Ana Sayfa Blog Sayfa 5113

Komedi gibi bir siber saldırı tatbikatı!

TÜBİTAK, siber saldırılarla mücadele için tatbikat düzenledi. Savunma Sanayi Müsteşarlığı da ‘Gönüllüyüz. Bize saldırın’ dedi. Ancak tatbikat sonunda müsteşarlığın sistemleri çökünce TÜBİTAK’tan şu çözüm geldi: ‘Tam güvenlik için bilgisayarların fişini çekin’

Takvim Gazetesi’nin haberine göre Teknoloji ilerledikçe savaşlar internet dünyasına girdi. Hal böyle olunca sanal alemdeki güç dengeleri de önemliydi. İşte Milli Güvenlik Siyaset Belgesi‘ne de yeni tehdit algısı olarak giren siber saldırıyla mücadele kapsamında TÜBİTAK ( Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) yeni bir çalışma başlattı. Bu kapsamda kamu kurumlarını bilgisayar korsanlarından korumak için tatbikat yapıldı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı da gönüllü olarak bu tatbikata katıldı ve “Bize saldırın” dedi. Gönüllü talep üzerine TÜBİTAK, müsteşarlığın bilgi işlem sistemine girerek sanal saldırı düzenledi. Tatbikat sonunda Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın birçok sistemine girilebildiği tespit edildi.

Bunun üzerine Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın bazı bilgi yönetim sistemleri daha korunaklı hale getirildi. Müsteşarlığın “Yüzde yüz güvenliği nasıl sağlayacağız” sorusuna ise TÜBİTAK uzmanlarının verdiği yanıt şu oldu: “Fişi çekeceksiniz” Bu arada Türkiye’deki önemli kamu ve kuruluşların bilgisayar sistemlerini TÜBİTAK koruyor. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık gibi pek çok devlet kurumunun internete bağlı bilgisayarlarını ve internet sayfalarını ise TÜBİTAK’ın Bilgisayar Olaylarına Müdahale Ekibi (BOME) koruma çemberine alıyor. Ekipte, her biri kendi alanında uzman 5’i tam zamanlı 40 kişi çalışıyor.

Öte yandan siber tehditle savaşmak için 20 kurumun ortak hazırladığı “Ulusal Sanal Ortam Güvenlik Politikası” hayata geçirilecek. TUBİTAK Başkanlığı’nda; Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Başbakanlık gibi kurumların katılımıyla geliştirilecek strateji, yerli hackerlerin yanı sıra Stuxnet gibi küresel ölçekli siber tehditten korunmayı öngörecek. Çalışmanın ilk hedefi, yasal mevzuatın hayata geçirilmesi olacak.

Türkiye, siber saldırılarla mücadele etmek için çok özel bir ekip kurdu. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde “Siber Tim” kuruldu. 40 kişilik Siber Tim personeli, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden mezun olan bilgisayar ve yazılım mühendislerinin arasından seçildi. Ayrıca bu gruptan 8 özel kişi seçildi. Siber Tim, dünyadaki en etkili 5 siber saldırıyı da masaya yatırdı. (Takvim)

İngiliz araştırmacılar:’Antioksidan destekleyiciler almayın’

İngiliz uzmanlar, antioksidan ilaçların destekleyici alınması durumunda zararlı olabileceğine dikkat çekiyorlar.

Destekleyici ilaçlar almanın insan sağlığına zararlı olabileceğine dikkat çekildi. İngiliz uzmanlar, antioksidan ilaçların destekleyici alınması durumunda zararlı olabileceğine dikkat çekerek, bunun yerine sigarayı bırakmayı, kızartılmış yiyecek tüketimini azaltmayı ve düzenli egzersiz yapmayı öneriyor.

The Guardian gazetesi, yeteri kadar meyve ve sebze tüketiminin kalp hastalıkları ve bazı kanser türleri oranını düşürdüğünü belirttiler. Uzmanlar destekleyici olarak kullanılacak antioksidan ilaçların zararlı olabileceğine dikkat çekti.

Haberde dünyanın önde gelen bağımsız sağlık araştırma şirketlerinden biri olan İngiltere merkezli The Cochrane Collaboration’ın destekleyici ilaçların yararından daha çok zararının olabileceğine işaret ettiği belirtiliyor.

