Ana Sayfa Blog Sayfa 5117

HES’te su iletim tünelleri patladı: Köy sular altında kaldı

0

Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Solaklı Vadisi’nin yan kollarından birinde yapım çalışmaları tamamlanarak deneme üretimine geçen Balkondu-1 HES Projesi’nin 3,5 kilometrelik su iletim tünelleri patladı.

Trabzon Çaykara Solaklı Vadisi’ne yapılan ve deneme üretimine geçen Balkondu–1 HES’in 3,5 kilometre uzunluğundaki su iletim tünelinde 6 Temmuz akşamı bir patlama yaşandı.

Patlama neticesinde Uzuntarla köyünden geçen ırmak taştı. Selin heyelana neden olduğu felaket neticesinde 4 ev kullanılamaz hale geldi, enerji nakil hatları ve bunlara bağlı trafolarda büyük zarar meydana geldi. Ekili tarla ve bahçelerdeki ürünler sel altında kalırken, köy yolu ulaşıma kapandı.

Bölgede inceleme yapan Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) bir basın bildirisi yayımladı. 8 Ağustos tarihli basın bildirisinde aynı vadi içerisinde 36 HES projesinin olduğu ifade edildi

Bildiride felaketi yaşayan köylülerin ifadelerine de yer verildi:

“Gündüzleri çocuklar ve kadınlar çoğunlukta köyümüzün içerisinde geçen ırmağın kenarında çalışıp serinliyor. Gündüz olmuş olsaydı çok can kaybı verirdik.

“Ancak, ekili tarla ve bahçelerimiz mahvoldu. Gece çok büyük bir gürültüyle uyandık. Aşağı mahalledeki 3-4 ev oturulamaz halde. Basınçlı su önüne ne bulduysa sürükledi ve mahallenin önünde büyük bir gölet oluşturdu. Yollarımız kapalı.

“Şimdiye kadar ne gelen oldu ne de giden. Bağımız bahçemiz sular altında kaldı, sele gitti. Şimdi çıkıp bize, ‘kusura bakmayın, bir yanlışlık oldu, bir hata oldu’ diyecekler.

“Artık burada hiçbir şey olmaz. Biz bu halde köyümüzde ne yapacağız. Buralarda artık hiçbir şey olmaz.”

Derelerin Kardeşliği Platformu Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet Gürkan ise bölgede çok ciddi bir felaket yaşanmasına ramak kaldığına dikkat çekerek, “Karadeniz’de HES patlaması yaşanıyordu! Ne yazık ki bu patlama gerçeğe döndü. Artık bir an önce, benzeri şekilde felaket ve katliamlar yaşanmadan, HES projeleri durdurulmalı, üretim lisansları ve su kullanım anlaşmaları iptal edilmelidir” dedi.

Daha önce de Artvin’de yapımı tamamlanan ve deneme aşamasına gelen Erenler HES projesinin su iletim kanallarında çökme meydana gelmiş ve bölgede geniş çaplı hasara neden olmuştu. Giresun’da ise yapım çalışması devam eden bir başka HES projesinde inşaat kalıpları çökmüş ve 5 kişi yaralanmıştı. (sendika.org)

Köylülerin karşı çıktığı HES kaçak çıktı

Muğla’nın Fethiye İlçesinde Kargı Çayı üzerine yapılması planlanan Hidroelektrik Santrali’ne karşı çıkan köylüler, eylemlerine bugün de Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü önünde devam etti.

Muğla’nın Fethiye İlçesinde Kargı Çayı üzerine yapılması planlanan Hidroelektrik Santrali’ne karşı çıkan köylüler, eylemlerine bugün de Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü önünde devam etti. HES inşaatının izinsiz olduğunu öğrenen köylüler, inşaatın durdurulmasını istedi.

Ellerindeki pankartlarla toplanan kalabalık, daha sonra Orman İşletme Müdürü Reşat Tunç ile görüştü. Şantiyenin durumu ve kesilen ağaçlarla ilgili bilgi alan köylüler, şantiyenin bulunduğu yerin izinsiz olduğunu, damgalanan 392 ağacın da kesileceği bilgisini aldı.

İşletme Müdürü Reşat Tunç’tan aldığı bilgileri eylemcilerle paylaşan Kargı Köyü Muhtarı Mithat Sarı, şunları söyledi: ‘Şantiyenin bulunduğu yerin izinsiz olduğunu öğrendik.

