Ana Sayfa Blog Sayfa 5169

AKP’yi protesto etti, gazla öldürüldü: Metin Lokumcu

Hopa’da AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mitingine çıkan olaylar damgasını vurdu. Protestolara izin verilmemesi nedeniyle ilçe savaş alanına dönerken olaylarda polisin sıktığı gazdan etkilenen emekli öğretmen Metin Lokumcu (54) hayatını kaybetti.

Artvin Hopa Cumhuriyet Meydanı’daki mitingin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’a gitmek üzere, helikopterin bulunduğu liman sahasına seçim otobüsüyle hareket etti. Miting alanından 300 metre kadar ayrılan Başbakan Erdoğan’ın içinde bulunduğu seçim otobüsü ve konvoydaki araçlar bazı gruplar tarafından protesto edildi.

Hızlanan otobüsün üzerindeki koruma polisi bir anda dengesini kaybedereki düştü ve arkadan gelen güvenlik aracının altında kaldı. Ortalık bir anda karışırken, güvenlik güçleri havaya ateş açtı. Hastaneye kaldırılan ve henüz kimliği öğrenilemeyen koruma polisinin durumunun ağır olduğu belirtildi.

EMEKLİ ÖĞRETMEN HAYATINI KAYBETTİ
İlçede protestocuların HES’leri protesto ederek, ’Su haktır, satılamaz’ pankartı açmasıyla polis müdahalesi başladı. Protestocu gruba, polis tazyikli su ve biber gazı kullandı ve ilçe bir anda savaş alanına döndü. Göstericilerden ve polislerden yaralananlarla, biber gazından etkilenen çok sayıda kişiye ambulanslarda ve hastanede tıbbi müdahalede bulunuldu.

Çıkan olaylarda polisin sıktığı gazdan etkilenen emekli öğretmen Metin Lokumcu (54) kalp krizi geçirdi. Lokumcu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Lokumcu’nun hayatını kaybetmesi üzerine ilçede gerilim yeniden tırmandı. Ara sokaklarda devam eden olaylar sırasında atılan taşlarla polis araçlarının yanı sıra AKP’nin seçim otobüsleri ve partililere ait çok sayıda aracın camları kırıldı.

Anadolu Yürüyüşü’nden; Anadolu Direnişi’ne

Bu yazıyı yazdığımda direnişin onuncu günü. Siz okurken de, onuncu günden itibaren belli bir zaman geçmiş olacak. Direniş diyorum, çünkü Büyük Anadolu Yürüyüşü bir direniş halini aldı. Bu hem bir savunma, hem de bir meydan okuma aslında. Yürüyüş katılımcılarının, geçen zamanda aldıkları bir konum.

Savunma çünkü, medya onları hala küçümsüyor. Çevreci diyorlar, develi HES karşıtları diyorlar. Tabii ki bunlar onları görenler. Hala onları görmeyenler ya da ziyaretçilerinin kimliği yanında “garnitür” olarak görenler mevcut. Tabii ki bir de, onları fon yapıp, kendi siyasi söylemlerini tutturanlar mevcut. Ekoloji mücadelesinin, doğa mücadelesinin nasıl bir mücadele olduğunu kavrayamayanlar onlar. Gün geçtikçe anlayacaklardır ama. İşte kervan katılımcıları, bu tip yanlış anlaşılmalara karşı kendi adlarını kendileri koymayı seçtiler. Büyük Anadolu Yürüyüşü Gölbaşı Direnişçileri! Çevreci değil! Doğayı köle olarak görüp, onu öldürmeyecek ama hizmet edecek seviyede yaşatmayı savunanlardan değil bu direniş. Doğa onlar için ayrı duran bir “şey” değil. Doğa onlar, doğa onlarla. Bu yüzden kendileri için de direniyorlar.

Bu işin savunma ayağı. Kendilerini küçümseyenlere karşı oradaki varlıklarını savunuyor direnişçiler. Diyorlar ki, burası Büyük Anadolu Yürüyüşü Gölbaşı Direnişi ve biz de Direnişçileriz. Bir de işin meydan okuma kısmı var. “Direneceğiz diyorlar. Evet bizi buraya hapsettiler. Bizi buradan çıkarmaya, Ankara’nın dışına atmaya çalışıyorlar. Fakat biz direneceğiz!” İki gün ömür biçenlere, üç gün sonra gidersiniz diyenlere karşı direniyorlar. İşte bu isim değişikliği artık meydan okumaya da geçildiğinin kanıtıdır. İki değil, yirmi iki gün olsa da biz kararlıyız. Dönmeyeceğiz! Ankara’nın girişinde (bu arada bu laf olsun diye söylenmiş bir kelime değil. Direniş alanından, Ankara’ya dönerken, Ankara’nın nüfus ve rakım tabelasının yanından geçiyorsunuz. Yani gerçekten Ankara’nın dibinde tutuluyor insanlar.) onları durduranlar, onları bekletenler yoruluyor, dönüyor evlerine. Onlar direniyor, Anadolu için direniyor, kendilerini küçümseyenlere, kendilerini kriminal bir vaka olarak göstermeyenlere karşı direniyorlar.

Her biriyle konuştuğunuzda kararlılığı görüyorsunuz. Bize, gidip gelmek bile zor gelirken, yerimizden kalkıp oraya gitmeye üşenirken; onlar işlerini, okullarını ve belki de hayatlarını bir kenara koyuyorlar ve direniyorlar. Sanmayın ki, kolay geride bırakılır bir hayatları var. Gidin, görün, dinleyin. Zaten kolay olmayan, özel hayatları olduğu için direniyorlar onlar. Bu hayatları devam etsin diye. Hayatları zehir olmasın diye. Güzel bir örnek bu durumu anlatan: Veterinerler buraya gelsin diyorlar. Belki aralarında da veteriner var. Gelsinler, çünkü bu direniş başarıya ulaşmazsa iyileştirecekleri hayvan kalmayacak doğada. Herkes kendi mesleğine uygulayabilir bunu. Ya da uygulamayın. Doğa ile ilgili mutlaka bir temas noktanız vardır. O da mı yok? İçme suyu, yağmur düzensizliği bunlar mutlaka sizi ilgilendiriyordur. Nasıl mı? Şöyle:

Ankara’ya günlerdir düzensiz ama çok şiddetli yağmurlar yapıyor. Günlük güneşlikken, bir anda ortalık sel alanı oluyor. Yarım saatte! Hani o maden için ormanlar kesiliyor ya, hani elektirik ihtiacı için kömür santralleri yapıldı ya, hani akarsuları borulara doldurup HES’ler yapılıyor da, ormanlara sular verilmiyor ya… İşte o yüzden oluyor bu yağmurlar. Bu yağmurlar altında da ıslanıyor direnişçiler. Doğa düzenini kaybetmesin diye. Ankara’da ıslananlar ise, Gölbaşı’ndan ya da doğa mücadelesinden habersiz bulutlara küfrediyor.