Gazete, destekleyici ilaçlar almak yerine sigarayı bırakmayı, kızartılmış yiyecek tüketimini azaltmayı ve düzenli egzersiz yapmayı tavsiye ederek, ‘Bu ilaçlar için para ödemek yerine, paranızı bol sebze ve meyve içeren sağlıklı beslenmeye harcayın’ ifadelerine yer veriyor. (Ajanslar)

Seyfe Gölü ölümün eşiğinde

0

Kırşehir Kültür-Sanat-Çevre Tanıtma ve Koruma Derneği (KIR-ÇED) Başkanı Mustafa Bağ, ‘Seyfe Gölü ölümün eşiğine geldi’ dedi.

Bağ, yaptığı yazılı açıklamada, son günlerde yapılan yanlış ve eksik açıklamaların Seyfe Gölü’ne en büyük zararı verdiğine dikkat çekerek, hatalı göl yönetimi, su kullanımı ve küresel ısınmanın etkileriyle, bugün Seyfe Gölü’nün 4/3’lük bir kesiminin kuruduğunu kaydetti.

Seyfe Gölü ile ilgili gerçekler konusunda halkın doğru bilgilendirilmediğini, gölü tanımayanların herşey yolundaymış gibi göstermelerinin, göle ve doğaya büyük zarar verdiğini ifade eden Bağ, ‘Seyfe Gölü’ne yönelik yapılan yanlış ve eksik açıklamalar, Seyfe Gölü’ne en büyük zararı vermekte. Hatalı göl yönetimi ve su kullanımı ile küresel ısınmanın etkileriyle bugün gölün 4/3’lük bir kesimi kurumuş durumda. Gölü besleyen Horla kaynağı tamamen, Seyfe ve Malya kaynağı kısmen, Yazıkınık bataklıkları da tamamen kurudu’dedi.

Seyfe Köyü ve Malya kaynağından, yerleşim alanlarına bağlı olarak evsel ve hayvansal atıkların yanı sıra, göl çevresinde bulunan ekili alanlarda kullanılan tarım ilaçlarının oluşturduğu karma zirai atıkların da yüzey sularıyla göle taşındığını bildiren Bağ, şöyle devam etti:

‘Göle ulaşan sularda ağır toksin maddeler olduğunu, bunun yanı sıra demir, cıva gibi ağır metallerin gölü kirletmede etkin olduğu gerçeğini kimse saklamamalıdır. Kirliliğe bağlı olarak göl, özelliğini giderek yitirmekte. Seyfe Gölü’nün kurumasına etken olan en büyük tehdit unsurunun, DSİ tarafından taşkınları önleme bahanesiyle açılan kanallar ve kuyular olduğu gerçeğinin yanı sıra, bu yıl oluşan aşırı kirlenme ve göle doğrudan bırakılan atıklar, göl tabanında ve yaban popülâsyonunda birçok olumsuzluğa yol açmaktadır.’

Bağ, kirliliğin göl tabanında, yer yer 30 santimetreye varan bataklık alanlar ve kist (balçık) oluşturduğunu da belirterek, ‘Gözüken o ki, kirlilik yayılma oranı ile göl tabanını yüzde 60 civarında kaplamış durumdadır. Tehlike çanları çalıyor. Kirliliğin oluşturmuş olduğu kist üzerinde tutunan bir sarmaşık tipi (kamçılı) alglar, göl içinde hızla yayılmaktadır. Alglar, göl kuşlarının beslenme zincirini yok ederken, ayaklarına dolaşan ağ yapısıyla da kuşların boğularak ölümüne neden olmaktadır’ dedi. (Ajanslar)

Türkiye 3 – Estonya 0

2012 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Eylül ayının ilk haftası içinde peşpeşe Kazakistan ve Avusturya ile karşı karşıya gelecek milli futbol takımı bu maçlar öncesindeki son hazırlık maçında Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadın’da karşılaştığı Estonya’yı ilk yarıda bulduğu gollerle 3 – 0 mağlup etti. 3 golün de bireysel çabalar sonucu gelmesi, Estonya’nın özellikle 2. golü yiyene kadarki dönemde rahatlıkla defans arkasına sarkıp kaleci ile karşı karşıya birkaç pozisyon bulması önemli iki sınav öncesinde kafalarda soru işaretleri bıraktı.

Gecenin bir diğer dikkate değer gelişmesi ise milli takım kaptanı Emre Belözoğlunun maç boyunca topu her ayağına aldığında ıslıklanması oldu. Emre ilk golden önce penaltı noktasına ilerlerken dahi protestaların son bulmaması dikkatlerden kaçmazken, Emre attığı golden sonra formasındaki ay yıldızlı armayı öperek kendini protesto edenlere kendince yanıt vermiş oldu.

