Ana Sayfa Blog Sayfa 5121

Dink cinayetinde bir “alışılmış” şok daha

Hrant Dink cinayeti öncesiyle ve sonrasıyla Türkiye’nin bir fotoğrafı gibi. Her yeni bilgi kırıntısı insanı şoka sokacak kadar büyük etki yapabiliyor. Dink’in öldürülmesine karar verilmesinden, şu geldiğimiz güne kadar Türkiye’de kaç kere öldürüldü adalet? Ve kaç kere adaletin öldürülmekten başka seçeneği olmadığı gösterildi bize?

Türkiye’de bir takım olguların değişmeyeceği ve hep de kötü gideceği inancı, bize bizzat hayatı iyileştirmesi gereken (ya da en azından teorik olarak bir takım düşünürlerin ve oldukça fazla düşünmeyenlerin inancıyla böyle olan) kurumlar tarafından pompalanıyor. “Ne yaparsanız yapın, değişmeyecek. Gün gelecek en mantıksız bahanelerin arkasına sığınıp, sizin taleplerinizi geri çevireceğiz ve gıkınızı çıkartamayacaksınız! Çünkü biz güce sahibiz!”

Son örnek işte, 4 Ağustos 2011 günü ortaya çıkan haberde. Fazla dolandırmadan aktarırsam, Türkiye’nin üç cep telefonu oparetörü, Hrant Dink’in öldürüldüğü gün olan 19 Ocak 2007 günü, cinayetin gerçekleştirildiği yer ve çevresinde cep telefonuyla konuşulamadığını ve konuşulmadığını söyledi. Konuşulamadığını söylediler çünkü o bölgeyi kapsayacak baz istasyonu yoktu iki operatörün. Biri de konuşulmadığını söylemiş. Çünkü 11.00’dan 15.00’a kadar Şişli’de kimse telefonunu kullanmamış. Unutanlar vardır belki, bahsedilen yer Şişli! Bir metro çıkışına, sosyal alanlara ve iş merkezlerine çok yakın bir nokta burası. Değil dört saat, kırk dakika telefonlar çalışmazsa orada, kıyamet kopar!

İşin komik ve aslında gerçeği bizim yüzümüze çarpan kısmı ise şu: Kayıtların istenmesinin nedeni güvenlik kamera kayıtlarında, telefonla konuşan insanlar olması. Yani yalan o kadar açık ve net ki! Soruluyor, “Şu zamanda görüntüde telefonla konuşan kişi kimler konuştu?” Yanıt: “Orada kimse telefonla konuşamaz!” Telefon dökümleri de o kişilerin kimliğini tespit etmek üzere isteniyor. Oradan çıkarak, bu cinayetin kimlerle koordineli şekilde işlendiği bulunmak isteniyor. Haliyle birileri de bulunsun istenmiyor ve bir Türkiye geleneği olarak istemeyenler kazanıyor. Çünkü bizim geleneğimiz adaletin öldürülmesi üzerine kurulu. Gözlerini de bağlıyorlar ki, katili göremesin!

Bu yanıtlardan tatmin olmayan avukatlar kayıtları bir kere daha istiyorlar. Bir başka ilginç yanıt daha geliyor. Bu sefer Telekomünikasyon İleşitim Başkanlığı’ndan, (hani şu 17 gün sonra interneti filitreleyecek olan kurum) : “Kayıtlar verilirse görüşme yapan kişilerin özel hayatı ihlal edilmiş olur”. İstenen kayıtların konuşmaların içeriği olmaması ve sadece kimin kiminle konuştuğu olması bir yana, Türkiye’de kişilerin özel hayatı fikri sadece Hrant Dink cinayeti gibi olaylar olduğu zaman mı akıllara geliyor? Kameraların işkence zamanı bozulması gibi, özel hayat da bir muhalif cinayeti çözülebileceği zaman akıllara geliyor. Ülkede neredeyse herkes dinlendiğini düşünüyor, herkesin dinlendiği zamanı gelince ortaya çıkıyor, konuşma dökümleri gazetelere düşüyor, internete yazılan kelimenin bile kaydı, takibi yapılıyor ama iki tane numara istendiğinde o kutsal ilkeye sığınılıyor: Özel hayatın gizliliği!

