Ana Sayfa Blog Sayfa 5224

Avrupa Yeşilleri Konseyi Budapeşte’de devam ediyor

Budapeşte, 1 Nisan 2011 (Yeşil Gazete) Budapeşte’de sürmekte olan Avrupa Yeşiller Partisi Konsey Toplantısı’nın ikinci günü Fukuşima ve Avrupa enerji politikası üzerine tartişmalar ile başladı.

Konşmacılardan Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi Bas Eickhout son yıllarda nükleer enerji lobisinin ‘nükleer rönesans’ı zorlamak için Avrupa’da ve tüm dünyada girişimlerde bulunduğunu vurguladı. Yenilebilir enerji sektörü Avrupa’da hızla büyümekteyken, nükleer enerji sektörü payını artıramadiğını belirten Eikhout, ‘nükleer rönesans’ın önümüzdeki 10 yılda yeterli sayıda santral inşa edemezse, başlamadan biteceğini ve bu önemli müddetin nükleer enerji üretimini sonlandırmak için çok büyük bir fırsat olduğunu söyledi. Yenilebilir enerji sektörünün büyümesi ile beraber enerji verimliliğini artırmak ve altyapıyı geliştirmenin de en önemli konular arasında olacağını ekledi.

Avrupa Yeşiller Partisi eş sözcüsü Monica Frassoni ise İtalya’da 12 Haziran da yapılacak olan nükleer enerji konusundaki referandum sürecinden bahsederken, ilk başta Yeşiller’in ve ekoloji hareketinin referanduma kuşkulu bakttiğını hatta kaybetmekten korktuğunu, ancak sendikaların özellikle Fukuşima kazasından sonra nükleer karşıtı pozisyon almaya başladığını belirtti. İtalya’da şu an nükleer santral yok ve bu yıl yapılcak referandum eğer kazanılırsa nükleer enerji karşıtı mücadele için çok önemli bir kazanç oluşcak.

Macar Enerji Kulübü adlı STK’nın temsilcisi Ada Ámon ise 2003 yılında Pacs nükleer santrallinde gercekleşen IAEO sıralamasina göre 3 olan kazayı ve sonuçlarını anlattı.

Öğleden sonra ise Yeşiller, STKlar ve sendikalar Yeni Yeşil Düzen’in sosyal boyutlarını tartıştı. Katılımcılar gibi seyirciler de ‘yeşil işlerin’ de sürdürebilir olması gerektiğini vurguladı; bunun için güvenlik ve sağlık prensiplerinin sıkı bir şekilde uygulanmasının, maaşların onurlu bir yaşam için yeterli olmasının, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının ve işçi haklarının güvence altına alınmasının öneminden bahsedildi.

-Rosa Öktem-

İstanbul Barosu: “100 bin kişiyi örgüte yardımla mı suçlayacaksınız?”

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, yönetim kurulu üyeleri ve tutuklu gazeteci Ahmet Şık’ın avukatları Bülent Utku ile Can Atalay bugün baronun Beyoğlu’ndaki binasında gazetecilerin karşısına çıktılar.

İmamın Ordusu kitap taslağının internetten paylaşıldığını ve savcılığın bu konuda inceleme başlattığını hatırlatan ve internette taslağı indirenler hakkında herhangi bir yasal işlemin yapılıp, yapılamayacağını soran bir gazeteciye İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal şu yanıtı verdi :

“Mahkeme kararında sadece bir el koyma kararı vardır. Bu kitabın bulundurulmasının teslim edilmemesinin örgüte yardım oluşturacağı şeklinde bir belirleme kesinlikle yoktur. Bu tamamıyla bu savcılığın bir görüşüdür. Bu şekilde örgüte yardım ve yataklık suçu dediğimiz suç, belirli bir kasıt ile işlenebilen bir suçtur. Böyle bir örgütün varlığı henüz mahkeme kararıyla saptanmamıştır. Daha buradaki ifadelerin örgüte yardım oluşturabilecek örgütsel doküman niteliğinde olduğu da saptanmış değildir. Benim kanaatim herhangi bir şekilde suç oluşturmayacağı şeklindedir. Ne yapacaksınız ? 100 bin kişiyi örgüte yardımla mı suçlayacaksınız ? Bu kişiler hakkında disiplin hapsi mi uygulacaksınız? Hukuku zorlayarak, sınır çekmeye çalışırsanız, kendiniz zor duruma düşersiniz.”