Orman İşletme Müdürlüğü duruma el koymuş ve savcılığa müracaat etmiş. Bu hafta sonuna kadar orman işletme şantiyenin bulunduğu alanı kaldıracak. Ağaç kesim işlemleri ise Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü tarafından yapılıyormuş. Mahkemeden ağaçlar için ‘kesim yapılamaz kararı’ getirmemiz halinde ağaç kesimi durdurulacak. ”

Kargı Çayı suyunun borulara girmesiyle birlikte sulama sularının kalmayacağını vurgulayan Sarı, derenin bu işlemden sonra tamamen kuruyacağını söyledi.

Bu mücadelenin daha özverili yürütülmesi gerektiğini savunan Sarı, “Yalnız bizim sahip çıkmamızla bu iş çözülmez. Halkın burada vereceği destek çok önemlidir. Suyun gerçek sahipleri sizlersiniz. Buradan üretilen enerji su durumundan kimseye katkı sağlamaz. Şimdi hukuk mahkemesine gideceğiz ve ağaç kesiminin durdurulması yönünde karar alacağız. Ağaçlarımıza ve suyumuza sahip çıkmazsak Fethiye ‘de ne turizm olur ne de başka bir şey diye konuştu. Eylemciler daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı. (Ajanslar)

Adnan Çobanoğlu: “Çiftçiler ortak bir duruş sergileyemezlerse gıda egemenliğini kaybedecekler” – Aytaç Tolga Timur

Üzüm Üreticileri Sendikası (Üzüm-Sen) genel başkanı Adnan Çobanoğlu’na, Ağustos ayında hasadı başlayacak yaş ve kuru üzümle ilgili bir söyleşi yaptık. Üzüm üreticilerinin kooperatifi Tariş’de 45 yaşın altında üye olmamasından, maden ocaklarının bağlara verdiği zararlara kadar pek çok soruna değinen Adnan Çobanoğlu, ayrıca şaraplık üzüm bağlarının neden söküldüğünü anlattı.

2000 yılında 255 bin ton olan kuru üzüm üretimi, 2010 yılında 315 bin tona çıktı. Ancak artan üretim, çiftçinin lehine değil hep aleyhine oluyor. Çiftçinin durumu her yıl biraz daha kötüleşiyor. Bu kısır döngüden çıkış yolu nedir ?

Çiftçinin durumunun her yıl biraz daha kötüleşmesinin nedeni uygulanan tarım politikalarıdır. AB ve ABD, Türkiye’nin çiftçi nüfusunun azaltılmasını ve şirket tarımcılığının geliştirilmesini istiyor. Hükümetler de bu tavsiyelere uyuyor. Hal böyle olunca çiftçinin durumunda iyileşme beklemek pek mümkün olmuyor. Çiftçiler örgütlenip buna karşı durabilirse ve tercihlerini idam fermanlarını imzalayan politikacılar ve hükümetlerden değil, küçük çiftçileri koruyacak politikalar üretenlerden yana kullanabilirlerse bu kısır döngüden çıkılabilir. Tabii tüketicilerin de sağlıkları açısından plastikleşmiş yiyecekleri marketlerden almak yerine, yerel çiftçilerin ürettip pazara sunduğu ürünleri tüketmeyi bilinçli bir tercih haline getirebilmeleri gerekiyor.

Sendikanız 2010’da kuru üzümün maliyetini 2,74 TL olarak açıkladı. 2011 için öngörünüz nedir?

Sendikamız her yıl hasat döneminden önce rekolte, maliyet ve olması gereken referans fiyatı hesaplayarak açıklama yapar. Bu açıklamalar Ağustos sonu ve Eylül başlarında olur. 2010 yılında açıklamamızı Ağustos sonunda yapmıştık. Bu yıl da böyle bir hesaplama yapacağız elbet, ancak bu açıklama için henüz erken, çünkü bazı masraf kalemlerinin fiyatı henüz belli değil.  Örneğin kurutma için gerekli olan potasa fiyatı, kesici, kelterci, bandırmacı ücretleri, yazın meydana gelebilecek hastalıklar ve bu hastalıklarda kullanılacak ilaçlar, mevsim dışı doğa olayları ve bunların yaratacağı zarar vb.  bütün bunların maliyetinin rekolteye bölümü üzerinden bir hesap çıkartıp referans fiyat açıklaması yapıyoruz. O nedenle maliyet ve referans fiyatımız için ay sonuna kadar beklemek gerekiyor.

