren HSYK Kanunu ile ilgili görüş belirtmesi talebinde bulunmuştu.

Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’nin ilkelerine uygun olarak üye ülkelerdeki, anayasa çalışmalarına destek vermek ve yardımcı olmak için faaliyet gösteriyor.

Komisyonun, Venedik’te düzenlenecek 85. Genel Kurul toplantılarında, Ukrayna’daki anayasa değişikliği ve seçim yasası, Norveç ve İngiltere’deki seçim yasaları, Ermenistan’daki din ve toplanma özgürlüğü, Beyaz Rusya’da (Belarus) basın özgürlüğü, Rus birliklerinin yurt dışında görev alması, Sırbistan’da siyasi partilerin finansmanı konularında hazırlanan yasalara ilişkin görüşleri oylamaya sunulacak. (aa)

Çanakkale’de İHD’ye istifa daveti

11 Aralık 2010 tarihinde Mehmet Akif Ersoy Tiyatro Salonu’nda İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi tarafından düzenlenen ‘Çok Kültürlülük Perspektifinde Barışın Dilini Kurmak’ adlı panelde yaşanan olumsuzluklara ilişkin KESK Şubeler Platformu, Türkiye Komünist Partisi (TKP), Emek Partisi (EMEP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Halkevleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Sosyalist Gençler Derneği (SGD), GENÇ- SEN, Demokratik Halklar Federasyonu, Çevre Platformu ve Çanakkale Ziraat Mühendisleri Odası Cumhuriyet Meydanı’nda ortak bir basın açıklaması düzenledi.

Çok sayıda katılımın yaşandığı basın açıklaması zorlu hava koşullarına rağmen yapılarak İnsan Hakları Derneği’nin kurumsal yapısına zarar verilmemesi için İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi istifaya davet edildi. Ortak basın açıklamasında Halk Evleri adına açıklamayı yapan Mehmet Öztürk; “11Aralık 2010 Cumartesi günü İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesinin düzenlediği ‘Çok Kültürlülük Perspektifinde Barışın Dilini Kurmak’ adlı panele katılan Taraf Gazetesi Yazarı Roni Margulies ‘i protesto etmek isteyen Öğrenci Kolektifi ve Gençlik Muhalefeti’nden öğrencilere yönelik bir saldırı yaşanmıştır. Üstelik yapılan protesto eylemi tamamıyla demokratik ve şiddet unsuru içermeyen renkli bir eylemdir. Bu saldırı İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi yönetimi içerisinden kişilerin kışkırtmalarıyla gerçekleştirmiştir. Özellikle İnsan Hakları Derneği bir kurumun bütün etkinliklerinde herkesin demokratik sınırlar çerçevesinde söz söyleme veya protesto eylemi ne panele yöneliktir, ne de panele katılan diğer panelistlere. Bu protesto eylemi yalnızca; devrimci değerlere küfür eden ve kendi gibi düşünmeyen birçok demokratik kitle örgütünü ve siyasi partileri ‘Ergenekoncu’ diye yaftalayan Taraf Gazetesi Yazarı Roni Margulies’e yöneliktir. Bir daha böyle provokasyonların yaşanmaması için imzası bulunan devrimci, demokrat, ilerici kurumlar olarak gerçekleştirilen saldırıyı kınıyoruz. Saldırganları kışkırtan ve bu durumun oluşmasına zemin hazırlayan İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi yönetimini İnsan Hakları Derneği’nin kurumsal yapısına zarar vermemesi için istifaya davet ediyoruz” dedi. (canakkalehaber.com)

Mülkiyeliler öğrencilere sahip çıktı

İstanbul Dolmabahçe’de öğrencilere uygulanan polis zorbalığına tepkilerini Burhan Kuzu’ya yumurta atarak gösteren Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencilerine ve fakülte dekanı Celal Göle’ye okulun mezunlar derneği Mülkiyeliler Birliği bir bildiri yayınlayarak sahip çıktı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin büyük amfisinde önce CHP genel sekreteri Süheyl Batum protestolar sonucu konuşamamış, ardından kürsüye gelen Meclis Anayasa Komisyonu başkanı Burhan Kuzu yoğun bir yumurta yağmuruna tutulmuştu. Kızgınlığını Dekan’ın istifasını isteyerek gösteren Kuzu, öğrencileri de beyinsizlikle suçlamıştı.