İşte şimdi o direnenler bizi yanlarına çağırıyorlar 4-5 Haziran’da. Ankaralılar, Türkiyelileri çağırıyorlar. Dinleyelim, paylaşalım diye. Bulutları da düzene sokabilmek için. Bunun için de direnmek gerekiyor, katılmak gerekiyor. Kervanlar tekrar toplanacak Gölbaşı’nda. Anadoluyu Vermeyeceğiz diyenler toplanacak. Daha fazla olarak toplanacaklar. Ankara’ya sokulmayanlara Ankara gidecek bu sefer.

Herhangi bir resmi tebligat olmaksızın yapılan bu hukuk dışı uygulamayı protesto etmek amacıyla direnişe başladık. Sağlıksız koşullar, olumsuz hava şartları altında devam ettirdiğimiz direnişimizin 2. haftasındayız. Halkın ve demoktatik kitle örgütlerinin her geçen gün artan ziyaretleri ve destekleriyle direnişimize devam ediyoruz.  Direnişimize destek verenler, polis tarafından engellenmeye çalışılıyor.  En temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için gönderilen seyyar tuvaletler kamp alanına sokulmuyor. Ancak bu insanlık dışı baskılar bizi yıldırmak yerine daha da güçlendiriyor.

Bugüne kadar geliştirilen dayanışmayı pekiştirmek ve sesimizi daha da gür duyurmak için tüm destekçilerimizle 04-05 Haziran 2011 tarihlerinde Gölbaşı’ndaki kamp alanında buluşuyoruz.

Sizleri de direnişimize destek vermeye çağırıyoruz.

Büyük Anadolu Yürüyüşçüleri Gölbaşı Direnişi

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

3D kaldırımlar İstanbul’da

Dünyanın önemli şehirlerinde kaldırımlara yaptığı üç boyutlu resimleriyle bilinen ‘Kaldırım Picasso’su’ lakaplı Julian Beever, İstanbul’a geliyor.

Dünyanın en ünlü sokak sanatçısı İngiliz ressam Julian Beever, kaldırımlara çizdiği ve bakanı içine çeken üç boyutlu resimler ile internette büyük bir çılgınlık yarattı.

Beever’ın dünyanın önde gelen kentlerinde sadece tebeşir kullanarak gerçekleştirdiği çizimler, internet üzerinden milyonlarca kişi tarafından paylaşılıyor. Bu, onu ismi bilinmese de dünyanın en çok tanınan sanatçıları arasına sokuyor.

Lakabı Kaldırım Picasso’su olan Julian Beever, 31 Mayıs – 4 Haziran tarihleri arasında bir otomobil markası  tanıtımı için İstanbul Nişantaşı’nda 3 boyutlu dev bir çalışma gerçekleştirecek. İlk kez bir otomobil markası için Türkiye’ye gelecek olan Beever, İstanbul ve insanlarının kendisine ilham verdiğini, eserinde de İstanbul’dan temalar kullanacağını söyledi.

Beever’ın 4 gün sürecek çalışması halka açık olacak ve İstanbullular bu ilginç resmin tüm yapım aşamasını izleyebilecek.

 

ntvmsnbc – Yeşil Gazete

Edip Cansever’den anavarza’nın seçtiği şiirler – 2

Ben Ruhi Bey Nasılım dan

Ne peki
Yere dökülen bir un sessizliği mi
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
İşini bitirmiş bir org tamircisinin
Tuşlarden birine dokunacakkenki
Dikkati ve tedirginliği mi.

___

Çitlenbik ağacının altından geçtim
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım
Dişlerimle sıyırdım
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum
Azıcık gülümsedim
Ve dünya bana gülümsedi
Çakılların üstünden yürüdüm
Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki
Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi
İyice duydum
Çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım

___

Gözlerim gözlerim benim
Denizi ilk defa gören bir çocuğun
Birdenbire yaşlanması neyse

___

Sokuldu bana iyice, bana sarıldı
Dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı
Köpüren sütler gibi taşırdı
Köpükler içinde kaldım
-Mevsim her zamanki gibi yazdı-
Birden beyaz bacaklarını gördüm
Sonra her şeyi gördüm
O her şeyi ben ilk defa gördüm
Ses çıkarmadım
Ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik
Beni yeniden öptü, üstüne çekti beni
Köpüren sütler gibiydik
Limonlar beyazlandı
Bir limondan bir başka limona geçtik
Bir limondan bir başka limona geçtim
Gözlerim süt gibiydi, sayısız gözlerim vardı
İlk defa vardı
Upuzun sürdü, kısacık sürdü
Beni bıraktı
Ayağa kalktı, saçlarını düzeltti
Üstünü başını düzelttl
Bütün beyazlıkları düzeltti
Süt dindi

___

Niye ölmemeli öyleyse
Yaşamak mutlu bir devinimse

__

-Ben Ruhi Bey nasılım
– Mutlusunuz Ruhi Bey

Yarın gazetelerde çıkacak ilanlarım
Ruhi Bey öldü
Bu ölüm töreninde mutlaka bulunacağım
Bir daha görmek için ölümü
Çelenkler yığılacak avluya
Ki benim sayısız ölülerime
Yıldızlı yapraklarını kıpırdatarak bakacaklar
Sevgiyle

Edip CANSEVER

Ölümünün 25. yılında Edip Cansever DOSYASI’nın tamamını okumak için TIKLAYIN

Yüksel Selek: “Barışı ancak halklar inşa edebilir”

