Ana Sayfa Blog Sayfa 5193

Yeşiller: “1 Mayıs’ta doğanın ve insanın sömürülmesine son”

Yeşiller Partisi 1 Mayıs’ı kutlama mesajını yayınladı. Genel Sekreterlerden Kemal Tuncaelli imzasıyla yayınlanan mesajda “doğanın ve insanın sömürülmesine son” talebi yinelendi.

“İnsanın var oluşundan bu yana sürdürdüğü hak ve özgürlükler yürüyüşünün dönüm noktalarından birisi olan 8 saatlik iş günü ve işçi sınıfının hak ve özgürlük mücadelesinin sembol günü olan 1 Mayıs, Dünya işçi sınıfına ve halklarına kutlu olsun.

Bu yürüyüş içinde düşenleri gönlümüzdeki en yüce makamda saklayıp doğanın talanına son verildiği, savaşsız ve sömürüsüz bir Dünya özlemiyle yola devam ediyoruz.

Yeşiller olarak biz de doğanın ve insanın sömürülmesine son talebimizle 1 Mayıs alanlarında olacağız.

“Doğanın ve insanın sömürülmesine son”

Yaşasın 1 Mayıs”

 

Yeşiller Partisi Genel Sekreteri Kemal Tuncaelli

 

BU YÜRÜYÜŞ İÇİNDE DÜŞENLERİ GÖNLÜMÜZDEKİ EN YÜCE MAKAMDA SAKLAYIP DOĞANIN TALANINA SON VERİLDİĞİ,SAVAŞSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA ÖZLEMİYLE YOLA DEVAM EDİYORUZ.
YEŞİLLER OLARAK BİZDE DOĞANIN VE İNSANIN  SÖMÜRÜLMESİNE SON TALEPLERİMİZLE 1 MAYIS ALANLARINDA OLACAĞIZ.

DOĞANIN VE İNSANIN SÖÜRÜLMESİNE SON

YAŞASIN 1 MAYIS

YEŞİLLER PARTİSİ
GENEL SEKRETERİ
KEMAL TUNCAELLİ

Yeşiller: Başbakanı ciddiyete davet ediyoruz!

Yeşiller Partisi basın bürosundan yapılan açıklamada “Gerçekleştirilmek istenen Çılgın Proje ile doğaya ve coğrafyaya  bu kadar büyük çaplı müdahalelerin bedelinin ağır olacağı” vurgulandı. Açıklama şöyle:

Başbakan Erdoğan’ın, İstanbullular’ın, uzmanların, sivil toplumun ve seçilmiş kurulların görüşü alınmadan, yap-satçı müteahhit anlayışıyla hazırlanan bu akıl dışı projeyi, kamuoyuna müjde verir gibi sunması dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde ciddiye alınamaz.

İstanbul, Başbakan’ın fantezilerini uygulayacağı kişisel mülkü olmadığı gibi, emlak projeleriyle doldurulacak boş bir arazi de değildir.

İstanbul imparatorluklara başkentlik etmiş, bu köklü geçmişin izlerini taşıyan ve kültürel varlıklarıyla tüm insanlığın gurur duyduğu bir kenttir. Doğasıyla da dünyanın en önemli ekolojik zenginliklerinden birisidir. Muhafazası elzemdir.

Üstelik, doğaya ve coğrafyaya  bu kadar büyük çaplı müdahalelerin bedeli ağır olur. Hiçbir ekoksistem bu kadar ani ve büyük bir müdahaleyle başa çıkamaz.

Böyle bir müdahale sonucunda, İstanbul’un dünyada tek olan kumulları, kuzey ormanlarındaki bitki ve hayvanlar, göçmen kuşların konaklama alanları yok olacak, İstanbul’un yerel iklimi bile değişecektir.

Yeşiller Partisi olarak biz, ekolojinin temel ilkelerine bu kadar aykırı davranan, doğaya bu kadar sorumsuzca müdahaleleri kendine vazife sayan, kimseye danışma ihtiyacı da duymayan bu anlayışın Türkiye’ye hakim olmasından büyük endişe duyuyoruz.