İşte şimdi bizden tüm bunlara inanmamızı istiyorlar. O baz istasyonlarının orada olmadığına inanmamızı istiyorlar. İş merkezlerinin ortasında, iş gününün ortasında kimsenin telefonla konuşmadığına inanmamızı istiyorlar. Hiçbir özel hayatın kalmadığı, gıkını çıkartanın dinlendiği bir ülkede iki tane numara vermemenin nedeninin ilkesel olduğuna inanmamızı istiyorlar. Aslında alttan alta şunu demek istiyor olabilirler mi? “Bırakın artık bu işin peşini. Bakın tosunumuza da ceza verdik bilmem kaç yıl. Olay kapandı. Yok tek kişi olamazmış, yok bu işin arkası kalabalıkmış, yok adaletmiş, şuymuş buymuş. Bırakın bunları. Bırakmanız için, bıkmanız için daha size ne kadar anlamsız bahane sunmamız gerekiyor?”

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Teoman müziği bıraktı

Rock müzik sanatçısı Teoman resmi sitesinden müziği bıraktığını açıkladı:

sevgili arkadaşlar; müziği bırakıyorum. ya çok çok uzun bir süre. ya da büyük ihtimalle, hiç dönmemek üzere. 3 eylül berlin son konserimdir.

anlatayım nedenini;

önce küçük bir açıklama; sanatçı denilen yaratık, dünyayla çözemediği bir sorununu başkalarına saçma gelecek bir işi çok önemseyerek halletme yoluna giden kişidir. benim durumumda gitar çalmak, şarkı söylemek vs. oluyor bu saçma iş. ama ben şarkı yazma işini hep çok önemsedim, onu hep kolladım. hayallerimdeki kahramanlarımla yarıştım, bu dünyaya inmedim bile. çok sevdiğim şarkılarımı yazdım.

hep olduğum kişi kalayım diye de çok uğraştım, çok çalıştım. bir kaç prensibim oldu, onları da kollamaya çalıştım. her zaman istediğim kadar iyi bir insan olamadım. ama çalıştım.

küçücükken bu ülkede rock müziğe dair bir hayal kurdum, nerede ne varsa takip ettim, ardına düştüm, her şeyini gözledim, inandım. hayal olduğunu bile bile.

neyse, işte bu hayal artık beni tatmin etmiyor. kendimi, arkadaşlarımı hayalkırıklığı içinde görüyorum. bir özgürlük ve gerçeklik duygusu peşine düşmüştüm, pozisyonum meğer onu temsil etmiyormuş. sadece sahnede yaşayabildiğim bir hayal bu çünkü. bir çok arkadaşımdaki hayal kırıklığı bende de var.

bu hayal beni tatmin etmeyince, önemli olmadığını bildiğim diğer bazı hayallerimi sembolik olarak şu önümüzdeki 1,5 senede gerçekleştirip müziği bırakayım bari dedim, daha da çok çalışmaya karar verdim. gizli tuttum kararımı, kimseye de söylemedim. hatta yalan bile söyledim çalışanlarıma.

ama bir süredir kendime bakıyorum ve çok yorgunum. o yüzden pes diyorum. böylece düzelmesi aslında çok uzun yıllar sürecek problemleri 1,5 senelik bir intihar saldırısına dönüştürmeyeceğim. gerçekte bir önemleri yoktu, hayatın gerçekleriyle uğraşmamak için hayal edilmiş şeylerdi. inanması her zaman kolay olmuyor.

böylece, boşu boşuna kendimi de, çalışan dostlarımı da yormamaya karar verdim. kendimi yorarken, onları da çok yordum, üzdüm. çok teşekkür ederim hepsine.

sizlere de.

bu bir hüzün yazısı değil, bir rahatlama yazısıdır.

-teoman

‘Cumhuriyet bombalarını polis verdi’

Cumhuriyet Gazetesi’ne saldırmakla suçlanan Ergenekon sanığı Bedrettin Şinal, planı polisin yaptığını ve bombaları onlardan aldığını öne sürdü.