Üzüm üreticileri kooperatifleşme yoluyla ürünlerine daha iyi fiyat alabilirler mi ?

Kooperatifleşme önemli ama yeterli değil. Öncelikle kooperatifçilik yasasının demokratikleşmesi ve kooperatiflerin şeffaflaşması gerekir. Bu da yetmez, kooperatiflerin mali gücünün ve depolama, işleme ünitelerinin olması gerekir, ayrıca girdi maliyetlerini düşürücü çalışmalara da ihtiyaç var. Bütün bunlar da ciddi bir örgütlülüğü gerektiriyor. Neo-liberal tarım politikaları uygulayan hükümetler ise çiftçilerin örgütlenmesine engeller çıkarıyor. Var olan örgütlülüklerini de budayıp küçültmeye çalışıyor.

Biliyorsunuz üzüm üreticilerinin TARİŞ adında çok ciddi bir tarım satış kooperatifi birliği var. Bu birlik yıllarca hükümetlerin atadığı genel müdürler tarafından yönetildi, sonra da küçültülmesi için yasalar çıkartıldı, ekonomik faaliyetleri kısıtlandı, kredi olanakları zorlaştırıldı vb. Tüzüğündeki antidemokratik maddeler  yüzünden yeni üye alımları  donduruldu. Şu anda TARİŞ’de 45 yaşın altında üye bulmak mümkün değil. Genç çiftçi olmayınca sorunlar karşısında üyelerin refleksleri de zayıflıyor.

Evde şarap yapımının yasaklanması, benzer biçimde evde beyaz peynir, kaşar, tarhana, salça yapan ve başta kadınlar olmak üzere eline üç beş kuruş geçen köylüyü zor durumda bıraktı. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyim?

Evde şarap yapımının yasaklanması yeni veya AKP ile ortaya çıkan bir olgu değil. 1930’lu yıllardan beri yasak var. TEKEL’i korumak için çıkartılmış bu yasa, o zamanlar üreticilerin kendi tüketimleri için satmamak şartıyla 500 litreye kadar şarap yapmaları serbestmiş. Bu gün bu miktar 350 litreye düşürülmüş durumda ve tabiî ki satmamak ve üzüm üreticisi olmak koşuluyla. Diğer saydığınız ürünlere gelince; dünyanın her yerinde uluslararası gıda tekelleri kendilerine rakip olarak bu tür geleneksel ev yapımı ürünleri görüyor. Çeşitli (hastalık, sağlığa zararlı olmak vb.) bahanelerle satışını yasaklattırıyor, ruhsat almayı zorunlu kılıyor. Küçük çapta üretim yapanların ruhsat alma koşullarını zorlaştırarak, ruhsat almak için harcama yapmalarını olanaksız hale getiriyorlar. Kısacası dünyadaki tüm çiftçiler  neoliberal tarım politikalarına ortak bir duruş sergileyemezlerse gıda egemenliğini kaybedecekler.

Özellikle Buzbağ şarabı ile meşhur Elazığ’da, muhafazakarların baskılarıyla pek çok bağın söküldüğüne dair haberler geliyor. Bu doğru mu ?

Bağların sökülmesi sadece muhafazakarların baskısıyla olmuyor. Trakya’da da birçok bağ söküldü. Şaraplık üzüm üretimi şarap tüketiminden daha fazla. Dolayısıyla üreticiler üzümlerini alacak şarap fabrikası bulamıyor. Fabrikalar da bu arz fazlasından yararlanıp fiyatlar üzerinde istedikleri gibi oynayabiliyorlar. Üretici para kazanmazsa ne yapacak? Yeni arayışlara girecek, şansını başka bir üründe denemeye çalışacak. Alternatif ürünler arayacak, ancak bu alternatif ürün arayışı sağlıklı bir tarım politikasının ve planlamasının olmadığı koşullarda gerçekleştiğinden hangi ürüne el atsa, ilk bir – iki yıl kar etse bile diğer yıllar  zarar ederek çıkıyor.

2010 yılında Rusya’ya yaş üzüm ihracatı patlama yaptı. 2011 için öngörünüz nedir ?

Bu konuda henüz bir şey diyemiyorum. İhracat yapılacak ülkeyle olan politik ilişkiler, ilaç kalıntısı, rekoltenin kalitesi, diğer üzüm üreticisi ülkelerdeki gelişmeler gibi birçok faktör belirleyici oluyor.