Bu kanal projesini; üçüncü köprüyle, “İki Yeni İstanbul” projesiyle, nükleer enerji sevdasıyla, her vadiye bir HES kondurma telaşı, üstüste verilen iklim katili termik santral lisansları ve Karadeniz’de petrol aramaları ile birlikte düşünmek gerekiyor. Bu dizginlerinden boşanmış kalkınma vizyonu İstanbul’u, Karadeniz’i ve Türkiye’yi yıkıma götürür.

Ayrıca, Karadenizle Marmara’yı birleştirecek bir kanal açmak deniz ekosistemi açısından da sorunlar yaratabilir. Ama ekolojik açıdan bundan çok daha önemlisi bu projenin üçüncü köprüyle birlikte İstanbul’un kalan son yeşil örtüsünü ortadan kaldıracak bir betonlaşmaya neden olacak olması.

Proje tanıtımında da gösterildiği gibi, aslında yeni bir kent öngörülüyor. Kuzey-güney hattında bu düzeyde bir betonlaşma bütün İstanbul’a yayılacak, nüfus 20 milyonu aşacak; Türkiye’nin en önemli tarım havzası olan Trakya, sanayiden sonra, şimdi bir de bu cerrahi müdahale sonucunda kanserli bir doku gibi yayılacak aşırı betonlaşmayla tamamen tahrip olacaktır.

Yeşiller Partisi olarak Başbakanı ciddiyete davet ediyoruz ve çılgınlığını kendisinin bile itiraf ettiği projeler yerine Başbakan’dan akıllı, doğayla uyumlu projeler bekliyoruz.

İstanbul’u rant uğruna büyütecek projeler yerine İstanbullular’ın insanca yaşamalarını sağlayacak projeler bekliyoruz.

Kentliler için gün geçtikçe yaşanmaz, idareciler için gün geçtikçe yönetilemez hale gelen İstanbul’un daha fazla büyümesi yerine, göçü önleyecek, insanların bulundukları yerden, Anadolu’dan İstanbul’a göç etme nedenlerini ortadan kaldıracak politikalar uygulanmasını talep ediyoruz.

Ümit Şahin -Yeşiller Partisi Eşsözcüsü

Yorum: Beşiktaş, Galatasaray’ı zorlanmadan aştı

Galatasaray, “derbilerin favorisi olmaz, favori takımlar genelde kaybeder” iddiasını/geyiğini boşa çıkartacak kadar kötü durumda çıktı maça. Takım kadrosu bir yana, yönetimsel olarak da ne olunacağı belli değil; bu travmanın ne kadar sürede geçeceği, kaç senede Galatasaray’ın normale döneceği de belli değil. Bu sebeplerle de Beşiktaş’ın kazanmamasının süpriz olduğu bir karşılaşma oldu bugünkü maç.

Beşiktaş’ın durumu bu kadar kötü olmasa da; gidenler, gidecekler, gelebilecek olanlar gibi sürekli bir tartışma dönüyor takımın üzerinde. Böyle bakınca seneye Galatasaray’ın tamamen, Beşiktaş’ın ise kısmen değişeceğini, bu oyuncuların da takımlarında son maçlarını oynadıkları bir gerçek. Durum bu olunca, ne kadar derbi de olsa olmuyor.

Olmayınca da, ilk yarısı çok sıkıcı bir maç izledik. Hiçbir hareket yok, hiçbir atak yok. Oyun uyutucu olunca taraftarın üzerinde de aynı etkiyi yaptı. İlk yarıya dair kayda değer neredeyse hiçbir şey olmadı. Belki Kazım Kazım’ın neredeyse kaleye paralel giden şutunu yazabiliriz. Belki bir de Quaresma’nın heyecan verici ama sonuç almaktan uzak çalımlarını…

İkinci yarı ise aynı şekilde başlamışken devreye Beşiktaş’ın yabancı oyuncuları girdi. Bobo ilk önce kafayla direği buldu, sonra da sol ayağıyla… Biraz hareketlenme karşılıklı olarak oyuna etki getirdi. Böyle durumlarda Beşiktaş’ın her zaman yardımına koşan “duran top meleği” burada da devreye girdi. Guti, hiç etkili olmadığı bir oyunda bir asist daha yapmış oldu. Bu golün tekrarını izlemek için ekrana bakarken de bu sefer Simao girdi devreye. 60 dakika yaprak kımıldamayan maçta 30 saniyede iki gol attı Beşiktaşlılar. Santra da kapılan topun Quaresma sayesinde pozisyon olması ve sonrasında gelen gol ile beklenen oldu ve Beşiktaş kazanacağı maçı garantilemiş oldu.