Birinci ”Ergenekon” davası ile birleştirilen Cumhuriyet gazetesine molotofkokteyli atılmasına ilişkin davanın tutuklu sanıklarından Bedrettin Şinal, ”El bombasını Cumhuriyet gazetesine atacaktım ama patladığı zaman yaşanacakları düşündüm ve bomba atmaktan vazgeçip molotofkokteyli hazırladım” dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda görülen duruşmada ifadesi alınan Şinal, emniyet, savcılık ve cezaevinde verdiği ifadeleri reddettiğini, söz konusu ifadeleri baskı altında verdiğini söyledi.

Bugüne kadar davanın diğer sanıkları hakkında haksız suçlamalarda bulunduğunu ifade eden Şinal, diğer sanıkların 4 yıldır tutuklu kalmalarına neden olduğu için üzüntü duyduğunu kaydetti.

Şinal, 2007’de olay olmadan önce Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bağlı polislerce kendisine baskı yapılmaya başlandığını ifade ederek, ”Buradaki bazı kişilere komplo kurulması için beni kullanmaya çalıştılar. 2007 yılında organize polisinin baskısıyla bazı olayları üstlendim” iddiasında bulundu.

Cezaevine girmesi gerektiği için olay tarihinde 18’den küçük olan yaşının 4 yaş büyütüldüğünü savunan Şinal, ”Cezaevine girmem gerekiyordu, bana bir silah verdiler ve Haydarpaşa Tren Garı’nda silahla birlikte yakaladılar. Bayrampaşa Çocuk Cezaevinde kaldım, sonra yaşımı büyüttüler ve Bayrampaşa B Blok’taki bir koğuşa verildim. Yaklaşık 10 gün sonra C Blok’taki C-27 koğuşuna verdiler. Burada Eyüp Ülkü Ocağı’ndan tanıdık isimler vardı. Bu koğuşta 3 ay kaldıktan sonra salıverildim” diye konuştu.

Bedrettin Şinal, tahliye edildikten sonra polislerin kendisiyle çok yoğun görüşmeler yaptığını ifade ederek, büyük baskı ve tehditler altında kurulan tuzağın kurbanı olduğunu öne sürdü.

Polislerin Bayrampaşa’daki bir internet kafedeki bombalama olayını üstlenmesini istediklerini iddia eden Şinal, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne teslim olarak olayı üstlendiğini kaydetti.

Şinal, sevk edildiği savcılıkta olay yerini gösteremediği için savcının inanmayarak kendisini serbest bıraktığını anlatarak, polislerin bu planının başarısız olduğunu iddia etti.

”Gaziosmanpaşa’da bir tekstil dükkanında otururken polisler bana Cumhuriyet gazetesine atılmak üzere bir adet el bombası ve bir tabanca verdi” diyen Şinal, ”Bu el bombasını Cumhuriyet gazetesine atacaktım ama patladığı zaman yaşanacakları düşündüm ve bomba atmaktan vazgeçip molotofkokteyli hazırladım. O bombayı da Cerrahpaşa’da oturan bir arkadaşıma teslim ettim” diye konuştu.

Şinal, Cumhuriyet gazetesine molotofkokteyli atılması olayında mahalleden yaşı küçük 2 kişiyi yanına alarak daha önce 3 kere keşif yaptığı gazetenin Mecidiyeköy’deki binasına gittiğini ifade ederek, gazeteye molotofkokteyli attıktan sonra olay yeri yakınında biraz oyalandığını, sonra eve gittiğini kaydetti.

Polislerin sabah kendisini evden aldığını belirten Şinal, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde sorgulandığı 3 gün boyunca kendisine akıl almaz şeyler yapıldığını, bu nedenle polislerin planladığı şeye bağlı kalmak durumunda kaldığını söyledi.

Emniyette sorgulanırken dönemin şube müdürünün cezaevinde kaldığı süre boyunca maddi yardımda bulunma sözü verdiğini ifade eden Şinal, 5 ay öncesine kadar kendisine para gönderildiğini öne sürdü.

