Ana Sayfa Blog Sayfa 5287

Çanakkaleliler doğa talanına karşı ayakta

Türkiye’nin en önemli rüzgar kaynaklarına sahip kentlerinden Çanakkale doğal çevreyi hiçe sayan yatırımların tehdidi altında. Bir yandan Kazdağlarında altın madeni çıkartmak için faaliyetlerin yoğunlaştığı gözlenirken bir yandan da bir çok kömüre dayalı termik santral yapımı planlanıyor. Bu girişimler karşısında Çanakkaleliler bir çok alanda mücadelelerini sürdürüyor.

Geçtiğimiz hafta Çanakkale Belediye meclisinin toplantısında konuşan Belediye başkanı Ülgür Gökhan Çanakkalelileri kentlerine sahip çıkmaya çağırdı. “Bu şirketler eğer bizden altın istiyorlarsa, eşlerimizin kolundaki bilezikleri çıkarıp kendilerine verelim. Parmaklarımızdaki yüzükleri çıkarıp verelim. Yeter ki geleceğimizi karartmadan buradan çekip gitsinler” diye konuşan Gökhan Belediye Meclisinin tam desteğini aldı.

Başta Çanakkale’nin su kaynağını oluşturan Atikhisar Barajı olmak üzere Kazdağları, Çan, Yenice, Bayramiç ve Lapseki’de altın işletme ruhsatı peşindeki şirketler yerel halkın büyük tepkisini çekiyor.

Altın madencilerine karşı yıllardır kararlı bir direniş sürerken Çanakkaleliler bir yandan da kenti istila etmeye hazırlanan termik  santrallere karşı hukuk mücadelelerini sürdürüyorlar. Çan’da faaliyeti süren termik santralin Kazdağlarının kuzeyindeki verimli tarım arazilerinde ve su kaynaklarında yaptığı tahribat daha yeni yeni anlaşılırken önce Biga’da İçdaş Çelik şirketinin yaptırdığı 1200 mw kapasiteli termik santral projesi gündeme geldi. Bu projeye ilişkin alınan ÇED raporu  Çanakkale İdare Mahkemesi 04/11/2009 kararıyla uygun olmadığı gerekçesiyle iptal edildi.

İçdaş termik santraline ilişkin hukuk mücadelesi sürerken dün de Karabiga’da yapılması planlanan bir başka termik santral için düzenlenen bilgilendirme toplantısı halkın yoğun protestoları sonucu yapılamadı ve proje büyük olasılıkla seçim sonrasına kaldı.

Alarko – Cengiz ortaklığının Karabiga’da kurmak istediği 1200 mw’lik Alcen Enerji Santralı için düzenlenen ÇED Bilgilendirme toplantısı için hazırlıkların tamamlanmasına karşın davullu, tencere kapaklı, sloganlı tepkiler sonucunda toplantı salonuna kimse girmedi. Başta Karabiga beldesi sakinleri olmak üzere, beldede yazlıkları bulunanlar, Biga ilçe merkezinden sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin yöneticileri, bilgilendirme toplantısının yapılacağı düğün salonunun önünde toplandılar. Kalabalığa, Altın madeni aramalarının yapıldığı Biga Elmalı köyünden bir otobüs, komşu belde Gümüşçay’dan bir otobüs bölge insanı da katıldı.

Çanakkale Çevre ve Orman Müdür Vekili Ali Osman Kaymakçı başkanlığındaki heyet, halkın projeyi istemediğine yönelik tutanak tuttu ve prosedür gereği 14 Şubatta yapılması gereken ÇED toplantısı da yapılamaz hale geldi.

(Bigazete,  Çanakkale Olay, Yeşil Gazete)

Nükleer karşıtları Akkuyu’da Yeşil Ev kuruyor

Nükleer karşıtları, Mersin’e nükleer santral kurulmasına karşı yeniden eyleme başlıyor. Yeşiller Partisi de, Başbakan’a ‘O ucubeyi Akkuyu’ya getirmeyin’ çağrısında bulundu.

Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Sabahat Aslan, nükleer santrale karşı santralin kurulacağı Büyükeceli beldesinden Mersin’e kadar insan zinciri kurmayı amaçladıklarını söyledi. Yeşiller Partisi kurucusu Bilge Contepe de, Başbakan Erdoğan’a, “O ucube nükleer santrali Akkuyu’ya getirmeyin” çağrısında bulundu. Contepe, santral kurulmasına karşı çıktıkları için tehdit edildiklerini söyledi.