Almanya 18 yıllık hasretine son verdi

Gecenin diğer maçlarında alınan sonuçlar ise şöyle.

Stutgart’da Brezilya ile karşılaşan Almanya, en son 18 yıl önce mağlup etmeyi başardığı rakibini maçın sonlarında bulduğu gol ile 3 – 2 yenmesini bildi.

Bari’de kozlarını paylaşan İtalya ve İspanya müsabakasında ise gülen 2 – 1’lik galibiyetle İtalya oldu. Mağlubiyetin yanısıra Fernando Torres ve Gerald Pique’nin sakatlanması İspanya’nın canını sıkan diğer etmenlerdi.

Wembley stadında oynanması planlanan İngiltere – Hollanda maçı ise son günlerde İngiltere’nin pek çok şehrine yayılan halk ayaklanması nedeni ile iptal edilmişti.

Avrupa Futbol Şampiyonası 2012’de Polonya ve Ukrayna ortaklığında gerçekleştirilecek.

 

 

 

Somalili çocukların yiyeceğini kimler çalıyor? – Nihal Kemaloğlu

Küresel ekonomik sistem, 5 yıldır kapitalizmin artık ‘kendisi’ olan krizini, piyasaların yere çakılışıyla şaşkınlık içinde seyrediyor.

Serbest piyasa metafiziğinin çöktüğüne inanmayanlar hala umutlu temennilerini iletseler de küreselleşme, kendi yarattığı Frankestein mali kriz tarafından can çekiştiriliyor.

Ama asıl önemlisi devletlerin dünya kaynakları üzerindeki rekabetlerinin acımasızlaşmasıyla karşımıza çıkan uygarlık krizi görüntülerini kaçırmamak.

Afrikalı açlıktan ölen Somalili çocuk fotoğraflarını görünce ‘küreselleşmenin’ ne olduğuna dair zihin egzersizi yapmak gerekiyor.

Her gün kaç çocuk öldüğü istatistiklerine, Batılı insani yardım görevlilerinin açıklamalarının eşlik ettiği bu fotoğraflarla ‘küresel merhamet’ gıdıklansa bile, bu çocuklardan çalınanların Batı’nın lüks restoranlarında servis edildiğinden bahis edilmeyecektir.

Somali, hem Afrika boynuzundaki jeo-politik önemi hem de ABD’li petrol şirketlerinin petrol arama hakkına sahip topraklarıyla, 20 yıllık iç savaşlı kaotik geçmişiyle, küresel güçlerin satranç tahtası bir ülke.

Ve kapitalist krizin öbür adı ‘uygarlık krizinde’ aç çocuklar ülkesi Somali’nin Batı’yı nasıl doyurduğu saklanıyor.

Somali kıyılarının açıklarında Avrupa ülkelerinin başta Fransa, İspanya, İngiltere, Norveç ve Rus balıkçı gemileri, yıllardır yasadışı yöntemlerle Somalilerin tüm deniz ürünlerini yağmalayarak çalıyorlar…

400 milyon dolarlık kaçak deniz ürünü Avrupa mutfaklarında tüketilirken Somalili 12 milyon kişi, Batılı ellerin çıkardığı iç savaşın ve açlığın pençesinde kıvranıyor.

Ton balık, karides ve ıstakoz gibi deniz zenginlikleri hızla azalan Somali’nin gıdasını çalıp, iç savaşın taraflarına silah satıp, Somali’yi El-Kaide üssü diye tanıtarak, ülkeyi ikiye bölme planlarıyla iş bitmiyor.

Batı sanayiinin nükleer atıkları, kimyasal zehirleri, kurşun, kadmiyum ve cıvalı çöpleri, hastane atıkları da 20 yıldır Somali kıyılarına dökülüyor.

Radyoaktifli, uranyumlu, yarılanma ömrü 20 bin yıl olan atıkları büyük varillerle denize boşaltıyorlar çünkü kendi ülkelerinde 1000 dolar olan kirletme maliyetini ödemek istemiyorlar.

Somalili çocukları nasıl doyuracağız diye yardım çağrısı yapan uluslararası kuruluşlar, ‘kaynaklarını’ tüketip toprak ve kıyılarını çöplüğe çevirdikleri, küresel silah tacirlerinin cirit attığı Somali’nin kimleri doyurduğunu söyleyemez!