Şinal, bunları anlattıktan sonra can güvenliğinin olmayacağının farkında olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

”Kimse o cezaevine döndüğümde öldürülmeyeceğimin garantisini vermiyor. Cezaevi ‘dingonun ahırı’ gibi olmuş, terör polisleri elini kolunu sallayarak geziyorlar. Benimle cezaevinde gayriresmi görüşme yapan polislerin beni öldürmeyecekleri ne malum? Bu adamların burada olmasının sebebi Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde örgütlenmiş polislerdir. Ne dava sanığı Boğaç Kaan Murathan’ı ne de Sedat Peker’i tanırım. Emniyetin kurduğu bir tezgah” diye konuştu.

Şinal, yaklaşık 4 yıllık yargılama sonunda son 10-15 günde gerçekleri itiraf etmesi gerektiğini anladığını belirterek, ”Bu kadar sürede psikolojim bozuldu. İnançlı bir insanım ve insanın kendi vücuduna zarar vermesinin günah olduğunu biliyorum ama kaç kez intihara teşebbüs ettim ve cezaevi yönetimi beni kaç kez ipin ucundan aldı. Kendimi doğradım. İnanmazsanız size gösterebilirim” diyerek göğsündeki kesikleri mahkeme heyetine gösterdi.

Duruşma, Şinal’ın savcılık ifadesinin okunmasıyla sürüyor.

(Ajanslar)

Kastamonu’da köyler HES’e karşı birleşti

0

Kastamonu’nun Hanönü ilçesinde Gökırmak Nehri üzerine yapılması düşünülen hidroelektrik santrali (HES) projesine karşı 9 köy muhtarlığı tarafından platform oluşturuldu.

Platform adına açıklama yapan başkan yardımcısı Muhittin Göksoy, Hanönü ilçesinin yanı başından geçen Gökırmak Nehri üzerine yapılması düşünülen HES nedeniyle ilçenin merkez ve köylerinde tarım ve hayvancılık yapan vatandaşların büyük zarar göreceğini savundu.

Göksoy, Hanönü halkını bilgilendirmek ve uyarmak için platform oluşturduklarını, bu kapsamda halka broşür dağıttıklarını belirtti.

Göksoy, HES’e karşı 9 köy muhtarıyla bir araya gelerek platform oluşturduklarını ifade ederek, şöyle konuştu:”Platform olarak Gökırmak Nehri üzerine hidroelektrik santralı yerine Taşköprü Barajının kurulmasını istiyoruz. Çünkü hidroelektrik santralı projesi 10 bin dönüm birinci sınıf tarım arazisini yok edecektir. Hanönü Gökırmak Vadisi, en klimatik iklime sahiptir. Bu vadi iç Karadeniz’in en güzel endemik yapısına sahip alanıdır. Hanönü Gökırmak Vadisi iklim özelliği itibariyle birinci sınıf meyve ve sebze yetiştiriciliği alanıdır. Bu vadi, su ürünleri ve doğal yaşam açısından önemlidir. Gökırmak Vadisi’ne yapılacak hidroelektrik santrali Hanönü ilçesine vurulacak hançerdir. Hanönü Gökırmak Vadisi Muhtarlar Platformu, yasal yollardan mücadele ederek bu acı reçeteyi yırtacaktır.”

Platform, Hanönü Merkez Mahallesi Muhtarı Abdülselam Kızılca, Vakıfgeymene Mahallesi Muhtarı Hüseyin Yücel, Bağdere Köyü Muhtarı Hüseyin Tuncal, Gelinbükü Mahalle Muhtarı Mehmet Özcan, Halkabük Köyü Muhtarı Şükrü Ünal, Yenice Köyü Muhtarı Mustafa Ok, Sarıalan Köyü Muhtarı Ayhan Çatal, Çakırçay Köyü Muhtarı Fahrettin Derelioğlu ve Gökçeağaç Köyü Muhtarı Mustafa Demir’den oluşuyor.

(Yeşil Gazete)

Rize İkizdere’de doğa kazandı

Rize İdare Mahkemesi, Rize’nin İkizdere Vadisi’nde yapımı planlanan Selin-2 HES projesi için Çevre ve Orman Bakanlığınca verilen ”ÇED gerekli değildir” kararını iptal etti.