Bu dakikadan sonra Tayfur Havutçu, uzun süredir beklenen hamleleri yaptı. İlk önce Onur, sonra da Rıdvan oyuna girdi. İkisinden de tribünler çok şey bekliyor gerçekten. Rıdvan’ın çok uzun bir sakatlık döneminden çıkıyor olması da önemli. Galatasaray maçı da kazanıldığına ve düşen takımlar da belli olduğuna göre, Havutçu bundan sonra bu gençlere daha çok önem vermeli, gidecek oyuncular yerine, “gelecek” olan oyuncuları oynatmalı.

Sonuç olarak, Beşiktaş maçı hiç zorlanmadan ve gerektiği kadar oynayarak kazandı. Bir başka iddia/geyikle son verelim. Beşiktaş, aristokrasinin takımına karşı aldığı galibiyetle; kendi taraftarına güzel bir 1 Mayıs hediyesi vermiş oldu. Son derbi de böyle bitti.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Ankara’ya da çılgın proje: Gökçek’in metroları bitecekmiş

İhale Mayıs ayında yapılacak, ardından inşaat başlayacak ve metro 2 yıl içerisinde kullanıma hazır hale getirilecek.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ”Metroları yapmak belediyelerin gücünü aşan bir iştir. Mevcut olan ekonomik imkanlarımızla metroları bizim kendimizin yapabilmesi kesinlikle mümkün değil” dedi.

Gökçek, Ankara devam eden Kızılay-Çayyolu, Batıkent-Sincan, Tandoğan-Keçiören metro inşaatlarına şu ana kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak toplam 828 trilyon lira para harcadıklarını söyledi.

Metroların toplam uzunluğunun 44 kilometre olduğunu ifade eden Gökçek, bu hatlara Ulaştırma Bakanlığı tarafından 1 kilometrelik bir ilave daha yapılmasının planlandığını belirterek, şunları kaydetti:

”Gara bir terminal yapılıyor. Ayrıca Tandoğan’a kadar çıkarılması planlanıyor. Bununla birlikte 1 kilometre kadar uzaması planlanıyor. Mali gücümüz yeterli olmadığı için Başbakanımızdan, hükümetimizden talepte bulunduk ve kabul edildi. Metronun Ulaştırma Bakanlığı’na devriyle ilgili 4 ayrı protokol imzaladık. Bu protokol, Çayyolu-Kızılay, Batıkent-Sincan, Tandoğan-Keçiören ve Ankara Metrosu Elektromekanik İşleri protokolü imzaladık. Önemli olan imzalanan protokolün akabinde Devlet Planlama Teşkilatı tarafından ve Yüksek Planlama Kurulu tarafından, yatırım programına bunun alınması ve işe başlanmasıydı. Yüksek Planlama Kurulu 25 Nisan’da sayın Başbakanımızın başkanlığında Ankara metrosu için karar aldı. 250 milyon TL yıl ödeneğin Maliye Bakanlığı bütçesindeki yer alan yedek ödenekten karşılanmak üzere 2011 yılı programına alınması uygun görülmüştür. Bu yıl itibariyle Bakanlar Kurulu metro yapımı için 250 milyon lira bütçesine koymuş oluyor.”

“Bırakın profesörlüğü teknisyen bile olamaz”

ÖSYM Başkanı’nın başvuru dosyasındaki 40 eserden 34’ü doktora çalışmasından. Hakkında ‘Teknisyen bile olamaz’ raporu verilmiş.

ÖSYM Başkanı Ali Demir’in profesörlük dosyasındaki 40 eserden 34’ünün kendi doktora çalışmasından kes-yapıştır yöntemiyle alındığı iddia edildi. Demir’in profesörlüğü için 5 akademisyenden 4’ünün olumsuz görüş bildirdiği, bir raportörün ise Demir hakkında “Bırakın profesörlüğü teknisyen bile olamaz” dediği ortaya çıktı.