Akkuyu’da Yeşil ev

Nükleer Karşıtları Platform üyeleri tekrar Akkyu’nun yolunu tutuyor. ‘Yeşil Ev’ projesini hayata geçirmeyi hedefleyen platform üyeleri, halka nükleer santrallerin zararlarını anlatacaklar.  Türkiye Yeşiller Partisi kurucu üyesi Bilge Contepe, Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Sabahat Aslan ve Fatma Özdemir Yılmaz ile birlikte bir açıklama yaparak yeni mücadele sürecine Mersinlilerin destek vermesini istedi.

Büyükeceli beldesinde Yeşil Ev projesini yeniden başlatacaklarını söyleyen Contepe yöre halkına nükleerin zararlarını anlatarak mücadeleyi tepeden değil tekrardan yerelden örgütleyeceklerini söyledi.

Contepe, “Biz nükleer santralle mücadeleye 1989’da başladık. Çernobil’de yaşanan kazanın ardından yerel halkın da katılımıyla mücadelemizi başlattık. 2000 yılına kadar bu mücadelemiz sürdü. ‘Yeşil Ev’ projesini hayata geçirdik ve bu evde nöbetleşe olarak kalıyor ve halkı bilinçlendirme çalışmaları yapıyorduk. Bülent Ecevit’in koalisyon hükümeti döneminde nükleer santral yapımı iptal edildi. Şimdi AKP hükümeti halkın mücadelesini hiçe sayarak yeniden bunu gündeme aldı ve imzalar atıldı. Yerel halka fikriniz ne diyen olmadı. Bu santral bir dayatmadır” diye konuştu.

“Tehdit alıyorum”

Büyükeceli beldesinde halkla ve belediyelerle işbirliği yaparak nükleer santral yapılmasına izin vermeyeceklerini ifade eden Contepe, “Buraya gelmeden tehdit telefonları aldım. Akkuyu’ya gidiyormuşsunuz, gideceğiniz varsa göreceğiniz de var diye telefon aldım. Bunun dışında 30’a yakın tehdit mesajları geldi. Bunları hiçbirisi bizi yıldırmayacak” dedi.

Akkuyu’nun Rusya’ya hediye gibi verildiğini savunan Contepe, “Başbakan Kars’taki heykeli ‘ucube’ ilan ederek yıkın bu heykeli yerine doğal park yapın demişti. Biz de kendilerine buradan seslenerek Akkuyu gibi bir doğal parka bir ucube dikmeyin diyoruz” şeklinde konuştu.

Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Sabahat Aslan ise 10 gün Büyükeceli’de kalacaklarını belirterek yöre halkını nükleer santrallerin zararlarını anlatacaklarını söyledi. Danıştay’ın Çevresel Etki Değerlendirme Raporu’nu (ÇED) zorunlu hale getirilmesinin de çok önemli olduğunu ifade eden Aslan, “Gülnar ile Mersin arasında bir insan zinciri oluşturmak istiyoruz. Mücadelemizi kazanacağız başka çaremiz yok” dedi.

(Yeşil Gazete, Müjgan Yağmur, Mersin İmece)

Kaş’ta HES protestosu

0

Kaş’ta, Kemer köyü Kıbrıscık deresine kurulması planlanan ‘Kasaba regülatörü ve hidroelektrik santrali’ne karşı çıkan sivil toplum örgütleri ve köylüler, protesto gerçekleştirdiler.

Köylerine santral yapılmasının tarımı olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle köylüler, sivil toplum örgütlerinin desteğiyle eylem yaptılar.

Kemer köyü meydanında toplanan 400 kadar köylüye, Kaş CHP İl Genel Meclisi Üyesi Erol Bozca, Kaş Belediye Başkanı Vekili Birol Engin, Belediye Meclisi Üyesi Hüseyin Keskin, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şubesi Başkanı Hediye Gündüz, Kaş Ziraat Odası Başkanı Ramazan Süer, Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Mustafa Eriş ve yönetim kurulu üyeleri, Kaş Esnaf Odası Başkanı Gürol Gülşen, Şoförler Odası Başkanı Mustafa Demirtepe ve Sivil Toplum Örgütleri destek verdiler.

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz yaptığı konuşmada, HES’in Gömbe’nin ve Kemer köyünün değil Türkiye’nin sorunu olduğunu söyledi. Türkiye’de enerji ihtiyacının olduğuna dikkati çeken Gündüz, ‘Amaç suların özelleştirilmesi, satılmasıdır. Uçarsu Kaş’ın, Elma Elmalı’nın ve Gömbe’nin hayat damarıdır. Türkiye’yi satılığa çıkarıyorlar’ dedi.