Yüksel Selek Muğla mitinginde

Yüksel Selek’in konuşmasından bir bölümü buradan seyredebilirsiniz.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun Muğla bağımsız milletvekili adayı Şehbal Şenyut Arınlı’nın dün Muğla’da yapılan seçim mitinginde konuşan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek “barışı ancak halkların inşa edebileceğine inanırım, bunun için çalışırım” dedi. Şehbal Şenyurt Arınlı’yı meclise gönderelim diye seslenen Yüksel Selek’in konuşmasının tam metni şöyle:

“Sevgili Muğlalılar,

Bu yaşımda bir seçim mitinginde konuşma yapacağımı rüyada görsem güler geçerdim, ama işte karşınızdayım.  Sebebine gelince, bundan tam 35 yıl önce, dünya barışının tehdit altında olduğu yıllarda, arkadaşlarımla Barış Derneği’ni kurmuştuk (1976). O yıllarda iki sistem, barışı adına nükleer silah geşiştirme ve konuşlandırma yarışı içindeydiler. Dünya halkları buna karşı çıkıyor, bu dehşet dengesinden barış değil ölüm çıkar diyordu. Biz de, bu barış hareketin bir parçası olduk. 12 Eylül askeri darbesiyle yasaklandık, yargılandık, ama sonuçta barış için mücadele eden milyonlar sayesinde nükleer silahlar da yasaklandı. İşte ben o gün bu gündür,  barışı ancak halkların inşa edebileceklerine inanırım ve bunun için çalışırım.

Belki hatırlarsınız, 2010 Kasım’ının son günüydü, o gün aynı zamanda ilan edilmiş eylemsizlik süresinin de son günüydü. O gün, benim gibi yaşlı kişiliklerden oluşan bir heyet olarak bir basın toplantısı yaptık ve bu ülkede de barışı görmeden ölmeyeceğiz, dedik.

Bugün de, 2011 Mayıs’ının son günü ve ben yine sizlere barış için sesleniyorum.  Çünkü barış, uğruna bir ömür adamaya değer. Büyük Yunanlı Şair Yannis Ritsos’un deyişiyle;

Çocuğun gördüğü düştür barış.

Ananın gördüğü düştür barış.

Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

 

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların

sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.

Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba

elinde yemiş dolu bir sepet;

ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak testi gibi

ter damlalarıyla alnında…

barış budur işte.

Sevgili dostlar,

Bunca yılda  öğrendim  ki, barış özgürlüktür, eşitliktir, barış adalettir.

Ve yaşayarak görüyoruz ki, bir ülkede  barış yoksa  demokrasi de yoktur.

Ve otuz yıldır gözyaşlarıyla, kanla sulanmış, bombalanmış,  yakılıp yıkılmış topraklarımızda,

 

Yeryüzünün yara izleri kapandığı zaman

ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,

yangının eritip tükettiği yüreklerde

ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,

ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,

boşa akmadığını bilerek, kanlarının,

barış budur işte.

İşte ben 76 yaşımda bunun için sizlere sesleniyorum.  Vicdanlarınıza, adalet duygunuza sesleniyorum. 12 Haziran’da , Muğla Bağımsız milletvekili adayımız, Şehbal Şenyurt Arınlı’yı  barış elçimiz olarak gönderelim Meclise. Çünkü o da gerçek bir barış savaşçısıdır. 35 yıllık mücadelemin son 20 yılında onunla da omuz omuzaydık. Savaştan, şiddetten, ölümlerden, yıkımlardan yorgun düşen halklarımızın sesi olsun diye, gönderelim  onu Meclise!.

Şehbal Şenyurt Arınlı’yı Meclis’e; yasaları Tabiatana’nın, doğanın gözüyle görsün, kadın gözüyle görsün, gözetsin, düzeltsin, diye gönderelim. Etnik, dinsel, dilsel, cinsel kimlikler, farklılıklar, tercihler ayrıma uğramasın, diye gönderelim. Onu, ötekileştirilenlerin sesi olarak gönderelim.

Hepimizin ilk defa,  hep birlikte yapacağımız sivil Anayasamızın görüşüleceği o Meclis’te taleplerimize sahip çıksın, ortak irademizi savunsun, diye gönderelim Şehbal Şenyurt’u. O Anayasa ki, onu yaparken,aynı zamanda barışı kuruyor olacağız. Anayasamızı yaparken, aynı zamanda halklarımız arasındaki dostluğu, kardeşliği, güveni pekiştireceğiz.

Şehbal Şenyurt Arınlı’yı, Muğlamız’ın  doğasına, denizine, koylarına, dağlarına, ormanlarına  göz koyanlara, doğal ve kültürel varlıklarımıza kastedenlere  karşı  sesimiz olsun, diye gönderelim Meclise. HES’ler Muğla’nın derelerini kurutmasın diye;  Termik Santraller kapatılsın, yenileri yapılmasın, diye; Nükleer santraller yapılmasın,  ölüm saçmasın, diye gönderelim Meclise!

Muğla’nın kaderi Ankaradan belirlenmesin, nasıl yaşayacağımıza biz karar verelim, diye gönderelim, Şehbal Şenyurt Arınlı’yı Ankara’ya. Muğla’nın cennet ilçelerini, Bodrum’u, Marmaris’i, Fethiye’yi, Datçayı ve her bir beldesini kitle turizmine kurban eden anlayışın değişmesi için, doğayla uyumlu, yerel yaşam tarzlarıyla, kültürle dost, yeni bir turizm anlayışının geliştirilmesi için çalışsın Meclis’te!

Muğla, Bodrum, Datça, Marmaris, Fethiye; dünya güzeli tatil yerlerimiz daha fazla kentleşmesin; dere tepe, site site, betonarme olmasın; trafik kaosuna, hava kirliliğine  kurban olmasın;  bisiklet yolları, yaya yolları artsın, dünyanın doğa dostu, kültür dostu sakin şehirlerinden olsun, diye gönderelim onu Meclise.

Ekonomik büyüme adına, sınırsız rant için doğayı acımasızca yıkıma uğratan, sistemi taşeronlaştırıp çalışanları sosyal güvencesiz bırakan; zengin sayısını artırıp açlık sınırında yaşan nüfusu büyüten bu gidişe dur  deme  mücadelemizi meclise taşısın,  diye Şehbal Şenyurt Arınlı’yı görevlendirelim.

Hepinizi Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adına,  Barış için selamlıyorum…

Kardeşler, barış içinde ancak

derin derin soluk alır evren.

tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini.

Kardeşler, uzatın ellerinizi.