İkizdere ilçesinin Cimil Deresi üzerinde, Direnç Enerji firması tarafından yapımı planlanan 18,10 megavat gücündeki Selin-2 HES projesine, Çevre ve Orman Bakanlığınca ”ÇED gerekli değildir” kararı verilmiş bunun üzerine İkizdere Derneği, Dereköy Muhtarı Rahmi Ekşi ile bir grup köylü, Rize İdare Mahkemesi’ne, bu kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açmıştı. Mahkeme, dava sürecinde 3 Kasım 2009’da ”yürütmeyi durdurma”’ kararı vererek, vadide bilirkişi incelemesi yapılmasını kararlaştırmıştı.

Mahkeme, başvuruyla ilgili son kararında da Bakanlığın verdiği ”ÇED gerekli değildir” kararını iptal etti.

Bakanlıkça verilen ”ÇED gerekli değildir” kararının, HES projeleri ve eklentilerinin çevreye vereceği zararlar için koruma kullanma dengesi gözetilmeden, bilimsel ve teknik verilerden yoksun bir şekilde verildiği belirtilen mahkeme kararında, idarenin görev ve yetkileri kapsamında amacına uygun olmayan bir şekilde karar verdiği ifade edildi.

İkizdere Derneği Başkanı Musa Yılmaz, yaptığı yazılı açıklamada, karara sevindiklerini, ancak HES’lere karşı mücadelelerinden ödün vermeyeceklerini belirterek, şöyle devam etti:

”Artık HES firmaları ile arkalarındaki siyasi gücün bir şeyleri fark etme zamanı gelmiştir. HES’ler vadilerimize, doğal yaşam alanlarımıza ve turizme büyük darbeler vurmaktadır. Aynı zamanda, bitki örtümüzü geri dönüşümsüz şekilde olumsuz etkilemekte ve sucul yaşamı yok etmektedir. Biz firmalardan ve siyasilerden daha kararlıyız. Bu vadiler, bizlerin ve çocuklarımızın geleceğidir. Bu nedenle mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir.”

Derelerin Kardeşliği Platformu İkizdere Temsilcisi İsmet Ekşi de İkizdere Vadisi’nin geçen yılın ekim ayında, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından ”doğal sit alanı” ilan edildiğini, ancak kapsamı ve derecelerini içeren karar yazısının aradan geçen 9 aylık sürede henüz yayımlanmadığını vurguladı.

Sit kararının ardından, siyasilerin ortaya koyduğu tepkiler üzerine oluşan baskılar sonucu kararın bir türlü resmiyet kazanmadığını ileri süren Ekşi, ”Doğal sit alanının kapsamı ve derecelerini içeren karar yazısı gecikince Rize Çevre ve Orman Müdürlüğü ile İkizdere Derneği, kurula resmi yazı ile başvurarak, İkizdere Vadisi için alınmış doğal sit alanı kararı olup olmadığını ve kapsamını sordu. Kurul ise her iki başvuruya da ‘değerlendirme süreci devam ettiğinden istenilen bilgi ve belgeler verilememektedir’ cevabını verdi. Bu konunun da bir an önce açıklığa kavuşmasını istiyoruz” dedi.

Yeme bozukluğu gebeliği güçleştiriyor

Yapılan araştırmalar, yeme bozukluğu geçmişi olan kadınların gebe kalmasının güçleştiğini gösteriyor.

İngiltere’de 11 binden fazla kadının katıldığı araştırma sonucunda bu tür sorunlar yaşamış kadınların gebelik için diğer kadınlara kıyasla iki katı daha fazla tedaviye ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.

İştahsızlığa dayalı anoreksi ya da çok yiyip kusmakla sonuçlanan bulimia rahatsızlığından muzdarip kadınlarda altı aylık deneme süresinden sonra gebe kalma oranlarının diğer kadınlara kıyasla daha düşük olduğu belirlendi.

Bununla beraber bu oran, bir yılın sonunda genel nüfusla aynı düzeye ulaşıyor.