TTKD Kaş Sorumlusu Dr. Munise Ozan da, kurulması düşünülen Kemer köyü Kıbrıscık deresi hidroelektrik santralının bulunduğu sahanın ‘Av Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Sahası’ olarak ayrılan yerlerden biri olduğunu kaydetti. Kendilerine düşen görevin buranın doğal olarak korunması olduğunu işaret eden Ozan şöyle devam etti:

‘Bu bölgede sedir, meşe, ardıç, çam, Sandal, çınar, gibi bitkiler mevcut olup suyun akışı ile doğal denge korunmuş yapılacak değişikliklerle ağaçlar kısmen ve ya tamamen zarar göreceklerdir. Sedir, meşe ve ardıç nadir yetişen korunması gereken ağaçlar grubundadır. Kıbrıs deresinde bulunan dağ keçisi, tavşan, vaşak, kurt, sırtlan, tilki, ayı, yılan, sincap gibi birçok hayvan suyun akımının değişmesi neticesiyle zarar göreceklerdir. Belirtilen hayvanların zarar görmemesi en büyük arzumuz.’

Konuşmaların ardından eylem sona erdi. (Likya Haber)

Haftanın tortusu

* Dink ailesi ve Pınar Selek adalet arıyor. * Mısır’da isyan ikinci haftasını devirdi. * Kıbrıs halkı da sokağa çıktı. * Torba Yasa’dan ilk önce gaz ve cop çıktı. * Polislere askerlik kalktı. * İşçiler ölüyor, herkes seyrediyor.

* Dink ailesi ve Pınar Selek adalet arıyor. Pazartesi, Hrant Dink’in cinayet davası, çarşamba Pınar Selek’in bitmeyen yargılaması bu haftanın köşe taşları. Arka arkaya gelen iki kritik yargılama. Bir tanesinde bir aydının herkesin gözü önünde, bile bile katledilmesi söz konusu. 19 Ocak’tan beri adalet için söylenmeyen kalmadı. Yeni bir mahkeme başkanı ile, yeni gelişmelere açık bir dava. Fakat gerçeklerin önündeki büyük engellerin kaldırılması gerek. Cinayet ile ilgili bir kitap yazan gazeteciye bile kurşun gönderilebiliyor hala.

Pınar Selek davası ise bambaşka bir vaka. Bir ülkede adaletin gelebileceği bir nokta olarak örnek gösterilmeli. İki kez beraat eden bir kişinin üçüncü kez yargılanmasından bahsediyoruz. Bu alalelade bir yargılama da değil. Selek’i suçlayanların elindeki en önemli kanıt bir itirafçının ifadesi. Demiş ki o kişi, Pınar Selek ile bombayı birlikte koyduk. Peki o kişi bu davadan ne ceza almış? Hiç! Beraat. Bu kadar ironik bir dava Selek’in davası. Düşünmenin, yazmanın, düşünmenin ve yazmanın ötesinde de fikirleri için aktif mücadele etmenin sonucu olarak bu dayatılıyor bu ülkede. Düşünme, yazma, uygulama deniyor açık açık.

* Mısır’da isyan ikinci haftasını devirdi. Fakat, Hüsnü Mübarek hala görevde. Gelen haberler ve haberlerin şiddeti isyanın biraz gerilediğini hissettiriyor. Görüşmelerin başlaması, Mübarek’in söyleşi vermesi, Özgürlük Meydanı’nda olan kalabalığın zamanla birlikte yıpranması gibi nedenler gösterilebilir bu gerilemeye. Mübarek’in adamlarının kitleye saldırması da cabası. Yine de Mısır’ın artık eskisi gibi olmayacağı, olamayacağı açık. Özgürlük Meydanı’nda direnen insanlar evlerine dönerlerse, evlerinden toplanabileceklerini, kaybedilebileceklerini düşünüyorlar. Yaşamlarını savunuyorlar. Bize, bir halkın gösteri yapması gibi geliyor ama geleceklerini, geçmişlerini belki de her şeylerini değiştirmek için sokakta o halk. Birilerinin uluslararası politik hamlelerine kurban gidecek olan/giden değişim istekleri de görülmeli. Ders çıkartılmalı.

* Kıbrıs halkı da sokağa çıktı. Ve tabii ki kendisine karşı olan her halk hareketini “ezmeye” niyetli olan AKP hükümeti hemen demeç üstüne demeç verdi. Sanırım yine “kötü eşkiya”lar Kıbrıs’takiler.