TV8’in haberine göre, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi Tekstil Mühendisliği Bölümü Tekstil Bilimleri Anabilim Dalı’na profesör alınacağı duyuruldu. İTÜ Rektörlüğü 28 Aralık 1994’te ikisi üniversite dışından beş akademisyene Doç. Dr. Demir’in özgeçmişini ve çalışmalarını göndererek profesörlüğe uygun olup olmadığını sordu. Akademisyenlerden sadece biri olumlu görüş bildirdi. Buna karşın üniversite yönetimi Demir’i profesörlüğe yükseltti ve atamasını yaptı. Böylece Demir fakülteyi bitirdikten 12 yıl sonra profesör oldu.

Bilgi edinme gayretinde değil
Demir’in başvuru dosyasının ekinde yer alan 40 yayından 34’ünün kendi doktora çalışmasından alındığı belirtildi. Haberde, Demir’in profesörlük başvurusunu inceleyen akademisyenlerin raporlarındaki “Yayınların içeriği incelendiğinde Demir’in doktorasından sonra bilgi edinme gayreti içinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. 10 bölümlük doktorasını yaklaşık 34 yayın haline getirmiştir” ifadeler aktarıldı. Rapora göre, Demir’in profesörlüğe yükseltilmesi için sunduğu dosyadaki 23. yayın için “20. yayın ile aynıdır. Sadece başlık numarası değiştirilmiştir denildi.

Raportörün incelemesinin sonunda ise “Demir’in talip olduğu Tekstil Bilimleri Anabilim Dalı’nın gerektirdiği ve bu alanda teknisyen seviyesinde çalışanların dahi bilmesi gereken temel bilgileri edinmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu kadro ile ilgili profesörlüğe yükseltilmesi hiç uygun değil” tespiti yapıldı. (TV8, Sol)

Yargıtay’ın yeni başsavcısı Hasan Erbil

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Yargıtay 6. Ceza Dairesi Üyesi Hasan Erbil’i seçti.

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Yargıtay 6. Ceza Dairesi Üyesi Hasan Erbil’i Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca gösterilen adaylar arasından, 21 Mayıs 2011 tarihinden geçerli olmak üzere seçtiği belirtildi.

Erbil, emekliye ayrılmazsa 4 yıl görev yapacak.

Erbil, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nda yapılan seçimde en yüksek oyu almıştı. Seçimde, Yargıtay 6. Ceza Dairesi Üyesi Hasan Erbil 283, 6. Ceza Dairesi Başkanı Celal Altunkaynak 139, Yargıtay 3. Ceza Dairesi Üyesi Erdal Gökçen 130, Yargıtay 3. Ceza Dairesi Üyesi Hakkı Manav 126 ve 12. Hukuk Dairesi Üyesi Lütfi Tombaloğlu da 10 oy almıştı.

Almanya’da şampiyon Dortmund

0

Almanya Bundesliga’da lider Borussia Dortmund, sahasında Nürnberg’i 2-0 mağlup etti ve ikinci Leverkusen’in puan kaybı yaşamasıyla ligin bitimine 2 hafta kala şampiyonluğunu ilan etti.

Alman Bundesliga’da lider Borussia Dortmund, sahasında Nürnberg’i 2-0 mağlup etti ve ikinci Leverkusen’in puan kaybı yaşamasıyla şampiyonluğunu ilan etti.

Milli oyuncumuz Nuri Şahin’in de formasını giydiği Borussia Dortmund, Bundesliga’da son 3 haftaya Leverkusen’in 5 puan önünde girdi. Bugün oynanan maçta sahasında Nürnberg’i 2-0 yenen Dortmund, Bayer Leverkusen’in de Köln deplasmanında puan kaybetmesi ile bitime 2 hafta kala şampiyon oldu.

Dortmund’a Nürnberg karşısında galibiyeti getiren goller, Lucas Barrios ve Lewandowski’den geldi. Leverkusen ise Köln’e 67. dakikada Novakovic’in golleriyle 2-0 mağlup oldu. Bu sonuçlarla Bundesliga’da son 2 haftaya girilirken ikinci Leverkusen ile arasındaki puan farkını 8’e çıkardı ve 9 yıl sonra Almanya’da mutlu sona ulaştı.