Barış budur işte.”

(Yeşil Gazete)

Seçim 2011: Şehbal Şenyurt’un Muğla mitinginde barışa çağrı

Şehbal Şenyurt Arınlı

Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğu Muğla bağımsız kadın milletvekili adayı sanatçı Şehbal Şenyurt, seçim kampanyası faaliyetleri kapsamında 29 Mayıs 2011 Pazar günü Muğlalılarla buluştu.

Zaman zaman yağmurun çiselediği havaya rağmen Muğla Kışla Parkındaki mitingine Muğlalılar yoğun ilgi gösterdi. “Muğla’yı meclise meclisi Muğla’ya taşıyacağız” sloganlarının atıldığı mitingde ilk sözü alan BDP Muğla İl Başkanı Mehmet Polat “Muğla ve bölgesinde yoğun çalışmalarımız sonucu büyük gelişmeler kaydettik. Seçimlere 14 gün gibi kısa bir süre kaldı. Miting alanındaki tüm yoldaşlarımızdan her mahallede birer Şehbal Şenyurtmuşlarcasına çalışmalarını bekliyoruz. Muğla’yı meclise meclisi Muğla’ya taşıyacağız.”

EDP İstanbul İl Başkanı Ahmet Asena, kanlı savaşın bitmesi için Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğunun önemine vurgu yaptı.

Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek

Daha sonra söz alan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek, barışın önemine vurgu yaptı. Hayatı boyunca barışa ulaşmak için büyük mücadeleler verdiğini; bu mücadelenin son 20 yılında Şehbal Şenyurt’ un da yoğun çalıştığını ve barış için savaştıklarını belirtti. Kendisinin 76 yaşında olduğunu, ihtiyarlar heyeti olarak 2010 yılında bir genel karar aldıklarını ve buna göre barışı görmeden ölmemeye söz verdiklerini söyleyen Yüksel Selek, “Barışa ulaşmak için Şehbalimizi meclise taşıyoruz” dedi.

Daha sonra kürsüye çıkan Şehbal Şenyurt: “Ben şimdiye kadar sokakta insanların arasında politika yapan, bunu tercih eden biriydim ve hala öyleyim. Ama gün, hepimizin sorumluluklarının arttığı gündür. Bu sorunları meclise taşımak için bu görevi üstlendim. Meclise gidiyoruz. Ötekileştirilen ve ötelenen herkesin, her canlının sesi olacağız. Vicdani retçiler, ekolojistler, savaş karşıtları, eşcinseller, kadınlar, hayvanlar ve özgürlüğe muhtaç, ezilen her kesimin sesi olacağız” dedi.

Son konuşmayı yapan BDP Eş Genel Başkanı Filiz Koçali demokratik özerklik taleplerini dile getirdi: “Demokratik özerklik korkulacak, kötülenecek bir şey değildir. Demokrasinin özüdür. Halkın gerçek sesi ve halkın gerçekten kendi kendini yönetmesidir. Demokratik özerklik şudur: örneğin bir evde yaşıyoruz. Bu evi tek bir kişi yönetiyor ve herkes onun dediğini yapıyorsa burada demokrasi yoktur. Ama ben kendi odamı kendim düzenlemek istesem, duvarıma ne asacağımı, yeri hangi temizlik malzemesi ile temizleyeceğimi bu hakkım değil mi? Elbette ev ile ilgili ortak kararları da topluca alırız. Ama benim odamın duvarına hangi posteri asacağımı, odamda ne müzik dinleyeceğimi, hangi kitabı okuyacağımı bir merkezi güç belirlesin ki? Örneğin bir mahallede, herkes muhtarın dediklerini yapmak zorunda olsa, apartmanlar kendi kararlarını alamasa iyi mi? Her apartman yönetimi kendini yönetsin, demokratik özerklik böyle bir şeydir. Demokratik özerklik olmadan bu ülkede gerçek bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir.”

Konuşmaların ardından müzikler eşliğinde halaylar çekildi. Sanatçı Metin Kahraman katılımcılara müzik ziyafeti verdi.

Haber ve fotoğraflar: Hakan Ozan Erzincanlı – Yeşil Gazete, Muğla

Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğu Muğla bağımsız kadın milletvekili adayı sanatçı Şehbal Şenyurt, seçim kampanyası faaliyetleri kapsamında 29 Mayıs 2011 Pazar günü Muğla’ lılarla buluştu.

Zaman zaman yağmurun çiselediği havaya rağmen Muğla Kışla Parkındaki mitingine Muğla’ lılar yoğun ilgi gösterdi. “Muğla’yı meclise meclisi Muğla’ya taşıyacağız” sloganıyla Muğla’ lılar Şehbal Şenyurt’ u meclise taşıyacaklarını haykırdılar.

 

Saat 14.00’ de başlayan konuşmalarda ilk sözü alan BDP Muğla İl Başkanı Mehmet Polat “Muğla ve bölgesinde yoğun çalışmalarımız sonucu büyük gelişmeler kaydettik. Seçimlere 14 gün gibi kısa bir süre kaldı. Miting alanındaki tüm yoldaşlarımızdan her mahallede birer Şehbal Şenyurt’ muşlarcasına çalışmalarını bekliyoruz. Muğla’yı meclise meclisi Muğla’ya taşıyacağız.”

 

EDP İstanbul İl Başkanı Ahmet Asena, kanlı savaşın bitmesi için Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğunun önemine vurgu yaptı.

 

Sonrasında sözü alan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek, barışın önemine vurgu yaptı. Hayatı boyunca barışa ulaşmak için büyük mücadeleler verdiğini; bu mücadelenin son 20 yılında Şehbal Şenyurt’ un da yoğun çalıştığını ve barış için savaştıklarını belirtti. Kendisinin 76 yaşında olduğunu, ihtiyarlar heyeti olarak 2010 yılında bir genel karar aldıklarını ve buna göre barışı görmeden ölmemeye söz verdiklerini söyleyen Yüksel Selek, “Barışa ulaşmak için Şehbal’ imizi meclise taşıyoruz” dedi.