Afrika’nın ikinci sömürge dönemi
Tarihinde ikinci sömürgeleşme dönemini yaşayan Afrika’nın topraklarının, zengin ülkeler ve piyasa yatırımcıları tarafından satın alınarak ‘özelleştirildiği’ ve ‘küresel’ tekellerin elinde toplandığından da konu açılmayacaktır.

Fakir Afrika ülkelerinin 22 milyon hektar toprağı zengin ülkelerin gıdası için satılmış durumda.

Mesela Kenya’da tarım üreticilerinin kendi gıdalarını yetiştirme haklarının yani topraklarının elinden alınıp Avrupa’ya ‘çiçek yetiştirmeleri’, bizzat IMF ve Dünya Bankası talimatıdır.

Biyoyakıt üretimi için topraklarında tarım üretimi yaptırılan 11 milyon açın yaşadığı Etiyopya, bu topraklarda kendi yiyeceğini yetiştiremiyor!

Çünkü beslenmek için kendi tarım üretiminiz, serbest piyasanın pazar ilişkilerine dahil olmadan ‘karlılığını’ tarım ve gıda tröstleri almadan hiç kimsenin tüketemeyeceği ürünler oldu…

Gıdada üretimden tüketime tüm süreçlerin ele geçirildiği dünyamızda, gıda egemenliği sayısı 6-7 olan küresel şirkete ait.

Ayrıca emtia piyasasındaki spekülasyonların ‘parasal hacmiyle’ kaç milyon kişi doyacağını birileri lütfen hesaplasın!

Nihal Kemaloğlu – Akşam

Son Dakika: “Şike soruşturması haftaya sonuçlanacak”

0

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar yaptığı açıklamada “Şike soruşturması hakkındaki kararı önümüzdeki hafta alacağız” dedi.

Aydınlar ayrıca bu sezonun 6+2 yabancıyla oynanacağını, fakat takımların sınırsız yabancıyla sözleşme imzalayabileceğini de açıkladı.

 

 

Küresel ısınma ve kuraklık, petrol zengini Teksas’ı da vurdu

ABD’nin Teksas eyaleti tarihinin en büyük kuraklıklarından birini yaşıyor.

700 bin kilometre kare yüzölçümü ve 25 milyon nüfusuyla ABD’nin en büyük eyaletlerinden biri olan Teksas’ta kuraklık felaket boyutunu aldı. Eyaleti oluşturan 254 idari bölgenin (county) tamamında afet alarmı verildi.

Teksas Eyaleti Enerji, Su ve Sosyal Hizmetler bölümü, Teksas ve Aşağı Colorado havzasında Ekim 2010-Temmuz 2011 arasındaki 10 aylık dönemdeki kuraklığın, ölçümlerin yapıldığı 1895’den bu yana yaşanan en ağır kuraklık olduğunu açıkladı.

Teksas’da içme suyu olarak arıtılmış kanalizasyon suyunun kullanılmaya başladığı haberleri gelirken, yaşanan felaketle ilgili bazı veriler şöyle:

– Eyaletin %99,93’ü kuraklıkla, %73,49’u ağır kuraklıkla karşı karşıya.

– Teksas eyaletindeki nehirlerin büyük çoğunluğu şu anda akmıyor. Hatta Orta Teksas’da, Colorado nehri üzerindeki yedi baraj gölünden oluşan ve 1,7 milyon nüfuslu Austin kentinin de içme suyunu sağlayan Highland Lakes’i besleyen akarsuların debisi geçen yıl aynı dönemdekinin %1’ine düşmüş durumda.

– Teksas’da Temmuz ayı sıcaklık ortalaması 30,7 derece, Austin bölgesinde 38 derece ve üzerindeki gün sayısı 40’ı geçti.

– Teksas’ın 4 Ağustos günü ayı yağış ortalaması tarihsel kayıtlarda 40,7 cm iken, bu yıl 16,6 cm oldu.

– Kuruyan göllerden birinin, alglerle kaplanması nedeniyle kıpkırmızı hale geldiği bildiriliyor.

– Dev sığır çiftlikleriyle meşhur Teksas’da çiftçiler sığır sürülerinin susuzluktan kırıldığını, sürüleri tekrar toparlamak için on yıllar gerektiğini söylüyorlar.