Kıbrıs üzerine konuşulması, Kıbrıs üzerine fikir beyan edilmesi ve bunun sürekli Türkiye’den yapılması bir adettir. Eğer bu fikirler Kıbrıs’tan geliyorsa da, Türkiye’nin bakış açısına sahip olması gerekir. Yazılı olmayan bir anayasanın maddeleridir sanırım bunlar. Uzun süre sonra ilk defa Kıbrıslılar ses çıkardı. Demokrasinin bir gereği olarak. Demokrasiden bahsederken aksini iddia edemeyeceğim bir durum bu bana kalırsa. Kıbrıs Adası’nın kaderini Kıbrıslılar belirlemeli. Ankara ya da Atina ya da (hiç sözü geçmese de) Londra değil. ABD’nin Guantanamosuna benzer bir üssü var Ada’da İngilizlerin. Ve korkarım o yazısız anayasanın bir başka maddesinde de Kıbrıs’ta ne olursa olsun o üssün orada varolacağı da yazılı. Kıbrıs için daha fazla Kıbrıslıları dinlemeliyiz. Hatta hep onlar konuşmalı, biz dinlemeliyiz. Bir halkın yaşamı üzerinde, başka bir ülkenin stratejik hedefleri gibi bir ipotek olamaz. Yoksa Kıbrıs’ı korumak için de başka yerler gerekir, Baskın Oran’ın güzel şekilde belirttiği gibi.

* Torba Yasa’dan ilk önce gaz ve cop çıktı. Torba yasa madde madde yasalaşıyor. İçinde ne olduğunu kimsenin tam bilmediği bir torba bu. Bilinen kadarı ise karşı çıkmaya yetiyor da artıyor. Karşı çıkanların başına ise gelmeyen kalmadı. Ankara’da, ki bir polis kentidir, görüp görülebilecek en yoğun polis ablukası altında torba yasa protesto edildi. Bir ülkenin başkenti gaza boğuldu. Gaz bombasının kafasına gelmesiyle bir işçinin kafatası kırıldı. Eylem hemen yasadışı ilan edildi. Sermayenin gazeteleri bile torba yasanın işçiler için, toplum için getirdiği olumsuzlukları yazarken, muhalif geçinen bazı gazeteler “Torba Yasa’nın güzelliklerini” haber yapabildiler.

* Polislere askerlik kalktı. Ve bir anda bütün gazeteler askerlikten muaf olmayı bir “müjde”, bir “hediye” olarak gördüler. Müthiş bir iki yüzlülük örneği. E madem böyle görüyordunuz, bundan önce “Her Türk asker doğar!” mantığı ile yapılan haberler nereye oturtulacak? Zorunlu askerlik konusunda kimsenin özel konuşmalarda savunmadığı ama kamusal konuşmalarda da dillerden düşürülmeyen klişelere ne olacak? Başbakan bile askerlik yapmayacak polisler için “yırtma” kelimesini kullanıyor. Zorunlu askerlik üzerinde oluşturulan ve yıllardır savunulan sanal “mutluluk” ve dokunulmazlık da böylece kalkıyor. Peki son bir soru: Neden sadece Polisler? Bu haberi müjde olarak gören bir tek gazete bile bunu yazdı mı? Sorabildi mi? İşte bir ikiyüzlülük daha.

* İşçiler ölüyor, herkes seyrediyor. Bir anda Ankara’da patlamalar, ülkenin başka şehirlerinde kazalar ile “iş güvenliği” kavramının nasıl da kof olduğu ortaya çıktı. 100 işçinin çalıştığı yerde 45 kişinin sigortalı olmasının övünç olarak kabul edildiği günleri geçirdik. Kendi döneminde aranması kaldırılan belgeler yok diye, iş yerlerini suçlayan bakanlar izledik. Sonuç? İşçiler öldü. Tuzla’da öldüğü gibi, inşaatlarda öldüğü gibi… Kazalar oldukça ölecekler, kazalar ara verince de unutulacaklar. İş güvencesi de unutulacak zaten o ara.

http://www.urbarli.net

En pahalı internet nerede?

TEPEV, OECD ülkelerindeki internet erişim ücretlerini derleyip bir rapor halinde yayımladı. Kriter elbette veri hızı bazındaki ücretler.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), OECD Genişbant İstatistikleri’ne göre 2.39 dolarlık en düşük ve 76.11 dolarlık en yüksek megabit/saniye’lik fiyatlarıyla, Türkiye’nin internetin en pahalı olduğu ülkelerden biri olduğunu açıkladı.