Göztepe ve Elazığspor 1. Lig’de

0

Spor Toto 2. Lig Beyaz Grup’ta Çankırı Belediyespor’u 2-0 yenerek, bitime 1 hafta kala Bank Asya 1. Lig’e yükselmeyi garantileyen Göztepe, şampiyonluk kupasını Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Mahmut Özgener’den aldı.

Atatürk Stadı’nda oynanan karşılaşmanın ardından büyük bir sevinç yaşayan Göztepeli futbolcular, sevinçlerini taraftarlarıyla paylaştı.

Daha sonra protokol tribününe çıkan Göztepeli futbolcular ve teknik heyete madalyalarını takan Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener, şampiyonluk kupasını takım kaptanı İlhan Şahin’e verdi.

Şampiyonluk madalyalarını alan futbolcular, daha sonra sahaya inip şampiyonluk turu attı.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da kupa töreni sırasında Göztepe’nin şampiyonluk sevincine ortak oldu.

”İŞTE İMAM İŞTE CEMAAT”
Taraftarlar, sahaya inerek kendilerini selamlayan kulüp başkanı İmam Altınbaş’ı ”İşte imam, işte cemaat” tezahüratları yaparak alkışladılar.

Futbolcular, idareci ve teknik kadroyla birlikte şampiyonluk fotoğrafı çektirdikten sonra taraftarlarla birlikte ”İsyan Marşı”nı söyledi.

ELAZIĞ’DA BÜYÜK SEVİNÇ
Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grup’ta Şanlıurfaspor’u sahasında 3-0 yenerek bitime bir hafta kala Bank Asya 1. Lig’e yükselmeyi garantileyen Elazığspor’da sevinç yaşanıyor.

Elazığ Atatürk Stadı’nda oynanan ve Elazığspor’un 3-0 galibiyetiyle sonuçlanan maçın bitiş düdüğünün ardından, stadyumda büyük coşku yaşandı.

Sokak sanatı ve “işsizlik hakkı”

Bilmem hatırlar mıyız? Bundan 5-6 yıl öncesine kadar Acun Ilıcalı, genç bir magazin gazetecisi olarak dünyayı dolaşır, bize de oradaki yaşamlardan örnekler sunardı.  O görüntülerden aklımda en çok kalanlar özellikle şehir merkezlerindeki sokak müzisyenleri ve performans sanatçıları olmuştur. Bu görüntüler neo-liberal politikaya sahip ülkelerde özgürlüğün de simgesi gibiydi. Eminim böyle düşünen tek kişi değilimdir.

O yıllardan bu yana, Türkiye’de de sokakta performans gerçekleştiren sanatçıların sayısı artmaya başladı. Gözümüze hoş gelen ve beton şehirleri yaşanabilir alanlara dönüştüren bu sanatçıları sempatiyle izliyoruz.  Ancak bu kişiler aslında kanun dışı işler çeviriyorlar!

Geçtiğimiz günlerde Malatya’da, sokakta müzik yapan turist gençlere, zabıtaların tavrını sosyal medyadan utanarak izledik. “Haydi kalabalık etmeyin. Haydi… Haydieyggh”

Hemen arkasından Ankara’da, parkta müzik yapan liseli gençlerin karakola götürüldüğünü ve ceza kesilmiş olduğunu öğrendik.

Bu görüntüler hukuki yönden, polislerin, amirlerinden kalabalıklara, her ne şekilde olursa olsun müdahale etme emri aldıkları gerçeğini gösteriyor. Çıtkırıldım devlet özgürlüklerden korkuyor.

Hani ileri demokrasi, daha fazla özgürlük deniyor ya… Palavra. Öyle ki herhangi bir insan için, herhangi bir sakınca içermesi imkansız olan bu etkinlikler, (bana öyle geliyor ki) kapitalizmin vahşiliğini anımsattığı için ortadan kaldırılmak isteniyor. Baskıya maruz kalıyor, denetlenmeye çalışılıyor, korku ve gözdağı veriliyor.

Kültürel yönden ise durum daha vahim. Bu olaylar yaşandığından beri, konuya ilişkin birşeyler yazma amacındaydım. Konunun derinliğini ise yalnızca küçük bir köşe yazısına nasıl sıkıştıracağımın hesabındayken, yeni çıkan bir kitap yardımıma yetişti.