Araştırmacılar, anne olmak isteyen kadınların yeme bozukluğunun ilk aşamalarında yardım istemeleri gerektiğinin altını çiziyor.

Londra’daki King’s Koleji ile UCL’den uzmanların ortaklaşa araştırmasının sonuçları, Uluslararası Doğumbilim ve Jinekoloji Yayınları’nda yer aldı.

Araştırmada bulimia ya da anoreksi geçmişi olan kadınların yüzde 29,5’inin hamile kalmalarının altı aydan uzun sürdüğü belirlendi.

Bu oran genel nüfusa bakıldığında yüzde 25’i geçmiyor.

Hamilelik için ek tedaviye ihtiyaç duyan kadınların oranı genel nüfusa bakıldığında yüzde 2,7 iken, bulimia ve anoreksi yaşamış kadınlarda bu oran yüzde 6,2’ye çıkıyor.

Glasgowlu 29 yaşındaki Jane’e 8 yaşındayken anoreksi teşhisi konmuş, hiç adet görmemiş.

Şimdi sağlıklı kiloda olsa da Jane, son dört yıldır hamile kalmaya çalışıyor ve özel tedavi görüyor.

Doktor Abigail Easter, yeme bozukluğunun vücudun ihtiyacı olan besinleri alamamasıyla sonuçlanan ciddi bir hastalık olduğuna dikkat çekerken, bunun uzun vadede çok daha önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğine işaret ediyor. (BBC)

TSK’nın komutanları belirlendi

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve üç kuvvet komutanının emekliliğini istemesinin ardından yapılan kritik Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında alınan kararlar belli oldu.

Şura kararlarını imzalamak için Genelkurmay Karargahı’na gelen Erdoğan, kararları imzalamasının ardından 20 dakika kaldığı Karargahtan ayrıldı. Toplantıdan sonra kararlar Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylandı.

Alınan karara göre, emekliliğini isteyen Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in yerine Necdet Özel asaleten atandı. Jandarma Genel Komutanı olan Necdet Özel, Işık Koşaner’in ayrılması sonrasında önce Kara Kuvvetleri’ne ardından da Genelkurmay Başkanlığı’na vekaleten atanmıştı.

Kara ve Deniz Kuvvetleri’nde sürpriz yaşanmadı. Orgeneral Necdet Özel’in boşalttığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na 1’inci Ordu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu getirildi.

Donanma Komutanı Oramiral Emin Murat Bilgel de Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu.

Hava Kuvvetleri Komutanlığına Hava Lojistik Komutanı Korgeneral Mehmet Erten atandı. Gelecek yıl emekli olacak Erten 1 yıl süreyle bu görevi yapabilecek.

Jandarma Genel Komutanlığı’na Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Bekir Kalyoncu atandı. Bu görev için Servet Yörük’ün ismi öne çıkıyordu. Ancak Yörük’ün bir yıllık orgererallik tecrübesi olması nedeniyle Bekir Kalyoncu getirildi. Kalyoncu iki yıldır orgeneral.

Kalyoncu’nun Genelkurmay Başkanlığı yolu da açık bulunuyor. İki yıl sonra Kalyoncu en kıdemli orgeneral olacağı için Kara Kuvvetleri’ne oradan da Genelkurmay Başkanlığı’na atanabilecek.

Balyoz davasından yargılanan 14 tutuklu subayın görev süresi 1 yıl uzatıldı. (Ajanslar)

Dünya yörüngesinde 4,4 milyar yıl önce 2 ay vardı!

Yeni bir teoriye göre Dünya’nın yörüngesinde geçmişte muhtemelen 2 tane ay bulunuyordu ve küçük olanı 4,4 milyar yıl önce büyüğüne çarparak, bugünkü halini aldı.

Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Ay’ın Dünya’dan görünmeyen yüzünün neden daha tepelik olduğunu merak eden bilimciler, “iki Ay” olasılığına ulaştı.