Petrol ve kömür zengini Teksas

Öte yandan kuraklıkla boğuşan Teksas, ABD’nin en yüksek karbon emisyonuna neden olan eyaleti. Petrol kuyuları ve kömürlü termik santrallarla dolu Teksas’ın yıllık karbon emnisyonu 680 milyon ton civarında. Eğer Teksas bağımsız bir devlet olsaydı, bu düzeyle dünyanın yedinci büyük karbon kirleticisi olacaktı.

Teksas aynı zamanda yıllarca iklim değişikliğini inkar ederek küresel ısınmayı durdurmak için alınması gereken bütün önlemlere karşı mücadele eden eski ABD başkanı George W. Bush’un memleketi olarak biliniyor.

Treehugger, The Atlantic ve Time’dan derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

KCK Davası başka kente taşınabilir

KCK Ana Davası‘nın 26. duruşmasında savcı davanın başka bir ile nakli için gerekli mütaalanın hazırlanması amacıyla süre istedi, mahkeme duruşmayı erteledi.
Aralarında seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları ile insan hakları savunucularının da yer aldığı 104’ü tutuklu 152 Kürt siyasetçisinin yargılandığı “KCK” davasının 26’ncı duruşmasında İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey‘in Kürtçe konuşması üzerine mahkeme, “Erbey bilinmeyen dilde konuştu” diyerek mikrofonu kapattırdı. 25 Ağustos’a ertelenen duruşma için iddia makamının, davanın başka bir kentte nakledilmesi için talep ettiği süre kabul edildi.
“KCK” davasının Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 26’ncı duruşmasına devam edildi. Duruşmaya Nizamettin Onar, Zeynel Mat, İhsan Sevitek, Abdurrahman Tanrıverdi, Adnan Bayram ve Veysi Akar‘ın yanı sıra önceki başvurusu doğrultusunda ifade vermek için Diyarbakır İHD Şube Başkanı Muharrem Erbey, geniş önlemler altında duruşma salonuna getirildi. Duruşmayı BDP‘li vekillerin yanı sıra HAKPAR, KADEP, EMEP ve BDP’li yöneticiler de izledi.

Sanık avukatlarının katılmadığı duruşmada, İzmir Barosu’ndan Özkan Yücen ve Batman Barosu’ndan Zeki Ekmen katıldı. Duruşma sanıkların yoklaması ile başladı. Daha sonra önceki celsede mahkemenin OCAS sistemiyle talep ettiği avukat görevlendirmesinin ardından Diyarbakır Barosu’nun OCAS sistemi ile ilgili şifreyi değiştirmesiyle ilgili hususa ilişkin de tutanak tutan mahkeme, tutanağı dosyaya koydu.
Önceki celsede ifade vermesi beklenen ancak mazeret bildirerek duruşmaya katılmayan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey’e ifade ile ilgili konuşup konuşmayacağı soruldu. Erbey, Kürtçe cevap vererek “Ez bawerim, di celseya borî de daxwaznameya min ji hêla dadgehê ve şaş hatiye fêm kirin (İnanıyorum ki geçen celsede verdiğim dilekçe mahkeme tarafından yanlış anlaşıldı)” der demez mahkeme başkanı, Erbey’in mahkemenin anlamadığı bir dilde ifade verdiğini belirterek, mikrofonu kapatma talimatı verdi ve mikrofon kapatıldı. Ardından iddia makamı, sanıkların tutukluluk hallerinin devamını isteyerek, mahkemenin başka yere nakledilmesi için mütalaanın hazırlaması için süre talebinde bulundu.
Daha sonra söz alan Batman Barosu Avukatı Zeki Ekmen, duruşma zabıtlarının başından sonuna kadar hukuka aykırı tutulduğunu ve davanın hukuk çerçevesinde işlemediğini belirtti. Sanıklara bugüne kadar savunma hakkı verilmediği ve bu nedenle insan hakları sözleşmelerinin ihlal edildiğini belirten Ekmen, savunma hakkının adil bir şekilde sağlanmasını talep etti.
İzmir Barosu avukatlarından Özkan Yücen de, “Sanıklara savunma hakkı tanınmamıştır. Bu sağlanmadan diğer hususlara geçilmesi mümkün değildir” diyerek, savunma hakkının tanınması halinde avukatların da duruşmalara katılmasının mümkün olmadığını belirtti. Yücen, sanıkların düşündükleri ve onunla yaşam buldukları anadilleriyle yapılmak istenen savunmanın mahkeme tarafından bir an önce kabul edilmesini vurgulayarak, sanıkların avukatlarda özel vekaletleri bulunduğu için baronun avukat atamasının mümkün olmadığını belirtti. Yücen, bunun da hukuka aykırı olduğunu vurguladı.
Ardından Mahkeme Başkanı “Delilleri okumak istiyoruz, katılmak istiyor musunuz” diye avukatlara sordu. Her iki avukat da “Hayır usule uygun yargılama yapılmadığı takdirde katılmıyoruz. Savunma olanağı tanınmadığı müddetçe delil ikamesinin yapılması mümkün değildir” dedi.
Daha sonra mahkeme duruşmaya ara verdi. Aranın ardından duruşmaya devam eden mahkeme heyeti, verdiği ara kararda delilerin okunması ile ilgili verilen kararın bir kısım sanık müdafilerinin katılmaması nedeniyle delil okunmasına geçilemediğini kaydetti. Mahkeme sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, 6 tutuklu sanığın bir sonraki duruşmada hazır edilmesine, Diyarbakır Barosu’na müzakere yazılarak sanık için yeniden müdafi atanmasının yapılmasına, Baro tarafından şifresi değiştirilen OCAS sistemi nedeniyle kalem ile müdafi atanmasına, Kürtçe savunma ile ilgili yapılan talebin daha önceki celselerde verilen kararlar çerçevesinde reddine, davanın nakli ile ilgili iddia makamının mütalaanın hazır edilmesi için istediği süre talebinin kabul edilmesine karar vererek, duruşmayı 25 Ağustos tarihine erteledi. (Ajanslar)