 

Daha sonra kürsüye çıkan Şehbal Şenyurt: “Ben şimdiye kadar sokakta insanların arasında politika yapan, bunu tercih eden biriydim ve hala öyleyim. Ama gün, hepimizin sorumluluklarının arttığı gündür. Bu sorunları meclise taşımak için bu görevi üstlendim. Meclise gidiyoruz. Ötekileştirilen ve ötelenen herkesin, her canlının sesi olacağız. Vicdani retçiler, ekolojistler, savaş karşıtları, eşcinseller, kadınlar, hayvanlar ve özgürlüğe muhtaç, ezilen her kesimin sesi olacağız.” dedi.

 

Son konuşmayı yapan BDP Eş Genel Başkanı Filiz Koçali demokratik özerklik taleplerini dile getirdi: “Demokratik özerklik korkulacak, kötülenecek bir şey değildir. Demokrasinin özüdür. Halkın gerçek sesi ve halkın gerçekten kendi kendini yönetmesidir. Demokratik özerklik şudur: örneğin bir evde yaşıyoruz. Bu evi tek bir kişi yönetiyor ve herkes onun dediğini yapıyorsa burada demokrasi yoktur. Ama ben kendi odamı kendim düzenlemek istesem, duvarıma ne asacağımı, yeri hangi temizlik malzemesi ile temizleyeceğimi bu hakkım değil mi? Elbette ev ile ilgili ortak kararları da topluca alırız. Ama benim odamın duvarına hangi posteri asacağımı, odamda ne müzik dinleyeceğimi, hangi kitabı okuyacağımı bir merkezi güç belirlesin ki? Örneğin bir mahallede, herkes muhtarın dediklerini yapmak zorunda olsa, apartmanlar kendi kararlarını alamasa iyi mi? Her apartman yönetimi kendini yönetsin, demokratik özerklik böyle bir şeydir. Demokratik özerklik olmadan bu ülkede gerçek bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir.”

Konuşmaların ardından müzikler eşliğinde halaylar çekildi. Sanatçı Metin Kahraman katılımcılara müzik ziyafeti verdi.

 

Haber

Hakan Ozan Erzincanlı

Yeşiller Partisi: “12 Haziran seçimlerinde oylar Blok adaylarına”

Yeşiller Partisi bugün bir açıklama yayınlayarak 12 Haziran seçimlerinde herkesi Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adaylarına oy vermeye çağırdı. Yeşiller Partisi’nin neden Bloğu desteklediğinin yanı sıra neden seçimlere giremediğinin de anlatıldığı açıklama parti eşsözcüleri Ümit Şahin ve Yüksel Selek imzsıyla yapıldı.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Yeşiller Partisi olarak 12 Haziran seçimlerinde Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun bağımsız adaylarını destekliyor, herkesi Blok adaylarına oy vermeye çağrıyoruz.

Üyelerimiz ve aktivistlerimiz Blok adaylarının kampanyalarında aktif olarak çalışıyorlar. Ayrıca seçim kampanyasında çalışan bütün aktivistler için “2011 Seçimlerinde Yeşil Politikalar” başlıklı bir de broşür yayınladık. Bu broşürle amacımız partimizin seçime ilişkin görüşlerini ortaya koymak değil, Bloğun seçim bildirgesinde yer alan ekolojiye ilişkin politikalara daha detaylı bir şekilde bakmak, gerekli arka plan bilgilerini ve yeşil bir bakış açısıyla hazırlanmış politik önerileri el altında bulunacak bir şekilde derlemekti. Bu broşür hem web sitemizde, hem de seçim bürolarında bulunabilir.

Bu bildiride Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nda yer alan siyasi partilerden biri olarak hem bu desteği bir kez daha ifade etmek, hem de seçim sürecinde sık sorulan bazı sorulara yanıt vermek istedik. En sık sorulan sorular neden Blok adaylarını desteklediğimiz ve neden parti olarak seçime girmediğimizdi. Aşağıda bu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun adaylarını destekliyoruz

Kürt sorunu hala Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri. Kürt sorunu nedeniyle uzun yıllardır sadece on binlerce yurttaşımız ne yazık ki hayatını kaybetmekle kalmadı, hükümetlerin çözümsüzlük politikaları Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engel olmaya da devam etti. Kürt sorununa şiddetsiz, demokratik ve haklar temelindeki politikalarla çözüm getirmek artık hayal değil. Ancak bunun için siyasi irade ve kararlılık gerekiyor. Oysa başta iktidar partisi AKP olmak üzere sorunun çözümsüzlüğünden çıkar sağlayan çevreler ne yazık ki işi Kürt sorununun inkarına kadar vardırmış durumdalar.

Yeşiller Partisi olarak Kürt sorununa dair görüş ve önerilerimizi 2009 yılında yayınladığımız bir raporla kamuoyuyla paylaşmıştık. Çözüm için atılacak en önemli adımın seçim barajının kaldırılması ve toplumun bütün kesimleri gibi Kürt halkının da seçilmiş temsilcilerini hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan Meclis’e göndermesi olduğunu düşünüyoruz. Konunun siyasi zeminde tartışılması, çözümün Meclis’te bulunması, düşünce ve siyaset yapma özgürlüğünün hiçbir şekilde kısıtlanmaması ve yıllardır herkesin içine işleyen tabuların ortadan kaldırılması hayati öneme sahiptir.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nu desteklememizin en önemli nedeni barıştan yana olmamız ve Kürt sorununun şiddetsiz ve demokratik çözümü yolundaki kararlılığımızdır. Milyonlarca oyu olmasına rağmen seçim barajı nedeniyle parti olarak seçimlere giremeyen Kürt siyasi hareketinin, bağımsız adaylar yoluyla ve hak ettiğinden çok daha az bir temsil oranıyla da olsa, Meclis’te olmasını barış yolunda vazgeçilmez bir adım olarak görüyoruz. Türkiye demokratikleşmek ve barışa kavuşmak istiyorsa öncelikle sorunun muhataplarını dinlemeye ve her görüşün tartışılmasına alışmalıdır.

Çözüm TBMM’den gelmeyecekse nereden gelecek?

Oysa ne yazık ki daha üç yıl evvel Kürt açılımdan söz eden AKP hükümeti bugün Kürt sorununun varlığını bile inkar eden bir noktaya gelmiş, Kürt siyasi hareketinin aralarında seçilmişlerin de bulunduğu binlerce temsilcisini KCK davaları kapsamında hapislere yollamış, Kürt halkı üzerindeki askeri ve polisiye baskıyı yoğunlaştırmış bulunuyor.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu altında birleşen siyasi hareketler, öncelikle işte bu baskıya karşı bir duruş sergiliyorlar. Aralarında sosyalist ve yeşil adayların da olduğu bağımsız adayların seçildikleri zaman barışın ve demokrasinin sözcüsü olacaklarına yürekten inanıyoruz.