Benim ulaşabildiğim verilere göre Türkiye’de üretilen kuru üzümün %8,36’sını organik üzüm oluşturuyor. Özellikle sultani tabir edilen cinste üretilen bu kuru üzümün de neredeyse tamamı ihraç ediliyor. Daha fazla köylünün organik tarıma yönelmesi ve biraz daha fazla gelir elde etmesi için bir yol haritanız var mı ?

Sofralık üzüm üreticilerinin büyük bir kısmı da ürününü yaş satıyor. Üzümünü yaş satmak üreticiye kurutma zahmeti ve masrafından kurtardığı gibi daha çok para da kazandırıyor. Ancak mevcut ihracat bağlantılarında şirketler organik yaş üzüm bağlantısı pek yapmıyor. Bu nedenle organik üzüm üretenler mutlaka kurutarak satmak zorunda kalıyorlar. Çünkü daha karlı olan yaş satma konusunda alıcı bulamıyorlar. Sertifikasyon maliyetleri de binince birçok çiftçi açısından organik üzüm yetiştirmek daha az kazançlı hale geliyor. Kısacası teorik olarak doğru gibi görünen şey pratikte aynı şekilde işlemiyor. Bu nedenle de çiftçiler konvansiyonel tarımı tercih ediyorlar.

Maden ocaklarına yakın bağlardan çıkan üzümlerin satılmadığına dair haberler var. Maden ocakları gerçekten üzümlere zarar veriyor mu?

Evet. Maden ocakları kısaca iki şekilde üzüme zarar veriyor.

a- Maden ocaklarından çıkan tozlar bağların üzerine siniyor ve hem asmaların hastalanmasına neden oluyor, hem de üzümlerin kalitesini bozuyor.

b- Çıkartılan madenler eğer siyanürlü linç yöntemiyle ayrıştırılıyorsa siyanür havuzlarındaki zehirli gazlar ürünlerin üzerine asit yağmuru olarak dönüyor. Bu hem asmaların ve toprağın zarar görmesine neden oluyor hem de üzümleri daha asmadayken pazara sunulamayacak şekilde bozuyor. İnsan sağlığına etkileri ise meçhul(!). Devletin ilgili kuruluşlarının ve Bağcılık Araştırma Enstitüleri’nin bu konuda araştırma yapmasını defalarca talep ettik. Ama ne yazık ki bu konuda harekete geçiremedik.

Yeşil Gazete’nin sorularını cevapladığınız için çok teşekkür ederim.

Röportaj: Aytaç Timur (Yeşil Gazete)

İMKB çöktü: Düşüş %7’yi aştı

ABD’nin notunun ilk kez kırılması sonrasında piyasalarda olumsuz hava hakim. Asya borsalarındaki düşüş sonrası İMKB’de yüzde 7’nin üzerinde kayıp var. Euro rekor kırdı, dolar 1,76’ya yaklaştı; altın zirveyi yeniledi.

 

Bilgi Üniversitesi 27 akedemisyenin işine son verdi

İstanbul Bilgi Üniversitesi, 27 akademisyenin işine son verdi. Konu hakkında açıklama yapan Sendikalı Bilgi Üniversitesi Çalışanları, bu olayın akademik özgürlüklere ve akademik onura vurulmıuş ağır bir darbe olduğunu ifade etti. Açıklamanın tamamı şu şekilde:

Temmuz ayı içinde, okulumuza  hakim olan ve etkisini her geçen gün daha fazla hissettiğimiz kâr amaçlı eğitim zihniyeti, bunca yıldır özenle muhafaza etmeye çalıştığımız eğitim kalitemize, akademik özgürlüklerimize ve akademik onurumuza iki ağır darbe daha vurdu:

1) İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin “iyi” bir üniversite olmasına uzun yıllar boyunca çok önemli katkılar yapmış, isimleri aşağıda yazılı 27 meslektaşımız işten çıkartıldı:

1 Bahar Şahin Araş. Gör. FEF 6+1
2 Beril Sönmez Araş. Gör. FEF 6+1
3 Fırat Kaya Araş. Gör. FEF 6+1
4 Gökçe Öcal Araş. Gör. FEF 6+1
5 Evin Aslan Araş. Gör. FEF 6+1
6 Aslı Odman Araş. Gör. FEF 6+1
7 Oya Cesur Demir Araş. Gör. FEF 6+1
8 Ömer Albayrak Araş. Gör. FEF 6+1
9 Reyda Ergün Araş. Gör. HUKUK 6+1
10 Göktürk Uyan Araş. Gör. HUKUK 6+1
11 Erdem Akyazılı Araş. Gör. HUKUK 6+1
12 Alişan Çapan Araş. Gör. HUKUK 6+1
13 Hale Akay Araş. Gör. İİBF 6+1
14 Fatma Pınar Arslan Araş. Gör. MYO Öğrenci sayısının az olması sebebiyle Program’ın kapatılması
15 Hande Şahinkaya Araş. Gör. MYO Öğrenci sayısının az olması sebebiyle Program’ın kapatılması
16 Melda Keçeci Araş. Gör. MYO Öğrenci sayısının az olması sebebiyle Program’ın kapatılması
17 Akın Tek Okutman FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
18 Aslı Güneş Okutman FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
19 Öznur Şahin Okutman FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
20 Sibel Ercan Okutman FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
21 Yalçın Armağan Okutman FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
22 Selma Altıntaş Bursalıoğlu Okutman-saat ücretli FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
23 Ali Serdar Okutman-saat ücretli FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
24 Nesrin Şentürk Okutman-saat ücretli FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
25 Sinem Çelebioğlu Okutman-saat ücretli FEF-TK Türkçe derslerinin azaltılması ve fakat bu neden/nedenlerle sınırlı olmaksızın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca
26 Semra Somersan Öğr. Üyesi FEF
27 Erol Katırcıoğlu Öğr. Üyesi İİBF

 

Bu kıyımın “tanıtım” döneminde yapılmış olması, Bilgi Üniversitesine hakim olan zihniyetin artık, alenen,  “öğrenci” değil, “müşteri” çekmeye çalıştığını, bunun için de eğitim kadrosunun akademik kalitesine değil, pop kültür ürünü içeriksiz pazarlama stratejilerine ve reklam kampanyalarına güvendiğini  tüm çıplaklığı ile ortaya koydu.

İşten çıkartılan meslekdaşlarımız, reklam olsun diye değil, “gerçekten Bilgiliydiler”. İsimleri, Bilgi’nin kayıp hanesine yazılacak. Onlara bu kıyımı reva gören kar amaçlı eğitim zihniyetinin, Bilgi Üniversitesi’nin bugüne kadar lekesiz kalmış akademik itibarına, akademik onuruna verdiği büyük zararı, ulusal ve uluslarası her türlü platformda, bu zihniyeti benimsemeyen, bu zihniyetin neden olduğu haksızlıklara sessiz kalmayan “gerçek Bilgileler de” olduğunu anlatarak telafi edeceğiz. Hukuki ve diğer meşru girişimlerle kıyıma uğrayan arkadaşlarımızla her zaman dayanışma içinde olacağız.

2) Okulumuzun “iyi” bir üniversiteyi “iyi” bir üniversite yapan değerlerden hızla uzaklaştığını vurgulayan, bu değerleri benimseyen herkeste hicap uyandıran bir tanıtım zihniyetini eleştiren ve onlarca değerli Akademisyenin işten çıkartılmak üzere olduğunu açıklayan Chris Stephenson hakkında, bu gerçekleri dile getirdiği için açılan disiplin soruşturması başladı.

Kafkaesk bir anlamsızlık sisi içinde 8 saat süren trajikomik soruşturmanın, Chris’in ifadesinin alındığı ve şahitlerin dinlendiği, kapalı kapılar ardında yapılan ilk oturumu, Bilgi Üniversitesinin  son yıllarda yaşadağı yüz kızartıcı “ilkler” dizisinin en sonuncusu idi. Anlaşılan o ki Bilgi Üniversitesine hakim olan zihniyet, Chris’in mesajında önerdiği “dünyada bir günde en çok akademisyeni işten çıkartan üniversite” rekorunun yanısıra, “dünyanın en anlamsız ve en uzun süreli disiplin soruşturmasını yürüten üniversitesi” ve “en hızlı itibar kaybeden üniversite yönetimi” dallarında da rekor kırmak azminde… Zira soruşturma 8 saatle bitmedi! Chris’in soruşturmasının ikinci oturumu 1 Ağustos Pazartesi günü saat 14:00’de Dolapdere Kampüsünde yapıldı.  Chris’in şahsında Bilgi Üniversitesi’ni Bilgi Üniversitesi yapan akademik değerlere, en başta da Akademik ifade özgürlüğüne destek vermek isteyen herkesi gelişmeleri takip etmeye çağırıyoruz.