“BİRİNCİ SINIFA AYRILMAMIŞ BİR SAVCININ BAŞSAVCILIĞI VEKİLLİĞİNE GETİRİLMESİ, ÇOK GÖRÜLMÜŞ BİR UYGULAMA DEĞİLDİR”

Bir soru üzerine HSYK’nın Zekeriya Öz hakkında verdiği son atama kararını da değerlendiren Kocasakal, ” Bugün hukukun bir baskı aracı haline getirildiği bir dönem yaşıyoruz ” dedikten sonra “bir hukuk devleti devleti yapan, usül kurallarıdır. Bugün siz aramada gözaltında bir takım kuralları ihlal ederseniz, yarın bir gün de birisi gelir, ‘ işkenceyle alınmış olabilir ifade’ der. Biz kişilerle uğraşmıyoruz. HSYK benim için artık güven vermekten uzak bir yapı arz etmektedir. Bağımsız olduğu konusunda ciddi şüpheler vardır. Bugüne kadar yaptığı atamalar ve uygulamalar da bütün bu kuşkularımızı teyit edilmiştir. Birinci sınıfa ayrılmamış bir savcının başsavcılığı vekilliğine getirilmesi, çok görülmüş bir uygulama değildir. Hangi kriterlere göre bu atamalar yapılmıştır. Güven vermekten uzak” şeklinde konuştu.

“ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER DERHAL KALDIRILMADIR”

Konuşmasının sonunda özel yetkili mahkeme ve savcılara da tepki gösteren İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, ” Özel yetkili savcılık demek, sınırsız yetkili savcılık demek değildir. Maalesef Türkiye’de bugün özel yetkili savcılıklar ve mahkemeler eski DGM’leri aratacak konuma gelmiştir. Özellikle İstanbul özel yetkili ağır ceza savcılığı ve mahkemesi, kendisini deyim yerindeyse kendisini Türkiye Başsavcılığı ve Mahkemeleri gibi görmektedir. Özel yetkili mahkemeler derhal kaldırılmadır. Çünkü başka bir hukuk haline dönüşmüştür. Baskı aracı olmaya doğru da hızla gitmektedir” ifadesini kullandı. (Ajanslar)

Dikkat Sisifos çıkabilir… İnebilir de

Başlığın ilhamı Kastamonu civarında var olduğu söylenen bir trafik levhasından.

Tevatüre göre yol kenarında “Dikkat ayı Çıkabilir… Çıkmayabilir de...” yazan bir trafik levhası varmış.

Vikipedia’da Sisifos (Sisyphos) için söyle yazıyor: “…Sisifos tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlamaya mahkûm edilmiştir. Sisifos tam tepenin doruğuna ulaştığında kaya her zaman elinden kaçmakta ve Sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalmaktadır…”

Haliyle Sisifos çıktığı gibi iner de…

**

Son günlerde yolum Sisifos‘la çok  kesişti.

En son İshak Alaton söz ediyordu bizim bahtsızdan.. Taraf’tan Eylem Düzyol’a içini döken Alaton Türkiye’yi Sisifos’a benzetiyordu.

Ondan bir-iki gün önce ‘Hasan Ünal Nalbantoğlu’na Armağan’ kitabında yolum kesişti Sisifos’la.

ODTÜ’nün efsane hocası Ocak’ın 19’unda göçtü fani dünyadan. (Ne kötü bir gündür bu 19 Ocak)

Armağan kitabı 2008’de yayınlandı ve o günden beri okunmak için bekliyordu. Nihayet bu hafta sonu başlayabildim. Kitap Ünal hocayla yapılmış uzun, leziz, nefis bir söyleşiyle açılıyor.