TEPAV Araştırmacıları Ü. Barış Urhan ve İrem Kızılca tarafından yazılan “Türkiye’de Kişilerin İnternet Kullanımları Ne Şekilde Değişiyor? İnternet Kullanıcıları Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı rapor yayımlandı.

Raporda 2009 yılı verilerine göre Türkiye’de nüfusun yüzde 62’sinin hayatlarında hiç internet kullanmadığının belirlendiği ifade edildi. Bu oran Avrupa Birliği 27 (AB27) ülkeleri ile kıyaslandığında, Romanya ve Türkiye’nin başı çektiği görüldü. Hiç internete girmemiş nüfusun büyüklüğüne karşılık, son dört yıl içerisinde evden internete erişim sahipliği açısından ise iyileşme oldu. 2007 yılında hanelerin yüzde 80’i evden internete erişemezken, bu oran 2010 yılında yüzde 57’lere kadar düştü.

Evden internet erişimine sahip olmayan hanelerin nedenlerine bakıldığında ise internet bağlantı ücretlerinin yüksekliğinden şikâyet edenlerin oranının 2007 – 2010 döneminde yüzde 50’den fazla arttığı görüldü. Yine bir diğer önemli neden bilgisayar vb. cihazların fiyatlarının yüksekliği olarak ortaya çıktı.

EN YÜKSEK ÜCRET TÜRKİYE’DE
OECD Genişbant İstatistikleri’ne göre 2.39 dolarlık en düşük ve 76.11 dolarlık en yüksek Megabit/saniye’lik fiyatlarıyla Türkiye internetin OECD ölçeğinde en pahalı olduğu ülkelerden biri oldu.

İnternet bağlantı ücretlerine daha yakından bakıldığında farklı bağlantı hızlarına göre Türkiye’nin yine OECD ülkelerinin birçoğundan daha pahalı bir servise sahip olduğunu görüldü. Özellikle yüksek hızlarda ortalama bağlantı maliyeti 621 doları bulan Türkiye’nin, en yakın takipçisi Lüksemburg’da ise benzer bir bağlantının ortalama fiyatı sadece 112 dolar civarında.

İnterneti kullanan bireylerin kullanım amaçları AB-27 ülkeleri ile kıyaslandığında ortaya ilginç sonuçlar çıktı:
2008 – 2010 döneminde Türkiye’deki internet kullanıcılarının interneti kullanım amaçlarında ilk 3 sırayı “e-posta göndermek ve almak, sohbet odalarına girmek ve internetten gazete dergi okumak” aldı. Bu durum AB-27’de “e-posta göndermek ve almak, mal ve hizmetler hakkında bilgi almak ve sağlıkla ilgili bilgi aramak” olarak belirlendi. (Ntv)

Son Dakika: Cerrah’a Hrant Dink suikasti sorulacak

Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak aralarında eski İstanbul Emniyet Müdürü Calalettin Cerrah’ın da bulunduğu 30 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in suikastinin 4 yılında önemli bir gelişme yaşandı.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşakanı Abdullah Gül, cinayetle ilgili olarak Devlet Denetleme Kurulu’na görev vermişti.

Bunun ardından bugün dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın da aralarında bulunduğu 30 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Cerrah ve diğer kişilerin önümüzdeki günlerde savcıya ifade vermesi bekleniyor.

AİHM ETKİSİ
Hrant Dink’in ailesinin avukatı Fethiye Çetin, AİHM kararının gereği olarak cinayette ihmali olduğu öne sürülen dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve Trabzon Emniyet Müdürü Razaman Akyürek’in de aralarında bulunduğu yaklaşık 30 kişi hakkında soruşturma açıldığını bildirdi.

Gazeteci Hrant Dink 19 Ocak 2007’de genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin Şişli’deki binasının önünde öldürülmüştü.

O dönem İstanbul Emniyet Müdürü olan Celalettin Cerrah, daha sonra Osmaniye’ye vali olarak atanmıştı. (Ntv)

Dink Davası yeni başkanla başladı

Dink Cinayeti davasını izleyen CHP’li Tanrıkulu, mahkemenin AİHM kararını yerine getirme konusunda tutum alacağını beklemediğini söyledi; “Ama alırsa mahcup olmak isterim” dedi. Samast, İstanbul Sultanahmet Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde 28 Şubat’ta yargılanmaya başlayacak.