Sol zeka Nazileri fena işletti!

0

Almanya’da solcu bir grup rock konserine giden Nazi sempatizanı ırkçılara yıkandığında değişerek beklenmedik bir sürpriz yapan tişörtler dağıtarak Nazileri fena halde işletti.

BBC’nin haberine göre, Alman Nazileri ülkenin doğusundaki Gera kentinde bir rock konseri düzenledi.

“Exit” adlı solcu bir örgüt ise, başka bir ad altında konser organizatörlerini arayarak konrese katılacaklara bedava tişört dağıtmak istediklerini bildirdi.

Üzerlerinde kafatasları, Nazi bayrakları ve “sert isyancılar” gibi sloganlar bulunan tişörtleri giyen Nazi sempatizanları, bu tişörtleri yıkadıklarında beklemedikleri bir sürprizle karşılaştı.

Yıkanan tişörtlerin üzerindeki kafatası ve Nazi bayraklarının yerini, aşırı sağdan vazgeçmeleri çağrısında bulunan “Tişörtünün yaptığını sen de yapabilirsin. Aşırı sağdan vazgeçmene yardımcı olabiliriz” sözlerinin aldığı görüldü.

“Exit” adlı grup, Almanya’daki Nazi sempatizanlarının büyük bir bölümünün henüz iyice katılaşmamış gençlerden oluştuğunu belirterek, bu tip “Truva atlarıyla” söz konusu gençleri değiştirebileceklerini düşünüyor. (CnnTurk)

Tottenham’daki eli sopalı Türk medyası… – Dağhan Irak

Bizim memlekette Tottenham denince akla futbol kapitalizminin sirke çevirdiği İngiltere Ligi’nde oynayan Tottenham Hotspur takımı gelir. Aslında bu, dünyanın hemen her yerinde böyledir. Ancak geçtiğimiz hafta bu durum değişti ve Londra’nın bu göçmen mahallesi polis şiddetine karşı başlayan isyanla dünyanın gündemine oturdu. Türkiye’de ise basın, günlerce dört çocuklu Mark Duggan’ın silahını bırakıp teslim olurken polis tarafından katledilmesinden hiç bahsetmedi. Tâ ki, olaylar “Türk mahallesi” olarak bilinen Haringey’e varana kadar…

Tottenham isyan alevleriyle yanarken bizim medya, dükkanlarını göstericilere karşı sopayla koruyan Türkler’in yanında saf tuttu. Gösteriler “çığrından çıkıncaya” kadar olayla hiç ilgilenmeyen basın, bir anda meseleyle ilgilenmeye ve hangi Türk dükkanlarının yağma edildiğinin seceresini tutmaya başladı. Öyle ki yayımlanan haberlerin birçoğunda kuyumcu dükkanlarının tek tek isimleri de var.