Söyleşinin bir yerinde hoca, Sisifos muhabbeti açıyor ve 12 Mart üstünden şunları söylüyor“…Zaten daha çıktığında çoğuna dava dava açılan kitaplara tümüyle el konuluyor, evlerindeki bu kitapları gaspedilen insanlar vs. Belleğe büyük darbe oluyor kanımca: Tıpkı Sisyphos Efsanesi’ndeki taş örneği, insanlar azıcık yukarıya itiyorlar, taş gene vadinin dibinde buluyor kendini…”

Hocanın başka bir dönem için kurduğu bu cümle ne kadar manidar ve bir o kdar tanıdık değil mi?

Hem Alaton hem de Nalbantoğlu söyleşilerinden sonra ekte gördüğünüz çizimi paylaşmak istedim. (Oysa üzerinde çalıştığım bisiklet kitabı için sandıkta tutuyordum)

**

Peki bu kadar lafın bisikletle ilgisi ne diye sorarsanız, cevap açık: Oradaki taş/kaya sözcüğünü çıkartın yerine bisikleti koyun, olur biter…

Hindistan nüfusu 1,21 milyara ulaştı

0

2011 nüfus sayımı sonuçlarına göre, Hindistan nüfusu son on yılda 181 milyon arttı.

Hindistan’ın nüfüsu bölgece 1,21 milyar kişiye ulaştı.

Bu da Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya, Brezilya, Pakistan ve Bangladeş’in toplam nüfusundan daha fazla.

Hindistan’da nüfus sayımına geçen yıl başlanmıştı.

Sayım boyunca yetkililer yaklaşık 7 bin kent ve 600 bin köydeki haneleri ziyaret etti.

Nüfus sayımı için 2.5 milyon yetkili çalıştı.

Sayım, cinsiyet, din, eğitim ve meslek kategorilerine göre sınıflandırıldı.

On yılda bir yapılan nüfus sayımı, Hindistan’ın geniş yüzölçümü ve çoğul kültürü nedeniyle zorlu bir girişim olarak niteleniyor. (BBC)

Türkiye’de dinlenmeyen kimse yok

Gazeteci Hrant Dink suikasti davasında ifade veren Emniyet Başmüfettişi Levent Yarımel, bütün telefon görüşmelerine ait kayıtların tutulduğunu açıkladı.  Yarımel, kayıtların değiştirilip, silinebileceğini de belirtti.

Emniyet Başmüfettişi Levent Yarımel, Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastiyle ilgili olarak Trabzon savcılığınca başlatılan soruşturmada ifade verdi.

Başmüfettiş Levent Yarımel, ifadesinde telekulak iddialarıyla ilgili çok çarpıcı bir itirafta bulundu.

Milliyet ve Vatan gazetesinde yer alan haberlere göre; Levent Yarımel, Türkiye’de kullanılan bütün telefonlara ait görüşmelerin kayıt altında olduğunu açıkladı.

Yargıtay, 2008 yılında Türkiye’deki bütün yasadışı dinlemeleri hukuka aykırı bularak iptal etmişti.

Metiner suikastında da senaryo kuşkusu

Metiner’e yönelik suikast hazırlığı içinde olduğu iddia edilen 28 yaşındaki Kudbettin Güllü 11 Şubat’ta ağabeyi Cebrail Gülü ile birlikte gözaltına alındı. Kudbettin Güllü’nün emniyette verdiği ifadeler soruşturma hakkında gizlilik kararı verilmiş olmasına rağmen medyaya yansıdı. Güllü’nün ifadesinde “Kandil’de özel olarak bomba eğitimi aldığını, suikast için 2 kere keşif yaptığı fakat sonra suikasttan vazgeçtiği” dediği iddia edildi. 13 Şubat’ta tutuklanarak Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden gönderilen Güllü gönderdiği mektubunda ise polis ve avukat komplosu ile karşı karşıya kaldığını iddia ediyor.

Bazı basın yayın organları tarafından tek merkezden “PKK’nin kaos planı” başlığıyla kimi “Kürt aydınlarının PKK tarafından tehdit edildiği ve bunlara karşı suikast hazırlığı içerisinde olunduğu” yönündeki haberlerin hemen ardından AKP’ye yakınlığıyla bilinen Mehmet Metiner’e suikast hazırlığı içinde olduğu iddiasıyla bir kişinin yakalandığı haberleri yayınlandı.