Teoriye göre, Dünya’da henüz yaşamın ortaya çıkmasından çok önce, yörüngesinde iki ay vardı. Birbirinin ardı sıra dönen iki aydan küçüğü, 3 kat daha büyük ve 25 kat daha kütleli olan büyüğünün çekim etkisine girdiği anda çarparak bugünkü Ay’ın ortaya çıkmasına yol açtı. 600 mil enindeki küçük ay, büyüğüne, saatte 8.000 kilometre hızla çarptı. Bu çarpışma, her iki Ay’ın kayalarını eritecek bir ısı ortaya çıkaracak şiddette olmadı. Bilimciler, bundan daha hızlı bir çarpışma olsaydı, Ay’ın yüzeyinde dev bir krater oluşacağını, ancak daha yavaş bir çarpışma olduğu için krater olmadığı, geniş bir çevreye kaya saçıldığı, Ay’ın görünmeyen yüzündeki bu tepeleri oluşturduğu sonucuna vardı.

Nijeryalı köylüler, Shell’den milyonluk tazminat alabilir

Petrol şirketi Shell, Nijerya’nın Delta bölgesinde iki dev petrol sızıntısında sorumluluğu olduğunu kabul etti.

Ham petrolle kirlenen mangrov bataklıkları çevresinde yaşayan Bodo Halkı’nın avukatları, davanın Shell’e yüz milyonlarca dolara mal olabileceğini söyledi.

Shell, petrol sızıntısına sabotaj ya da petrol çalma girişimlerinin değil, ekipmanlardaki bir arızanın yol açtığını bildirdi.

Şirket, Nijerya yasalarına uygun şekilde tazminat ödeyeceğini söylüyor.

Bodo Halkı’nın avukatları ise bunun ülkede doğal kaynak çıkaran ve İngiltere merkezli diğer şirketler için de örnek teşkil edebileceğini, bu nedenle davaların İngiliz mahkemelerine de taşınabileceğini bildirdi.

Balıkçılıkla geçinen Bodo köylüleri, Shell’in İngiltere örgütlenmesi hakkında 2008 ve 2009 yıllarındaki iki ayrı sızıntının çevreye ve geçim kaynaklarına zarar verdiği gerekçesiyle dava açmıştı.

Bölgede 70 bin kişi balıkçılık ve çiftçilikten geçiniyor.

Sızıntılara ilişkin video kayıtları inceleyen uzmanlar, bunun Alaska’da 1989’daki Exxon Valdez felaketi kadar büyük olabileceği görüşünde.

Guardian gazetesinin haberine göre 45 milyon metreküp petrol tenha bir bölgedeki kıyı şeridini harap etmişti.

Habere göre Shell şimdiye dek 180 bin metreküpten az petrol döküldüğünü iddia ediyor.

Tazminatın miktarının henüz belirlenmediği ancak Shell’e bölgeyi temizlemenin ve geçim kaynağını kaybedenlere yapılacak ödemelerin maliyetinin 100 milyon doları aşabileceği belirtiliyor. (BBC, Yeşil Gazete)

Son Dakika: Galatasaray tesislerinde şike araması!

0

Şike soruşturması kapsamında Florya Tesisleri’nde ve Seyrantepe’deki yönetim katında arama yapılıyor. Yönetici Bülent Tulun’un evi de aranıyor.

Florya Metin Oktay Tesisleri’nde gerçekleşen tadilat çalışmaları nedeniyle belgelerin TT Arena’ya taşındığı ve aramaların oraya da kaydırılacağı bildirildi.

Polis üç noktada arama yapıyor.

Galatasaray’ın Florya’daki Metin Oktay Tesisleri’nde ve Seyrantepe’deki yönetim katında arama yapılıyor. Galatasaray’ın Sportif Koordinatörü Bülent Tulun’un evinde de arama var.

Galatasaray Kulübü’nden soruşturmaya ilişkin bir açıklama yapıldı.

Açıklamada şöyle denildi: “Yürütülen bir soruşturma kapsamında Sayın Bülent Tulun’un tanıklığına ihtiyaç duyulmuştur. Gerek Sayın Bülent Tulun, gerekse Galatasaray Spor Kulübü, Emniyet ve Savcılığa her türlü yardımı yapmaktadırlar.

Bu bağlamda Sayın Bülent Tulun, Florya tesislerinde emniyet mensuplarıyla biraraya gelmiştir.”