Protesto eyleminin yapıldığı SBF büyük amfisi Mahir Çayan’dan, Abdullah Öcalan’a, Cengiz Çandar’dan, Hasan Cemal’e kadar yakın siyasi tarihimizin önemli figürlerinin ilk protesto eylemlerine tanıklık etmişti. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyeleri de 1960 öncesi Adnan Menderes’e ve DP’ye, 1970 muhtırası sonrası askeri cuntaya muhalefetin merkezi olmuştu. 1980 öncesi dönemde sol hareketlerin en önemli kaynaklarından olan SBF, 12 Eylül sonrasında büyük bir kıyıma uğramış Mete Tunçay, Haluk Gerger, Ömer Madra gibi pek çok bilim insanı ve aydın okulu terk etmek zorunda kalmışlardı.

Mülkiyeliler Birliği’nin dün yayınladığı açıklama şöyle:

“Sevgili Mülkiye Mezunları ve Öğrencileri,
Sevgili Mülkiye Dostları ve Değerli Basın Mensupları,

Eğitim-öğretim özgürlüğü isteyen ve paralı eğitime karşı çıkan öğrencilerin İstanbul’a sokulmaması, bu öğrencilere siyasi iktidarın emrindeki polis tarafından şiddet uygulanması ve olaylar sırasında iki aylık hamile bir öğrencinin bebeğini kaybetmesi toplumumuzda büyük infial yaratmıştır.

Bu ortamda 8 Aralık 2010 tarihinde fakültemizde yapılan anayasa konulu toplantı sırasında, İstanbul’da öğrencilere uygulanan şiddet protesto edilmiştir. Bu haklı protesto bahanesiyle muhalif seslere tahammülsüz iktidar mensupları öğrencilerimize hakaret etmiş, dekanımızı istifaya çağırmıştır.

İktidar ve yandaşlarının bu tutumunu üniversite özerkliğine yapılmış bir saldırı olarak değerlendiren Mülkiyeliler Birliği, fakültemiz öğrencilerinin ve üniversite gençliğinin sorunlarının bilincindedir ve haklı taleplerini desteklemektedir.

151 yıllık Mülkiye tarihi, gerici siyasal iktidarların okulumuz yöneticilerine ve öğrencilerine yönelik baskı uygulama gayretlerinin örnekleriyle doludur. Bu teşebbüsler, fakültemiz dekanlarından Turhan Feyzioğlu, Fehmi Yavuz, Mümtaz Soysal ve Cevat Geray hocalarımızın sergiledikleri direniş örneklerinde olduğu gibi Mülkiye camiasından her zaman hak ettiği cevapları almıştır.

Ülkemizin geleceğinin teminatı olan gençlerimizi ve tüm muhalif sesleri, şiddet yoluyla sindirme ve yıldırma politikalarını kınıyor, insan hakları ihlallerinin yaşanmadığı, özgürlük, demokrasi, barış ve kardeşlik ikliminin egemen olduğu bir Türkiye’yi hep birlikte yeniden inşa edeceğimize yürekten inanıyoruz.

Mülkiye, tarihten gelen demokratik mücadele birikiminin devamı olarak, bugün de kendisine yönelik her türlü baskıya karşı tek bir yürek olarak mücadele kararlılığındadır.

Mülkiye öğrencileri, ne haklı protestolarında ne de haklarında yürütülmekte olan soruşturmalarda yalnız değildirler. Bilinmelidir ki, dekanımız ve öğrencilerimiz hakkında iktidar tarafından yapılan ve yapılacak olan her türlü işleme Mülkiye mezunları da muhatap olmaya hazırdırlar.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Mülkiyeliler Birliği”

(Yeşil Gazete)