Mektubunda 1993 yılında İstanbul’a geldiğini, konfeksiyon atölyeleri ve tersanelerde çalıştığını anlatan Güllü, 11 Şubat günü abisinin evinde uyuduğu esnada yapılan baskın sonrası gözaltına alındığını belirterek yaşananları şöyle anlattı: “TEM’e geldikten sonra beni sorguya aldılar. ‘Bak ağabeyin polis öldürmüş, bize yardımcı ol seni de ağabeyini de serbest bırakırız. Ağabeyinin özgürlüğü sana bağlı’. Halkalı patlaması, cem evi taşlaması, MHP Maltepe binasına ses bombası atılması gibi şeylerden bahsettiler. ‘Bunları senin yaptığını biliyoruz’, ama bize yardım edersen seni kurtarırız dediler. Sonra da ‘Mehmet Metiner’i öldürmek istediğini ve talimatı da Kandil’den aldığını söyle, ağabeyini de seni de kurtarırız’ dediler. Şok olmuştum. Metiner’in kim olduğunu bile bilmiyordum. Önüme bir sürü dosya koydular, imzala dediler. Okumak istedim ama izin vermediler. Çok sonra Metiner’in kim olduğu hakkında bilgi verdiler. ‘Kürt aydınlarından biridir, tanımıyor musun’ dediler. Kabul etmem karşılığında ağabeyimin bırakılacağını söylediler” diye anlattı.

‘Metiner’i vurmayı planladığını söyle’
Emniyette gözaltında bulunduğu esnada ailesi tarafından tutulduğunu söyleyen, fakat sonradan ailesinden öyle bir şey olmadığını öğrendiği “Tanju” isimli bir avukatın yanına gelip, kendisiyle görüştüğünü belirten Güllü, söz konusu avukat tarafından “Metiner’e suikast planı yaptım, fakat daha sonra kendi irademle vazgeçtim” şeklinde ifade vermesi halinde ağabeyi ve kendisinin serbest kalacağı vaadiyle yanlış ifade vermeye yönlendirildiğini söyledi. Güllü sorguda kendisine “Bu ifadeni savcılık ve mahkeme aşamasında da değiştirme ağabeyini düşün, toplu mezarları biliyorsun, unutma sakın yanlış yapma’ diye tehditler savurdular” denildiğini belirtiyor.

Ağabey yaşananları doğruladı
Güllü’nün mektubunda dile getirdiği konuları birebir ağabeyi Cebrail Güllü de doğruluyor. Emniyetteki sorgusunda kendisine kardeşinin dağa gidip gitmediğinin sorulduğunu söyleyen Güllü şunları söyledi: “Böyle bir şeyin kesinlikle olmadığı söyledim. Çünkü kardeşim yanım kalıyordu. 7 aydır da benim markette çalışıyordu. Kardeşim önceden yazılmış bir senaryoya dahil edildi. Kendisini cezaevinde ziyaret ettiğimde bana ‘Seni kurtarmak için o söylenenleri kabul ettim ama hepsine itiraz edeceğim’ dedi.”

‘Metiner olayında bir fail aranıyordu’ Kudbettin Güllü’nün avukatı Sinan Zincir ise müvekkili 3 hafta önce yaptığı görüşmede, mektubunda dile getirdiği konuları anlattığını söyleyerek “Müvekkilim bana görüşmede ‘Mehmet Metiner olayı ile ilgili bir fail aranıyordu, bir Kürt aranıyordu ve bu olayda beni seçtiler” diye konuştu.

Güllü’nün mektubunda adı geçen Avukat Tanju Demircan ise Kudbettin Güllü’nün ifadeyi kendi rızası ile verdiğini ancak konu ile ilgili daha fazla konuşmak istemediğini söyledi. Demircan, Güllü’nün soruşturmasına neden dahil olduğu sorusunu ise yanıtsız bıraktı. (Anf-Radikal)

Şampiyonluğa 15, ikinciliğe 30!