Ivan Illıch’in, “İşsizlik Hakkı – The Right to Useful Unemployment And Its Professional Enemies” isimli eseri, Deniz Keskin çevirisiyle,  Yeni insan Yayınevi’nden Türkçe’ye kazandırıldı. Henüz okumadım ama yeşil düşüncenin de kendisinden beslendiği, radikal toplum bilimci Ivan Illich’in yine harikalar yaratmış olabileceğini kestirmek güç değil. Eminim bu kitap,  tv ekranının ardında kalan ve banttan yayınlanan sanat kliplerine nazaran, verdikleri emeği hemen oracıkta, önümüzde gördüğümüz sokak sanatçılığının nasıl olur da yasak olabildiğinin, hem kültürel, hem ekonomi-politik yönden yanıtlarını veriyor ve hem de çok daha fazlasını anlatıyordur. Kitabın tanıtımı bile bu konuda bazı ipuçları veriyor;

Günümüzün toplumunda bir patron tarafından emredilmiş olmadığı sürece hiçbir çaba üretken sayılmıyor ve ekonomistler de bir şirketin, gönüllü kuruluşun ya da çalışma kampının kontrolü altında olmayan insanların nasıl olup da gayet işe yarar olabildiklerini açıklamakta güçlük çekiyorlar. Bir iş yalnızca standartlara uygun şekilde belgelenmiş olan bir ihtiyacı karşıladığına hükmedecek bir profesyonel kurum tarafından planlandığı, takip edildiği ve kontrol altında tutulduğu sürece üretken, saygın ve yurttaşlara layık bir iş olabiliyor.

Gelişmiş bir sanayi toplumunda işsizliği özerk ve faydalı çalışma hali olarak değerlendirmek, hatta hayal etmek imkansızlaşıyor. Toplumun altyapısı öylesine bir şekilde düzenlenmiş ki üretim araçlarına erişmenin tek yolu ücretli işler ve devlet devreye girdikçe kullanım değeri üretiminin üzerindeki bu meta üretim tekeli daha da baskıcı oluyor.

Bir çocuğa yalnızca diplomanız varsa bir şey öğretebilirsiniz, kırılmış bir kemiği yerine ancak bir klinikte oturtabilirsiniz. Ev işleri, el becerileri, geçimlik tarım, radikal teknoloji, birbirinden öğrenme ve benzeri faaliyetler yalnızca aylaklar, üretken olmayanlar, çok yoksullar ve çok zenginler için mümkün hale gelmiş durumda.

 

Okuyup, bize dayatılan gerçeklikleri kritik etmek, paylaşmak, kendimizden utanmak, toplumumuzdan utanmak, yeniden üretip, dönüştürmek üzere…

Muhabbetle…

 

 

Seçim 2011: ÖDP’den YSK’yı protesto eylemi

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş, ”YSK’nın bizi seçim dışı bırakmasının peşini bırakmayacağız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağız” dedi. 

Bir grup ÖDP’li, seçime dahil edilmemelerini protesto etmek için parti genel merkezi önünde toplandı. Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nı trafiğe kapatan partililer Kızılay’a yürüdü. Yol boyunca slogan atan ve pankart açan grup adına Genel Başkan Taş, Güven Park’ta basın açıklaması yaptı.

Taş, yaptığı açıklamada şu görüşlere yer verdi:
Bilindiği üzere 12 Haziran`da seçim var. Seçime girme hakkını kazanmış Partimizi YSK eksik evrak gerekçesiyle seçim dışı bıraktı. YSK en temel insan hakkı olan seçme ve seçilme hakkını gasp etti. Bu gaspı burada bir kez daha protesto ediyoruz. 

Hiçbir gerekçe seçim hakkı kazanmış bir partinin seçim dışı bırakılmasını haklı kılmıyor. Yaşadığımız bu durum seçim yasasının demokratikleştirilmesi meselesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Yüzde 10 seçim barajı, eşit propaganda, eşit yardım imkânlarından yoksun kılınmanın yanı sıra siyasete getirilen kısıtlamalar ve bürokratik engellemeler önemli bir sorun olarak ortada duruyor. Biz bugün burada seçim süreci boyunda sürdüreceğimiz ‘Yasaksız-Barajsız Seçim` talebi ile bir kampanya başlatıyoruz.