SENDİKALI BİLGİ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞANLARI

Batı Trakya’da bir kez daha “Altına Hayır” kararı çıktı

Doğu Makedonya – Trakya Bölge Meclisi’nden, Batı Trakya’da siyanürle altın çıkarılması konusunda bir kez daha “Hayır” kararı çıktı.

Genel Sekreter Aris Yannakidis meclis toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “Altına karşı Rodop – Evros İllerarası Komisyonu’nun öncülüğünde Bölge Genel Sekreterliği meclisine getirilen konuya yaklaşımın, sadece siyasî olduğu kanaatindeyim.” dedi.

“Olaya bilimsel açıdan yaklaşıldığında, bu konuya 15 yıldan beri oy ve görüş birliğiyle ALTINA HAYIR deniliyor. Bölgemize değer katan etkenlerden bir tanesi de, Yunanistan ve Avrupa çapında tanınan sahip olduğu harika ekosistemidir.” diyen Yannakidis, “Yaptığımız meclis toplantısı sonrasında, bizim bölgemizin bir kez daha bahse konu yatırıma hayır dediğini tüm siyasi camiaya anlatacak bir komisyon oluşturulmasına karar verdik” ifadelerine yer verdi.

Bölge Genel Sekreter Yardımcısı İrfan Uzun da konuyla ilgili Azınlıkça’ya yaptığı açıklamada, bölge meclisinde görüş birliğiyle altına hayır kararı aldıklarını söyledi. Siyanürle altın çıkarılmasının Batı Trakya’nın ekolojik dengesini bozacağını düşündüklerini vurgulayan İrfan Uzun bu konuda topluma ve siyasetçilere neden altına hayır denmesi gerektiğini anlatacak özel bir komisyon oluşturulması kararı aldıklarını” belirtti. (Azınlıkça)

Simon Bolivar Orkestrası ve Sulukuleli çocuklar beraber sahne aldı!

Venezuella Simon Bolivar Senfoni Orkestrasının müzisyenleri yarın ve 9 Ağustos’ta verecekleri konserler öncesinde Sulukuleli çocuklarla sahne aldı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ev sahipliğinde düzenlenecek konserlerin Galata Meydanı’nda gerçekleştirilen yan etkinliğinde, ilk olarak ”Barış İçin Müzik” topluluğu bir konser verdi.

Mimar Mehmet Selim Baki tarafından Edirnekapı’da yaşayan çocuklarla 2005 yılında kurulan topluluk, ”Barışın zorunluluğu ve müziğe olan inanç” başlığı altında enstrümantal ezgileri dinleyicilerle buluşturdu. Daha sonra sahne alan Venezuella Simon Bolivar Orkestrası’nın alt gruplarından Caracas Brass Ensemble, nefesli çalgılarla klasik müzik performansı sergiledi.

Etkinliğin ikinci bölümünde ise Sulukule Kentsel Yıkım ve Yenileme Bölgesi’ndeki çocukları, içinde bulundukları zorluklara rağmen yetenek ve potansiyelleri değerlendirilerek yaşama kazandırmayı amaçlayan Sulukule Çocuk Sanat Atölyesi ile orkestranın perküsyon ekibi Atalaya Percussion Ensemble İstanbullu müzikseverlerin karşısına çıktı.

Etkinliğe, Venezüella Simon Bolivar Senfoni Orkestrası’nın bağlı olduğu ”El Sistema” isimli oluşumun kurucusu Jose Antonio Abreu, orkestranın şefi Gustavo Dudamel, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve gazeteci ve yazar Doğan Hızlan da katıldı.

(Ajanslar)

Londra’da ayaklanma: 8 polis yaralı

İngiltere’nin başkenti Londra’nın kuzeyinde bir gencin silahlı polislerce öldürülmesini protesto ederek polise saldıran göstericiler 8 polisi yaraladı.