Blok adaylarını gönülden desteklememizin bir nedeni de geçen dönemde Meclis’te bulunan BDP’li milletvekillerinin ekoloji politikaları konusundaki duyarlıklarıdır. Meclis’te bulunan az sayıda BDP’li vekil, AKP hükümetinin doğaya yönelik, diğer partilerin yüzlerce milletvekilinin çoğunun görmezden geldiği ya da hizmet ettiği saldırılarına karşı, güçleri ölçüsünde samimi bir mücadele verdiler. Doğa tahribatını iyice arttırmayı hedefleyen Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun tasarısı gibi, Akkuyu’ya nükleer santral yapmak için Rusya’yla imzalanan anlaşma gibi konularda bizlerle ve bütün ekoloji hareketleriyle işbirliği içinde oldular. Bu işbirliğinin daha da güçlenmesi için demokrasi ve ekoloji konusunda duyarlı daha fazla milletvekilinin Meclis’te olması gerekiyor. Bunun tek yolu da daha fazla Blok adayını Meclis’e göndermek.

 

Yeşiller Partisi neden seçimlere giremiyor?

Üç yıl önce kurulan Yeşiller Partisi, kuruluşundan sonra yapılan ilk seçim olan 2009 yerel seçimlerine olduğu gibi 2011 genel seçimlerine de katılamıyor. Yerel seçimlerde bağımsız yeşil adaylarla yürüttüğümüz seçim çalışmalarını bu yıl Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’na destek vererek devam ediyoruz. Ancak Yeşiller Partisi’nin neden kendi başına seçimlere katılamadığı kamuoyunda iyi bilinmiyor. Bu durumun nedenini açıklamak istiyoruz.

Türkiye’de sadece Anayasa değil, tüm siyasi sistem 12 Eylül döneminin hemen ardından daha da ağırlaştırılan bazı yasaklar tarafından biçimlendirilmiş durumda. Bu yasakların temel amacı tabandan örgütlenen siyasi oluşumları veya alternatif fikirleri siyasi sitemin dışında tutmak ve dışlamak.  Sistem bu amaca ulaşmak için dört temel mekanizma kurmuş durumda ve bunlara 30 yıldır dokunulamıyor:

1- Bir partinin genel ve yerel seçimlere girmesi için çok yaygın bir örgütlenmeye sahip olması gerekiyor. Bunun için 22 Nisan 1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 31 Mart 1988’de (2. Turgut Özal Hükümeti tarafından) değiştirilen “Siyasi Partilerin Seçim Katılması” başlıklı 36. maddesine bakalım (Aynı hüküm 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 14/11. Maddesinde tekrarlanmaktadır):

“Siyasî partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması şarttır. Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir.”

Ayrıca aynı kanunun 20. maddesine göre “Bir ilçede teşkilatlanma, ilçe sınırları içerisindeki beldelerin en az yarısında teşkilat kurmayı gerektirir. Belde sayısı üç veya daha az ise beldenin sadece birinde teşkilat kurulmuş olması yeterlidir.”

Bu koşula göre bir siyasi partinin yerel seçimler de dahil olmak üzere herhangi bir seçime katılma yeterliliğini elde edebilmesi için Türkiye’de bulunan 81 il ve 957 ilçede en az 300 civarında parti örgütü kurulması gerekmektedir. Bu da normal üye sayısı olarak da değil, sadece parti yöneticisi sayısı olarak binlerce kişilik bir kadro, yüzlerce büro ve büyük parasal kaynaklar gerektirir.

Günümüzde yeni kurulan bir partinin hızla bu koşulu yerine getirebilmesinin birkaç yolu vardır: Mevcut bir partinin bölünmesiyle oluşan partilerde zaten varolan teşkilatlar yeni partiye katılabilmektedir. Bir diğer yol daha önceden seçime katılma yeterliliğini kazanmış bir partiyle birleşmek ve onun kazanılmış hakkını kulanmaktır. Kanundaki kısıtlamaları aşmak için geliştirilen bu hülle yöntemini kullanan partiler olduğunu biliyoruz. Son olarak belli bir nüfuzlu kişi ya da cemaat tarafından büyük para desteğiyle kurulan partilerin bu kısıtı aşmak için gerekli “yatırımı” yapabildiğini eklemeliyiz.

Yeşiller Partisi 2008 yılında, 6 yıllık bir yapılanma ve program oluşturma sürecini takiben, yeşil hareketin siyasi partisi olarak kurulmuş yeni bir partidir. Türkiye’nin geleneksel siyasi örgütleri ve alışıldık fikirsel yapısı için nispeten yeni ve alternatif sayılabilecek  bir parti olan Yeşiller, yukarıda sayılan koşulların hiçbirine (başta büyük finansal kaynaklar olmak üzere) sahip değildir. Tamamen fikirler, aktivist kadrolar ve ilkeli çalışma esaslarıyla Türkiye’nin siyasi hayatında yer almaya çalışmaktadır. Yeşiller, bu nedenle iktidar partisinin ve bu antidemokratik düzenden fayda sağlayan diğer büyük partilerin ısrarla sürdürdüğü bu kapalı ve antidemokratik düzenden en büyük zararı gören ve seçimlere girmesi engellenen birkaç parti arasında yer almaktadır.

2- Benzer kısıtlar devlet bütçesinden siyasi partilere yardımla ilgili olarak da geçerlidir. Siyasi Partiler Kanunu’nun “Devletçe Yardım” başlıklı Ek 1. maddesine göre

“Yüksek Seçim Kurulunca son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 33 üncü maddesindeki genel barajı (%10) aşmış bulunan siyasi partilere her yıl Hazineden ödenmek üzere o yılki genel bütçe gelirleri “(B) Cetveli” toplanmış beşbinde ikisi oranında ödenecek mali yıl için konur. (…) Milletvekili genel seçimlerde toplam geçerli oyların % 7’sinden fazlasını alan siyasi partilere de Devlet yardımı yapılır.”