Hrant Dink cinayeti davasının dört içerisinde gerçekleştirilebilen 16. duruşması uluslararası siyasi ve hukukçu gözlemcilerinin de ilgisi altında bugün başladı.

Tanrıkulu: Mahcup olmak isterim

Duruşmayı izleyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İnsan haklarından sonrumlu Başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, bianet’e, hükümet tetikçilerin yakalandığını açıklayarak cinayetin faili meçhul olmadığını iddia ettiğini, asıl meselenin tetikçilerin değil arkasındaki güçler olduğunu belirtti.

“AİHM kararının yerine getirilmesindeki sessizlik ve dirençse Hükümet tarafından bu derin ilişkilerin ortaya çıkarılmak istenmediğini ortaya koyuyor. AİHM kararının yerine getirilmesi konusunda mahkemenin  tutum alacağını beklemiyorum ama alırsa mahcup olmak isterim.”

Avrupa Parlamentosu (AP) -TBMM Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eş Başkanı Helene Flautre, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Danışmanı Ali Yurttagül, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Müsteşar Yardımcısı Elena Sachez, Berlin Eyalet Parlamentosu Sol Parti Milletvekili Kadriye Karcı, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Siyasi İşler Danışmanı Sema Kılıçer, Türkiye Barolar Birliği’nden gözlemciler, Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar, Mersin Barosu Başkanı Hulki Özel, İstanbul Barosu yönetim kurulu üyesi Başar Yaltı‘nın da izleyiciler arasında yer alacağı açıklandı.

Paris Barosu’ndan Marie-Alix Canu-Bernard, Elise Erfi ve Paris Barosu Ermeni Avukat ve Hukukcular Dernegi (AFAJA) Esbaskanı Alexandre Aslanian, Temmuz 2009’da da yargılamayı izlemek için İstanbul’a gelen Brüksel Barosu eski başkanı Yves Oschinsky de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşecek duruşmayı izlemek için İstanbul’a geldiler.

Duruşma, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 14 Eylül’de verdiği mahkumiyet kararının, hükümetin itiraz etmemeyi tercih etmesi üzerine 14 Aralık 2010’da kesinleşmesinden sonra görülecek olan ilk duruşma olması bakımından önem taşıyor.

Mahkeme heyeti başkanı artık Canak değil

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi Erkan Canak, başka soruşturmalarda adı geçtiği için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararıyla görevinden alınıp Sakarya’ya düz hakim olarak atanmıştı. Canak bunun üzerine emekliliğini istedi. Mahkemeye, daha önce de heyette yer alan Hakim Rüstem Eryılmaz oldu.

Samast’ın davası 28 Şubat’ta

25 Ekim 2010’da verilen bir kararla dosyası İstanbul Sultanahmet Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması için savcılığa gönderilen tetikçi zanlısı Ogün Samast, 28 Şubat’ta yargılanmaya başlayacak. (Elif Gençkal)

Sahil “güvenlik” sarayı

Sahil Güvenlik Komutanlığı, Sarıyer’de Boğaz’ın kıyısına karakol ruhsatıyla beş yıldızlı tatil köyü ayarında orduevi inşa etti. Denize sıfır karakolda odalardan plaja inmek için asansör de var.

Sahil Güvenlik Komutanlığı (SGK), İstanbul Sarıyer’e karakol binası yapmak için aldığı ruhsatla orduevi inşa etti.

Radikal gazetesinden Abdullah Kılıç’ın haberine göre, 14 Ocak’ta SGK Komutanı Tümamiral İzzet Artunç, Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanı Albay İsmet Hergünşen ve İl Özel İdaresi temsilcilerinin katılımıyla hizmete giren bina bir karakoldan çok beş yıldızlı oteli andırıyor. Bu yüzden de açılışa SGK’nin bağlı olduğu İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın gelmediği belirtiliyor. Açılışa Vali Hüseyin Avni Mutlu ve Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da katılmadı.

Yasaya karşı çözüm yolu Sarıyer Yenimahalle’de denizin hemen kenarında yer alan plajlı tesiste, ikişer yataklı sekiz lüks oda, iki süit oda, bir VIP salonu ve 94 kişilik yemek salonu bulunuyor. Oysa Boğaziçi İmar Yasası’na göre kamu kurum ve kuruluşları, İstanbul Boğazı’nın sahil şeridine sosyal tesis, dinlenme tesisi, otel ya da lokanta yapamıyor. Bu nedenle de SGK’nın ‘altı karakol üstü orduevi’ şeklinde bir plan geliştirdiği iddia ediliyor. Boğaz çevresinde toplumun ortak yararlanabileceği tesis kurmak ise yine imar iznine tabi.