0

GSGM’nin bilardoda 2008 yılında Dünya şampiyonluğuna 15 bin TL ödül verdiği Hacı Arap Yaman’ı bir yıl sonraki Dünya ikinciliğinde ise 30 bin TL ile ödüllendirdiği ortaya çıktı.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün (GSGM), bilardoda 2008 yılında Dünya şampiyonluğuna 15 bin TL ödül verdiği Hacı Arap Yaman’ı bir yıl sonraki Dünya ikinciliğinde ise 30 bin TL ile ödüllendirdiği ortaya çıktı.

Milli bilardocu Hacı Arap Yaman, yaptığı açıklamada, 2008 yılında Belçika’da düzenlenen 27. Artistik Bilardo Dünya Şampiyonası’nda birinci olduğunu anımsatarak, başarısına karşılık devletin de kendisini 15 bin lira ödüllendirdiğini söyledi.

Olimpik branşlar gibi ödül yönetmeliğinden yararlanamadıklarını anımsatan Yaman, “Türkiye’nin evsahipliğinde Kastamonu’da bir yıl sonra düzenlenen 28. Artistik Bilardo Dünya Şampiyonası’nda ise ikinci oldum. İkinciliğime ise 30 bin lira ödül verdiler. GSGM’nin ödülle ilgili komisyonuna avukatım aracılığıyla başvuruda bulundum. Şampiyon olduğumda neden daha az aldığımı sordum. Komisyon (Böyle uygun gördük) dedi. Ne yazık ki ödül yönetmeliği çok açık değil. Ödül miktarı oradaki kişilerin iki dudağının arasında. Çelişki çok büyük” diye konuştu.

AVRUPA ŞAMPİYONLUĞUNA 1 YILLIK ASGARİ ÜCRET
Üç Bant Milli Takımlar Dünya Şampiyonası’nda daha önce iki kez Semih Saygıner ile birlikte yaşadığı dünya şampiyonluğuna bu yıl Lütfi Çenet ile birlikte ulaşarak Türk bilardo tarihinde bu başarıyı üçüncü kez yaşayan tek sporcu olan Tayfun Taşdemir, ödül yönetmeliğinin “adil” olmadığını savundu.Taşdemir, olimpik olmayan amatör branşlardaki benzer federasyonlarda ödül sisteminin farklı işlediğini dile getirerek, şöyle konuştu:”Para önemli değil ama hakkaniyet olsun. Bilardoda tek ödülü ikiye bölüyorlar. Oysa zaten olimpik federasyonlara oranla çok az miktarda para alıyoruz. Para bölme sistemi olimpik branşlarda uygulanmıyor. Milli Takımlar Avrupa Şampiyonu olduk, 9 bin 700 TL ödül aldık. Toplam aldığımız ödül miktarı asgari ücretlinin bir yıllık toplam parası kadar. Bu çok komik bir miktar. Eğer bunu sporu seven Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan duysa güler. Sporda ödül teşvik edici olmalı. Aksi takdirde kimse bu sporu yapmak istemez.”

Bosna Hersek ihraç edildi

0

FIFA ve UEFA, ”üçlü başkanlık sisteminden tek başkanlık sistemine geçmeyen” Bosna-Hersek’i uluslararası futbol müsabakalarından men etti.

FIFA’nın açıklamasında, ”bu kararın alınmasından üzüntü duyulduğu” ifade edildi. Açıklamada, FIFA ve UEFA yetkililerinin Bosna Hersek’in futbola tekrar dönmesini görüşmek için yakın zamanda biraraya geleceği belirtildi.

Bu karara göre, Bosna’nın milli ve ulusal takımları ile hakemleri yeni bir karara kadar uluslararası müsabakalara katılamayacak.

Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Üçlü Konseyi’nin Boşnak Üyesi Bakir İzzetbegoviç, dün FIFA ve UEFA başkanlarına mektup göndererek, ülkesinin uluslararası futbol müsabakalarından men edilmemesini istemişti.