Polis yetkilileri, Kuzey Londra bölgesinde bulunan, Londra’nın en yoksul semtlerinden Tottenham’da yaklaşık 300 kişinin semtteki polis karakolunun önünde gösteri düzenlediğini bildirdi. Kendilerine engel olmak isteyen toplum polislerine şişeler ve ellerine geçirdikleri diğer nesneleri fırlatan göstericilerin polise ait iki araç ile bir otobüsü ateşe verdiğini, dükkanları yağmaladığını ve camlarını kırdığını belirten polis yetkilileri, yaralanan polislerden birinin hastaneye kaldırıldığını kaydetti.Londra’nın en çok turist çeken bölgeleri arasında olan Orta Londra bölgesinden sadece birkaç kilometre ötede bulunmasına karşın çocukların neredeyse yarısının fakirlik sınırının altında yaşadığı Tottenham’da daha önce de benzeri olaylar yaşanmıştı. Tottenham’da 1985’te bir kadının polisin evine operasyon düzenlediği sırada kalp krizi geçirerek ölmesinin ardından başlayan gösterilerde bir polis bıçaklanarak öldürülmüş, 60 polis yaralanmıştı. Çok çeşitli etnik gruplardan kişilerin yaşadığı Tottenham, Londra’daki en büyük zenci nüfusu barındıran semt olarak biliniyor.

(Cumhuriyet)

Belediyeye ‘minder’li protesto

İstanbul Beyoğlu’nda ‘operasyonzede’ bazı mekanlar, müşterilerini kaldırımlara koydukları minderlerde, serdikleri gazete kağıtlarının üzerinde ağırlıyor.

İstanbul’un eğlence merkezi Beyoğlu’nda, mekanların sokaklara koyduğu masaların belediye ve polisin ortak operasyonuyla kaldırılmasının ardından bazı işletmeler buldukları yeni bir formülle müşterilerini ağırlamaya başladı.

Ünlü isimlerin ve oyuncuların uğrak yeri Cihangir’de önceki akşam mekanların önünde yasaklanan masa ve sandalye olmamasına rağmen birçok müşteri ya ayakta durarak ya da kaldırımlarda oturarak  servis aldı.

Birçok mekanın önündeki kaldırımlar minderlere  ya da serilen gazete kağıdına oturup sohbet eden müşterilerle doluydu.

Müşteriler böylece hem ‘kaldırıma masa yasağı’nı deldi hem de operasyonu protesto etti.

Altın Koza için yarışacak filmler

18. Altın Koza Film Festivali’nde jüri önüne çıkacak filmler belli oldu. 14 film arasında Ali Özgentürk, Özcan Alper, Onur Ünlü gibi yönetmenlerin yeni filmleri yer alıyor.

Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zihni Aldırmaz, bu yıl 17 – 25 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek Adana Büyükşehir Belediyesi 18. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında yer alan ‘Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’na katılacak filmlerin belli olduğunu söyledi.

Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zihni Aldırmaz, konuyla ilgili yaptığı açıklamada; “Son yıllarda yaptığı atılımlar ve sinemamıza verdiği destekle ülkemizin önemli kültür – sanat faaliyetlerinden biri olarak kabul edilen ve Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nin bu yılki ‘Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’na, sinemamız yine büyük bir ilgi gösterdi. Tüm sinema emekçilerine ilgilerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Şimdi söz, jürinin. Yarışmamıza başvuru yapan filmlerden 14’ü, yönetmen Derviş Zaim başkanlığındaki jüri üyelerimiz tarafından değerlendirilecek. Sonucun ne olduğunu, 24 Eylül 2011 Cumartesi akşamı yapacağımız, ‘Büyük Ödül Töreni’nde göreceğiz. Hepimiz heyecanla bekliyoruz” şeklinde konuştu.

İŞTE ALTIN KOZA İÇİN YARIŞACAK FİLMLER:
• Aşk ve Devrim – Yön: F. Serkan Acar
• Beni Sev – Yön: Ali Özgentürk
• Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi – Yön: Onur Ünlü
• Eylül – Yön: Cemil Ağacıkoğlı
• Gelecek Uzun Sürer – Yön: Özcan Alper
• Kadife / Büyük Ana – Yön: Erdoğan Kar
• Kaybedenler Kulübü – Yön: Tolga Örnek
• Mar – Yön: Caner Erzincan
• Memleket Meselesi – Yön: İsa Yıldız, Murat Onbul
• Saklı Hayatlar – Yön: A. Haluk Ünal
• Simurg – Yön: Ruhi Karadağ
• Türk Pasaportu – Yön: Burak Cem Arlıel
• Vücut – Yön: Mustafa Nuri
• Yurt – Yön: Muzaffer Özdemir