Kıyı Emniyet Güvenlik Arama Kurtarma (KEGAK) TİM binası olarak inşa edilen tesisin adı resmi yazışmalarda karakol olarak geçiyor; ancak binanın üst katları otel olarak hizmet veriyor. Yemek takımlarından oturma gruplarına, havlusundan çatal-bıçağına kadar eşyalar özenle seçilmiş. İddiaya göre sadece mobilya ve aksesuvarlar, bu karakol için özel üretilmiş ve yaklaşık 500 bin TL ödenmiş. VIP’de kullanılan koltuk takımları ve porselen takımları, çatal ve bıçaklar markalı.

PLANLARDA ODA YOK
SGK’nin Şubat 2008’de Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne yaptığı ruhsat başvurusunda otel, orduevi ibareleri geçmiyor. Belediyeye gönderilen planlarda da odalar yer almıyor. SGK’nin yazısında “Boğaziçi ön görünüm uygulama imar planında askeri alanda kalan 3.955,90 m2 arazi üzerine SG Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanlığı Kıyı Sularında Emniyet Güvenlik ve Arama Kurtarma (KEGAK) Tim binası planlanmaktadır” deniliyor.

Boğaziçi İmar Müdürlüğü, Boğazlar’ın güvenliği için Rumeli Kavağı Caddesi 103 pafta, 776 adada yer alan parsele karakol yapılması için ruhsat vermiş. Ancak daha sonra inşaat izni verilen bina hiçbir denetim görmemiş. Karakol inşaatı yapılırken yeşil alanın tahrip edildiği de iddialar arasında. Personel arasında KEGAK’nin ‘beş yıldızlı otel’ine orduevi ve sosyal tesis denmesi yasak. Tıpkı yazışmalarda olduğu gibi personelin kendi arasındaki konuşmalarında da orduevi yerine TİM binası denmesi emredilmiş.

KOMUTAN: YETKİLİ DEĞİLİM
İddiaları sorduğumuz Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanı Albay İsmet Hergünşen, konuyla ilgili yetkili olmadığını ve Sahil Güvenlik Komuntanlığı ile görüşmemiz gerektiğini söyledi. SGK’den ise görüş alabileceğimiz bir yetkiliye ulaşamadık.

KORUMA SADECE KÂĞIT ÜZERİNDE
İstanbul Boğazı ve kıyı bölgesi 1974’te doğal SİT alanı ilan edildi. 1983’te çıkarılan Boğaziçi Yasası ve İmar Mevzuatı’yla da bölgedeki doğal, kültürel ve tarihi değerler koruma altına alındı. Sarıyer, Beşiktaş, Beykoz ve Üsküdar ilçelerinin İstanbul Boğazı’ndaki 4 bin 634 hektara yayılan ve denizi gören tüm noktaları Boğaz Öngörünüm Bölgesi. Bu bölge İstanbul Büyükşehir Belediyesi Boğaziçi İmar Müdürlüğü denetiminde. İmar planlarında konut alanı olan alanlarda sadece okul gibi resmi kurumlar ve kamu arazilerinde ise topluma açık yer yapma izni veriliyor. Ancak imar planları çoğu kez kâğıt üzerinde kalıyor. Bölgede kimi villa, kimi ünlü restoran birçok ruhsatsız bina yer alıyor.

BOĞAZ’DAKİ SOSYAL TESİSLER
Kurum ve kuruluşların Boğaz’a sıfır sosyal tesisleri yok denecek kadar az. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Çubuklu’da, İstinye’de, Paşalimanı’nda ve Florya’da denize sıfır denebilecek tesisleri var.

Arnavutköy’de deniz kıyısında 1954’te inşa edilen ‘nahiye binası’ sosyal tesis olarak kullanılıyor. Beylerbeyi ve Baltalimanı’nda da Emniyet Genel Müdürlüğü’nün polisevleri var. Belediye ve kamuya ait olan bu tesisler, Boğaziçi İmar Yasası’na uygun ve halka açık olmak şartıyla imar izinli. Sarıyer’de iskelenin yanındaki tarihi karakol binası ise orduevi olarak hizmet veriyor. Boğazlar Komutanlığı’nın Beykoz’da da deniz kenarında bir sosyal tesisi bulunuyor.