Bosna-Hersek’teki (1992-1995) savaşı durduran Dayton Antlaşması’nın ülke yönetiminde neden olduğu siyasi karışıklık, Avrupa’da son yıllarda önemli başarılar sağlayan Bosna futbolunu da etkilemişti. Dayton Antlaşması’na göre Üçlü Devlet Başkanlık sisteminin uygulandığı ülkede, Futbol Federasyonu Başkanlığı’nı da Boşnak, Sırp ve Hırvat olmak üzere üç yetkili yürütüyor.

UEFA ve FIFA, Bosna-Hersek Futbol Federasyonu’nu tekli başkanlık sistemine geçmesi için defalarca uyarmıştı. Bosna-Hersek Futbol Federasyonu üyelerinin de 3 gün önceki toplantısında, tekli başkanlık sistemine geçiş önerisi Sırp ve Hırvat delegelerin oylarıyla reddedilmişti.

FIFA ve UEFA’nın, “üçlü başkanlık sisteminden tek başkanlık sistemine geçmeyen” Bosna-Hersek’i uluslararası futbol müsabakalarından men etmesi ülkede büyük hayal kırıklığı yarattı.

Bosna-Hersek’teki savaşı (1992-1995) durduran Dayton Antlaşması’nın ülke yönetiminde neden olduğu siyasi karışıklık, Avrupa’da son yıllarda önemli başarılar sağlayan Bosna futbolunu da etkiledi. Dayton Antlaşması’na göre Üçlü Devlet Başkanlık sisteminin uygulandığı ülkede, Futbol Federasyonu Başkanlığı’nı da Boşnak, Sırp ve Hırvat olmak üzere üç yetkili yürütüyordu. UEFA ve FIFA, Bosna-Hersek Futbol Federasyonu’nu tekli başkanlık sistemine geçmesi için defalarca uyardı.

UEFA Genel Sekreteri Gianni Infantino da 21 Mart’ta, Bosna-Hersek Futbol Federasyonu’nu, 1 Nisan’a kadar “üçlü başkanlık sisteminden tek başkanlık sistemine geçmemesi halinde, ülkenin milli ve diğer takımlarının uluslararası müsabakalardan diskalifiye edileceği” yönünde son kez uyarmıştı.

Bosna-Hersek Futbol Federasyonu üyelerinin “tekli başkanlık sistemi”ne geçmek için ağustosta ve 4 gün önce yaptığı toplantılardan da olumlu sonuç çıkmadı. Sırp ve Hırvat üyeler, aleyhte oy kullanarak federasyonun tekli başkanlık sistemine geçmesini engelledi.

Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Üçlü Konseyi’nin Boşnak üyesi Bakir İzzetbegoviç de dün FIFA Başkanı Sepp Blatter ve UEFA Başkanı Michel Platini’ye mektup göndererek, verecekleri kararda ülkenin komplike yapısını göz önünde bulundurmalarını talep etmişti.

FEDERASYON KÜLTÜR VE SPOR BAKANI KAPLAN’IN GÖRÜŞLERİ
Bosna-Hersek Federasyonu Kültür ve Spor Bakanı Salmir Kaplan, UEFA ve FIFA’nın verdiği kararla ilgili AA muhabirine değerlendirmede bulundu.

Kaplan, Bosna-Hersek Futbol Federasyonu’nun “maalesef siyasetten çok etkilendiğini ve ülkedeki karışık siyasi yapının futbolu da çıkmaza soktuğunu” söyledi.

Bosna-Hersek Futbol Federasyonu’nun yapısının da “Devlet Başkanlığı Üçlü Konseyi” gibi olduğunu, ancak UEFA ve FIFA’nın bu duruma karşı çıktığını belirterek, şöyle konuştu “Federasyonumuz defalarca tekli başkanlık sistemine geçmek için toplantı yaptı. Ancak doğruyu söylemek gerekirse bu toplantılarda Boşnak delegeler tekli başkanlık sistemi için oy kullanırken, Sırp ve Hırvat delegelerin tamamı bu sistemin aleyhine oy kullandı. Futbola siyaseti bulaştıran federasyonun Sırp ve Hırvat delegeleri, Bosna-Hersek’i bu duruma getirdiler. Maalesef Sırpların ve Hırvatların çoğu Bosna-Hersek milli takımını desteklemiyor. Onlar için Bosna-Hersek milli takımının uluslararası müsabakalarda varlık göstermesi bir anlam ifade etmiyor.”