Bu madde nedeniyle bugün bütün devlet yardımları sadece TBMM’de bulunan üç parti arasında paylaşılmaktadır. 2010 yılında AKP 52 milyon TL, CHP  23 milyon TL ve MHP 16 milyon TL hazine yardımı aldı. Son üç yılda bu üç partiye devlet kasasından 300 milyon TL’nin üzerinde para ödendi. Bu da yurttaşın vergilerinden oluşan fonların tamamının seçmenlerin (2007 seçimlerin sonuçlarına göre) yaklaşık %80’i tarafından oy verilen partiler arasında paylaşılmakta olduğu, diğer %20’nin (yani 10 milyon seçmenin) ve oy verdiği partilerin haklarının ihlal edildiği anlamına gelir. Üstelik bu oranların seçimlere katılma koşullarının ağırlığı ve %10 barajı nedeniyle seçmen iradesini yansıtmadığını da not etmek gerekiyor.

Yeşiller Partisi Avrupa ülkelerindeki uygulamanın tersine, küçük ve alternatif partileri cezalandıran bu adaletsizlik nedeniyle de, siyasi sistemin dışında tutulan siyasi partilerden biridir.

3- Siyasetin önündeki yasaklardan biri de seçim ittifaklarına dairdir. Herkesin bildiği gibi partilerin yasal ve açık bir şekilde seçim işbirliği yapması hala yasaktır. Pek çok ülkede bir seçim bildirgesi üzerinde uzlaşan partiler belli bir koalisyon veya ittifak adıyla seçimlere girebilmekteyken, ülkemizde seçim ittifakları yine yasaların arkasından dolanarak yapılabilmekte, işbirliği yapmak isteyen partiler aday olmak isteyen üyelerini istifa ettirerek ya bir partinin çatısı altında toplanmak, ya da bağımsız olarak seçimlere girmek zorunda bırakılmaktadır. Artık neredeyse herkesin normal bir uygulamaymış gibi algılamaya başladığı bu anlamsız yasak ve kanunlara karşı hile yapma zorunluluğu da siyasi sistemin sağlıklı işlemesini engellemektedir.

4- Son olarak herkesin malumu olan %10 seçim barajını anmak gerekir. Adil temsili engelleyen ve hiçbir meşruiyeti kalmayan dünyanın bu en yüksek seçim barajı nedeniyle oylarının boşa gitmesinden kaygı duyan seçmenlerin istedikleri partiye oy vermeleri engellenmekte, toplumdaki bütün fikirleri temsil etmesi gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece belli başlı birkaç partinin tekelinde kalmaktadır. Seçim barajının kaldırılması veya makul bir seviyeye indirilmesi için toplumun geniş kesimleri fikir birliği içinde bulunmasına rağmen iktidar partisi siyasi istikrar adı altında toplumsal barışı tehdit eden bu antidemokratik uygulamayı ısrarla sürdürmektedir. Yüksek seçim barajı Yeşiller Partisi gibi yeni ve alternatif partilerin siyasi sisteme katılmasını engellemektedir.

 

Sonuç

Biz Yeşiller Partisi olarak bütün bu antidemokratik siyaset yasaklarına rağmen örgütlenmemizi geliştirmeye, ekoloji mücadelesi verenlerin, demokrasi, barış ve özgürlük isteyen kesimlerin sözcüsü olmak ve Türkiye’de siyasi yelpazenin üçüncü ana akımını oluşturmak üzere çalışmaya devam ediyoruz. Ancak bir partinin toplum tarafından tanınması, üye sayısını arttırması ve örgütlenebilmesi için de öncelikle seçimlere girmesi gerekiyor. Bu kısır döngüyü aşmak için de uğraş veriyoruz. Tüm yeşilleri ve yeşil hareketi destekleyenleri de bu çabaya katkı koymaya davet ediyoruz.

Ancak henüz seçimlere girecek yeterliğe ulaşamamış olmamızın sorumluluğunun sadece Yeşiller Partisi kadrolarında ve aktivistlerinde olmadığını, antidemokratik siyasi sistemin ne kadar büyük bir engel oluşturduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Türkiye’nin 12 Eylül döneminden kalma bütün bu antidemokratik uygulamalardan ve korkulardan kurtulup bir an önce siyasetin önünü açması gerekiyor. Anayasa başta olmak üzere Siyasi Partier Kanunu, Seçim Kanunu gibi siyasi sistemi düzenleyen bütün kuralların baştan sona demokratikleşmesi Yeşiller Partisi’nin ve yeşil hareketin de önünü açacaktır. Bu nedenle demokrasi mücadelesi hepimizin ortak mücadelesidir.

Öte yandan Bloğun seçim bildirgesi hem ekolojik sorunlara verdiği önemle, hem de yerinden yönetim vurgusuyla Yeşiller’in de benimsediği görüşleri içeriyor. Blok nükleer santrallere açıkça karşı çıkan, ekolojik yıkımları önleme kararlılığını ifade eden, kadın hakları vurgusunu kararlılıkla yapan, ayrımcılığa karşı, demokratikleşmeden, sivilleşmeden, emekten yana bir seçim bildirgesiyle seçimlere giriyor.

Bir yandan da yeni oluşacak Meclis’in yeni bir Anayasa yapmayı gündemine alacağını biliyoruz. Antidemokratik 12 Eylül anayasasından bir an önce kurtulmak zorundayız. Ancak anayasa yapacak bir Meclis’in toplumu temsil etmesi gerekir. Sadece yeni ve sivil değil, aynı zamanda demokratik, özgürlükçü ve ekolojik bir Anayasa için önümüzdeki dönemde Blok milletvekillerine önemli görevler düşecek.

Bu nedenle Blok adayları bizim de adaylarımız.

Oylarımız Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun bağımsız adaylarına…

Ümit Şahin, Yüksel Selek
Yeşiller Partisi Eşsözcüleri”

Monaco küme düştü

0

Bir zamanlar Fransa ve Avrupa’da fırtınalar estiren Monaco, Lyon’a 2-0 yenilerek küme düştü, Lyon ise Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazandı. Fransa’da Lille şampiyonluğu daha önceki haftalarda ilan etmişti.

Bir dönem Fransa’da ve Avrupa’da önemli başarılara imza atan önemli bir takım küme düştü. Monaco, küme düşmeme adına kritik maçta Lyon ile karşı karşıya geldi.