43 ORDUEVİ, 400 SOSYAL TESİS
Türkiye’de TSK’ye bağlı 43 orduevi ve 400’ün üzerinde sosyal tesis bulunuyor. Harbiye, Fenerbahçe ve Çankaya orduevleri, beş yıldızlı otel konforunda. Ayrıca Bodrum, Marmaris ve Antalya’daki orduevleri de lüks otel ayarında. (Ntv)

Torba yasa bombası kör etti

Ankara’daki torba yasa mitinginde polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesi ile genç kadının kafatası kemiğini kırıldı. Tedavisi süren Turan, gözünü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya…

Hukuki açıdan her türlü hakkını arayacağını belirten Serap Turan, “Emniyete dava açacağım. Beni bu hale getiren cezalandırılsın istiyorum. İki çocuğum var. Bir şey olsaydı onlara kim bakacaktı? Gözümü kaybedersem işime geri dönebilecek miyim? Dayak yedim diye susup oturmam, kimse de susturamaz” diyor.

Ankara’da, ‘Torba Yasa’ya karşı yapılan protesto gösterisinde polisin attığı gaz bombası Torba Yasa’nın protesto eylemine katılan temizlik işçisi Serap Turan’ın hayatını kararttı. Serap Turan, 28 yaşında Çankaya Belediyesi’nde taşaeron olarak çalışan temizlik işçisi genç bir kadın… Natoyolu’nda iki odalı bir gecekonduda yaşam mücadelesi veriyor. Yoksulluk yüzünden bakamadığı iki çocuğunu yatılı okula yerleştirmek zorunda kaldı. Hayatında ilk kez bir eyleme katıldı. Perşembe günü Torba Yasa’yı protesto eyleminde ortalık bir anda karıştı. Eylemcilerle polis arasında arbede çıktı. O sırada yanındaki lise öğrencisine soda şişesi isabet etti. Yanındaki arkadaşına “Abla, kenara kaçalım” diye seslendi ancak o sırada kafasına polisin attığı gaz bombası isabet etti. Talihsiz kadın kanlar içerisinde kaldı.

Doktor bulamadılar
Turan’ı arkadaşları hemen Çankaya Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’ne götürdüler ancak Turan’a bakacak doktor bulamadılar. Onlar da vakit kaybetmeden arkadaşlarını taksiye atladıkları gibi Ankara Hastanesi Beyin Cerrahi Bölümü’ne kaldırdılar. Polisin attığı gaz bombası Turan’ın kafatasında kırık oluşmasına neden oldu. Kırılan kemik göze battığı için genç kadın, hem beyin kanaması hemde kör olma tehlikesiyle karşı karşıya. Ankara Hastanesi Beyin Cerrahi Bölümü’nde tedavisi süren Serap Turan’ı olayı haber alır almaz hastaneye koşup gelen annesi Güllü Demirbilek biran olsun yalnız bırakmıyor.

Kaynak: yuksekovahaber

Büyükerşen CHP’ye katılıyor

0

DSP’den istifa eden Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, CHP’ye katılma kararı aldı.

Büyükerşen, şunları söyledi: “Eskişehir seçmenin 4’te 3’ü CHP’ye geçmem yönünde eğilim gösterdi. 38 kişiden 36’sı CHP’ye geçmeye karar verdi.

DSP’den istifa ederek CHP’ye geçmiş olanlar dışında kalan DSP’lilerden, Eskişehir merkezi dışındaki yerlerden de katılım olacağına dair haberler alıyorum.

Bundan sonraki prosedür meselesi. Resmi işlem tamamlandığında parti geçişimizi ilan eder.”

“Seçmen AKP’ye katılın deseydi?” sorusuna Büyükerşen, şu yanıtı verdi: “Eskişehir seçmenini öyle demeyeceğini biliyoruz. Bugüne kadarki siyasi çizgimiz bakımından buna imkan olmadığını herkes biliyor.”

Milletvekilliğine aday olmayacağının altını çizen Büyükerşen, “Eskişehir seçmenini eyilimi ‘CHP’ye geç, belediyedeki görevine devam et’ yönünde. Benim ve Tepebaşı Belediye Başkanı’nın tutumu bu doğrultuda olacak” dedi.

Büyükerşen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Demokrasilerde iktidarı sandık belirler. Bir ülkede eğer bağımsız yargı yoksa, özerk üniversite yoksa, basın siyasi iktidarın baskısını hissediyorsa, sendikalar da bunu hissediyorsa o ülkedeki iktidarın meşruiyeti tartışmalı olur.”

Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in yarın CHP’nin TBMM’deki grup toplantısında partiye katılması bekleniyor. (Ntv)