Bu kampanyada topladığımız imzaları yeni TBMM toplandığında Meclis`e ileteceğiz.
Taleplerimiz;

* Yüzde 10 seçim barajı kaldırılsın,
*Siyasete getirilen tüm kısıtlamalar, seçme ve seçilme hakkının önündeki engeller kaldırılsın,
*Kadınlara pozitif ayrımcılık ilkesi uygulansın, kota zorunluluğu getirilsin,
* Seçilme yaşı 18`e indirilsin,
*Siyasi Partiler Yasası`nda Lider sultasına yol açan hükümler değiştirilsin,  Parti içi demokrasi gereği ön seçim uygulansın,
* Propaganda konusunda eşit haklar sağlansın
*Hazine yardımı esasları adil yararlanma ilkesi ile yeniden düzenlensin,

YSK`nın bizi seçim dışı bırakmasının peşini bırakmayacağız. İç hukuk yolu tükendiği için sorunu uluslar arası hukuka taşıyacağız. Devlet ve hükümet yetkilileri AB mevzuatını dillerinden düşürmüyorlar. AB ülkelerinde seçime girmek için kimlik beyanı yeterli oluyor. YSK`nın elinde bütün bilgiler mevcut. YSK Ulusal Yargı Ağı`na bağlı istediklerinde bilgisayarın bir tuşuna dokunarak bütün bilgileri alabiliyorlar.

Sevgili arkadaşlar,

Seçime giremedik diye yıkılacak değiliz. ÖDP bir seçim partisi değildir. Ufkunu seçimlere hapseden bir parti değildir. Partimizin adının oy pusulasından silinmesi bizim için seçimlerin, siyasetin dışına düşmek anlamına gelmiyor. Seçimlerde kapitalizme, sermaye egemenliğine ve onunla bütünleşmiş AKP iktidarına karşı sosyalizm ve devrimin sesi olmayı hedeflemiştik. Bunu gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Çılgın Proje peşinde koşanlar Kars`ta insanlık anıtını yıkıyorlar. AKP zihniyeti bu heykelleri put olarak görüyor. İnanıyoruz ki Tayyip Erdoğan ve hükümeti bu insanlık anıtının altında kalacak. İnsanlık anıtını tekbir getirerek yıkıyorlar. Sivas`ta insanlarımızı yakarken de tekbir getiriyorlardı. Bu zihniyete memleketimizi asla teslim etmeyeceğiz.

Onun için devrimcilere ihtiyaç var. Bu ülkenin devrimci bir çıkışa ihtiyacı var. Bugün Türkiye toplumuna hakim olan korkunun, endişenin, suskunluğun son bulması için geçmişte olduğu gibi gelecekte de yılmayan, eğilmeyen, diz çökmeyen, hizaya gelmeyen insanların sesine ihtiyaç var. Sesimiz güçlü olsaydı insanlık anıtını yıkamazlardı. Eskisi gibi Kars devrimci olsaydı insanlık anıtını yıkamazlardı. Ama hava dönüyor. İşçilerin, yoksulların, emekçilerin, devrimcilerin sesi daha da yükseliyor. Onlar insanlık anıtını Kars`ta yıktılar. Biz özgür ve eşit bir ülkenin, sevgi dolu bir ülkenin, barış dolu bir ülkenin simgesi olarak Maraş`ta, Sivas`ta, Gazi`de, Çorum`da, Dersim`de ve Taksim`de insanlık, dayanışma, sevgi ve barış anıtları dikeceğiz.

Şimdi bunun için 1 Mayıs bizi çağırıyor. Eşitliğe, barışa, kardeşliğe, özgürlüğe, devrime ve sosyalizme çağırıyor. Sınıfsız sömürüsüz bir dünyaya çağırıyor. Bu tarihsel çağrıya kulak vereceğiz ve bütün Türkiye`de 1 Mayıs alanlarında olacağız.

Taş, bir soru üzerine, kısa bir süre sonra parti organlarının toplanarak, seçimde kimi veya hangi partiyi destekleyeceklerine karar vereceklerini söyledi. (Birgün)