67. dakikada Pape Diakhate, 82. dakikada ise Lisandro Lopez’in golleriyle Lyon, Monaco’yu 2-0 yenerek rakibini bir alt lige yolladı. Monaco’yu yenen Lyon da bu sonuçla Şampiyonlar Ligi’ne gitmeye hak kazandı.

Barcelona böyle kutlama görmedi

0

Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Barcelona kupayı evine getirince olanlar oldu. 98 bin kişinin bulunduğu Nou Camp’a giden futbolculara sokaklarda da binlerce kişi eşlik etti.

Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United’ı 3-1 yenerek kupayı kazanan Barcelona, evine getirdiği kupanın sevincini doyasıya yaşadı.

Barcelonalı futbolcular ve teknik heyet ilk olarak üst açık otobüs ile Barcelona kentini dolaştıktan sonra daha sonra kendisini bekleyen 98 bin kişinin bulunduğu Nou Camp Stadı’na gitti. Hem La Liga hem de Şampiyonlar Ligi kupalarını otobüsün üzerine koyan Barcelona takımına, yaklaşık 3 saat süren şehir turu sırasında sokaklarda bekleyen binlerce kişi eşlik etti. Oldukça neşeli olan futbolcular sürekli taraftarlarla birlikte şarkılar söyleyip, “şampiyon, şampiyon” diye bağırırken, çocuklar gibi aralarında şakalaştılar.

Barcelonalı futbolcuların otobüsü Nou Camp Stadı’na girince, saha ortasında bir grubun yaptığı gösteriyle karşılandı. Tribünleri tamamen dolduran taraftarlar, Barcelonın kazandığı her Avrupa kupası için birer Meksika dalgası yaptı. Futbolcular, anonsla alkışlar arasında teker teker saha ortasına çağrılırken, lig kupasını, kaptanlar Puyol, Xavi, İniesta ve Valdes, Şampiyonlar Ligi kupasını da Josep Guardiola ve yardımcısı Tito Vilanova getirdi.Yapılan konuşmalarda kaptan Carles Puyol, “Kazanması çok zor bir kupayı kazandık” derken, herkese teşekkür eden teknik direktör Guardiola, gelecek ağustos ayında Real Madrid’e karşı oynanacak İspanya Süper kupasını da kazanma sözü verdi. Taraftarın yoğun isteğiyle konuşan Messi, “Söyleyecek fazla sözüm yok. Şu anda bunu kutlamaktan başka yapacak bir şey yok. Yaşasın Barça yaşasın Katalonya” dedi.

“Bir arkadaşım bana dedi ki: biz ne doping yapıyoruz ne de maç satın alıyoruz sadece futbol oynuyoruz” şeklinde konuşan Gerard Pique de, sezon içindeki bazı polemiklere cevap verdi.Sezon ortasında ameliyat olarak kanseri yenen ve kaptan Puyol’un jestiyle Şampiyonlar Ligi kupasını ilk kaldıran kişi olan Abidal da, başta Puyol olmak üzere tüm takıma teşekkür etti.

Bu arada Barcelona’nın bugün hentbolda da şampiyonluğunu ilan etmese, kutlamaların sevincini biraz daha artırdı. Kutlamalar, Barcelona marşı, kupayla saha turu ve havai fişek gösterileriyle sona erdi.

Seçim 2011: Sebahat Tuncel’den “On Söz”

Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Sebahat Tuncel, demokratik kitle örgütleri, sendika ve çeşitli platform temsilcileriyle Yukarı Dudullu’da sabah kahvaltısında bir araya gelerek taleplerini dinledi. Sabah kahvaltısına Kars, Ardahan, Iğdır, Bingöl, Ağrı, Van, Elazığ, Siirt illeri dernek temsilcileri, SES, BES, Yapıyol-sen, Eğitim-sen, BTS, Petrol-İş, Tümbel-sen yönetici ve temsilcileri, Pir Sultan Abdal, TÜKODER yöneticileri ile Jineps Gazetesi ve İki Milyon İstanbullu girişimi adına temsilcilerinin olduğu yetmişten fazla kurum katıldı. Toplantıda pek çok kurum temsilcisi söz alarak Tuncel’in geçmiş dönem çalışmalarını izlediklerini, yeni dönemde de beklentilerini ve sorunlarının gündeme getirilmesini istediler.

Yine TÜMİKOM (Milletvekillerini ve Seçilmişleri İzleme Komiteleri/Derneği) Genel Koordinatörü Mustafa Durna’da, milletvekillerinin yıllık performans ölçümlerini yaptıklarını ve Tuncel’in geçmiş dönem performansının ortalamanın çok üzerinde olduğunu söyledi. Durna ayrıca Tuncel’e Blok adayı olarak milletvekili seçildiği takdirde yeni dönemde de belirledikleri 10 kritere sahip çıkma konusunda söz verip vermeyeceğini sordu. Parlamentonun şeffaflığı ve hesapverebilirliği, dürüstlük, anayasanın demokratikleşmesi,  % 1o seçim barajının kaldırılması ve seçim yasasının demokratikleşmesini içeren siyasi etik yasasını çıkarıp çıkarmayacaklarını sorusuna Sebahat Tuncel olumlu yanıt verdi. Tuncel, geçmiş dönemdeki çalışmalarının ana eksenini bu konuların oluşturduğunu söyledi ve yeni dönemde de savunacağına dair söz verdiğini açıkladı.

TÜMİKOM 12 Haziran 2011 milletvekili genel seçimlerine katılan siyasi partilere ve bağımsız adaylara Türkiye’nin öncelikli sorunlarına ilişkin “ON SORU” sormakta ve adayların seçmene “ON SÖZ” vermesini istemektedir.“Halka verilen veya verilmeyen ON Söz”ün takipçisi olan TÜMİKOM, her yasama yılı sonrasında milletvekillerinin TBMM ve yerel performans raporlarını kamuoyuna duyurarak toplumsal hafızayı canlı tutmaya çalışmaktadır.

Sebahat Tuncel yine TÜKODER’in hazırlamış olduğu taahhütnameyi de imzaladı. TÜKODER Genel Başkan Yardımcısı Cahit Mete evrensel tüketici hakları temel gereksinmelerini içeren Tüketici Hakları Taahhütnamesini siyasetçilerin imzalamak istemediğini, ancak Tuncel’in imzaladığını belirterek kendisine teşekkür etti.