“ÜLKE FUTBOLU, HALKIN UMUDU VE SEVİNÇ KAYNAĞIYDI”
Salmir Kaplan, ülkenin karışık siyasi yapısından dolayı siyasetin halka fazla umut vadetmediğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son yıllarda Bosna-Hersek futbolu büyük ilerlemeler kaydetti. Geçtiğimiz hafta Avrupa kupası elemelerinde Romanya’yı yendik ve grupta üçüncü durumdayız, ancak birinciyle aramızda çok az puan farkı var. Bosna-Hersek halkına ümit lazım; maalesef siyaset o kadar ümit vermiyor. Bu umutlar, müjdeler, iyi haberler ve pozitif enerji halkımıza futboldan geliyordu. Şimdi bu da yok edildi. Bosna halkına iyi bir mesaj olmadı, bu karar Bosna halkını büyük bir hayal kırıklığına uğratacaktır.”

Salmir Kaplan, UEFA ve FIFA’nın cezayı, ülke futbolu yerine, görevini yerine getirmeyen Futbol Federasyonuna kesmesinin daha doğru olacağına inandığını da dile getirerek, “Umarım bu soruna bir çözüm buluruz. Milli takımımız ve futbol takımlarımız, UEFA ve FIFA’nın uluslararası müsabakalarında en kısa sürede inşallah katılmaya devam ederler” dedi.

“Dokunan yanar, ya okuyan?”

Dün Ahmet Şık’ın basılmadan yasaklanan kitabın okuyularla buluşmasından sonra kitaba dair sivil itaatsizlik eylemleri aynı hızla devam ediyor. Bugün (1 Nisan) bir grup, “Dokunan yanar, ya okuyan?” başlığı altında buluşup, kitabın bir sayfasını okuyacak. Çağrı şu şekilde:

dokunan yanar.
ya okuyan? 

sivil itaatsizliğe çağrı,
elimizde kitabın sadece bir sayfasının kopyası, herkes kendi kendine okumaya başlıyor sesli sesli, isteyen istediği sayfayı okuyacak, isteyen tek başına, isteyen bir kaç dinleyiciye, sonra okuyarak dağılacağız,
yollarda okuyacağız, otobüslerde, lokantalarda…
pankart yok, slogan yok en büyük silahımız: okumak

bir duyuru: Cuma aksami saat 19:00’da,taksim tramvay duraginda “herkes bir sayfasını okuyor, kendi kendine”

“Vicdan Filmleri” için başvurular başlıyor

Hrant Dink Vakfı’nın 2009 yılında başlattığı “Vicdan Filmleri” projesi, yeni kısa filmlerle vicdanın yeni yüzlerini görünür kılmaya devam ediyor.

Düzenlendiği ilk yıl çeşitli türlerde birçok filme ev sahipliği yapan proje, bu sene de dünyanın her yerinden, amatör, profesyonel eli kamera tutan herkesi film çekmeye davet ediyor.

Bu daveti kabul edenler, 30 Mart-15 Eylül 2011 tarihleri arasında www.vicdanfilmleri.org adresine film yükleyebilecek. En fazla beş dakika olması gereken filmler için tür sınırlaması yok. Proje sonunda uluslararası bir jüri tarafından belirlenecek olan ilk 20 filmden bir DVD oluşturulacak. Seçilen bu filmlerin çeşitli platformlarda gösterimleri yapılarak görünürlülükleri sağlanacak. Jüri heyetinin ortak kararıyla belirlenecek olan bir kişiye ise Hrant Dink Vakfı tarafından bir teşvik bursu verilecek. İlk 20´ye giren filmlerin anons tarihi 10 Aralık 2011 olarak öngörülüyor.

Katılım koşulları ve detaylı bilgi için www.vicdanfilmleri.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)