Tottenham’da yaşanan olaylarda medyanın aldığı tutum, aslında milliyetçiliğin sınıfla olan ilişkisi konusunda ciddi bir turnusol kağıdı özelliği görüyor. Öyle ki; olaya göstericiler gözünden bakabilir ve öfkenin neden bu kadar büyük olduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışabilirsiniz ya da sırf Türk oldukları için göstericileri sopayla bekleyenlerin tarafından olayı ele alabilirsiniz. İkisini birden yapmak da mümkün ancak hangisinin hangi dozda haberde yer alacağı yine sizin olaya hangi gözlükle baktığınızı ele verir. Mesela sopalı Türk kuyumcuları, tüm dünyanın konuştuğu bir olayla eşit ölçekte veriyorsanız bile yine milliyetçi gözlüklerinizi takmışsınız demektir. Şöyle düşünelim; bu sopayla bekleyenler Türk değil de Hollandalı olsa, hangi gazete bunu yazardı? Ya da daha beteri, Türk değil de Ermeni ya da Yunan olsalardı olay gazetelere nasıl yansırdı? “Aynı şekilde yansırdı” diyemiyorsanız, milliyetçiliğin bu olayda dahli var demektir. Tottenham’daki olayların ele alınış biçiminde çok net görülüyor ki, bizim basın da Türkler’in yanında olma niyetiyle elindeki “sanal sopa”yla göstericilerin karşısında yer aldı. Zaten Türkiye’de tanklar, panzerler Kürt çocuklarını öldürürken sessiz kalıp, İstanbul’da iki dükkanın vitrini kırıldığında yasını tutan medyadan sınıfsal olarak başkasını beklemek saçma olurdu. Medya bize yine alt sınıf isyancıların değil, kuyumcu esnafının yanında saf tutmamızı salık verdi. Bu ilk kez olmuyor. Milliyetçilik gazının da, bırakalım medya mensubunun kayda değmez ölçüdeki sınıf bilincini, son izan kırıntısını bile silip attığını söylemek mümkün.

Diğer taraftan elinde sopayla göstericileri bekleyen Türkler’in, Kıbrıslılar’ın İngiltere’de en çok yaşadığı mahallelerden birinde karşımıza çıkması tarihin acı bir tekerrürü olsa gerek. Kıbrıs, İngiltere kontrolündeyken işsiz Türkler, polis olarak istihdam edilip Rum entelijensiyasının örgütlediği sömürgecilik karşıtı hareketin karşısına sürülmüştü. Bu şekilde emperyalizm karşıtı bir hareketin egemenlere karşı verdiği mücadele etnik bir çatışmaya çevrilmiş, Ada halkları birbirine kırdırılmıştı. Britanya’nın milliyetçiliği kullandığı bu ucuz oyun Kıbrıs Türk tarafında, her yeri her yerine denk, taş gibi bazı İngiliz savcıları tarafından örgütlenmiş, İngiltere üslerini sağlama alıp defolduğunda bu taşlar Türkiye’deki derin devletin emperyal emellerine hizmete başlayıp Ayşe’nin tatil rezervasyonlarını yapmıştı. O tatil bugün hâlâ devam ederken, İngiltere’nin Kıbrıs’taki üsleri, en az Türkiyeli Türkler’in Ada’daki kumarhaneleri kadar bâki. Halklar ise iki tarafta milliyetçilik sosuyla marine edilmeye devam ediyor.

Bugün Tottenham’da eli sopalı Türkler görmek bana biraz da yukardaki hikayeyi hatırlattı. İngiltere’nin etnik sürtüşmenin kokusunu alıp kullanacağını sanmıyorum, zira dediğim gibi sopalı Türkler olaylarda yalnızca milliyetçi Türk medyasında yer alabilecek kadar yer tutuyorlar. Lakin, milliyetçiliğin her türlü sınıfsal örgütlenmeye, hak arama mücadelesine, emperyalizm karşıtlığına karşı her daim hazır olduğu uyuşturucu görevi belli ki bu olayda çoktan devreye girmiş durumda. Üç gün sonra İngiltere’deki isyan Türkiye’deki kamuoyunda “itin kopuğun, bozguncunun Türk esnafa saldırması” olarak hatırlanırsa şaşırmayın. Tıpkı Türkiye’deki pek çok isyanın bu şekilde hatırlandığı gibi…

Dağhan Irak – Birgün